İ'lây-ı Kelimetullah - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, İ'lây-ı Kelimetullah, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2935 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{İ'lây-ı Kelimetullah}   Okunma sayısı 2935 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9
İ'lây-ı Kelimetullah
« : 31/07/08, 06:48 »
İ'LÂY-I KELİMETULLAH

 
Allah'ın adını yüceltmek için Allah'ı inkar edenlere karşı savaşmak.

Sözlük anlamı, Allah'ın kelimesini yüceltmek demek olan "i'lây-ı kelimetullah", ıstılahta Allah'ın adını veya İslâm dininin tevhid akîdesini şanına uygun bir biçimde yüceltip yayma manasına gelir. Bu terim "cihat" kelimesiyle de ifade edilmektedir.

Bilindiği üzere İslâm, sadece belirli bir millete veya topluma değil, bütün insanlığa gelmiştir. İslâm'ın getirdiği bu hayrın bütün insanlara yetişmesi ve insanlık ile hayrın arasına hiçbir engelin girmemesi, Allah Teâlâ'nın kelimesinin yücelmesi demektir. Dolayısıyla bu İslâm nimetinin bütün insanlığı kuşatacak şekilde yayılmasına karşı çıkanlar, insanla hayrın arasına girmiş olacak, böylece Allah'ın kelimesine saldıran bir mütecaviz durumuna geleceklerdir. İşte bu engelleyici güçleri ortadan kaldırmak için yapılacak mücadele, Allah'ın kelimesini yüceltmeye çalışmak demektir. Bu mücadele (savaş), insanlara zorla İslâm dinini kabul ettirmek için değil, aksine onlara fikir ve vicdan hürriyeti vererek doğru yolu bulma imkanını elde etmeleri için yapılır. İslâm dini, hiç bir kimseyi kendisine inanmaya zorlamaz. Ancak, insanlığa, İslâm'ın yolunu tıkayanları etkisiz hâle getirerek hidayete etmeleri hususunda yardımcı olur.

İslâm, bütün dünyada adaleti ve doğruluğu yerleştirmek için gelmiştir. Öyleyse saldırganlar, zâlimler ve adalete muhâlif hareket edenler Allah'ın Kelimesinin zıddına bir davranış olur. Oysa müslümanların Allah'ın kelimesini yüceltmek için savaşmaları emredilmiştir. O kelimeden uzaklaşanları -kılıca sarılmak pahasına- tekrar O'na bağlamak gerekir. Her hâlükârda ve her yerde yerine getirilmesi gereken i'lây-i kelimetullah görevi; mutlak anlamda adaletin temininden, tecavüz ve düşmanlığın önlenmesinden ibarettir. Bu konuyu destekler mahiyette şu ayeti zikredebiliriz: "Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız; şüphesiz Allah adil davrananları sever" (el-Hucûrât, 49/9).

İslâm'da cihadın manası, ilâyı kelimetullah uğrunda ve İslâmî bir toplum sergileme yolunda elden gelen gayreti göstermektir. Bu cihattan ilk planda meşrû müdafaa demek olan, malın, ırzın, hayatın müdafaasından da öte; İslâm toplumunun oluşmasına engel olabilecek her şeyi ortadan kaldırmak, dinî hürriyeti elde etmek ve sonuçta İslâm toplumunu tesis etmek için Allah'ın hâkimiyetini sağlamak ve emirlerini uygulamak için yapılan çalışma ve uğraşılar anlaşılır. Ancak müslümanlar kesinlikle savaşı ve düşman ile karşılaşmayı arzu etmez, fakat savaş söz konusu olduğunda da ellerinden gelen gayreti sarfederler. Nitekim Allah Teâlâ, saldırgan tarafın barış isteğinin kabul edilmesini müslümanlardan şu ayet ile ister: "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah'a güven. O şüphesiz işitir ve bilir" (el-Enfâl, 8/61). Konuyla ilgili olarak şu hadis-i şerif de zikredilebilir: "Düşmanla karşılaşmaya pek istekli olmayın, fakat Allah'tan selamet dileyin. Bununla beraber, eğer onlarla karşılaşırsanız sebat edip sabırlı olun. Bilin ki, Cennet kılıçların gölgesi altındadır" (Buhârı, Cihad, 112; Müslim, Cihad, 19-20).

İnsanoğlunun yeryüzüne gönderiliş ve yaratılış gayesi, Allah'ın hakimiyetini ve hükümdarlığını kurmak, yalnız O'na kul olmak ve ibadet etmektir. İnsanı yaratılış gayesinden saptıran, Allah'a kul olmaktan çıkarıp kula kulluk eden güç, kuvvet ve otoritelere, Cenâb-ı Hakk'ın din ve hakimiyetine kafa tutmuş, insanların inanç ve düşünce hürriyetlerini gasp etmiş ve toplumu bir fesat çukurunun yanına sürüklemişlerdir. Kur'an-ı Kerîm ayetlerinin ifadesiyle, "hak, kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü inananları, iman etmelerinden sonra küfre döndürme hevesinde" (el-Bakara, 2/109) olan,"kendi dinlerine uyuncaya kadar asla dindarlardan hoşnut olmayan" (el-Bakara, 2/120) ve "güçleri yetse müslümanları dinlerinden döndürünceye kadar savaşa devam eden (el-Bakara 2/217) bu inkârcıların fitne ve fesatlarına engel olmak, insanları bu zihniyetteki kişilere kul olmaktan kurtarıp hak ve hürriyetlerini elde etmelerini sağlayacak Allah'a kulluğu ve O'nun hakimiyetini kurmaya çalışmak, Allah Teâlâ'nın insanlara bir emridir. Bu konudaki ilâhî buyruk, ayette ifadesini şöyle bulur: "Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tam anlamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur" (el-Bakara, 2/193). Bu sebeple İslâm devleti, dindar olduğunu iddia eden veya kendini ehl-i kitaba nisbet eden ve yahut müşrik olan kişi veya gruplara, Allah'ın hakimiyetine karşı kendi güç ve otoritesiyle karşı çıkarak fiilî şirkte bulundukları takdirde cihat ilân edecek ve bunu mukaddes bir görev bilecektir.

Öte yandan Kur'an-ı Kerîm'de i'lây-ı kelimetullah için, Allah'ın dinini yüceltmek ve yaymak için cihat edenlerden şu şekilde sitâyişle bahsedilir: "İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlarıyla Allah yolunda cihat edenler birbirine eşit değildir. Allah, mal ve canlarıyla cihat edenleri, mertebe yönüyle oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah cihat edenleri, oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır" (en-Nisâ, 4/95-96).

Allah için cihat edenlere ödül olarak verilecekler de şu ayetlerle bildirilir: "Ey inananlar! Sizi can yakıcı bu azaptan kurtaracak kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve peygamberine inanırsanız, Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihat ederseniz; bilseniz bu sizin için en iyi yoldur. Böyle yaparsanız Allah günahlarınızı size bağışlar; sizi içlerinde ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur" (es-Saff, 61/10-12); "Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kur'an'da söz verilmiş bir hak olarak Cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse yaptığınız alış verişe sevinin; bu büyük bir başarıdır" (et-Tevbe, 9/111).

Allah Teâlâ, müslümanları her an cihada hazır bir şekilde bulunmalarını isteyerek söyle buyurur: "Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar her türlü kuvvet ve cihat için, bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki, bununla Allah düşmanını, kendi düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, onun sevabı eksiksiz size ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız" (el-Enfâl, 8/60).

Cihadın ve savaşın İslâm düşmanlarına ne zamana kadar sürdürüleceği konusunda ayet-i kerime şu hükmü ortaya koyar: "O kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberin haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle; onlar hor ve küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşınız" (et- Tevbe, 9/29).

Diğer yandan, i'lây-ı kelimetullah veya diğer bir ifadeyle cihat konusu hadislerde de zengin bir biçimde ele alınmıştır:

Peygamber Efendimiz, gerçek manada Allah uğrunda cihat edenin kim olduğu sorusuna cevap verirken şöyle buyurmuştu: "Sadece Allah'ın ad yüce olsun diye (i'lay-ı kelimetullah için) cihat eden kişi Allah yolundadır" (Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 281-282). "Fazilet yönüyle insanların hangisi daha üstündür?" sorusuna "canıyla, malıyla Allah yolunda savaşan mümindir" (Buhârî, Cihâd, 2) Hz. Peygamber Allah yolunda cihat eden kişinin savaş alanında şehit olması halinde Allah'ın inâyeti ile hesapsız ve azapsız derhal Cennete gideceğini, şehit düşmeyip evine sağ salim döndüğü takdirde, eli boş değil, ya ecir ve sevapla veya hem sevap, hem de ganimetle döneceğini" (Kâmil Miras, Tecrid, VIII, 256) bildirir.

Bu hadisler gerçek manada Allah'ın adını yüceltmek için yola çıkıldığında Allah'ın yardımının muhakkak olacağını, değişik niyetlerle değil de sadece Allah için cihat edilmesi gerektiğini, böyle hareket eden müminlerin dünyada ve ahirette Allah'ın koruması altında bulunacağını bildirmektedir. Hadisler aynı zamanda cihat sevabının elde edilmesi için başka yolları da göstermektedirler. Bu konudaki bir hadiste şöyle bir bilgi vardır: "Her kim Allah uğrunda gaza edecek bir askerin, sefer için gereken eşyasını tedârik edip hazırlarsa, o da gaza etmişçesine sevaba nail olur. Yine her kim Allah yolunda gaza eden bir askerin, geride bıraktığı işlerine ve ailesine namuslu bir şekilde bakıp gözetirse, o da gaza etmiş gibi olur" (Kâmil Miras Tecrîd, VIII, 301).

Bütün bunların yanında, İslâm devleti mümkün olduğu kadar kuvvet hazırlamak, hazırlıklarını arttırmak ve geliştirmekle sorumludur. Ancak bu kuvvetlerin hazırlanması daima hidayete ve Hakk'a götürmeyi gaye edinmelidir. Bu devlet yeryüzünün en büyük kuvveti olmalı, batıl güçler ondan titremeli, yeryüzünün en icra köşesinde bile tesiri hissedilmelidir. Hiç kimsede ve hiçbir millette İslâm yurduna saldırma gücü kalmamalı, herkes Allah'ın saltanatına sığınmalı, hiç kimse İslâm davetine karşı çıkmamalı, insanları bu davete icabetten hiçbir şey alıkoymamalı, hakimiyet hakkına sahip olmayı ve insanları kendine kul yapmayı hiç kimse iddia edememelidir. Kısaca bütünüyle din, sadece Allah'ın olmalıdır (Seyyid Kutub, Fî Zılali'l-Kur'an, VII, 57).

Özetle, cihat bütün müslümanlara farzdır. Müslüman savaş alanına, yalnız Allah'ın kelimesinin yücelmesi ve O'nun hakimiyetinin sağlanması için çıkar.


Mefail HIZLI

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/ilayi-kelimetullah-t3193.0.html




Çevrimdışı berigel_beri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 460
  • Konu: 181
  • Derviş: 6330
  • Teşekkür: 6
Cevaplandı: İ'lây-ı Kelimetullah
« Cevapla #1 : 05/09/10, 15:04 »




Îlây-ı Kelimetullah : Allah'ın adını yüceltmek için, Allah'ı inkâr edenlere karşı savaşmak demektir.

Sözlük anlamı, “Allah'ın kelimesini yüceltmek” demek olan "i'lây-ı kelimetullah", ıstılahta Allah'ın adını veya İslâm dininin tevhid akîdesini şânına uygun bir biçimde yüceltip yayma mânâsına gelir. Bu terim "cihad" kelimesiyle de ifâde edilmektedir.

Bilindiği üzere İslâm, sadece belirli bir millete veya topluma değil, bütün insanlığa gelmiştir. İslâm'ın getirdiği bu hayrın bütün insanlara ulaşması ve insanlık ile hayrın arasına hiçbir engelin girmemesi, Allah Teâlâ'nın kelimesinin yücelmesi demektir. Dolayısıyla bu İslâm nimetinin bütün insanlığı kuşatacak şekilde yayılmasına karşı çıkanlar, insanla hayrın arasına girmiş olacak, böylece Allah'ın kelimesine saldıran bir mütecâviz/saldırgan durumuna geleceklerdir. İşte bu engelleyici güçleri ortadan kaldırmak için yapılacak mücâdele, Allah'ın kelimesini yüceltmeye çalışmak demektir. Bu mücâdele (savaş), insanlara zorla İslâm dinini kabul ettirmek için değil, aksine onlara fikir ve vicdan hürriyeti vererek doğru yolu bulma imkânını elde etmeleri için yapılır. İslâm dini, hiçbir kimseyi kendisine inanmaya zorlamaz. Ancak, insanlığa, İslâm'ın yolunu tıkayanları etkisiz hâle getirerek hidâyete ermeleri hususunda yardımcı olur.

İslâm, bütün dünyada adâleti ve doğruluğu yerleştirmek için gelmiştir. Öyleyse saldırganlar, zâlimler ve adâlete muhâlif hareket edenler, Allah'ın kelimesinin zıddına davranmış olur. Oysa müslümanların Allah'ın kelimesini yüceltmek için savaşmaları emredilmiştir. O kelimeden uzaklaşanları -kılıca sarılmak pahasına- tekrar O'na bağlamak gerekir. Her hâlükârda ve her yerde yerine getirilmesi gereken i'lây-i kelimetullah görevi; mutlak anlamda adâletin temininden, tecâvüz ve düşmanlığın önlenmesinden ibârettir. Bu konuyu destekler mâhiyette şu âyeti zikredebiliriz: "Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; Eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar savaşınız; Eğer dönerlerse aralarını adâletle bulunuz, âdil davranınız; şüphesiz Allah âdil davrananları sever." (49/Hucûrât, 9).

İslâm'da cihadın mânâsı, ilâ-yı kelimetullah uğrunda ve İslâmî bir toplum sergileme yolunda elden gelen gayreti göstermektir. Bu cihaddan ilk planda meşrû müdâfaa demek olan, malın, ırzın, hayatın müdâfaasından da öte; İslâm toplumunun oluşmasına engel olabilecek her şeyi ortadan kaldırmak, dinî hürriyeti elde etmek ve sonuçta İslâm toplumunu tesis etmek için Allah'ın hâkimiyetini sağlamak ve emirlerini uygulamak için yapılan çalışma ve uğraşılar anlaşılır. Ancak müslümanlar kesinlikle savaşı ve düşman ile karşılaşmayı arzu etmez, fakat savaş söz konusu olduğunda da ellerinden gelen gayreti sarfederler. Nitekim Allah Teâlâ, saldırgan tarafın barış isteğinin kabul edilmesini müslümanlardan şu âyet ile ister: "Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah'a güven. O şüphesiz işitir ve bilir." (8/Enfâl, 61). Konuyla ilgili olarak şu hadis-i şerif de zikredilebilir: "Düşmanla karşılaşmaya pek istekli olmayın, fakat Allah'tan selâmet dileyin. Bununla beraber, eğer onlarla karşılaşırsanız sebat edip sabırlı olun. Bilin ki, Cennet, kılıçların gölgesi altındadır." (Buhârî, Cihad 112; Müslim, Cihad 19-20)

İnsanoğlunun yeryüzüne gönderiliş ve yaratılış gayesi, Allah'ın hâkimiyetini ve hükümdarlığını kurmak, yalnız O'na kul olmak ve ibâdet etmektir. İnsanı yaratılış gayesinden saptıran, Allah'a kul olmaktan çıkarıp kula kulluk ettiren güç, kuvvet ve otoritelere, Cenâb-ı Hakk'ın din ve hâkimiyetine kafa tutmuş, insanların inanç ve düşünce hürriyetlerini gasp etmiş ve toplumu bir fesat çukurunun yanına sürüklemişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin ifâdesiyle, "hak, kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü inananları, iman etmelerinden sonra küfre döndürme hevesinde" (2/Bakara, 109) olan, "kendi dinlerine uyuncaya kadar asla dindarlardan hoşnut olmayan" (2/Bakara, 120) ve "güçleri yetse müslümanları dinlerinden döndürünceye kadar savaşa devam eden” (2/Bakara 217) bu inkârcıların fitne ve fesatlarına engel olmak, insanları bu zihniyetteki kişilere kul olmaktan kurtarıp hak ve hürriyetlerini elde etmelerini sağlayacak Allah'a kulluğu ve O'nun hâkimiyetini kurmaya çalışmak, Allah Teâlâ'nın insanlara bir emridir. Bu konudaki İlâhî buyruk, âyette ifâdesini şöyle bulur: "Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tam anlamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur." (2/Bakara, 193). Bu sebeple İslâm devleti, dindar olduğunu iddiâ eden veya kendini ehl-i kitaba nisbet eden ya da müşrik olan kişi veya gruplara, Allah'ın hâkimiyetine karşı kendi güç ve otoritesiyle karşı çıkarak fiilî şirkte bulundukları takdirde cihad ilân edecek ve bunu mukaddes bir görev bilecektir.

Öte yandan, Kur'ân-ı Kerîm'de i'lây-ı kelimetullah için, Allah'ın dinini yüceltmek ve yaymak için cihad edenlerden şu şekilde sitâyişle bahsedilir: "İman edenlerden özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler birbirine eşit değildir. Allah, mal ve canlarıyla cihad edenleri, mertebe yönüyle oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vaadetmiştir, ama Allah cihad edenleri, oturanlara; büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır." (4/Nisâ, 95-96)

Allah için cihad edenlere ödül olarak verilecekler de şu âyetlerle bildirilir: "Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak kazançlı bir ticareti/yolu size göstereyim mi? Allah'a ve peygamberine inanırsınız, Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihad edersiniz; bilseniz bu sizin için en iyi yoldur. Böyle yaparsanız Allah günahlarınızı size bağışlar; sizi içlerinde ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. Büyük kurtuluş budur." (61/Saff, 10-12); "Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen mü'minlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kur'an'da söz verilmiş bir hak olarak Cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse yaptığınız alış verişe sevinin; bu büyük bir başarıdır." (9/Tevbe, 111)

Allah Teâlâ, müslümanların her an cihada hazır bir şekilde bulunmalarını isteyerek söyle buyurur: "Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar her türlü kuvvet ve cihad için, bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki, bununla Allah düşmanını, kendi düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, onun sevabı eksiksiz size ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız." (8/Enfâl, 60). Cihadın ve savaşın İslâm düşmanlarına ne zamana kadar sürdürüleceği konusunda âyet-i kerime şu hükmü ortaya koyar: "O kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberin haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle; onlar hor ve küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşınız." (9/Tevbe, 29)

Diğer yandan, i'lây-ı kelimetullah veya diğer bir ifadeyle cihad konusu, hadislerde de zengin bir biçimde ele alınmıştır. Peygamber Efendimiz, ‘gerçek mânâda Allah uğrunda cihad edenin kim olduğu' sorusuna cevap verirken şöyle buyurmuştu: "Sadece Allah'ın adı yüce olsun diye (i'lay-ı kelimetullah için) cihad eden kişi, Allah yolundadır." (Sahih-i Buhârî, Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 281-282). "Fazilet yönüyle insanların hangisi daha üstündür?" sorusuna şöyle cevap vermiştir: "Canıyla, malıyla Allah yolunda savaşan mümindir." (Buhârî, Cihâd, 2). Hz. Peygamber “Allah yolunda cihad eden kişinin savaş alanında şehid olması halinde Allah'ın inâyeti ile hesapsız ve azapsız derhal Cennete gideceğini, şehid düşmeyip evine sağ sâlim döndüğü takdirde, eli boş değil, ya ecir ve sevapla veya hem sevap, hem de ganimetle döneceğini” (Sahih-i Buhârî, Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 256) bildirir.

Bu hadisler gerçek mânâda Allah'ın adını yüceltmek için yola çıkıldığında Allah'ın yardımının muhakkak olacağını, değişik niyetlerle değil de, sadece Allah için cihad edilmesi gerektiğini, böyle hareket eden mü'minlerin dünyada ve âhirette Allah'ın koruması altında bulunacağını bildirmektedir. Hadisler aynı zamanda cihad sevabının elde edilmesi için başka yolları da göstermektedir. Bu konudaki bir hadiste şöyle bir bilgi vardır: "Her kim Allah uğrunda gazâ edecek bir askerin, sefer için gereken eşyasını tedârik edip hazırlarsa, o da gazâ etmişçesine sevaba nail olur. Yine her kim Allah yolunda gazâ eden bir askerin, geride bıraktığı işlerine ve ailesine namuslu bir şekilde bakıp gözetirse, o da gazâ etmiş gibi olur." (Sahih-i Buhârî, Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 301)

Bütün bunların yanında, İslâm devleti mümkün olduğu kadar kuvvet hazırlamak, hazırlıklarını arttırmak ve geliştirmekle sorumludur. Ancak bu kuvvetlerin hazırlanması daima hidâyete ve Hakk'a götürmeyi gâye edinmelidir. Bu devlet yeryüzünün en büyük kuvveti olmalı, bâtıl güçler ondan titremeli, yeryüzünün en ücrâ köşesinde bile tesiri hissedilmelidir. Hiç kimsede ve hiçbir millette İslâm yurduna saldırma gücü kalmamalı, herkes Allah'ın saltanatına sığınmalı, hiç kimse İslâm dâvetine karşı çıkmamalı, insanları bu dâvete icâbetten hiçbir şey alıkoymamalı, mutlak hâkimiyet hakkına sahip olmayı ve insanları kendine kul yapmayı hiç kimse iddiâ edememelidir. Kısaca din, bütünüyle sadece Allah'ın olmalıdır (Seyyid Kutub, Fî Zılali'l-Kur'an, VII, 57). Özetle, cihad, bütün müslümanlara farzdır. Müslüman savaş alanına, yalnız Allah'ın kelimesinin yücelmesi ve O'nun hâkimiyetinin sağlanması için çıkar.



Mefail Hızlı, Şamil İslâm Ans.






Çevrimdışı İntisab

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.488
  • Konu: 4
  • Derviş: 9353
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: İ'lây-ı Kelimetullah
« Cevapla #2 : 06/09/10, 02:19 »
 X:01 :X06 :X06 :X06



Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: İ'lây-ı Kelimetullah
« Cevapla #3 : 01/04/11, 23:32 »
Alıntı
Hiç kimsede ve hiçbir millette İslâm yurduna saldırma gücü kalmamalı, herkes Allah'ın saltanatına sığınmalı, hiç kimse İslâm davetine karşı çıkmamalı, insanları bu davete icabetten hiçbir şey alıkoymamalı, hakimiyet hakkına sahip olmayı ve insanları kendine kul yapmayı hiç kimse iddia edememelidir. Kısaca bütünüyle din, sadece Allah'ın olmalıdır (Seyyid Kutub, Fî Zılali'l-Kur'an, VII, 57).

Allahu Teala(c.c) razı olsun.

 :X06



Çevrimdışı Murat Ayhan

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.573
  • Konu: 269
  • Derviş: 737
  • Teşekkür: 67
    • Terk-i-Ben
Cevaplandı: İ'lây-ı Kelimetullah
« Cevapla #4 : 02/04/11, 07:38 »
Özetle, cihat bütün müslümanlara farzdır. Müslüman savaş alanına, yalnız Allah'ın kelimesinin yücelmesi ve O'nun hakimiyetinin sağlanması için çıkar.

sakincali bir yazi bazi terör örgütleri kendilerine bu tür yazilarla adam toplarlar...veya bu yönde sohbet ederler , hizbullah gibi...

milleti kurtarmaya giden önce kendi kalesini feth etsinde sonra disariya bakmaya firsat bulsun...

kalbini istila etmisler kendi evinde maglub olmussun , kendini kurtaramiyan milleti nasil kurtarir...

müslüman önce cihad-i ekber olan nefsiyle savasini yener sonra gerisine bakar, sonra ailesi, aile iyali, komsu akrabasi, caddesi, mahallesi,semti,sehri,yurdu .....ves.

birileri büyük savasi birakib kücük savaslarla ugrasmaya basliyor...her isimiz gibi bunuda tersinden yapiyor....

"Müslüman savaş alanına, yalnız Allah'ın kelimesinin yücelmesi ve O'nun hakimiyetinin sağlanması için çıkar."

bunu yapabilmek icin önce nefs ıslah olmasi lagzim, yoksa hani hadisde belirtildigi gibi mahser günündeki yalanci sehitlerden oluruz Allah(cc) muhafaza, kahraman desinler diye, sehid, gazi desinler diye , baska memeleket görmek icin gidenlerden oluruz ... sonrasi cehennem

herseyde sirf Allah(cc) rizasini gözetmek zordur suanki halimizle nefsin binbir türlü hilesi seytanin ihvasi varken...

hos sofi desinler , muhabbetli sofi desinler, hizmet ehli desinler , hal sahibi desinler ... sohbetimizde , durusumuzda , namazimizda , zikrimizde , hallerimizde , "cezbelerimizde" ... nefsin ne gibi halleri, hileleri, niyetleri gizli, Allah(cc) ve bildirdikleri bilir...

herkez otursun oturdugu yerde kendi kalesine baksin, etrafimizdakiler bizim Allah(cc) dememize muhtacken...hepsinden önce kendimiz muhtacken kime ne verecegz...

bu is sonra Hz.Ömer(R.A.) ne istersiniz diye sorubda herkezin 10 tane at , 10 tane deve söyle olsun böyle olsun onlarla müslümanlar cihad etsin dedigi olaya benzer . mübaregin dedigi gibi :

ben 10 tane adam gibi Adam isterim....bu isler seninle benimle olmaz...

hz. Mevlana´nin (K.S.) savas meydanina cikib "BOM BOM" diye bagiran adamdan hic bahsetmeyecegim bile...


kalin muhabbetle...


" BEN`i terk et , O´nu bulursun ! "

ESKİ 'AKİF15'

Çevrimdışı deligibi

  • Üye
  • **
  • İleti: 65
  • Konu: 5
  • Derviş: 7113
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İ'lây-ı Kelimetullah
« Cevapla #5 : 02/04/11, 07:53 »
Özetle, cihat bütün müslümanlara farzdır. Müslüman savaş alanına, yalnız Allah'ın kelimesinin yücelmesi ve O'nun hakimiyetinin sağlanması için çıkar.

sakincali bir yazi bazi terör örgütleri kendilerine bu tür yazilarla adam toplarlar...veya bu yönde sohbet ederler , hizbullah gibi...

milleti kurtarmaya giden önce kendi kalesini feth etsinde sonra disariya bakmaya firsat bulsun...

kalbini istila etmisler kendi evinde maglub olmussun , kendini kurtaramiyan milleti nasil kurtarir...

müslüman önce cihad-i ekber olan nefsiyle savasini yener sonra gerisine bakar, sonra ailesi, aile iyali, komsu akrabasi, caddesi, mahallesi,semti,sehri,yurdu .....ves.

birileri büyük savasi birakib kücük savaslarla ugrasmaya basliyor...her isimiz gibi bunuda tersinden yapiyor....

"Müslüman savaş alanına, yalnız Allah'ın kelimesinin yücelmesi ve O'nun hakimiyetinin sağlanması için çıkar."

bunu yapabilmek icin önce nefs ıslah olmasi lagzim, yoksa hani hadisde belirtildigi gibi mahser günündeki yalanci sehitlerden oluruz Allah(cc) muhafaza, kahraman desinler diye, sehid, gazi desinler diye , baska memeleket görmek icin gidenlerden oluruz ... sonrasi cehennem

herseyde sirf Allah(cc) rizasini gözetmek zordur suanki halimizle nefsin binbir türlü hilesi seytanin ihvasi varken...

hos sofi desinler , muhabbetli sofi desinler, hizmet ehli desinler , hal sahibi desinler ... sohbetimizde , durusumuzda , namazimizda , zikrimizde , hallerimizde , "cezbelerimizde" ... nefsin ne gibi halleri, hileleri, niyetleri gizli, Allah(cc) ve bildirdikleri bilir...

herkez otursun oturdugu yerde kendi kalesine baksin, etrafimizdakiler bizim Allah(cc) dememize muhtacken...hepsinden önce kendimiz muhtacken kime ne verecegz...

bu is sonra Hz.Ömer(R.A.) ne istersiniz diye sorubda herkezin 10 tane at , 10 tane deve söyle olsun böyle olsun onlarla müslümanlar cihad etsin dedigi olaya benzer . mübaregin dedigi gibi :

ben 10 tane adam gibi Adam isterim....bu isler seninle benimle olmaz...

hz. Mevlana´nin (K.S.) savas meydanina cikib "BOM BOM" diye bagiran adamdan hic bahsetmeyecegim bile...


kalin muhabbetle...

Eğer küçük cihatlar olmasaydı büyük cihatları yapacak can kalmazdı değil mi?
Cihat farzdır ayetlerle hadislerle sabittir.
Allah adını yüceltmek farklıdır terör örgütü farklıdır.
Terörün dini, imanı yokki bu yazı sakıncalı olsun.



Çevrimdışı berigel_beri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 460
  • Konu: 181
  • Derviş: 6330
  • Teşekkür: 6
Cevaplandı: İ'lây-ı Kelimetullah
« Cevapla #6 : 02/04/11, 14:00 »
sakincali bir yazi bazi terör örgütleri kendilerine bu tür yazilarla adam toplarlar...veya bu yönde sohbet ederler , hizbullah gibi...


Selamun Aleykum,

Elbette kişi kendisini yetiştirmelidir, nefis mücadelesi büyük cihaddır. Fakat işin birde diğer boyutu vardır. Konuya tek bir açıdan yaklaşmamak gerekiyor. Yeryüzünde küfrü ve zulmü ortadan kaldırmak, Allah'ın ahkâmının yeryüzünde hakim olmasını sağlamak bütün müslümanların düsturudur/ öyle olmalıdır. Çünkü inanan insanın küfre ve zulme karşı rıza göstermesi kesinlikle sözkonusu olamaz. Eliyle, diliyle veya elinden birşey gelmiyorsa hiç değilse buğuzla tepkisini ortaya koymalıdır. Bu din, bizden bunu istiyor. Tasavvuf ehlinin hayatını iyi incelediğimizde nefs terbiyesine çok büyük önem verdikleri gibi, yine tasavvuf ehlini, yeri geldiğinde küffara karşı cihadda her zaman en ön saflarda olduğunu da görmekteyiz. Sadece bu konuda Hindistan'da İmam-ı Rabbani (k.s) Hz.lerinin küfre karşı vermiş olduğu takdire şayan mücadeleyi araştırsak yeterli olacaktır sanırım. Zaten tasavvuftaki nefs mücadelesinden gaye, dinin istediği formattaki kâmil insan tipini yetiştirmek, kendisine ve insanlığa faydalı bir birey haline getirmektir. Ve bundan sonra bütün gücüyle Allah'ın dinine hizmet etmek, bu konudaki sözleşmesinin (ahdinin) gereğini yerine getirmektir. İnsanın zaten yaradılış gayesi de budur. Yoksa tasavvuf ehli olmak demek, bir kenara çekilip sadece kendi nefsini düşünmek, dünyadan el-ayak çekmek demek değildir. Gaye, kendi nefsini ıslahtan sonra, ebna-i cinsinden olan bütün insanlığı ıslah ve irşaddır. Tebliğdir. Rasulullah'ın varisi Rabbani alimler de ömrünü hep buna adamışlardır.

Bütün peygamberlerin Tevhid mücadelesinin özü budur. Rasulullah'ın (s.a.v) biricik davası bu idi. O'nu takip eden Hülefa-i Raşidin ve sonradan gelen İslam Devletleri de hep bu yolu takip ettiler. Osmanlılar zamanında dedelerimizin de  mücadelesi  İ'lay-ı Kelimetullah idi. Yani, Allah'ın adını yaymak ve yüceltmek, küfrü ortadan kaldırarak Allah'ın ahkâmını yeryüzüne hakim kılmaktı. Zira Allah'ın Kelâmı mezardaki ölülerden çok, biz yaşayan dirilere hitap etmektedir. Yine Allah'ın Kelâmı, evimizin başköşesinde aklımıza geldiğinde elimize alıp okunmaktan başka, bizzat Allah'ın hükümlerinin her alanda hayatımıza hakim olmasına çalışılmak say-u gayretini de gerektirir. İşin özü de budur, vesselam..


Akif kardeşime aşağıdaki linklerdeki konulara göz atmasını öneririm. Dua ile..

Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  



Çevrimdışı MeM_04

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 1
  • Konu: 0
  • Derviş: 17358
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: İ'lây-ı Kelimetullah
« Cevapla #7 : 21/10/11, 13:30 »
Allah Yolunda Mücadele Eden ve Direnen Cemate Nasıl Terör Örgütü Diyebiliyorsun? Hiçmi Allah'ın Hesabından Korkmuyorsun Kendilerine Terör Dediğin Bu Cemaat Allah'ın Huzurunda Senin Yakana Yapışmayacaklar mı? AKİF15




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Ynt: Tıkla beni.. Senai Demirci - Affeyle ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.753 saniyede oluşturulmuştur


İ'lây-ı KelimetullahGüncelleme Tarihi: 22/09/19, 14:18 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim