İnfaksızlık, İnsafsızlıktır - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22907 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, İnfaksızlık, İnsafsızlıktır, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1269 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{İnfaksızlık, İnsafsızlıktır}   Okunma sayısı 1269 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
İnfaksızlık, İnsafsızlıktır
« : 06/07/12, 00:32 »

İnfak ahiret yatırımıdır

İnfak, nafaka vermek demektir. Nafaka da geçindirecek kadar vermek, beslemek anlamına gelir. Dini geleneğimizde, Allah rızası için akrabaya, fakire, zaruri ihtiyaçlarını giderecek kadar mal ya da para vererek, geçimlerini sağlamak infaktır.

Rabbimiz, kendi yolunda harcayanları överek anmış, “Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infak ederler.” buyurmuştur. (Bakara Suresi, 3)

Bu ayet, aynı zamanda Müslüman’a, elindekilerin hakiki SAHİB’ini de hatırlatır. İnfak eden Müslüman bilir ki, sahip olduklarının sadece emanetçisidir. Mal, mülk, servet, her şey, Allah’ın kuluna lütfu, hediyesi ve ihsanıdır.

İnfak, ihsana uğrayanın, ihsanı muhtaçlarla paylaşmasıdır. Bu sebeple, elindeki emanetin bir kısmını ihtiyaç sahibine veren kişi, övünemez, üstünlük taslayamaz, başa kakamaz, minnet yükleyemez. Kendisini, aşçı elindeki kepçe gibi görür. Fakirin kazanına aş dolduran kepçe, yaptığı bu iyilikten dolayı övünebilir mi?

Aslında, veren mü’min, çok önemli bir manevi yatırım yapmış oluyor. Bir başka tabirle, Rabbi ile bir ticaret yapıyor. Az veriyor, çok alıyor… Dünyada veriyor, ahrette ebedi kazançlara kavuşuyor. Azın nasıl çoğa dönüştüğünü Allah celle celaluhu şöyle beyan buyurur:

“Allah yolunda mallarını harcayanların misali, yedi başak bitiren bir tane gibidir ki her başakta yüz tane vardır. Allah, dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir. O her şeyi bilir.” (Bakara, 261)

Bu müjde sebebiyle, mü’min verirken cömert davranır. Çünkü Rabbi’nin sınırsız cömertliğine inanır. Her şeyi bilen Yüceler Yücesi, hiçbir iyiliği zayi etmeyecek, aksine akıl ve havsalayı zorlayacak derecede mükâfatlandıracaktır.

Bu açıdan, infak bir ahret yatırımıdır, denilebilir. Ancak, bu yatırımın da Rabbimizce belirlenmiş kalite şartları vardır: “Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin kalbini kırmayan kimseler var ya onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.” (Bakara, 262)

Yardımı reklam gibi yapmamalı

Demek oluyor ki, bir yardımın, hakiki manada infak olması için fakirin kalbini kıracak davranışlardan mutlaka sakınmak gerekir. Öyleyse kameralar eşliğinde, bir perişanlığı, sefaleti, bütün ayrıntılarıyla döndüre dolaştıra göstermek… Sonra da verilen yardım için “Hadi bakalım, ne diyeceksin, duygularını alalım” diyerek mikrofon uzatmak, infak ruhunu ve dolayısıyla da yardımın sevabını çokça zedeliyor.

İnfakı alenileştirmek, ancak bu ibadeti özendirmek ve yaygınlaştırmak maksadıyla yapılabilir. O da yardımı alanı asla rencide etmeden gerçekleştirilmelidir.

Fakire harcadığının, aslında Allah yoluna sarf edilmiş olduğunu bilen bir mü’min; infakı ne reklama, ne gösterişe, ne de üne şana alet eder. Çünkü iyiliğinin karşılığını verecek olanın katında, bunların hiçbir hükmü ve değeri yoktur. Aksine bu tür davranışlar, infakı manevi zemininden çıkaran ve dünyevileştiren basitliklerdir.

Önce insana yardım

İnfakı hedefinden saptıran çok önemli bir husus da fakirin ve muhtaç kişinin hakkını, tümüyle müesseselere, vakıflara, derneklere tahsis etmektir. Tabii ki yoksulu koruyup kollayan kurum ve kuruluşlar da infaktan nasiplenmelidir ama asıl hedef, muhtaç kişinin bizzat kendisidir.

Müslüman; camiye, okula, hastaneye, yola, köprüye, çeşmeye de himmet eder. Ancak, infak, ilk elden fakirin hakkıdır. Bu anlamda da toplumun görünmeyen sigortasıdır. Taşa, toprağa, binaya da yardım yapılmalı ama önce insana, aça, çıplağa, okul yolundaki yoksula, yetime, öksüze… Yani, infakın öncelikli fonksiyonu, yoksulun yüzünü güldürmektir.

‘Fakir bayramı’ Ramazan

İnfak deyiminin içindeki zekât, sadaka, yardım ve diğer iyilikler, özellikle de Ramazan-ı Şerif’te coşar. İbadetlerin bire bin karşılığı olan bu kutlu zaman diliminde, mü’minler hayır hasenat yarışına girerler. Yüzü gülmedik fakir kalmasın diye uğraşırlar.

Böylece Ramazan, baştan sona bir fakir bayramına dönüşür. Ramazan’ın sonuna doğru, fıtır sadakasıyla taçlanan infak heyecanı, bayramın sevincini her yana, her kesime yayar.

Bu Ramazan’a, yabancılar bile imrenir. Çünkü Ramazan, insanları infak ruhuyla birer iyilik meleği haline getirir, kardeşliği pekiştirir. Ötekileşmeyi, dışlanmayı, aşağılamayı, hatta ırkçılığı ve din farkını bile ortadan kaldırarak, komşuları hısım akraba haline getirir. Çünkü kim olursa olsun, infak aşkı herkesi kavrar, kuşatır. Mü’min insana, Hz. Ali’nin (radıyallahu anhu) penceresinden bakar: İnsanlar, ya dinde kardeşin ya da yaratılışta bir eşindir.”

Güzeller Güzeli Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de Ramazan’da, uğramadık bir yoksul bırakmamacasına, püfür püfür esen bir bahar meltemi gibi eser de eser, ruhları derinden ve gerçekten neşelendirirdi. Böylece mü’minlere, fiilen bir cömertlik dersi de verirdi.

Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme göre, infak, aile fertlerini de kapsar. Zira mü’minin eşine ve çocuklarına harcadığı da sadaka sevabı kazandırır.

Helalden kazanmak ve israf etmemek şartıyla, en yakınlarından başlayarak, vermek, vermek ve vermeye doyamamak, mü’minin şiarıdır. Bunu, vererek alma kültürünü, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem öğretmiştir insanlığa… Allah’ın verdiğini, Allah’ın kullarıyla paylaşmak, muhteşem bir erdemdir. Temelinde derin ve kesin bir Allah ve ahret inancı vardır.

Ceddimizin infak coşkusu

Özellikle de atalarımız, bu hususta muazzam bir hassasiyet göstermişler, infakı insandan, hayvana, bitkiye ve bütün kâinata yaymışlardır. Aç insanları aşmış, aç hayvanlara ulaşmışlardır. Ağır kış şartlarında, aç kalmış kurtları bile düşünmüşler, onlara yedirilecek etlerin derdine düşmüşler. Hasta leyleklere bakmak için harekete geçmişler. Binalara, kuş evleri yapmışlar. Sadece besledikleri hayvanlara değil, köydeki, şehirdeki bütün kedilere, köpeklere, kuşlara sahip çıkmışlardır.

Osmanlı insanı, infak heyecanını nasıl da nezih, nasıl da ince geçirir hayata… O merhametli gönlüyle, taşı, mermeri bile yumuşatmış, bir infak abidesine dönüştürüp, adına da SADAKA TAŞI demiştir.

Yine, o güzel gönüllü ecdat, Ramazan’da coşmuş infak ruhuyla kenar mahallelere gider, fakir insanların alışveriş yaptığı bakkalı bulur. Alacak defterini açtırır. O an söyleyiverdiği iki rakam arasına isabet eden sayfalarındaki borçları toplattırıp bütününü öder. Kimin ve kaç kişinin ne kadar borcunu ödediğini bilmez, bilmek de istemez. Toplam borcu, kendi borcuymuş gibi ödeyip hızla oradan uzaklaşır. Çünkü tanınmak istemez. Ama tanımadığı mahalle bakkalına yüzde yüz bir itimatla, yüklüce bir parayı tereddütsüz bırakır.

Bakkal amca, aybaşında borcunu ödemeye gelmiş olan fakir müşterisine, “Borcunuz ödenmiştir. Hayır sahibine dua ediniz” der. Böylece, mübarek ayda, makbul dualar bereketlenir.

Fakir Ahmet amca, bir sabah, gecekondusunun önüne odun, kömür yığıldığını görür. “Evladım bir yanlışlık olmasın; benim böyle bir siparişim yok” der. Adres kontrol edilir, doğrudur. Odunlar daha sobaya girmeden ısıtır gönülleri infak sırrıyla…

Zengin Müslüman, apartman görevlisinin eline uzunca bir liste vererek alışverişe gönderir. “Bu listede yazılı olan gıda maddelerini iki kere alacak, ayrı paketleteceksin” der. Adamcağız görevini yapar, iki kocaman çuvalı kapının önüne koyar. Bunlardan biri ev sahibi tarafından teşekkür edilerek içeriye alınır, “Ötekisi, sizin, hadi afiyet olsun” der.

Böylece, apartmanın son katı ile bodrum katı birbirine kopmaz bağlarla bağlanır.

İnfak sadece maddi değildir

İnfak sadece maddi değildi. “Tebessüm, sadakadır; fakire verecek sadaka paranız yoksa hele de muhtacına tebessüm edin, sadaka sevabı kazanın” güzelliği, bize Efendimiz’in hediyesi değil midir?

“Her iyilik sadakadır” genellemesi, infakı nasıl da sınırsızlaştırır. Özellikle, KUR’AN AYI olan Ramazan’da, her yandan iyilik, hayır, yardım sesleri duyulur. 
   
“Hoş söz sadakadır.” Bu buyruğun çıktığı fem-i muhsine layık olmak için açılır ağızlar ve “Ya hayır söylerler ya da susarlar.” Bilhassa da Ramazanlaşmış yürekler söz güzeli olurlar.

Sahip olduğu ilmi paylaşmak da sadakadır. Bu nebevi haber, evleri mektep yapar; anne babaları da hoca… Allah’ın evi camileri de ilim irfan yuvasına çevirir; her sütunun dibinde bir âlim şakır, doymak isteyen kafa midelerine hitap eder, ilmi paylaşırlar.

Sofrada, “Eşinin ağzına lokma sunmak” zarafeti bile, bu çerçevede Efendimiz tarafından infak, (sadaka) olarak anılmıştır. Daha nice inceliklerle süslü muhabbet çıkarmaları, evi bir sevgi cenneti yapar, ailede muhabbet akışını güçlendirir. Böylece kalp mideleri de doymuş olur, yürekler birbirine kenetlenir.

Öksüzün, yetimin başını okşamak, kimsesizin kimsesi olmak da infaktır. İnfak bereketi, mü’mini, her tehlikede sığınılacak bir güvenli liman haline getirir.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin,“Her iyilik sadakadır” genellemesi ile infakı nasıl da sınırsızlaştırır.


Gizle ve unut!

“Sağ elin verdiğini sol elin duymaması” da emr-i Muhammedi’dir (sallallahu aleyhi vesellem). Demek ki, bütün kırık ve buruk kalpleri kapsayan infak güzelliğinin şartı gizliliktir; hatta kendisinden de gizli uzanmaktır gönülleri tamire… Bir başka deyimle, iyiliği kendisinden bilmemek, lütf-u Rabbani sayarak şükretmek ve mümkünse, üzerinde durmayarak unutmaktır. Evet, yaptığı iyiliği hemen unutmak, unutmaların en güzelidir. Gerçekten kul olana, Tevhid hakikatinden haberdar olana da bu unutuş ne hoş yakışır.

Mahallenin kenarından da uzakta, tek odalı kerpiç bir sığınakta yaşayan ihtiyar adam, o gün yine dalgın, düşünceli, dudakları dualı ağır ağır yürüyordu.

Onu çoktan fark eden ve zamanlardır takibe alan delikanlı, nihayet o gün hazırlıklıydı. Nur yüzlü ihtiyarın peşinde çok heyecanlıydı. Mahallenin son evleri de geride kalırken hızlandı, ihtiyar adama yetişip selam verdi. “Aleykümselam”ın duruluğu, derinliği, içtenliği, hiçbir derdin belirtisini taşımıyordu ama yaşlı adamı tertemiz ama dökülen, yıpranmış hali asil bir fakirliği ilan ediyordu.

Delikanlı, elindeki çeyrek altını bu nurlu ihtiyara uzatarak, sesinin zor taşıyabildiği bir duygu kamaşmasıyla ancak fısıldayabildi:
- Dede, düşürdüğünüz altını buldum, buyurun. İhtiyarın nurlu yüzü, bir anda tatlı bir tebessüm sağanağı altında kaldı:
- Evladım, sağ ol ama benim bu yaşıma kadar hiç altınım olmadı; o düşen senin altın kalbindir.

Bu tavrıyla ihtiyar adam, nurlu yüzüyle birlikte, onurlu bir tavrın da temsilcisi olduğunu göstermişti.

Bir gün, Hz. Mevlana rahmetullahi aleyhi, bir intihar haberiyle sarsıldı. Öylesine etkilendi ve üzüldü ki, ilk tepkisi hepimizi sarsacak şiddettedir: “O köyde hiç Müslüman yok muymuş!”

‘Mahallede bir kişi aç kalırsa…’

Acaba Hz. Pir, Efendimiz’in şu hadisini mi hatırlamıştı o an: “Hangi mahallede bir kişi aç kalırsa o mahalle halkı, Allah’ın korumasından uzak düşer.” İbn Hazm da aynı delilleri değerlendirerek, “Bir beldede bir kişi açlıktan ölse o belde halkının tümü, ölenin katili sayılır ve ölenin diyeti onlardan tahsil edilir” hükmüne varmaktadır. (İsmail Lütfi çakan; “Hadislerle Gerçekler”, s.114)

Bu ağır vebalin bilincinde olan infak kahramanları, bilhassa da melekleşme mevsimi Ramazan’da, şehri, cadde cadde, sokak sokak tararlar, aç, açık, yoksul ararlar… Bulurlarsa ihtiyacını giderip sevindirip sevinirler; bulamazlarsa Allah’a şükredip yine sevinirler. Bu kutlu sevinci, çocuklarıyla da paylaşıp infak zevkini gelecek nesillere taşırlar.

“Cömertlik eğitimi verir Ramazan. Ramazan’da alıştığımız infak güzelliği, sürdürülebilir bir iyilik olacak, huyumuz haline gelecek. Cömertlik yaşama biçimimizi belirleyecek.

Bu cömertlik hali çocuklarımıza da yansıyacak, veren el olmanın zevkini masum yüreklerinde hissedecekler, böylece kendiliğinden merhamet eğitimine tabi tutulmuş olacaklar.

Varlıklı bir Allah dostu, “ALAN ELİ ÖPESİM GELİYOR!” buyurmuş. Bu velinin evlatları ve etrafı, nasıl bir yüreğin sahibi olurlar dersiniz? Vermeyi böylesine zevk edinmiş bir cömertlik abidesi, etrafında cimrilikten eser bırakır mı?

Misafirperverlik de bu duyguyla gerçekleşir, iyi komşuluk ilişkileri de…

Bir insanın ümidini ve sevincini görmek, duasını bizzat almak, kardeşliğimizi pekiştirecek, birlik ve beraberliğimize mühim katkılarda bulunacaktır. Çünkü sevinen ile sevindirenin yüreği kopmaz bağlarla birbirine bağlanacaktır.

İnfaksızlık; İnsafsızlıktır

Böylece, atalarımızın, “Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar!” uyarısı da dikkate alınmış olur. Bu uyarıya uymak, hayati bir ehemmiyeti haizdir. Çünkü “Ben doyayım da isterse bütün dünya açlıktan ölsün” bencilliği, ihtilallerin, isyanların kaynağıdır…

En hafif tabiriyle, İNFAKSIZLIK; İNSAFSIZLIKTIR!
İnsan olmak haysiyet ve şerefinden uzaklaşmaktır.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, kendi aile fertleri için harcananın dahi sadaka sevabı kazandırdığını belirtmiştir. Zaten bakımından sorumlu olduğu kendi eşine ve çocuklarına bile harcamak, niçin ibadet sayılmış olabilir?

Eve ve ehline harcamak, insanı vermeye, harcamaya alıştırır, infak eğitimi demektir. Zira insan, en rahat, sevdiği yakınları için harcar. Evi için eli cebine rahatça giren kişi, başkalarına da verebilir, onlar için de cömertleşebilir.

Alışmak, alıştırmak, eğitim metodudur. Bu sebeple, çocuklarımızı da küçük yaştan itibaren infaka alıştırmalıyız. Bazı hayır, hasenatı, yardımı onlar eliyle yapmalı; böylece onlara da infaktaki manevi lezzeti tattırmalıyız. Yoksulun, “Allah razı olsun evladım!” duasını çocuklarımızın alması, infakı sevmek bakımından çok önemlidir.

Aksi halde, Batı’daki sosyal devletlerin ürettiği asosyal fertler bizde de yetişir. Kimse fakire, muhtaca bakmaz. İsterse bu fakir, anası babası olsun… Çünkü onlara bakmak, artık sadece devletin vazifesidir. Hatta şimdi gelinen son noktada, varlıklı Batılı, “Neden bizim vergilerimiz fakirlere harcanıyor?” feryadını yükseltmekte…

İnsanlığı yeniden merhamete çağırmak, ancak infak ruhunu canlandırarak mümkündür.


Vehbi VAKKASOĞLU 
Gülistan Dergisi

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/infaksizlik-insafsizliktir-t31255.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Yalana İzin Verilen Yerler Yalnız Allah’a güvenin! ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.145 saniyede oluşturulmuştur


İnfaksızlık, İnsafsızlıktırGüncelleme Tarihi: 16/11/19, 05:26 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim