İnsanın Niyeti Yalnız Allah İçin Olmalıdır - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.656 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22914 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, İnsanın Niyeti Yalnız Allah İçin Olmalıdır, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1720 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{İnsanın Niyeti Yalnız Allah İçin Olmalıdır}   Okunma sayısı 1720 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Alenî olarak yapılan, gizli yapılmayan, işleri tesbit edip yazmak için insanın omuzları üzerinde vazifelendirilmiş iki melek vardır. Bunlar alenî yapılanları tesbit ettikleri halde, kalben yapılanlar ise onlar tarafından tesbit edilemezler. Ama zayi de olmazlar. Onları bilgileri dışında Allah tarafından tesbit edilir, muhafaza edilirler.

Gavs’ın (k.s) oldukça saf ve bir şeyden haberi olmayan bir müridi vardı. Bir gün Gavs’ın huzuruna varıp “Kurban, ben alenî olarak yaptığım amelimin yazıldığını duymaktayım. Aşikâr olarak bir şey yaptığım zaman meleklerin kalem hışırtılarını duyuyorum. Ama ağızla, aşikâr olarak yaptıklarımda, gerek sağdaki ve gerekse soldaki meleklerin kalem hışırtısını duymakla onların yazıldığın anlamaktayım” demişti. Gavs da (k.s) “Evet öyledir, söylediklerin doğrudur” diye tasdik etmişti.

Evet öyledir. Gizli yapılan, hafî olan Nakşibendî zikirleri, hepsi kalben olduğu için, içine riyanın zerresi karışılmadan sadece Allah’la yapan kimsenin arasında kalır.

Fakat Kadirîlerde öyle değil, onlarınki alenîdir. Onlar aşikâr olarak yaparlar. Bu sözlerimizle hâşâ Kadirîlerin tenkidini yapmıyoruz. Nakşibendî gibi Kadirî de büyük bir tarikattır. Onun tenkidini yapmak mevzuu bahis olamaz. Demek istediğimiz şu ki, kadirî tarikatında zikir aşikâr yapıldığından, Kadiri olanları alenî olarak yaptıkları zikirlerinde nefs meydana gelmemesi için çok dikkatli olmaları icap etmektedir. İçine riya karışan bir amel sahibine fayda getirmek bir yana, sahibi için zarara sebeb olur. Amelini göstermesi, ben bu kadar amel yapıyorum demesi halinde sahibine şirk olur. Çünkü Rabbû’l-âlemîn insanın kalbine bakmakta, kalbindeki amelin niyetine nazar etmektedir. Şayet insan amel yaparken, kalbinde teşhir etmek fikri uyanırsa, kalbini bilen Rabbû’l-âlemîn onun amelinin halisane, maksudunun Allah için olmaktan çıktığını da bilir. Dolayısıyle yaptığı amel ona şirk olur.

Gavs (k.s) “Bu Nakşibendî tarikatı kıyamete kadar devam edecek. Diğer tarikatlar ise zamanla özelliklerini kaybedip ruhlarından uzaklaşacaklar. Fakat Nakşibendî tarikatı ise tâ Hazret-i Mehdi’ye kadar bozulmadan devam edecek ve Hazret-i Mehdiye intikal edecek. Mezheplerden Hanefî Mezhebi, tarikatlardan da nakşibendî tarikatı kıyamete kadar devam edecek” buyurmuşlardı.

İmam-ı Rabbânî (k.s) ise “Bu Tarikat-ı Nakşibendî’nin ateşi kıyamete kadar sönmeden devam ederek Hazret-i Mehdî ‘ye intikal edecektir. Hazret-i Mehdî asrın başında zuhur edecek, nakşibendî hulefası arasından ve seyyidlerden olacaktır” buyurmuştu. Ona, “öyle ise sen Mehdisin kurban” diyenlere. “Hayır değilim. Gerçi ben de öyle zannetmiştim ama asrın başını geçtiğim için ben değilim” diye mukabelede bulunmuştu.

Tarîkat-ı nakşibendî’de çok büyük menfaatler vardır. Zira kurucusu Hz Ebubekir-i Sıddık (r.a.)’dır. O da tarikatın âdabını Peygamberden (s.a.v.) almıştır.

Gavs (k.s) anlattı: “Bir gün Peygamber’e (s.a.v.) gidip Hazret-i Ebubekir’i (r.a.) şikayet etmişler: Ebubekir her gün kebap yiyor da, komşu hukukunu ihlâl ederek bize ikram etmiyor, demişler. Peygamber (s.a.v): Hayır, yanlışınız var, o kebap yemiyor kalbinden gizli olarak zikir yaptığından dolayı Allah zikriyle kalbi yanmaktadır, duyduğunuz kebap kokusu Ebubekir’in kalbinin yanmasından meydana gelen kokudur buyurmuştu. Anlaşılıyor ki gizli zikri, zikr-i hafî’yi Hazret-i Ebubekir (r.a) yapıyormuş, talimatını da Peygamber (s.a.v.)’den almış.

İnsan nakşibendî tarikatının hiç bozulmadan kıyamete kadar devam edeceğine ve mutlaka hidayete vesile olacağına katiyetle inanıyor. Nakşibendî tarikatı her tarafa yayılmıştır. Bazı yerlerde çok kalabalık cemiyetler bulunduğu halde bazı yerlerde pek o kadar kalabalık olmaz. Aslında kalabalığın pek fazla olması mühim değildir. Mühim olan hakiki hidayetin bulunmasıdır. Peygamber (s.a.v.)’in şeriatına mutabakat olmasıdır. Şeriata muhalefet olunmayan, tam bir uygunluk bulunan yerlerde Sâdât-ı Kirâm’ın nisbeti vardır. Şeriata uyulmayan yerde ise cemiyet ne kadar çok, kalabalık ne kadar fazla olsa da sonu olmaz. Faydası olmaz. Çünkü Şeriata uyulmayan o yerdeki haller istidraçtır, boştur aldatmadır, şeytanın oyunlarındandır. Hakikat değildir. Sonu hüsrandır.

Gavs (k.s) bir sohbetlerinde müridin üç kısım olduğunu anlatmıştı.

Birinci kısımda şeyh şeyhdir, şeyhliğini yapar, mürid de müriddir.

İkinci kısımda ne şeyh şeyhdir, ne şeyh müridin şeyhidir, ne de mürid müriddir.

Üçüncü kısımda ise şeyh müride müriddir.

Birinci kısımda şeyhin şeyh, müridin de mürid olması, arada irtibatın olmasındandır. Mürid senede en azından iki üç sefer gidip şeyhini ziyaret eder. Hareketlerini tarikat âdâb ve erkânına uydurur. Şeriata mutabakat üzere olur. Böyle olan kimselere de şeyh şeyhtir ve o da hakikî müriddir.

İkinci kısımda olanlar ise, tövbe ettikten sonra evine döner ve bir daha şeyhle irtibat kurmazlar. Şeyhle irtibatları sadece tarikat almada kalır. Ondan sonra bir daha görüşmezler. Böyle olunca da, ne şeyh onun şeyhi olur ve ne de o, mürid olur. Halbuki insanın ayda bir gidip şeyhini ziyaret etmesi lâzımdır. Şayet ayda bir gidemiyorsa altı ayda bir, eğer o da mümkün değilse hiç olmazsa senede bir şeyhinin ziyaretine gitmelidir. Zira bir sene geçtiği halde bir mürid şeyhinin ziyaretine gitmezse, o zaman aradaki nisbet kesilir. Ne şeyh onun şeyhi ve ne de o, şeyhe mürid olur. Artık irtibat kopmuştur.

Üçüncü kısımda olanların ise şeyhi, onların müridleridir. Çünkü şeyh, onların kadrü kıymetlerini bilmezse, merhaba deyip hâl ve keyflerini sormazsa, onlara ikram etmezse düzelmez, hidayete gelmezler. Durum böyle olunca da şeyh onların müridi olmuş olur.

Olgunlaşmış, kemâle ermiş bir bostanın, bir bahçenin suyu kesilir de oraya su verilmezse, o bostan susuz olarak onbeş-yirmi gün, çok serin havalarda en fazla kırk gün susuz kalabilir. Sonunda kuruyup gider. Aynen bunun gibi, insanda manevî su kaynağından irtibatını kesip kendini susuz bırakmamalıdır. Aksi halde susuz kalan bostanın kuruyup gitmesi gibi, kendisi de büyük zararlara uğrar. İnsan zarar gördüğü zaman bütün hatanın kendinde olduğunu bilmelidir. Çünkü insan nakşibendî âdabına uymadığı, Resûlullah’ın yolunda gitmediği müddetçe zarara uğramaktadır.

Hâşâ, Nakşibendî tarikatı, menfaat vermeyen bir tarikat değildir. İnsanın fayda görememesi, istifade edememesi kendi hatasındandır. Müridler umumiyetle niyetlerini düzeltmemektedirler. Kısmen keramet peşinde koşmakta, keşf ve keramet aramaktadırlar. Bazı kimseler de büyüklük davasındadırlar. Kalblerinde çeşitli niyetler taşımaktadırlar. İnsanın niyeti yalnız Allah için olmalıdır.

Bir zamanlar beraberce ilim tahsiline giden iki arkadaş varmış. Birisi seyyidmiş. İlimlerini beraberce ikmâl edip mezun olmuşlar. Mezun olunca oturup müşavere etmişler: “Ne noksanımız kaldı?” diye düşünmüşler. “Şeriat ilmini tahsil ettik. Şimdi de maneviyat ilmi tahsil etmemiz lâzım diye karar vererek beraberce kalkıp şeyhin huzuruna varmışlar. Başlamışlar maneviyat tahsiline ve amel yapmaya. Uzun müddet çalışarak amellerini ikmal ettikten sonra arkadaşlarından birisi, Seyyid olmayanı, halifelik almış. Seyyid olan ise halifelik alamadan olduğu yerde kalmış. Arkadaşının halifelik alarak, şeyhin müsaadesiyle memleketine gitmesi, seyyid olan müridi çok üzmüş. “Acaba benim ne hatam var ki arkadaşım mezun olup gittiği halde ben olduğum yerde kaldım” diye çok düşünmüş.

Neticede biraz maneviyatı olan bir sofîye gidip danışmış, “Acaba, neden ben geri kaldım? Bende ne gibi bir noksanlık var” diye sormuş. Sofî ona şu cevabı vermiş: “Seni geri bırakan nefsindir. Sen seyyidsin, seyyidlik sende nefis meydana getirdiği için geri kaldın” demiş. Seyyid, “Öyle ise söyle lütfen, ne yapmam, zararımı telâfi etmem için, nasıl çalışmam lâzım geldiğini anlat” diye rica edince sofî, “Olur sana öğüt vereyim: Senin her şeyden evvel nefsini kırman lâzım, onun için, sabah olmadan şafaktan bir saat evvel git, şeyhin kapısı önünde yere uzan. Şeyh çıkınca üzerine bassın. Böylece nefsini kır” demiş.

Bu öğüdü alan mürid hemen şeyhin kapısına varmış, kapının önüne, çamurun içine boylu boyunca uzanmış. Sabah olup da abdest için çıkan şeyh, onun sırtına basarak geçmiş ve sonra da dönerek: “Kim var orada?” diye sormuş. Çamurların içinden doğrulan mürid: “Kurban, köpeğiniz Ethem” diye cevap verince, Şeyh: “Köpeğim Ethem, öyle mi?”

- “Evet kurban, köpeğiniz Ethem”. Bu cevap karşısında şeyh:

- “Şimdiye kadar Seyyid Ethem’din, şimdi köpeğim Ethem oldun, öyle mi? Peki, kalk öyle ise” diyerek abdest almak için uzaklaşır.

Bu hadiseden bir müddet sonra Seyyid Ethem de nefsini yenmenin neticesi olarak halifeliğini alıp müsaadeyle o da oradan ayrılır.

İşte durum böyledir.. Bu tarikat öyle bir tarikattır ki, bu tarikata nefsini ayaklar altına alan, onu rezil eden ve ondan uzaklaşan kimse bunda muvaffak olduğu nisbette menfaat görür, istifade eder. İnsanda nefs olmadıkça çok çabuk mesafe kateder ve istifade de çoktur.

Gavs (k.s): “Öyle kimseler vardır ki, tövbe ettikleri andan itibaren velayet makamına yükselirler. Şeyhin elini tutup tövbe ederek tarikata dahil olduğu anda büyük velayetlere kavuşanlar olmuştur” buyurdu.

Evet, kalben pişman olup nedamet duyarak tam bir samimiyet ve pişmanlıkla ve tövbe-i nasuh ile ıslâh-ı nefs eden kimselerden daha gusüllerini bile yapmadan, tövbeleri Rabbû’l-âlemîn tarafından kabul edilip velayet makamına yükselen müridler olduğu gibi yirmi otuz sene amel yapıp da bir ilerleme kaydetmeyenler de vardır. Aynı eski ahlâkı, eski huyu üzerine devam eden, hiçbir olgunluğa kavuşmayanlar olduğu gibi üç-dört senede amelini ikmâl edip maksuduna kavuşanlarda bulunmaktadır.

Âdem (a.s)’ın işlemiş olduğu günah sebebiyle Rabbû’l-âlemîn gazaba gelmişti, şeytanın işlemiş olduğu günah da Cenâb-ı Hakk’ın gazabına vesile olmuştu. Âdem (a.s) işlemiş olduğu günahtan dolayı pişman oldu. Tövbe etti, samimi olarak hakiki tövbede bulundu, günahının affı için ağladı, feryad ve figan etti, tevazu gösterdi, Rabbû’l-âlemîn de tövbesini kabul edip onu affetti.



Seyyid Abdulhakim El-Hüseyni (ks)
Sohbetler

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/insanin-niyeti-yalniz-allah-icin-olmalidir-t29744.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...

Çevrimdışı Mostar

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 891
  • Konu: 21
  • Derviş: 3265
  • Teşekkür: 3
Allah(cc)razı olsun emeğinize saglık... :X06


RABBİMİZ " Soracak : " BEN Hep Seninleydim , Ya Sen Kulum Kiminleydin ???


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Protestolar.... Tacirin Hikayesi ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.77 saniyede oluşturulmuştur


İnsanın Niyeti Yalnız Allah İçin OlmalıdırGüncelleme Tarihi: 08/12/19, 11:23 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim