İstigfar, her kapıyı açar - Kıssalar ve Menkıbeler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.049 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.590 yorum yapıldı. Bugün 5 konu ve 5 ileti gönderildi.. Toplam : 22896 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, İstigfar, her kapıyı açar, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 7373 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{İstigfar, her kapıyı açar}   Okunma sayısı 7373 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
İstigfar, her kapıyı açar
« : 07/03/13, 22:10 »
Menkibeler   Abdullatif Uyan



Akrabanın sıkıntıları
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bir sevdiği gelip;
- Efendim, akrabalarım bana çok sıkıntı veriyorlar. Ne tavsiye edersiniz? diye dert yandı.

Cevap olarak;
- Kardeşim, insanların üzmelerine dayanmak lazımdır, buyurdu. Hele akrabanın incitmelerine sabretmekten başka yapılacak şey yoktur.

Ve ekledi:
- Allahü teâlâ, Sevgili Peygamberine hitaben; (Peygamberlerden ülülazm olanların sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlara azab verilmesi için dua etmekte acele eyleme!) buyurdu.

Ve devam etti:
- Müslümanlar için en faydalı şey, yanlarında bulunanların, kendilerine eziyet etmeleri, sıkıntı vermeleridir. Siz bu nimeti istemiyor, bundan kaçıyorsunuz.

Ve ekledi:
- Sabret. Sabırla her iş yoluna girer. Büyüklerimiz; (Sabır acı, meyvesi tatlıdır) buyuruyorlar.

Eshabım yıldızlar gibidir

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde Eshab-ı kiramı övmekte ve onlardan razı olduğunu bildirmektedir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Allahü teâlâ, ancak mümin olarak öleceğini bildiği kulundan razı olur. Kâfir olarak öleceğini bildiği kulundan razı olduğunu bildirmesine imkan yoktur.

Sözüne devamla;
- Eshab-ı kiramın hepsini öven hadis-i şerifler de pek çoktur, buyurdu. Mesela bir hadis-i şerifte; (Eshabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete kavuşursunuz!) buyuruldu.
 
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/istigfar-her-kapiyi-acar-t32742.0.html;all



Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #1 : 07/03/13, 22:10 »
Amel, niyetle düzgün olur
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretleri, bir sohbetinde;
- Kardeşlerim, ameller niyet ile düzgün olur, buyurdu. Yani bütün ibadetlerin kabul olması için, Allahü teâlâ için yapılması ve böyle niyet edilmesi şarttır.

Ve ekledi:
- Kötü niyetler, ibadeti bozar.

Ve misal verdi:
- Mesela düşmanla savaşa giderken önce niyeti düzeltip sonra cihada gitmeli, gazilik ve şehitlik sevaplarını beklemelidir.

Şöyle bitirdi:
- Halis niyet kalbe gelmezse, böyle niyet etmeye, kendini zorlamalı ve bu niyetin kalbde hasıl olmasını, Allahü teâlâdan yalvararak istemelidir.

Kimler şehit olur?

Bir gün de şehitlikten sordular.
Cevaben;
- Harpte ölen ve kazada ölen Müslümanların hepsi şehittir, buyurdu. Dünyada azab çeken suçsuz Müslümanlara ahirette bol nimetler verilecektir.

Ve ekledi:
- Ancak ahirette nimete kavuşmak için, iman sahibi olmak şarttır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup da inanmayana kâfir denir.

Sordular:
- İslamiyet’i duymazsa efendim?
- İslamiyet’i işitmeyenler kâfir olmaz. İşitince (La ilahe illallah) diyen ve buna inanan Müslüman olur. Bunun mânâsı; (Her şeyi yaratan bir Allah vardır) demektir.

Muvaffak olmanın sırrı

Bir gün de;
- Muvaffak olmanın sırrı ikidir buyurur.
Biri, günah işlememek, öbürü, insanlara iyilik etmektir.

Ve şöyle devam eder:
- Öyle yaşayın ki, sizin yüzünüzden kimse Cehenneme girmesin.

Bir gün nasihat isterler bu zattan.
- Kardeşlerim! buyurur, her şeyin başı, namazdır. Namazsız Müslümanlık olmaz.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #2 : 07/03/13, 22:14 »

Bela, sevilenlere gelir
Büyük İslam âlimlerinden Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün bazı sevdikleri;
- Müslümanlara niçin dert ve bela gelir efendim? diye sordular.

Cevabında;
- Günahlarının affedilmesi için, buyurdu.

Ve ekledi:
- Cehennemdeki çok şiddetli azabların, birkaç günlük sıkıntı ile giderilmesi ve günahların temizlenmesi için dünyada sebepler gönderilmesi büyük nimettir.

Şöyle devam etti:
- Allahü teâlâ sevdiklerine böyle yaparken, başkalarının günahlarının hesabını ahirete bırakıyor. O halde dostlara, dünyada çok dert ve bela vermesi lazımdır. Başkaları, bu ihsana lâyık değildir.

Ve izah etti:
- Çünkü onlar, büyük günah işlerler, yine de yalvarmaz, boyun bükmez, ağlamaz ve Ona sığınmazlar. Günahları sıkılmadan, kast ile, planlayarak işlerler. Hatta inat edercesine, hatta Allahü teâlânın ayetleri ile alay edecek kadar ileri giderler.

Ve altını çizdi:
- Ceza, suçun büyüklüğüne göre değişir. Günah küçük olur ve suçlu boynunu büküp yalvarırsa, bu suç, dünya dertleri ile affolunabilir. Fakat günah büyük olur ve suçlu inatcı, saygısız olursa, bunun cezası ahirette sonsuz ve çok acı olmak lazım gelir.

Nitekim;
- Âyet-i kerimede mealen; (Allahü teâlâ, onlara zulmetmez. Onlar, kendi kendilerine zulmedip, ağır cezaları hak ettiler) buyuruldu.

Önce namazı öğretin!

Bir gün de bir sevdiği;
- Efendim, çocuklarımıza en önce neyi öğretelim? diye sordu.
Cevabında;
- Namaz kılmasını öğretin, buyurdu.

- Dünya ve ahirette saadete kavuşmak neye bağlıdır efendim?
- Doğru namaz kılmaya.

- Efendim namaz bu kadar mühim mi?
- Elbette. Namazsız Müslümanlık olmaz. Müslüman demek, Namaz demektir. Yani Müslüman, beş vakit namazını mutlaka kılmalıdır.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #3 : 07/03/13, 22:15 »
Bile bile namaz kılmayan
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün namazın öneminden sordular.

Cevaben;
- Bir namazı, bilerek, özürsüz kılmayan kimse, seksen hukbe Cehennemde kalacaktır! buyuruldu.

Sordular:
- Bir hukbe ne kadar zamandır efendim?
- Bir hukbe, seksen senedir ve bir ahiret günü, bin dünya senesi kadar uzundur.

Ve özetledi:
- Yani bir farzı özürsüz kılmayan kimse, tövbe etmeden ölürse, seksen kere üçyüzaltmış bin sene Cehennemde yanacaktır.

Ve altını çizdi:
- Ancak böyle meşhur misalleri söylemek, sayı bildirmek için değil, sayının çokluğunu ve ehemmiyetini göstermek içindir

En mühim ibadet

Bir gün de sohbetinde;
- Bu dinde en mühim ibadet, beş vakit namaz kılmaktır, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bir vakit namazı, bile bile, yani hiçbir özrü yokken kılmayan kimse, seksen hukbe Cehennemde kalacaktır! buyuruldu.

Derin bir nefes aldı:
- O halde, namazı özürsüz, tembellikle kılmayanlara yazıklar olsun! Âlimlerimiz, söz birliği ile; (Namaz kılmayanın şahitliği kabul olmaz) buyuruyorlar.

Ve bunu açıkladı:
- Çünkü, namaz kılmayan fasıktır. Farz namazlar, müminin Allahü teâlâya karşı olan borcudur. Vaktinde kılmadıkca borçtan kurtulamaz.

Sordular:
- Tövbe etse affolmaz mı efendim?
- Namazlarını kaza etmedikce, yalnız tövbe ile affolmaz.

- Kazasını kılarsa efendim?
- Kaza ettikten sonra tövbe ederse, affolması ümit edilir.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #4 : 07/03/13, 22:15 »
Bir şeyde şüpheye düşerseniz
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün sevdiği bir genç;
- Efendim, dinimizin bildirdiği bir şeyde şüpheye düşersek ne yapmalıyız? diye sordu.

Cevabında;
- Allahü teâlâ ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, öylece iman ettim, inandım demeli ve hemen bu şüphesini giderecek bir din âlimi aramalıdır, buyurdu.

Delikanlı sordu:
- Nasıl bir âlim arayalım efendim?
- İlmine ve dine bağlılığına güvenilir, zeki, arif, haramlardan kaçınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, müşkilleri çözebilen bir zatı aramalı, bundan aldığı cevap, şüphesini giderince, artık öylece iman etmelidir.

Ve ekledi:
- Böyle bir zatı aramak farzdır. Tesadüfe bırakmayıp, hemen aramalıdır.

- Bulamazsak efendim?
- O zaman “Allahü teâlânın ve Resulünün dilediği gibi inandım” demeli ve şüphesinin giderilmesi için, Allahü teâlâya dua etmeli, yalvarmalıdır.

Günahım çoktur demek

Bir gün de bazı gençler;
- Efendim, ibadetleri yapan bir kimse, imanının bozulmasında şüphe eder ve “Günahım çoktur, ibadetlerim beni kurtarmaz” diye düşünürse, bunun mahzuru var mı? diye sordular.

Cevaben;
- Hayır, böyle düşünmek, o kimsenin imanının kuvvetli olduğunu gösterir, buyurdu. Fakat imanının devam edeceğinden şüphe ederse, imanı gider.

Ve ilave etti:
- Ama şüphe etmeyi beğenmezse, mümin olduğu anlaşılır.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #5 : 07/03/13, 22:18 »

Bu, haksızlık olmaz mı?
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bazı gençler;
- Efendim, İslam memleketlerinde dünyaya gelen Müslüman çocukları, ana babasından görerek, öğrenerek Müslüman oluyor. Kâfir çocukları ise, kâfir olarak yetiştirilip, Müslümanlıktan mahrum ediliyor. Bunlar da İslam terbiyesi ile yetiştirilseydi, Müslüman olur, Cennete giderlerdi. Böyle yetişenlerin Cehenneme gitmesi haksızlık olmaz mı? diye sordular.

Cevabında;
- Adalet ile ihsanı karıştırmamalıdır, buyurdu. Allahü teâlâ, her memlekette yetişen kulları için, adaleti fazlası ile yapmıştır. Şöyle ki, akıl ve balig olmadan ölen kâfir çocuklarını Cehenneme sokmayacaktır.

Ve ekledi:
- Yine akıl ve balig olduktan, yani evlenecek çağa geldikten sonra, Muhammed  aleyhisselamın dinini duymadan ölen kâfirlere de azab yapmayacaktır.

Şöyle bağladı:
- Bunlar, İslam dinini, Cenneti, Cehennemi işittikten sonra, merak etmez, öğrenmez ise, inat edip inanmazsa, o zaman azab göreceklerdir.

Kabir, Cennet bahçesidir

Bir gün de sohbetinde;
- Bir yerde, kâfirler, zalimler, suçsuz Müslümanları, kadınları, çocukları öldürürlerse, öldürülen Müslümanlar, şehit olur, buyurdu.

Ve ekledi:
- Öldürülürken, yapılan işkencelerin acısını duymazlar.

Şaşırdılar:
- Duymazlar mı efendim?
- Evet, duymazlar. Hatta ölürken, kabirde verilecek olan Cennet nimetlerini görerek çok sevinir ve neşelenirler.

Şöyle bitirdi:
- Hadis-i şerifte; (Müslümanların kabri Cennet bahçelerindendir) buyuruldu.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #6 : 07/03/13, 22:19 »

Cihat, ne demektir?
Büyük İslam âlimlerinden Seyyid Ahmed Mekki Efendi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bazı sevdikleri;
- Cihat nedir efendim? diye sordular.

Cevabında;
- Cihad, devletin, ordunun, düşmanlarla, kâfirlerle, sapıklarla harb etmesi demektir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Müslüman devlet olsun, kâfir devlet olsun, adil olsun, zalim olsun, kendi devletine isyan etmeye, vatandaş kanı dökmeye, birbirine saldırmaya cihad denmez. Fitne, fesat çıkarmak denir.

Nitekim;
- Peygamberimiz “aleyhisselam”; (Fitne çıkarana Allah lanet etsin!) buyuruyor.

Şöyle devam etti:
- Müslümanlar devlete karşı isyan etmez. Fitneye, isyana karışmaz. Kanunlara karşı gelmez. Ehl-i sünnet âlimleri, siyasete karışmamış, hükümette vazife almamış, yazıları ile, sözleri ile hükümet adamlarına nasihat vermişler, onlara hak ve adalet yolunu göstermişlerdir.

İşlerimiz iki türlüdür

Bir gün de nasihat isteyen bazı gençlere;
- Allahü teâlâ, insanların yaptığı işleri iki kısma ayırmıştır, buyurdu. Bir kısmını beğendiğini, bunları yapanlardan razı olduğunu, bunlara nimetler, rahatlıklar, iyilikler vereceğini vaad etti.

Ve ekledi:
- Vaad ettiği iyiliklerin ölçü birimine, (Sevab) denir. Dünyada yapılan her iyiliğe karşılık olarak, ahirette çeşitli nimetler verilecektir. Nimetlerin verileceği yere, (Cennet) denir.

Şöyle bitirdi:
- Allahü teâlâ insanların yaptığı işlerden bir kısmını beğenmediğini, bunları yapanlardan razı olmadığını, fakat pişman olup tövbe edenleri veya şefaate kavuşanları affedeceğini bildirdi.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #7 : 07/03/13, 22:25 »
Dert ve bela niçin gelir
Büyük İslam âlimlerinden Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün bazı sevdikleri;
- Efendim, insana dertlerin, belaların gelmesine sebep nedir? diye sordular.

Cevabında;
- Belaların gelmesine sebep günah işlemektir, buyurdu. Fakat, belalar, sıkıntılar, günahların affedilmesine sebep olur.

Ve ekledi:
- Yani Allahü teâlâ, sevdiklerinin günahlarını affetmek için, onlara dert, bela gönderiyor. Fakat sık sık tövbe istiğfar ederlerse günahlar affolur. Böylece dert ve bela gelmesine lüzum kalmaz ve gelmiş dertler de gider.

Şöyle özetledi:
- O halde, dert ve beladan kurtulmak için, çok (istiğfar) okumalıdır.

Günahların affına sebeptirler

Bir gün de bazı sevdikleri;
- Efendim, Müslümanlara çok dert ve bela gelmesinin sebebi nedir? diye sordular.

Cevap olarak;
- Günahlarının affedilmesi için, buyurdu.

- Yani çok dert ve bela gelmesi, o kimsenin günahlarının çok olduğunu mu gösterir efendim?
- Hayır, onu göstermez.

- Ya neyi gösterir efendim?
- Günahlarının çok affedildiğini gösterir. Yani Allahü teâlâ, sevdiklerine çok bela vererek, günahlarını affeder, temizler. Böylece bunları, ahiret sıkıntılarından korur.

Ve şunu anlattı:
- Resulullah efendimiz “aleyhisselam” ölüm halinde, şiddet ve sıkıntıda iken, hazret-i Fatıma, babasını çok sevdiği ve çok acıdığı için o da sıkılıyor, kıvranıyordu. Efendimiz “aleyhisselam”, kızının bu halini görünce, onu teselli etmek için;

- (Ey kızım! Babanın çekeceği sıkıntı, ancak bu kadardır. Başka hiçbir sıkıntı görmez!) buyurdu.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #8 : 07/03/13, 22:25 »
Din işleri akılla çözülmez
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bazı gençler;
- Efendim, din işlerini akılla çözmek mümkün müdür? diye sordular.

Cevabında;
- Mümkün değil, buyurdu.

- Neden efendim? dediler.
- Çünkü noksandır. Peygamberlerin gelmesiyle tamamlanmıştır, buyurdu. Din işlerinde akla güvenilemez. Din işleri akıl ile ölçülemez. Din işleri, akıl üzerine kurulamaz.

Ve izah etti:
- Çünkü, akıl, bir kararda kalmaz. Herkesin aklı, birbirine uymadığı gibi, bir adamın, selim olmayan aklı da, bazen doğruyu bulur, bazen de yanılır ve yanılması daha çok olur.

Ve özetledi:
- En akıllı denilen bir kimse, din işlerinde değil, mütehassıs olduğu dünya işlerinde bile, çok defa yanılır. Çok yanılan bir akla güvenilebilir mi? Hele devamlı, sonsuz olan ahiret işlerinde, ona uyulur mu?

Helal ve haram ne demektir

Bir gün de bazı gençler;
- Efendim helal ve haram ne demektir? diye sordular.

Cevaben;
- Her şeyi, Allahü teâlâ yaratmıştır, buyurdu. Her şeyin sahibi, maliki Odur.

Ve ekledi:
- Kullanmamız için izin verdiği şeylere, helal, izin vermediği şeye de, haram denir.

Ve misal verdi:
- Mesela, bir erkeğe, iki kız kardeşten birini nikahla almayı helal eyledi. İkincisini de aynı zamanda almayı haram etti.

Ve özetledi:
- Velhasıl Haram demek, sahip ve halık olan Allahü teâlânın, bir şeyi kullanmaya izin vermemesi demektir. Helal ise, o yasak düğümünü çözmek demektir.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #9 : 07/03/13, 22:26 »
Dünyada helal kullananlar
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün helal ve haramdan sordular.

Cevabında;
- Her şeyin sahibi ve maliki olan Allahü teâlânın, kullanmamız için izin verdiği şeylere helal, izin vermediği şeye de, haram denir, buyurdu.

Ve devam etti:
- Bir şey, bir kimseye helal, başka bir kimseye haram olabilir.
Dünyada haram işleyen kimse, ahirette ondan mahrum kalır. Burada helal şeyleri kullananlar, orada, o şeylerin hakikatine kavuşur.

Ve misal verdi:
- Mesela, bir erkek, dünyada haram olan ipeği giyerse, ahirette ipek giymekten mahrum edilir. İpek ise, Cennet elbisesidir. O halde, bu günahtan temizlenmedikce, Cennete giremez demektir.

Ve ekledi:
- Cennete girmeyen de Cehenneme girer. Çünkü, ahirette, bu ikisinden başka yer yoktur.

Ahiret dünyaya benzemez

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, ahiret işleri, hiçbir bakımdan dünya işlerine benzemez, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bu dünya, yok olmak için yaratıldı. Yok olacaktır. Ahiret, sonsuz kalmak için yaratıldı, sonsuz kalacaktır.

Ve devam etti:
- Sonsuz kalacak şey ile çabuk yok olacak şey arasında ne kadar fark varsa, dünya ile ahiret yapısı ve işleri arasında da o kadar fark vardır. Yalnız isimleri, anlatılması benzemektedir.

Ve misal verdi:
- Mesela Cennet kelimesi, dünyada bostan, ahirette ise, Cennet denilen, sonsuz nimetlerin bulunduğu yer demektir.

Şöyle bitirdi:
- Cehennem de, burada derin ateş kuyusu, orada ise Cehennem denilen azab dolu yere denir.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #10 : 07/03/13, 22:27 »
En kıymetli ibadet
Büyük İslam âlimlerinden Kâdî Muhammed  Zâhid “kuddise sirruh” hazretleri, bir gün namazın öneminden bahsederken;

- En kıymetli ibadet, beş vakit namaz kılmaktır, buyurdu. Namaz kılan, dinini doğrultmuş, kılmayan ise yıkmış olur.

Ve ekledi:
- Hadis-i şerifte; (Kıyamette, önce namazdan sorulacaktır. Namaz doğru kılındı ise, kurtulacaktır. Namazı bozuk ise, işi kötü olacaktır) buyuruldu.

Ve özetledi:
- Namazını kılan bir kimse, Müslümandır.

Sordular:
- Ya kılmazsa efendim?
- Kılmayanın Müslümanlığı şüphelidir.

Deniz yanında damla gibi

Bir gün de sohbetinde;
- Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur, buyurdu. Deniz yanında, damla kadar bile değildirler.

Ve ilave etti:
- Melun şeytan, müminleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor. Kazaları kıldırtmayıp, nafilelere yol gösteriyor. Zekat verdirmeyip, nafile sadakaları güzel gösteriyor.

Ve altını çizdi:
- Halbuki, zekat niyeti ile fakire bir altın vermek, yüzbin altın sadaka vermekten daha sevabtır.

- Neden efendim? dediler.
- Çünkü zekat vermek, farzı yapmaktır. Zekat niyeti olmadan verilenler ise, nafile ibadettir.

En mesut insan kimdir?

Bir gün de;
- Dünyada en mesut insan, hak söze Peki diyendir, buyurdu. Olmak için, ölmek lazım.

Ve izah etti:
- Yani iyi Müslüman olmak için kızmayın, sabredin. Huzurlu olmak isteyen, yüzünü ahirete çevirsin. Yani bırakın başkasını. Kendinize dönün. Ahirette, size sizden sorulacak, başkasından değil.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #11 : 07/03/13, 22:28 »

Farz yanında nafile
Büyük İslam âlimlerinden Kâdî Muhammed  Zâhid “kuddise sirruh” hazretleri, bir sohbetinde;
- Kardeşlerim, nafile ibadetlerin, farzlar yanındaki kıymeti, okyanus yanında bir damla su gibi bile değildir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Hatta, nafile ibadetlerin, sünnetler yanında değerleri de, yine böyledir. Böyle olmakla beraber, sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir.

Ve öğütledi:
- Öyleyse namazlarını özürsüz kılmamış olanlar, bir an evvel kaza edip Cehennem azabından kurtulma çarelerini aramalıdır.

Ve altını çizdi:
- “Hepsini kaza etmeye niyet ettim” diyerek, arada sırada kaza etmek, insanı Cehennemden kurtarmaz.

Şöyle bitirdi:
- İslam âlimleri böyle buyuruyorlar. Kâfirlerin ve bid’at sahiplerinin bölücü, bozuk sözlerine değil, Ehl-i sünnet âlimlerine uymak lazımdır.

Bir haramı terk etmek

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, yasaklardan kaçmak, emirleri yapmaktan daha önce gelir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Hadis-i şerifte; (Emirlerimi gücünüz yettiği kadar yapınız. Yasak ettiklerimden sakınınız!) buyuruldu.

Ayrıca;
- Başka bir hadis-i şerifte de; (Yasak edilmiş şeyin zerresini yapmamak, bütün insanların ve cinlerin ibadetlerinden daha çok sevabtır) buyuruldu.

Ve özetledi:
- Bunun için, meşakkat olunca vacib terk edilir. Fakat yasakları, hele büyük günahları yapmaya hiç izin yoktur.
 



Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #12 : 07/03/13, 22:30 »
Farzlar ve Nafileler
Büyük İslam âlimlerinden Kâdî Muhammed  Zâhid “kuddise sirruh” hazretleri, bir sohbetinde;
- Allahü teâlânın razı olduğu işler, ikiye ayrılır: Biri, Onun emrettiği (Farz)lar, ikincisi, farz olmayan (Nafile)lerdir, buyurdu.

Ve ilave etti:
- Nafilelerin, farzlar yanında hiç kıymeti yoktur.

Ve daha açıkladı:
- Bir farzı, vaktinde yapmak, vakti geçmiş ise hemen kaza etmek, halis niyet ile bin sene nafile ibadet yapmaktan daha iyidir.

Sordular:
- Namaz da dahil mi efendim?
- Evet, nafile namaz, sadaka, oruç, zikretmek ve başka nafilelerin hepsi böyledir. Hatta, bir farzı yaparken, bunun bir sünnetini, bir edebini gözetmek ve bir mekruhundan sakınmak da, böyle kıymetlidir.

Bir farzı yapmayıp da…

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, zekat vermek farz olduğu için, bir altın zekat vermek, dağlar ağırlığında altını sadaka vermekten daha iyidir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Hadis-i şerifte; (Bir insanın malayani ile vakit geçirmesi, Allahü teâlânın, onu sevmediğinin alametidir) buyuruldu.

Sordular:
- Malayani nedir efendim?
- Malayani, faydasız iş demektir. Bir farzı yapmayıp, bunun yerine, nafile ibadet yapmak, malayani ile vakit geçirmek olur.

Ve özetledi:
- Nafilelerin farz yanındaki kıymeti, bir damlanın, deniz yanındaki kıymeti kadar bile değildir. Sünnetin farz yanındaki kıymeti de böyledir.

Kıymetli olmak ister misin?

Bir gün de sevdiği birine;
- İnsanlar nazarında kıymetli olmak ister misin? diye sordu.

Adamcağız;
- İsterim efendim, dedi.
- Öyleyse insanların kıymet verdiğine kıymet verme, buyurdu.

Sordu yine:
- Peki Allah katında kıymetli olmak ister misin?
- Tabii efendim, çok isterim.

- Öyleyse Allahü teâlânın kıymet verdiğine kıymet ver.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #13 : 07/03/13, 22:30 »
Fitne çıkarmak günahtır
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bazı sevdikleri;
- Fitne nedir efendim? diye sordular.

Cevabında;
- Fitne, Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları hükümete karşı isyana kışkırtmak demektir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Zalim olan hükümete de itaat etmek vacibtir. Hatta başımızdaki amir, bir habeş hizmetci gibi aşağı kimse olsa da, İslamiyet’e uygun emirlerine itaat vacibtir.

Sordular:
- Emirleri İslamiyet’e uymazsa efendim?
- İslamiyet’e uymayan emirlerine de, fitneye, fesada sebep olmamak için karşı gelmemeli, isyan etmemelidir.

Nasihat nasıl olmalı?

Bir gün de dua etmekten sordular.
Cevabında;
- Dua ederken, Peygamberleri ve Salihleri vesile etmek ve vesile olmalarını onlardan istemek caizdir, buyurdu. Çünkü mucize ve keramet, ölüm ile bitmez.

Sordular:
- Nasihat nasıl olmalı efendim?
- Fitneye sebep olacak nasihati yapmamalıdır. Gücü, kuvveti, salahiyeti olan nasihat etmez ise, (Müdahene) olur, haram olur.

- Gücü yettiği halde yapmazsa efendim?
- Gücü yettiği halde, fitne çıkarmamak için nasihat etmezse, (Müdara) denir, caiz olur. Hatta müstehab olur.

Ve vurguladı:
- Alay edenlere, zarar yapacaklara nasihat verilmez. Nasihat, birinin yüzüne karşı olmamalı, umumi olarak, ortadan söylemelidir.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #14 : 07/03/13, 22:32 »
İcma ne demektir?
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün;
- İman nedir efendim? diye sordular.

Cevaben;
- İman demek, (Nass)larda, yani, Kur’an-ı kerimde ve icma ile ve zaruri olarak bilinen hadis-i şeriflerde açıkca bildirilen şeylerin hepsine, inanmak demektir, buyurdu.

Sordular:
- İcma nedir efendim?
- Burada (İcma) demek, Eshab-ı kiramın sözbirliği demektir. Birşeyi, Eshab-ı kiram, sözbirliği ile bildirmedi ise, Tâbiinin sözbirliği bu şey için icma olur.

- Zaruri olarak bilinmek ne demek?
- Zaruri olarak bilinmek demek, her asırda, Müslümanların çoğunun işittikleri, yayılmış bilgi demektir

Ve devam etti:
- Tâbiin de bu şeyi sözbirliği ile bildirmedi ise, Tebe-i tâbiinin sözbirliği ile bildirmeleri, bu şey için icma olur.

Ve açıkladı:
- Çünkü, bu üç asrın âlimleri, yani müctehidleri, hadis-i şerif ile övülmüştür ki, bunlara (Selef-i salihin) denir.

En büyük hırsız

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, bu zamanda insanların çoğu namaz kılmakta gevşek davranıyor, buyurdu. Kılanlar da tumaninete ve tadil-i erkana ehemmiyet vermiyorlar.

Ve ekledi:
- Halbuki Efendimiz “aleyhisselam”; (En büyük hırsız, kendi namazından çalan kimsedir) buyurdu.

Eshab-ı kiram;
- Yâ Resulallah! Bir kimse, kendi namazından nasıl çalar? diye sordular.

Cevabında;
- Namazın rükuunu ve secdelerini tamam yapmamakla, buyurdu.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #15 : 07/03/13, 22:36 »

İki çeşit akıl vardır
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün akıl’dan sordular.

Cevabında;
- Akıl, başlıca iki kısımdır, buyurdu. (Selim akıl) ve (Sakim akıl). Bunların her ikisi de akıldır.

Ve izah etti:
- Tam selim akıl, hiç yanılmaz, hata etmez. Pişman olacak hiçbir harekette bulunmaz. Düşündüğü şeylerde asla hata etmez. Hep doğru ve sonu iyi olan işlerde bulunur. Doğru düşünür ve doğru yolu bulur. İşleri hep doğrudur.

Sordular:
- Bu akıl kimlerde bulunur efendim?
- Böyle akıl, ancak Peygamberlerde bulunur. Her başladıkları işte muvaffak olmuşlar, pişman olacak, zarar görecek bir şey yapmamışlardır.

Ve ekledi:
- Bunların aklına yakın, Eshab-ı kiramın, Tâbiin ve Tebe-i tâbiinin, din imamlarının akıllarıdır. Bunların akılları, ahkâm-ı İslamiyyeye uygun akıllardır.

Sordular:
- Ya sakim akıllar efendim?
- Sakim akıllar, bunların tam tersi olan aklardır ki, düşündükleri şeylerde ve yaptıkları işlerde yanılır. Hepsi üzüntüye, pişmanlığa, zarara, sıkıntıya sebep olur.

Allah, namazını kabul etmez

Bir gün de namazdan sordular bu zata.
Cevabında;
- Namazları tadil-i erkan ile kılmalıdır, buyurdu.

Ve ekledi:
- Peygamberimiz “aleyhisselam”; (Rükuda ve secdelerde, belini yerine yerleştirip biraz durmayan kimsenin namazını Allahü teâlâ kabul etmez) buyurdu.

Ve şunu anlattı:
Efendimiz “aleyhisselam”, bir kimseyi namaz kılarken, rükuunu ve secdelerini tamam yapmadığını görünce;
- (Sen namazlarını böyle kıldığın için, Muhammedin dininden başka bir dinde olarak ölmekten korkmuyor musun?) buyurdu.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #16 : 07/03/13, 22:37 »
İman nedir
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bazı gençler;
- Efendim, imanda azlık çokluk olur mu? diye sordular.

Cevabında;
- İmanda azlık, çokluk olmaz, buyurdu. İmanın kendisi, az veya çok olmaz. Azlık, çokluk, imanın parlaklığında, belli olmasındadır.

Sordular:
- İman nedir efendim?
- İman, Server-i alem olan Muhammed  aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecrübeye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve itikat etmek, inanmaktır.

Ve ekledi:
- Akla uygun olduğu için tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur. Resulü tasdik etmiş olmaz. Veyahut, Resulü ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz.

Netice:
- İtimat tam olmayınca, iman olmaz. Çünkü, iman parçalanamaz.

Şöyle bitirdi:
- Akıl, Resulün bildirdiklerini uygun bulursa, bu aklın kâmil, selim olduğu anlaşılır.

Küfür nedir?

Bir gün de bazı gençler;
- İman nedir efendim? diye sordular.

Cevabında;
- İman, Resul-i Ekrem Efendimizin “aleyhisselam”, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak, bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsine itimat ve itikat etmektir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bu emirlerin, bilgilerin herhangi birine inanmamak veya şüphe etmek küfürdür.

- Neden efendim? dediler.
- Çünkü, Resule inanmamak veya itimat etmemek, Resule yalancı demek olur. Yalancılık kusurdur. Kusuru olan kimse, Peygamber olamaz.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #17 : 07/03/13, 22:37 »

İmansız ölene merhamet yok
Büyük İslam âlimlerinden Kâdî Muhammed  Zâhid “kuddise sirruh” hazretleri, bir sohbetinde;
- Kardeşlerim, imansız ölene, ahirette hiç merhamet edilmeyecek, Cehennemde sonsuz yanacaktır, buyurdu.

Ve ilave etti:
- Ama büyük günah işleyip de tövbesiz ölen Müslüman, şefaat ile veya İslamiyet’i yaydığı için affedilecektir.

Hikmetini sordular.
- Çünkü büyüklerimiz; (Allahü teâlânın en çok sevdiği amel, Onun dinine hizmet etmektir) buyuruyorlar.

Ve hatırlattı:
- Ehl-i sünnet âlimlerini ve Evliyayı seven ve İslam’a hizmet eden mümin, bu hadis-i şerifin müjdesine kavuşacaktır.

Şöyle devam etti:
- Hadis-i şerifte; (Unutulmuş sünnetimi meydana çıkarana yüz şehit sevabı vardır) buyuruldu.

Sordular:
- Bu müjdeye nasıl kavuşulur efendim?
- Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını dağıtarak, hediye ederek veya satarak, İslamiyet’i yaymaya çalışmak lazımdır.

Tembellikle namaz kılmamak

Bir gün de namazın öneminden sordular.
Cevabında;
- Özürsüz olarak, yani tembellikle bir farz namazı vaktinde kılmamak, büyük günahtır, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bu büyük günahı affettirmek için, tövbe etmek lazımdır. Tövbenin sahih olması için de dört şart vardır.

Sordular:
- Onlar nedir efendim?
- Birincisi, pişman olup, bu günaha devam etmemek, ikincisi, bir daha yapmamaya karar vermektir.

- Üçüncüsü nedir efendim?
- Üçüncüsü, affolması için dua ve istiğfar etmek, dördüncüsü de Allah ve kul haklarını ödemektir.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #18 : 07/03/13, 22:38 »

İnsan, başıboş değildir
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretlerinden, bir gün nasihat istediler.

Cevaben;
- Size nasihatim, yenilen lokmalarda, ihtiyatlı davranınız! buyurdu. Bir Müslümanın, her yerde bulduğu, her şeyi yemesi doğru değildir. Lokmaların helalden mi, haramdan mı geldiğini düşünmek lazımdır.

Ve devam etti:
- İnsan, başlı başına değildir ki, her bildiğini, aklına geleni yapsın. Sahibimiz, yaratanımız var. Onun emirleri ve yasakları var. Beğendiği ve beğenmediği şeyleri, alemlere rahmet olan Peygamberleri ile, bizlere bildirmiştir.

Derin bir âh çekti.
- Sahibinin, yaratanının beğenmediği şeyleri isteyen, ne kadar bedbaht ve zavallıdır ki, her şeyi sahibinin izni olmadan kullanmak istiyor.

Şöyle devam etti:
- Böyle kimseler, utansın ki, dünyada, bu şeylerin gelip geçici sahiplerine sormadan bir şeylerini kullanmıyor. Bu, hakiki olmayan sahiplerin haklarını gözetiyorlar da, bunların hakiki sahibi, beğenmediği şeyleri, şiddetle, pek sıkı yasak ettiği ve yapanları ağır cezalarla korkuttuğu halde, Onun sözüne iltifat etmiyor, aldırmıyorlar.

Ve sordu:
- Bu hâl, Müslümanlık mıdır, yoksa kâfirlik mi? İyi düşünmelidir! Şimdi ecel gelmemiş, fırsat elden kaçmamıştır. Geçmişteki kusurları tamamlamak, düzeltmek mümkündür.

Ve ilave etti:
- (Günahına tövbe eden, hiç günah yapmamış gibidir) hadis-i şerifi, kusuru olanlara müjdedir.

Müslüman çok kıymetlidir

Bir gün de buyurdu ki:
- Müslüman, çok kıymetlidir. Dünyaya bedeldir Müslüman. Müslümanın yüzüne bakmak ibadettir.

- İbadet mi efendim?
- Evet. Müminin yüzüne sevgiyle bakana, cenâb-ı Hak yüz ömre sevabı verir.

- Hikmeti ne efendim?
- Çünkü Müslüman, Allah’ın dostudur. Halis Müslümana, gökteki melekler bile imrenerek bakarlar.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #19 : 07/03/13, 22:39 »
Kabirde azab vardır
Büyük İslam âlimlerinden Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün Kabir azabı’ndan sordular.

Cevaben;
- Kabirde kâfirlere ve günahkâr müminlere azab yapılacağı, sahih ve meşhur hadisler ile, hatta Kur’an-ı kerimdeki ayetlerle bildirilmiştir, buyurdu.

Arzettiler:
- Efendim, bazı kimseler, bunda şüphe ediyor, hatta inanmıyor, böyle şey olamaz diyorlar.

- Neden acaba?
- Kabre konulmamış ölüleri hareketsiz gördükleri için efendim. (Ölüye azab yapılsaydı, canı yansaydı, dirilerde olduğu gibi, çırpınır, hareket ederdi) diyorlar.

Buyurdu ki:
- Kabir hayatındaki ölülerin hali, dünyadaki dirilerin hayatı gibi değildir. Dünyanın nizamı, düzeni için, buradaki hayatta, hem his, hem de hareket vardır.

Ve ekledi:
- Kabir hayatında ise, hareket etmek lazım değildir. Hatta, o alemde hareket olmaması lazımdır. O hayatta bulunanların, elem ve azab duymaları için, yalnız his etmeleri yetişir.

Ve daha açıkladı:
- Görülüyor ki, kabir hayatı, dünya hayatının yarısı gibidir. Kabirde, ruhun bedene bağlanması, diri iken olan bağlanmasının yarısı kadardır.

Ve özetledi:
- İşte bunun içindir ki, gömülmemiş ölüler, kabir hayatında oldukları için, azabı ve elemi duyar, fakat hiç hareket etmez, kıpırdayamazlar.

Halis mümin nasıl olur?

Bu zat bir gün buyurdu ki:
- Halis mümin, her halinden razıdır. Nimette de, musibette de hali hiç değişmez.

Sordular:
- Musibet gelince de mi efendim?
- Evet. Çünkü o, gönderene bakar. Madem ki Allahü teâlâ göndermiştir. Severek kabul eder. Peygamber efendimiz de “aleyhisselam”; "Müminin her haline hayret ediyorum. Nimet gelirse şükreder. Bela gelirse sabreder. Her ikisinde de sevap kazanır" buyuruyor.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #20 : 07/03/13, 22:42 »
Kâfirlere emir ve yasak yok
Evliyanın en büyüklerinden Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün bazı gençler;
- Efendim, kâfirler emir ve yasaklarla mükellef değiller mi? diye sordular.

Cevaben;
- Hayır, buyurdu. Emir ve yasaklar, Müslümanlaradır, imanı olanlaradır. Allahü teâlâ, imanı olmayanları, kâfirleri, emir vermekle, ibadet ettirmekle şereflendirmedi.

Şöyle devam etti:
- Onlar, hayvanlar gibi, her istediklerini yapar, günah olmaz. Bunlar, ibadet yapmadıkları için, günah işledikleri için, dünyada azab çekmezler. Her türlü nimete kavuşur, istediklerini, çalıştıklarını elde ederler.

Ve ilave etti:
- Onlara, yalnız bir emir verilmiş, sadece bir şey istenilmiştir.

Sordular:
- O nedir efendim?
- Bu bir emir, iman etmeleri, Müslüman olmalarıdır.

Şöyle devam etti:
- Kâfirler, bu emri dinlemedikleri için, biricik suç işlemiş oluyorlar. Fakat bu suç, en büyük suçtur. Bu suçun cezası, pek büyük, çok acı ve sonsuzdur. Dünyada böyle ceza olamaz.

Şöyle bitirdi:
- Bu sonsuz ceza, bunlara, ahirette, Cehennemde verilecektir.

İyi Müslüman nasıl olur?

Bir gün de;
- İyi bir Müslüman nasıl olur efendim? diye sordular bu zata.

Cevaben;
- Müslüman demek, hasreti çekilen insan demektir, buyurdu. Bir kimseye hasret duyulmuyorsa, o, iyi Müslüman değildir.

- Efendim, çocuklarımıza nasihat ediyoruz, hiç tesir etmiyor. Sebep ne olabilir acaba?
- Bir söz etkisiz ise, bunun iki sebebi vardır. Birincisi, dinleyenin kalbi kararmış olabilir.

- Öbürü efendim?
- İkincisi de, söyleyen, söylediğini yaşamıyordur. Sözünüzün tesir etmesini istiyorsanız, önce kendinize nasihat edin.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #21 : 07/03/13, 22:44 »
Kaza ve kader bilgisi
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün Kaza kader’den sordular.

Cevaben;
- Kaza kader bilgisi, Allahü teâlânın kullarından sakladığı sırlardan biridir, buyurdu. Bu bilgiyi, en yakın meleklere ve din sahibi olan Peygamberlerine bile açmadı.

Ve ekledi:
- Bu bilgi, büyük bir deryadır. Kimsenin, bu denize dalması, kaderden konuşması caiz değildir.

Ve biraz açtı:
- Şu kadar bilelim ki, Allahü teâlâ, insanları yaratıyor. Bir kısmı şakidir. Cehennemde kalacaktır. Bir kısmı da saiddir. Cennete gidecektir.

Sonra şunu anlattı:
Bir kimse, hazret-i Ali’den “radıyallahü anh” Kader’i sordukta;
- Karanlık bir yoldur. Bu yolda yürüme! buyurdu.

Tekrar sorunca;
- Derin bir denizdir, buyurdu.

Tekrar sordu. Bu defa da;
- Kader, Allahü teâlânın sırrıdır. Bu bilgiyi senden sakladı, buyurdu.

Dünya nedir?

Bir gün de bazı sevdikleri;
- Dünya nedir efendim? diye sordular.

Cevabında;
- Ölümden önce olan her şeye dünya denir, buyurdu. Bunlardan, ölümden sonra faydası olanlar, dünyadan sayılmaz. Ahiretten sayılırlar.

- Neden efendim? dediler.
- Çünkü dünya, ahiret için tarladır. Ahirete yaramayan dünyalıklar, zararlıdır. Haramlar, günahlar ve mubahların fazlası böyledir.

Ve daha açıkladı:
- Dünyada olanlar İslamiyet’e uygun kullanılırsa, ahirete faydalı olur, böylece hem dünya lezzetine, hem de ahiret nimetlerine kavuşulur.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #22 : 07/03/13, 22:44 »

Kulluk böyle olur
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretleri, bir gün sıkıntısı çok olan bir gence;
- Hak teâlâ seni, Muhammed  aleyhisselamın dini yolunda ilerlemeni ve her bakımdan kendisine bağlamasını nasib eylesin! buyurdu.

Ve devam etti:
- Kıymetli oğlum! Her gün insanın karşılaştığı her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile var olmaktadır.

Şöyle devam etti:
- Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeli ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Kul isek, böyle olmalıyız!

Delikanlı arzetti:
- Bu, çok zor efendim.
- Evet zor. Ama böyle olmaya mecburuz. Böyle olmamak, kulluğu kabul etmemek ve Sahibine karşı gelmek olur. Rabbimiz ne buyuruyor biliyor musun?

Genç merak etti:
- Ne buyuruyor efendim?
- Bir hadis-i kudside mealen; (Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!) buyuruyor.

Ehl-i sünnet Müslüman

Bir gün de bazı gençler;
- Efendim, Ehl-i sünnet bir Müslüman, Cehenneme girecek mi? diye sordular.

Cevabında;
- Eğer günahları çok ve bunlar tövbe ve istiğfar ile veya şefaat ile affolunmadı ise, bu günahları kadar Cehennemde yanması caizdir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bir Müslümanın bir sözünden veya bir işinden yüz şey anlaşılsa, bunlardan doksandokuzu küfre sebep olsa ve biri Müslüman olduğunu gösterse, bu bir şeyi anlamak, onu küfürden kurtarmak lazımdır.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #23 : 07/03/13, 22:45 »
Kurtulmak istiyorsanız
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretlerinden, bir gün nasihat istediler.

Cevabında;
- Kıyamet günü, makbul olanlardan, kurtulanlardan olmak istiyorsanız, Allahü teâlânın razı olduğu, beğendiği iyi işleri yapınız! buyurdu.

Sordular:
- Mesela ne yapalım efendim?
- Sünnet-i seniyyeye, yani Resulullah efendimiz aleyhisselamın yoluna sarılınız! Bu yola uymayan hiçbir şey yapmayınız!

Ve misal verdi:
- (Eshab-ı Kehf) her tarafı fitne kapladığı zaman, bir hicret yapmakla, yüksek dereceye kavuştular.

Şöyle devam etti:
- Biz, Muhammed  aleyhisselamın ümmetiyiz. Ümmetlerin en iyisi olan ümmetteniz. Öyleyse ömrümüzü oyun ve eğlence ile ziyan etmeyelim! Çocuklar gibi, top oynamakla vaktimizi elden kaçırmayalım!

Fitnelerden uzak durun!

Bir gün de nasihat isteyen bir gence;
- Yavrum! Fitnelerin yayıldığı, fesatların çoğaldığı zamanlar, tövbe ve istiğfar zamanıdır, buyurdu. Kenara çekilmeli, fitnelere karışmamalıdır. Fitneler çoğalıyor. Gün geçtikce yayılıyor.

Ve ekledi:
- Efendimiz “aleyhisselam”; (Kıyamet yaklaştıkca, fitneler çoğalır. Sabah evinden mümin olarak çıkan çok kimse, akşam kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece safalarında imanları gider) buyurdu.

- Hadisin devamında; (Böyle zamanlarda, evinde kapanmak fitneye karışmaktan hayırlıdır. O gün oklarınızı kırınız! Silahlarınızı, kılıçlarınızı bırakınız! Herkesi tatlı dil ile, güler yüzle karşılayınız!) buyuruldu.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #24 : 07/03/13, 22:46 »
Münakaşa etmeyin!
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretlerinden, bir gün nasihat istediler.

Cevaben;
- Hiç kimse ile münakaşa etmemelidir, buyurdu.

Ve şunu anlattı:
Resulullah efendimiz aleyhisselamın yanına biri geldi. Onu uzaktan görünce;
- Kabilesinin en kötüsüdür, buyurdu.

Odaya girince, gülerek karşılayıp, iltifat eyledi. Gidince, hazret-i Aişe böyle davranmasının sebebini sordu.

Efendimiz “aleyhisselam”;
- İnsanların en kötüsü, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmayan kimsedir, buyurdu.

O kimse, Müslümanların başında bulunan bir münafık idi. Müslümanları onun şerrinden korumak için müdara buyurdu.

Neler gıybet olmaz?

Bir gün de sohbetinde;
- Fıskı, fuhşu, zulmü açık, yani herkes arasında yayılmış olanı başkalarına söylemek (Gıybet) olmaz, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bir kimsenin şerrinden korunmak için müdara caizdir. Hadis-i şerifte; (İnsanlara müdara için gönderildim) buyuruldu.

Sordular:
- Müdara ne demek efendim?
- Dini ve dünyayı korumak için dünyalık vermeye (Müdara) denir. Dünyalık ele geçirmek için dini vermeye (Müdahene) denir.

Ve izah etti:
- Tatlı dil ile iyilik ve hatta yalan söyleyerek gönül almak, dünyalık vermek olur. Müslümanların, gizli yaptıkları büyük günahlarını görünce, örtmek lazımdır.

Sıkıntının ilacı nedir?

Bir gün de bazı sevdiklerine;
- Kardeşlerim, her sıkıntının, her başarısızlığın, her derdin bir tek ilacı vardır, buyurdu. O nedir, biliyor musunuz?

- Bilmiyoruz, o nedir efendim? dediler.

Buyurdu ki:
- Her sıkıntının ilacı, istiğfar etmektir kardeşlerim. Yani günahına pişman olup boyun bükmek ve Hak teâlâdan af dilemektir. İstiğfar, her kapıyı açar.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #25 : 07/03/13, 22:46 »
Namaz, dinin direğidir
Büyük İslam âlimlerinden Kâdî Muhammed  Zâhid “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün namazdan sordular.

Cevaben;
- Namaz, İslam dininin direklerinden en ehemmiyetlisidir, buyurdu. Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibadet etmeleri için, namazı farz etti.

Ve ekledi:
- Hadis-i şerifte; (Allahü teâlâ, her gün beş vakit namaz kılmayı farz etti. Kıymet vererek ve şartlarına uyarak, her gün beş vakit namaz kılanı Cennete sokacağını, Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu.

Şöyle devam etti:
- Namaz, ibadetlerin en kıymetlisidir.
Hadis-i şerifte; (Namaz kılmayanın, İslam’dan nasibi yoktur!) buyuruldu.

- Bir hadis-i şerifte de; (İnsan ile küfür arasındaki fark, namazı terk etmektir!) buyuruldu.

Namaz kılan, kötülük yapamaz

Bir gün de sohbetinde;
- Namaz kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, Onun karşısında kendi küçüklüğünü anlamaktır, buyurdu.

Ve devam etti:
- Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Ancak nefsine uyanın, namazı sahih olsa da, bu meyvelerini veremez.

Ve daha açıkladı:
- Her gün beş kere, Rabbinin huzurunda olduğuna niyet eden kimsenin kalbi ihlas ile dolar. Ayrıca namaz kılmanın, sosyal bir çok faydaları da vardır.

Sordular:
- Ne gibi efendim?
- Mesela camilerde cemaat ile namaz kılmak, Müslümanların kalblerini birbirlerine bağlar. Birbirlerinin kardeşleri olduklarını anlarlar. Büyükler, küçüklere merhametli olur. Küçükler de, büyüklere saygılı olur.

Ayrıca;
- Zenginler, fakirlere ve kuvvetliler zayıflara yardımcı olur. Sağlamlar, hastaları, camide göremeyince, evlerinde ararlar.

Şöyle bitirdi:
- Hadis-i şerifte; (Din kardeşinin yardımına koşanın, yardımcısı Allahü teâlâdır) buyuruldu.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #26 : 07/03/13, 22:47 »
Namaz, nefes almak gibidir
Evliyanın en büyüklerinden Kâdî Muhammed  Zâhid “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün namazdan sordular.

Cevaben;
- Namaz, bu dinde nefes almak gibidir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Namazı bilerek terk etmek, büyük günahtır. Hemen kaza etmek lazımdır ki, bu da farzdır.

Sözüne devamla;
- Farz namazı, özürsüz, yani İslamiyet’in gösterdiği sebep olmadan vaktinden sonra kılmak, büyük günahtır. Bu günah, kaza edince affolmuyor.

Sordular:
- Başka ne lazım efendim?
- Kaza ettikten sonra, ayrıca tövbe veya hac etmek de lazımdır.

Ve daha açıkladı:
- Kaza kılmadan tövbe edilirse, terk etmek günahı affolmadığı gibi, tehir günahı da affolmaz.

- Neden efendim?
- Çünkü, tövbenin kabul olması için, günahtan sıyrılmak şarttır.

Müslüman demek…

Bir gün de namazın ehemmiyetini anlatırken,
- Kardeşlerim, düşman karşısında, bir farz namazı kılmak mümkün iken, terk etmek, yediyüz büyük günah işlemiş gibi günahtır, buyurdu.

Ve ekledi:
- Müslüman demek, “beş vakit namazını kılan insan” demektir.

Sordular:
- Namazı kazaya bırakmak için özür yok mu efendim?
- İki özür var.

- Onlar nedir efendim?
- Biri uyumak, öbürü unutmaktır.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #27 : 07/03/13, 22:47 »
Namazı kazaya bırakmak
Büyük İslam âlimlerinden Kâdî Muhammed  Zâhid “kuddise sirruh” hazretleri, bir sohbetinde;
- Kardeşlerim, farzların ehemmiyeti Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiştir, buyurdu.

Ve misal verdi:
- Peygamberimiz “aleyhisselam”; (İki farz namazı bir araya getirmek, büyük günahlardandır) buyurdu.

Ve açıkladı:
- Yani, bir namazı vaktinde kılmayıp, vaktinden sonra kılmak, en büyük günahtır.

Ve ekledi:
- Bir hadis-i şerifte de; (Bir namazı, vakti çıktıktan sonra kılan kimseyi, Allahü teâlâ, seksen hukbe Cehennemde bırakacaktır) buyuruldu.

Şöyle bitirdi:
- Bir namazı, vaktinden sonra kılmanın cezası bu olursa, hiç kılmayanın cezasını düşününüz!

İlk sual namazdan olacak

Bir gün de namazdan sordular.
Cevaben;
- Namaz dinin direğidir, buyurdu. Namaz kılan, dinini doğrultmuş olur. Namaz kılmayan, dinini yıkmış olur.

Ve ekledi:
- Bir hadis-i şerifte; (Kıyamet günü, imandan sonra, ilk sual namazdan olacaktır) buyuruldu.

Sordular:
- Namaz bu kadar mı mühim efendim?
- Elbette. Allahü teâlâ kıyamet gününde müminlere; (Ey kulum, namaz hesabının altından kalkarsan, kurtuluş senindir. Öteki hesapları kolaylaştırırım!) buyuracaktır.

Son olarak;
- Bir hadis-i şerifte de; (Bir namazı, bilerek, özürsüz kılmayan kimse, seksen hukbe Cehennemde kalacaktır!) buyuruldu.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #28 : 07/03/13, 22:48 »
Nefs mi zararlı, şeytan mı?
Büyük İslam âlimlerinden Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün bazı gençler;
- Efendim, bizim için nefs mi çok zararlıdır, yoksa şeytan mı? diye sordular.

Cevabında;
- Nefs-i emmareden hasıl olan kötülükler, insanın kendi hastalığıdır, buyurdu. Öldürücü zehirdir ve kullukla bağdaşmaz.

Ve ekledi:
- Dışardan gelen kötü istekler ise, şeytandan gelir ve ufak bir ilaç ile, kolayca giderilebilir.

Nitekim,
- Âyet-i kerimede mealen; (Şeytanın aldatması, elbette zayıftır) buyuruldu.

Ve altını çizdi:
- Bizim en büyük düşmanımız, nefsimizdir. Can düşmanımız, her zaman yanımızda bulunan bu azılı arkadaşımızdır.

Sordular:
- Ya şeytan efendim?
- Şeytan, dışarıdaki düşmanımızdır ve bu iç düşmanın yardımı ile bize saldırıyor. Onun yardımı ile bizi yaralıyor.

Ve özetledi:
- Velhasıl varlıklar içinde en cahil olanı, insanın nefsidir. Çünkü, hep kendine düşmanlık yapmakta, hep, kendini yok edici şeyleri istemektedir.

Şöyle bitirdi:
- Her isteği, Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir. Her işi, sahibi olan ve bütün iyiliklerin sahibi bulunan Allahü teâlâya karşı gelmektir. Hep, kendi can düşmanı olan şeytana uymaktadır.

Hakiki tövbe nedir?

Bir gün de sordular:
- Hakiki tövbe nedir efendim?

Buyurdu ki:
- Tövbe, bir günahı işledikten sonra, pişman olup o günahı terk etmek ve bir daha yapmamaya kuvvetli karar vermektir.

- Dünyalık bir sebeple pişman olursa efendim?
- O zaman tövbe olmaz.

- Tövbe edince, günahlar muhakkak affolur mu efendim?
- Elbette. Şartlarına uyularak tövbe edilince, küfür ve günahlar muhakkak affolur. Bu hususta şüphe etmek caiz olmaz. Çünkü cenâb-ı Hak, tövbe eden kulunu af edeceğini vaad etmiştir. O, vaadinden dönmez.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #29 : 07/03/13, 22:49 »

O namaz nurlu olur
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretleri, bir gün namazdan bahsederken;
- Bir mümin namazını güzel kılar, rüku ve secdelerini tamam yaparsa, namaz sevinir ve nurlu olur, buyurdu.

Ve devam etti:
- Melekler, o namazı göğe çıkarır. O namaz, namazı kılmış olana, iyi dua eder ve (Sen beni kusurlu olmaktan koruduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni muhafaza etsin) der.

Sordular:
- İyi kılınmazsa efendim?
- Güzel kılınmazsa, siyah olur. Melekler o namazdan iğrenir. Göğe götürmezler. O namaz, kılmış olana, fena dua eder ve (Sen beni zayi eylediğin, kötü hale soktuğun gibi, Allahü teâlâ da, seni zayi eylesin) der.

Ve öğütledi:
- O halde, namazları tamam kılmaya çalışmalı, tadil-i erkanı yapmalı, rükuu, secdeleri, (Kavme)yi, yani rükudan kalkıp dikilmeyi ve (Celse)yi, yani, iki secde arasında oturmayı iyi yapmalıdır.

Tumaninete çığır açmalıdır

Bir gün de Namaz’dan sordular.
Cevaben;
- Namazları şartlarına riayet ederek kılmalı ve başkalarının kusurlarını görünce de söylemelidir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Böylece din kardeşlerinin namazlarını tamam kılmalarına yardım etmelidir.

Ve daha açıkladı:
- Tumaninet, yani rükuda, secdelerde, rükudan kalkınca ve iki secde arasında oturunca uzuvların hareket etmemesine ve tadil-i erkana, yani uzuvların bu yerlerde bir kere sübhanallah diyecek kadar hareketsiz kalmasına çığır açmalıdır.

Sözüne devamla;
- Müslümanların çoğu, bunları yapmıyor. Bu nimet, elden çıkmış bulunuyor. Bu ameli meydana çıkarmak çok mühimdir.

Şöyle bitirdi:
- Efendimiz “aleyhisselam”; (Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana, yüz şehit sevabı verilecektir) buyuruyor.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #30 : 07/03/13, 22:50 »
Onun huzuruna çıkacağız
Büyük İslam âlimlerinden Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh” hazretleri, bir gün bir yakını vefat eden birine;
- Kardeşim, hepimiz Allah’ın emrinde ve dileği altındayız ve hepimiz Onun huzuruna çıkacağız! buyurdu.

Ve ekledi:
- Öyleyse Ondan gelene razı olmalıyız. Siz de razı olun! Dua ve Fatiha okuyarak mevtaya yardım edin!

Adamcağız arzetti:
- Efendim, kalbimi dünya düşüncelerinden bir türlü kurtaramıyorum. Bana ne tavsiye edersiniz?

- Kalbinizde üzüntü ve kuruntu olunca, gidermek için tövbe ve istiğfar okuyun kardeşim.

Ve ilave etti:
- Korkulu zamanlarda ise; (La havle vela kuvvete illa billahilaliyyilazim) duasını çok okuyunuz!

Dert bela niçin gelir?

Bir gün de bir sevdiği;
- Efendim, bir kimseye çok dert ve belaların gelmesi neye işarettir? diye sordu.

Cevabında;
- Müslümanlara dünya sıkıntılarının ve belaların gelmesi, bunların günahlarının affolması için kefarettirler, buyurdu. Yalvararak, ağlayarak ve sığınarak, kırık kalb ile Allahü teâlâdan af ve afiyet dilemelidir.

Adam rica etti:
- Bunun için dua buyurun efendim.
- Biz dua ederiz. Ancak dertlinin kendisinin yalvarması daha yerinde olur.

Ve izah etti:
- Çünkü ilaç almak ve perhiz yapmak, hastaya lazımdır. Başkalarının yapacağı, olsa olsa, ona yardımcı olmaktır.

Ve özetledi:
- Sözün doğrusu şudur ki, Sevgiliden gelen her şeyi, gülerek, sevinerek karşılamak lazımdır. Ondan gelenlerin hepsi tatlı gelmelidir. Seven böyle olmazsa, sevgisi tam olmaz.

Ve ekledi:
- Hatta, seviyorum demesi, yalancılık olur.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #31 : 07/03/13, 22:51 »
Önce itikadını düzelt!
Büyük İslam âlimlerinden Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh” hazretleri, bir gün nasihat isteyen bazı gençlere;

- Evlatlarım, her şeyden önce, itikadı düzeltmek lazımdır, buyurdu. Peygamber efendimizin “aleyhisselam” Allahü teâlâdan getirdiği bilgilerden zaruret ve tevatür yolu ile bizlere gelmiş olanları öğrenip inanmalıyız!

Sordular:
- Onlar nelerdin efendim?
- Mesela kıyamette Haşra, yani, hesap yerinde toplanmaya ve Neşre, yani, hesaptan sonra, Cennete veya Cehenneme dağılmaya ve sonsuz azab ve nimetlere ve bunlar gibi bilgilerin doğru olduklarına ve hiç şüphe olmadığına inanmak lazımdır.

Ve vurguladı:
- Bunlara itikat olmazsa, kıyamette kurtuluş olamaz.

Delikanlı sordu:
- İtikattan sonra mühim olan nedir efendim?
- İtikadı düzelttikten sonra, fıkıh bilgilerini öğrenmeli ve yapmalıdır. Yani farzları, vacibleri, hatta sünnet ve müstehabları yapmak, helalı ve haramı gözetmek ve İslamiyet’in hududunun dışına taşmamak lazımdır.

Ve özetledi:
- Ancak, böylece ahiret azablarından kurtulmak düşünülür.

Tövbe nasıl olur?

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, tövbe ve istiğfar kalb ile, dil ile ve günah işleyen aza ile birlikte olmalıdır, buyurdu. Kalb pişman olmalı, dil, dua etmeli, yalvarmalı, aza da günahtan çekilmelidir.

Ve ekledi:
- Âyet-i kerimede mealen; (Bana istiğfar edin. Dualarınızı kabul ederim, günahlarınızı affederim) buyuruldu.

Sordular:
- İstiğfarın mânâsı nedir efendim?
- İstiğfar, beni affet Allah’ım, demektir.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #32 : 07/03/13, 22:51 »

Özürsüz namaz kılmamak
Büyük İslam âlimlerinden Kâdî Muhammed  Zâhid “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün namazdan sordular.

Cevaben;
- Bir farz namazı özürsüz kazaya bırakmak büyük günahtır, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bu çok büyük günah, her namaz kılacak kadar boş zaman geçince, bir misli artmaktadır.

Sordular:
- Hikmeti nedir efendim?
- Çünkü, o namazı, boş zamanlarda hemen kaza etmek de farzdır. Hesaba, sayıya sığmayan bu müthiş günahtan ve azabından kurtulmak için yapılacak bir şey vardır.

- O nedir efendim?
- Kazaya kalan bu namazları bir an önce kılıp bitirmelidir.

Ve özetledi:
- Yarın kıyamet gününde, namaz hesabını kolayca verenlerin, diğer hesapları da kolay geçer.

Tövbeyi geciktirmek

Bir gün de sohbetinde;
- Farz namazı terk etmek büyük günahtır, buyurdu. Hemen kaza edip, sonra tövbe etmek lazımdır.

Ve ekledi:
- Tövbeyi geciktirmek daha büyük günahtır. Bu büyük günah, kaza kılacak kadar zamanlar geçtikçe, bir misli artar. Kaza etmeyi geciktirince de, tövbe farz olur.

Ve daha açıkladı:
- Kazaya kalan bir namazın kazası kılınınca, bu namazın kazalarını geciktirme günahlarının hepsi affolur. Bunun için, kazayı bir an evvel kılarak, kaza borcunu bitirmek lazımdır.

İyi insan olmak için

Bir gün de bazı gençlere;
- Sabırlı, cömert, yumuşak ve affedici olun! buyurdu. Kendinize; "İnsan, ancak bu kadar iyi olabilir" dedirtin.

Sordular:
- İyi Müslüman olmak için ne lazım efendim?
- Üç şey lazım, buyurdu.

- Onlar nedir efendim?
- İlim, amel ve ihlas.

Ve izah etti:
- Yani İslamiyet’i öğrenmek, öğrendiklerini yapmak ve her şeyi yalnız Allah için yapmaktır.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #33 : 07/03/13, 22:52 »
Sana namazı bağışladım
Büyük İslam âlimlerinden Seyyid Ahmed Mekki Efendi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bazı gençler;

- Efendim, tarikat şeyhi olduğunu söyleyen bazı kimseler, cahil Müslümanlara; (Sana namazı bağışladım. Artık kılma!), yahut da; (Allah’ın ve Peygamberin emrettiği namaz, herkesin yaptığı, yatıp kalkmak ve belli şeyleri okumak değildir. Allah’ın ismini zikretmek ve Onun büyüklüğünü düşünmek demektir) diyorlar. Siz ne dersiniz? dediler.

Cevabında;
- Bu sözler, namazı inkâr ve Müslümanları doğru yoldan çıkarmak demektir, buyurdu.

Ve ekledi:
- Namazı inkâr eden, yani vazife olduğuna inanmayanın imanı gider. İnanıp da, tembellik ile terk eden (fasık) olur. Yani büyük günah işlemiş olur.

Ve öğütledi:
- Namazın nasıl kılınacağını ve bütün din bilgilerini, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğreniniz! Bunlar gibi sinsi düşmanların ve cahillerin yaldızlı yazılarına ve tatlı sözlerine aldanmayınız!

Haşr ve Neşr ne demektir?

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, Peygamber efendimizin “aleyhisselam” kabir ve kıyamet hallerinden, mesela Haşrdan, Neşrden, Cennetten, Cehennemden haber verdiği şeylerin hepsi doğrudur, buyurdu.

Sordular:
- Haşr ve Neşr ne demektir efendim?
- Haşr, hesap için Arasat meydanında toplanmak, Neşr ise hesaptan sonra Cennete ve Cehenneme dağılmak demektir.

Ve ekledi:
- Ahirete inanmak, Allahü teâlâya inanmak gibi, imanın şartıdır.

- Ya inkâr etmek efendim?
- Ahireti inkâr eden, Allahü teâlâyı inkâr etmiş gibi, kâfirdir


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #34 : 07/03/13, 22:53 »
Sıkıntı nimettir
Büyük İslam âlimlerinden Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh” hazretlerine, bir gün akrabasından biri gelip;
- Efendim, sıkıntılar ard arda geliyor, ne yapayın? diye dert yandı.

Cevabında;
- Kardeşim, sıkıntıların gelmeleri, görünüşte çok acı ise de, bunlar, aslında birer nimettir.

Adam şaşırdı:
- Nimet mi dediniz efendim?
- Evet. Bu dünyanın en kıymetli sermayesi, üzüntüler ve sıkıntılardır. Bu dünya sofrasının en tatlı yemeği, dert ve musibetlerdir.

Ve devam etti:
- Bu tatlı nimetleri, acı ilaçlarla kaplamışlardır. Akıllı olanlar, bunların içine yerleştirilmiş olan tatlıları görür. Üzerindeki acı örtüleri de tatlı gibi çiğner, acılardan tat alırlar.

- Sıkıntılardan mı tat alırlar efendim?
- Evet. Nasıl tatlı olmasın ki, sevgiliden gelen her şey tatlı olur. Kalbi hasta olanlar, onun tadını duyamaz.

- Bu hastalık nedir ki efendim?
- Kalbin hasta olması, Ondan başkasına gönül vermesidir. Saadet sahipleri, sevgiliden gelen sıkıntılardan o kadar tat alırlar ki, iyiliklerinde o tadı duyamazlar.

Ve izah etti:
- Her ikisi de Sevgiliden geldiği halde, sıkıntılardan, sevenin nefsi pay almaz. İyiliklerini ise, nefs de istemektedir.

En zor şey Peki demek

Bir gün de sohbetinde;
- Dünyada en zor şey, hak söze Peki demektir, buyurdu. Çünkü nefs mani olur.

Ve ekledi:
- Ebu Cehil, Resulullaha bir defa Peki deseydi, hazret-i Ömer gibi olurdu. Hazret-i Ömer de “radıyallahü anh” eğer Hayır deseydi, Ebu Cehilden daha tehlikeli olurdu.

Şöyle bitirdi:
- Tarih boyunca yapılan bütün savaşlar, İslam’a Peki diyenlerle Hayır diyenler arasında olmuştur. Yoksa bu, bir kuru kavga değildir.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #35 : 07/03/13, 22:53 »
Sünnet kelimesinin mânâsı
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bazı sevdikleri;
- Efendim, (Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) hadis-i şerifinin mânâsı nedir efendim? diye sordular.

Cevabında;
- Bu hadis-i şerifte geçen Sünnet kelimesi, İslamiyet yolu demektir, buyurdu. Çünkü, mümin kimse, büyük günah işlese de, şefaatten mahrum olmaz.

Ve ilave etti:
- Nitekim hadis-i şerifte; (Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim) buyuruldu.

Şöyle devam etti:
- Resulullahın Hak teâlâdan getirdiği dine tâbi olmak lazımdır. Bunu terk eden, şefaate kavuşamaz.

Az daha açıkladı:
- Bu hadis-i şerifteki sünnet, yapması vacib olan şeyler demektir ki, bu da, Eshab-ı kiramın, Tâbiin ve Tebe-i tâbiinin imanı ve ibadetleridir. Bu sünnete yapışanlara, (Ehl-i sünnet) denir.

Ve netice:
- O halde, hadis-i şerifin mânâsı, inanılacak şeylerde ve yapılacak ve sakınılacak işlerde Ehl-i sünnetten ayrılanlar, şefaate kavuşamayacaklardır demektir.

İyi Müslüman nasıl olur?

Bir gün de sevdikleriyle sohbet ederken;
- Efendim, iyi bir Müslüman nasıl olur? diye sordular.

Cevabında;
- İyi Müslüman, önce dinini öğrenir, doğru anlar, öğrendiğiyle amel eder ve bunları başkalarına da öğretmeye çalışır, buyurdu. Sonra o, kimseyi incitmez.

- Hiç namaz ve oruçtan bahsetmediniz, dediler.

Buyurdu ki:
- Namaz ve oruç, kulluk vazifemizdir. Elbette yapacağız. Ama bilin ki, Müslümanlık sadece namaz ve oruçtan ibaret değildir. Bunları yaptıktan sonra mühim olan, kimseyi incitmemektir.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #36 : 07/03/13, 22:54 »
Şekerle kaplı zehir
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerinden, bir gün nasihat istediler.

Cevaben;
- Dünyanın tatlı şeyleri ve geçici nimetleri, ancak bu parlak dine uymakta yardımcı oldukları zaman, faydalı ve helal olurlar, buyurdu.

Ve devam etti:
- Dünya kazancı, ahiret kazancı ile birlikte olduğu zaman işe yarar. Ahireti kazanmaya yardımcı olmayan dünya nimetleri, şekerle kaplanmış zehir gibidirler.

Ve ekledi:
- Bunlarla, ahmak olanlar aldatılmaktadır.

Sonra bir âh Çekti.
- Allahü teâlânın bildirdiği tiryak ile bu zehirlere ilaç yapmayanlara yazıklar olsun! Bu şekerli, tatlı zehirleri, İslamiyet’in emir ve yasaklarını yapmak güçlüğüne katlanarak tedavi etmeyenlere çok acınır.

Ve özetledi:
- Kısacası, İslamiyet’e uymak için biraz çalışan, biraz harekete geçen kimse, sonsuz olan kazançlara kavuşur.

Önce lazım olan şey

Bir gün de nasihat isteyen bazı gençlere;
- Her mümine önce lazım, birinci farz olan şey, imanı, farzları, haramları öğrenmektir, buyurdu.

Ve ilave etti:
- Bunlar öğrenilmedikce, Müslümanlık olamaz. İman elde tutulamaz. Hak borçları ve kul borçları ödenilemez. Niyet, ahlak düzeltilemez ve temizlenemez.

Ve altını çizdi:
- Düzgün niyet edilmedikce, hiçbir farz kabul olmaz. Hadis-i şerifte; (Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevabtır) buyuruldu.


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #37 : 07/03/13, 22:55 »
Tadil-i erkanın önemi
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretleri, bir gün Namaz’dan bahsederken;
- Kardeşlerim, namazlarınızı tadil-i erkan ile kılınız, buyurdu.

Ve ekledi:
- Efendimiz “aleyhisselam”; (Sizlerden biriniz, namaz kılarken, rükudan sonra tamam kalkıp, dik durmadıkca ve ayakta, her uzuv yerine yerleşip durmadıkca namazı tamam olmaz) buyurdu.

Ayrıca;
- Bir kere de; (İki secde arasında dik oturmadıkca, namazınız tamam olmaz) buyurdu.

Sonra şunu anlattı:
Bir gün Peygamberimiz “aleyhisselam” , birini namaz kılarken, namazın ahkâm ve erkanına riayet etmediğini, rükudan kalkınca, dikilip durmadığını ve iki secde arasında oturmadığını görünce;

- Eğer namazlarını böyle kılarak ölürsen, kıyamet günü, sana benim ümmetimden demezler) buyurdu.

Kırk yıldır namaz kılmamışsın

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, namaz kılarken rüku ve secdeleri tam yapmaya çalışın, buyurdu.

Ve ekledi:
- Ebu Hüreyre hazretleri; (Altmış sene, bütün namazlarını kılıp da, hiçbir namazı kabul olmayan kimse, rüku ve secdelerini tamam yapmayan kimsedir) buyurdu.

Ve şunu anlattı:
Büyüklerden biri, birini namaz kılarken rüku ve secdelerini tamam yapmadığını gördü. Yanına çağırıp;
- Sen ne kadar zamandır böyle namaz kılıyorsun? diye sordu.

Adamcağız;
- Kırk senedir, deyince;
- Sen, kırk senedir namaz kılmamışsın. Ölürsen Muhammed  Resulullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünneti, yani dini üzere ölmezsin, buyurdu.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #38 : 07/03/13, 22:55 »

Ümmet kime denir?
Büyük âlim ve Velilerden Hakim-i Tirmizi “rahmetullahi aleyh” hazretlerine, bir gün bazı gençler;
- Efendim, kimlere Muhammed  aleyhisselamın ümmeti denir? diye sordular.

Cevabında;
- İcma ile ve zaruri olarak bildirilmiş olan inanılacak ve yapılacak din bilgilerine inanan insanlara (Mümin) ve (Müslüman) denir ki, bunlar, Muhammed  aleyhisselamın ümmeti olurlar, buyurdu.

Ve ekledi:
- Muhammed  aleyhisselamın ümmetinden bazıları itikatta, yani inanılacak bilgilerde ictihad yaparak yetmişüç fırkaya ayrıldılar.

Ve daha açıkladı:
- İnanılacak olan bilgilerde ictihad etmek hiç caiz değildir. Böyle bilgilerde ictihad ederken yanılmak, küfür olmaz ise de, büyük günah olur.

Ve özetledi:
- Müslümanların yetmişüç fırkasından yetmişiki fırkası böyle yanılmış, doğru yoldan ayrılmış, (Bid’at sahibi) olmuşlardır.

Sordular:
- Bunlar Cehenneme mi girecekler efendim?
- Evet. Bunlar, sapık inançlarının cezası olarak Cehenneme girecekler ise de fakat, Müslüman oldukları için, Cehennemde sonsuz kalmayacaklar, azab gördükten sonra, çıkarılacaklardır.

O şimdi gökte

Bir gün de bazı gençler İsa aleyhisselamdan sordular bu zata.
Cevaben;
- İsa aleyhisselam ülülazm Peygamberdir, buyurdu. Yahudiler, kendisini öldürmek istedikleri zaman, Allahü teâlâ onu diri olarak göğe kaldırdı.

Sordular:
- Şimdi gökte mi efendim?
- Evet. Kıyamete yakın bir zamanda gökten Şam’a inecek ve Muhammed  aleyhisselamın dinine tâbi olacaktır.

Ve ekledi:
- İmam-ı a’zam Ebu Hanife mezhebine uygun ictihad edecek, onun helal dediğine helal diyecek, haram dediğine haram diyecektir.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: İstigfar, her kapıyı açar
« Cevapla #39 : 07/03/13, 22:56 »
Yüz şehit sevabı kazanır
Büyük Velilerden Nizameddin Evliya “rahmetullahi aleyh” hazretleri, bir sohbetinde;
- (Ümmetimin arasında fitne, fesat yayıldığı zaman, sünnetime sarılana yüz şehit sevabı vardır) hadis-i şerifini okudu.

Ve şöyle açıkladı:
- Yani Selef-i salihin zamanındaki iman ve ahkâm-ı İslamiyye bilgilerine uyan kimseye yüz şehit sevabı vardır.

Şöyle devam etti:
- Bazı âlimler de, bu hadis-i şerifi, “Ümmetim arasında fesat çıktığı zaman, Ehl-i sünnet itikadında olup, beş vakit namazı cemaat ile kılana yüz şehit sevabı verilir” şeklinde açıklamışlardır.

Ve izah etti:
- Bunun için, önce ehl-i sünnete uygun iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, sonra farzları yapmak, sonra mekruhlardan sakınmak, sonra müekked sünnetleri, daha sonra da müstehabları yapmak lazımdır.

Şöyle bitirdi:
- Bu sırada, önce olanı yapmayanın, sonra olanı yapmasının hiç faydası olmaz ve önce olanı yapabilmek için, sonra olanı terk etmesi caiz, hatta vacib olur.

Bu dünya, çalışmak yeridir

Bir gün de bir sevdiği nasihat istedi bu zattan.
Cevaben;
- Ey sevgili kardeşim! Bu dünya, çalışmak yeridir, buyurdu. Ücret alınacak yer, ahirettir. Salih amelleri yapmaya uğraşınız!

Adam sordu:
- Salih ameller nelerdir efendim?
- Bu amellerin en faydalısı ve ibadetlerin en üstünü, namaz kılmaktır. Namaz, dinin direği, müminin miracıdır. O halde, onu iyi kılmaya gayret etmelidir.

Ve izah etti:
- Yani farzlarını, şartlarını, sünnetlerini ve edeblerini, istenildiği ve lâyık olduğu gibi yapmalı, tumaninete, yani rüku ve secdelerde ve kavmede ve celsede, bütün azanın hareketsiz kalmasına dikkat etmelidir.

Ve ekledi:
- Ayrıca tadil-i erkana, yani, bu dört yerde hareketsiz kaldıktan sonra, bir miktar durmaya da, dikkat etmelidir.
 


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Namus ve Emniyet Kimseyi Tahminle Mahkum Edemeyiz ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.429 saniyede oluşturulmuştur


İstigfar, her kapıyı açarGüncelleme Tarihi: 13/10/19, 23:59 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim