Kalu Bela, Elest Bezmi - Akaid ve Fıkıh Bilgileri
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.061 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.638 yorum yapıldı. Bugün 2 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 22908 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Kalu Bela, Elest Bezmi, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 5870 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Kalu Bela, Elest Bezmi}   Okunma sayısı 5870 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Kalu Bela, Elest Bezmi
« : 11/10/08, 17:54 »


Elest bezmi: Rabbimizle yaptığımız sözleşme



Halk arasında çocuklara: “ne zamandan beri müslümansın?” diye sorulur, çocuk da öğretildiği şekilde: “Kâlu belâdan beri müslümanım” diye cevap verir

Kâlu belâ, insanların, Yüce Allah’ın birliğini ikrar, Rablığını tasdik ettikleri vakittir Elest bezmi, bu anlaşmanın yapıldığı toplantıdır Allahu Tealâ, kıyamete kadar gelecek bütün insanların ruhları ve baba sulbündeki zerreleriyle bir anlaşma yapmıştır Bu anlaşma, Kur’an-ı Hakim’de şöyle anlatılır:

“Ey Rasulüm! Onlara o vakti hatırlat, hani Rabbin, Ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? dedi Onlar da: Evet, sen bizim Rabbimizsin dediler (Onlarla birlikte Biz ve meleklerimiz buna) şahitlik ettik ki, kıyamet günü: Biz bundan gafildik, haberimiz yoktu demeyesiniz Yahut, bizden önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik; onların izinden gittik Batıla dalanların yüzünden bizi helak mi edeceksin? şeklinde küfrünüze mazeret ileri sürmeyesiniz diye böyle yaptık” (A’raf/172-173)

Allahu Tealâ’nın kulları ile yaptığı bu misakı (ilahi sözleşmeyi), şimdilik hatırlamıyor olsak bile, Yüce Rabbimizin hatırlatmasıyla, bizim O’nunla böyle bir sözleşme yaptığımızı kesin olarak kabul ederiz Biz unuturuz, fakat Rabbimiz unutmaz, biz yanılırız, ancak O yanılmaz Biz zamana bağlıyız, O ise zamanı yoktan var edendir, zaman ve mekan onu bağlamaz

İnsanoğlunun varlık alemine ilk adımı, ruhuyla oldu İlahi ilimde bilinen ve ezelde takdir edilen insan vücudunun, yokluktan varlığa geçişi ruhuyla gerçekleşti Ruh, dünya aleminde kendisini taşıyacak vücutla ana rahminde buluştu İnsanın ilk zerreleri, ilahi kudretle belli bir kıvam ve şekil aldıktan sonra, ruhla ayrı bir güzellik ve özellik kazandı; böylece insanın madde alemindeki hayatı başladı Ruhla bütünleşen bu et ve kemikten meydana gelen vücutta, insani özellikler ve kabiliyetler oluştu İnsanın bünyesine, hayvanlardan ayrı olarak, kalp, akıl, düşünce, hafıza, şuur, sevgi gibi insanı insan yapan özellikler yerleştirildi Bütün bu özellikler ona Rabbini tanıması için verildi

Her insan, Yüce Yaratıcısını tanıyacak özellik ve kabiliyette yaratıldı Yani Allahu Tealâ, ana rahminde şekil verdiği insanla ikinci anlaşmayı yaptı Ona, benliğini verirken, bir benlik şuuru da verdi Ayrıca onu, varlığının sahibini tanıyacak, onu hissedecek ve sevecek bir özellikle donattı Böylece Allah, kulu ile yeni bir anlaşma yapmış oldu Sanki insana “sana bunları verdim, onların gereği şunları isterim” dedi İnsanın bu şekilde iman ve İslam fıtratı üzere yaratılması, insani özelliklerle donatılması, kendisinden iman ve İslam’ın gereklerinin beklenmesi için bir sebep oluşturdu

Bu sıfat ve özelliklerle dünyaya gelen insana, Allah, onun zerreleriyle ve fıtratıyla yaptığı anlaşmaları hatırlatacak ve gereğini öğretecek peygamberler gönderdi Peygamberlerin gelmesiyle üçüncü bir sözleşme gerçekleşti Bu tebliğ, uyarı ve fiili anlaşma buluğ çağında yapıldı Yani buluğ çağına gelen her insana Allah’ın daveti ulaştırıldığında, artık ruhuyla verdiği sözü tutması istendi ve vicdanına yerleştirilen Allah inancına uygun hareket etmesi Allah’ın davetine uyması ve fıtratındaki gerçekle zıtlaşmaması gerektiği hatırlatıldı Aksi durumda insan mesul olacak, hesap verecek ve ceza çekecektir

Buluğa ermeden ölenler, birinci ve ikinci sözleşmenin gereğini yapmakla mükellef olmadıkları için, hesaba çekilmezler Çünkü sözleşmenin yerine getirilmesi, akıl ve buluğ şartına bağlı olarak istenmektedir

Hz Peygamberin (AS) başında bulunduğu İslam daveti kendisine ulaşan buluğa ermiş her akıllı insan, ilk iki sözleşmenin gereği olarak bu davetten sorumludur

Akıllı olup buluğa erdiği halde, Rabbiyle yaptığı sözleşmelerin hiç birisine sahip çıkmayan, fıtratını bozan, insanlık değerlerini kaybeden ve Rabbini unutup eşyaya tapan insanlık, dünyada ve ahirette mutlu olamayacaktır Çünkü imansızlık ve şirk, insan kalbi ve fıtratı için en büyük kötülüktür Tevbe edilmezse bunun cezası da büyük olacaktır

Arifler demişlerdir ki: Kalp, iman, ibadet, zikir, fikir ve sevgiyle uyanır, asli safiyetine kavuşursa, Allahu Tealâ’ya ruhu ve bütün zerreleriyle verdiği sözü hatırlar, fıtratına konmuş Allah sevgisini tadar, her şeyin O’na şahitlik yaptığını görür, kainatla birlikte zikre geçer

Her şey O’nun varlığına, birliğine ve sonsuz rahmetine şahitlik ederken, insanın kendi varlığını bile ihmal etmesi ve küfre girmesi ne kadar acıdır Allahu Tealâ’dan kalp safiyeti ve iman selameti dileriz


Nurullah Toprak
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/kalu-bela-elest-bezmi-t5144.0.html



Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı samyeli

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.290
  • Konu: 142
  • Derviş: 254
  • Teşekkür: 2
Okundu: Kalu Bela, Elest Bezmi
« Cevapla #1 : 11/10/08, 18:20 »
Alıntı
Allahu Tealâ’dan kalp safiyeti ve iman selameti dileriz
X:02

Allah razı olsun. :X06


Bir El Tut ki, O da Seni Tutsun.

Çevrimdışı NaKşİ_38

  • Üye
  • **
  • İleti: 108
  • Konu: 17
  • Derviş: 17140
  • Teşekkür: 0
Okundu: Kalu Bela, Elest Bezmi
« Cevapla #2 : 10/10/11, 16:15 »
Her insan, Yüce Yaratıcısını tanıyacak özellik ve kabiliyette yaratıldı. Yani Allahu Tealâ, ana rahminde şekil verdiği insanla ikinci anlaşmayı yaptı.
 

Rabbimizle yaptığımız sözleşme
 
Halk arasında çocuklara: “ne zamandan beri müslümansın?” diye sorulur, çocuk da öğretildiği şekilde: “Kâlu belâdan beri müslümanım” diye cevap verir.
 
Kâlu belâ, insanların, Yüce Allah’ın birliğini ikrar, Rablığını tasdik ettikleri vakittir. Elest bezmi, bu anlaşmanın yapıldığı toplantıdır. Allahu Tealâ, kıyamete kadar gelecek bütün insanların ruhları ve baba sulbündeki zerreleriyle bir anlaşma yapmıştır. Bu anlaşma, Kur’an-ı Hakim’de şöyle anlatılır:
 
“Ey Rasulüm! Onlara o vakti hatırlat, hani Rabbin, Ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Onlar da: Evet, sen bizim Rabbimizsin dediler. (Onlarla birlikte Biz ve meleklerimiz buna) şahitlik ettik ki, kıyamet günü: Biz bundan gafildik, haberimiz yoktu demeyesiniz. Yahut, bizden önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik; onların izinden gittik. Batıla dalanların yüzünden bizi helak mi edeceksin? şeklinde küfrünüze mazeret ileri sürmeyesiniz diye böyle yaptık.” (A’raf/172-173)
 
Allahu Tealâ’nın kulları ile yaptığı bu misakı (ilahi sözleşmeyi), şimdilik hatırlamıyor olsak bile, Yüce Rabbimizin hatırlatmasıyla, bizim O’nunla böyle bir sözleşme yaptığımızı kesin olarak kabul ederiz. Biz unuturuz, fakat Rabbimiz unutmaz, biz yanılırız, ancak O yanılmaz. Biz zamana bağlıyız, O ise zamanı yoktan var edendir, zaman ve mekan onu bağlamaz.
 
İnsanoğlunun varlık alemine ilk adımı, ruhuyla oldu. İlahi ilimde bilinen ve ezelde takdir edilen insan vücudunun, yokluktan varlığa geçişi ruhuyla gerçekleşti. Ruh, dünya aleminde kendisini taşıyacak vücutla ana rahminde buluştu. İnsanın ilk zerreleri, ilahi kudretle belli bir kıvam ve şekil aldıktan sonra, ruhla ayrı bir güzellik ve özellik kazandı; böylece insanın madde alemindeki hayatı başladı. Ruhla bütünleşen bu et ve kemikten meydana gelen vücutta, insani özellikler ve kabiliyetler oluştu. İnsanın bünyesine, hayvanlardan ayrı olarak, kalp, akıl, düşünce, hafıza, şuur, sevgi gibi insanı insan yapan özellikler yerleştirildi. Bütün bu özellikler ona Rabbini tanıması için verildi.
 
Her insan, Yüce Yaratıcısını tanıyacak özellik ve kabiliyette yaratıldı. Yani Allahu Tealâ, ana rahminde şekil verdiği insanla ikinci anlaşmayı yaptı. Ona, benliğini verirken, bir benlik şuuru da verdi. Ayrıca onu, varlığının sahibini tanıyacak, onu hissedecek ve sevecek bir özellikle donattı. Böylece Allah, kulu ile yeni bir anlaşma yapmış oldu. Sanki insana “sana bunları verdim, onların gereği şunları isterim” dedi. İnsanın bu şekilde iman ve İslam fıtratı üzere yaratılması, insani özelliklerle donatılması, kendisinden iman ve İslam’ın gereklerinin beklenmesi için bir sebep oluşturdu.
 
Bu sıfat ve özelliklerle dünyaya gelen insana, Allah, onun zerreleriyle ve fıtratıyla yaptığı anlaşmaları hatırlatacak ve gereğini öğretecek peygamberler gönderdi. Peygamberlerin gelmesiyle üçüncü bir sözleşme gerçekleşti. Bu tebliğ, uyarı ve fiili anlaşma buluğ çağında yapıldı. Yani buluğ çağına gelen her insana Allah’ın daveti ulaştırıldığında, artık ruhuyla verdiği sözü tutması istendi ve vicdanına yerleştirilen Allah inancına uygun hareket etmesi. Allah’ın davetine uyması ve fıtratındaki gerçekle zıtlaşmaması gerektiği hatırlatıldı. Aksi durumda insan mesul olacak, hesap verecek ve ceza çekecektir.
 
uluğa ermeden ölenler, birinci ve ikinci sözleşmenin gereğini yapmakla mükellef olmadıkları için, hesaba çekilmezler. Çünkü sözleşmenin yerine getirilmesi, akıl ve buluğ şartına bağlı olarak istenmektedir.
 
Hz. Peygamberin (A.S.) başında bulunduğu İslam daveti kendisine ulaşan buluğa ermiş her akıllı insan, ilk iki sözleşmenin gereği olarak bu davetten sorumludur. Akıllı olup buluğa erdiği halde, Rabbiyle yaptığı sözleşmelerin hiç birisine sahip çıkmayan, fıtratını bozan, insanlık değerlerini kaybeden ve Rabbini unutup eşyaya tapan insanlık, dünyada ve ahirette mutlu olamayacaktır. Çünkü imansızlık ve şirk, insan kalbi ve fıtratı için en büyük kötülüktür. Tevbe edilmezse bunun cezası da büyük olacaktır.
 
Arifler demişlerdir ki: Kalp, iman, ibadet, zikir, fikir ve sevgiyle uyanır, asli safiyetine kavuşursa, Allahu Tealâ’ya ruhu ve bütün zerreleriyle verdiği sözü hatırlar, fıtratına konmuş Allah sevgisini tadar, her şeyin O’na şahitlik yaptığını görür, kainatla birlikte zikre geçer. Her şey O’nun varlığına, birliğine ve sonsuz rahmetine şahitlik ederken, insanın kendi varlığını bile ihmal etmesi ve küfre girmesi ne kadar acıdır.
 
Allahu Tealâ’dan kalp safiyeti ve iman selameti dileriz.
 
Nurullah Toprak





[Ne olursan ol ! 2 karış mermere 4 satır yazı olacaksın...!!!]

Çevrimdışı Sabikun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.779
  • Konu: 671
  • Derviş: 14575
  • Teşekkür: 2
Okundu: Kalu Bela, Elest Bezmi
« Cevapla #3 : 10/10/11, 18:54 »
 :tşk3: X:01


Alperen: İmzanızdaki resim adresi görüntülenemiyor. Yeniden yükleyiniz...

Çevrimdışı merhamet

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 4.197
  • Konu: 794
  • Derviş: 6679
  • Teşekkür: 110
Okundu: Kalu Bela, Elest Bezmi
« Cevapla #4 : 06/09/12, 02:31 »
ELEST BEZMİ:

Yüce Rabbimizle Yaptığımız Sözleşme


Halk arasında çocuklara: "Ne zamandan beri müslümansın?" diye sorulur; çocuk da kendisine öğretildiği şekilde: "Kâlu belâdan beri müslümanım" diye cevap verir.

Kâlu belâ, insanın esası olan ruhun ve zerrelerin Yüce Allah'ın birliğini ikrar, Rablığını tasdik ettikleri vakittir. "Elest Bezmi" ile bu anlaşmanın yapıldığı meclis ve an ifade edilir. Allahu Teala, kıyamete kadar gelecek bütün insanların ruhları ile bir anlaşma yapmıştır. Bu anlaşma, Kur'an-ı Hakim'de şöyle anlatılır:

"Ey Rasülüm! Onlara o vakti hatırlat, hani Rabbin, Ademoğlullarmdan, bellerinden zürriyyetlerini çıkardı, onları kendi nefislerine şahit tutarak:

"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dedi. Onlar da: Evet, sen bizim Rabbimizsin dediler. (Onlarla birlikte Biz ve meleklerimiz buna) şahitlik ettik ki, kıyamet günü: Biz bundan gafildik, haberimiz yoktu demeyesiniz. Yahut, bizden önce babalarımız Allah'a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik; onların izinden gittik. Batıla dalanların yüzünden bizi helak mi edeceksin? şeklinde küfrünüze mazeret ileri sürmeyesiniz diye böyle yaptık."
(A'raf, 172-173.)

Bu, Rabbimizle yaptığımız ilk anlaşmadır. Bu anlaşmanın nasıl gerçekleştiğini hadis-i şerif biraz daha açıklamıştır; şöyle ki: Hz. Ömer (r.a) anlatıyor:

"Rasulullah Efendimiz'e (s.a.v) bu ayet-i kerimeden sorulunca şöyle buyurdu:

"Allah, Âdem'i (a.s) yarattı. Sonra, kudretiyle Adem'in belinden bir grup zürriyyetini çıkardı ve: "Bunları Cennet için yarattım; onlar Cennetlik amelleri işlerler." buyurdu. Sonra tekrar kudret eliyle Âdem'in belinden bir grup zürriyyetini çıkardı ve: "Bunları Cehennem için yarattım; onlar Cehennemliklerin amellerini işlerler." buyurdu. O arada, dinleyenler içindeki bir adam:

"Ya Rasulellah! Durum böyle ise, biz ne için amel ediyoruz?" diye sordu. Rasulullah (s.a.v):

"Allahu Teala bir kulu Cennet için yaratınca, kendisini Cennetliklerin ameli ile meşgul eder, kul ölünceye kadar bu hal üzere gider ve ölünce Cennet'e girer. Allahu Teala bir kulu Cehennem için yaratınca, kendisini Cehennem ehlinin ameli ile başbaşa bırakır; kul ölünceye kadar bu hal üzere gider ve ölünce Cehenneme'e girer."
( Ebu Davud, Sünnet, 16; Tirmizî, Tefsiru'l-Kur'an, (Sûre 8) 2; Hakim, Miistedrek, l, 27; Ahmed, Müsned, l, 44.)

Allahu Teala'nın bizimle yaptığı bu misakı, yani ilahi sözleşmeyi, şimdilik hatırlamıyor olsak bile, Yüce Rabbimizin hatırlatmasıyla, bizim Onunla böyle bir sözleşme yaptığımızı kesin olarak kabul ederiz; etmeliyiz. Biz unuturuz fakat Rabbimiz unutmaz; biz yanılırız, ancak O yanılmaz. Biz zamana bağlıyız, O ise zamanı yoktan var edendir; zaman ve mekan onu bağlamaz.

İnsanoğlunun varlık alemine ilk adımı, ruhuyla oldu. Allahu Teala önce ruhlarımızı yarattı. Böylece, ilahi ilimde mevcut olan insan vücudunun yokluktan varlığa geçişi ruhuyla gerçekleşmiş oldu.

Ruh, dünya aleminde kendisini taşıyacak vücutla ana rahminde buluştu, insanın ilk zerreleri, anne rahminde ilahi kudretle belli bir kıvam ve şekil aldıktan sonra, ruhla ayrı bir özellik kazandı; vücudun temelleri atılmış oldu ve böylece insanın madde alemindeki hayat safhası başladı. Ruhla bütünleşen bu et kemikte, insani özellikler ve kabiliyetler oluştu. İnsanın bünyesinde, hayvanlardan ayrı olarak, insana has kalb, akıl, düşünce, hafıza, şuur, sevgi gibi insanı insan yapan özellikler yerleştirildi. Bütün bu özellikler ona Rabbini tanıması için verildi.

Allahu Teala, ana rahminde çok özel bir şekil verdiği insanla ikinci anlaşmayı yaptı. Ona, benliğini verirken, bir benlik şuuru da verdi. Ayrıca onu, varlığının sahibini tanıyacak, onu hissedecek ve sevecek bir özellikte donattı. Bu kabiliyet ve yetkilerle Allah, kulu ile yeni bir anlaşma yapmış oldu. Sanki insana: sana bunları verdim, onların gereği şunları isterim dendi. İnsanın, bu şekilde iman ve İslam fıtratı üzere yaratılması, insani özelliklerle donatılması, kendisinden iman ve İslam'ın gereklerinin beklenmesi için bir sebep oluşturdu. Onun ilahi emirlerle mükellef tutulmasının sebebi, bu özel kabiliyet ve ehliyetlerdir.

İslam fıtrat dinidir demek, insanla din aynı kaynaktan gelmişlerdir. Din de insan da Yüce Allah'ın takdir ve tedbiridir. İkisi de tevhidi isbat eder.

Bu sıfat ve özelliklerde dünyaya gelen insana, Allah, onun zerreleriyle ve fıtratıyla yaptığı anlaşmaları hatırlatacak ve gereğini öğretecek peygamberler gönderdi. Peygamberlerin insanı Yüce Yaratıcısına davet etmesiyle üçüncü sözleşme gerçekleşti. Bu hatırlatma ve anlaşma buluğ çağında yapıldı. Yani buluğ çağına gelen her insana Allah'ın daveti ulaştırıldığında, artık ruhuyla verdiği sözü tutması istendi ve vicdanına yerleştirilen Allah inancına uygun hareket etmesi, Allah'ın davetine uyması, fıtra-tındaki gerçekle zıtlaşmaması gerekti. Aksi durumda insan mesul olacak; hesap verecek, ve ceza çekecektir.

Buluğa ermeden ölenler, birinci ve ikinci sözleşmenin gereğini yapmakla mükellef olmadıkları için, hesaba çekilmezler. Çünkü sözleşmenin gereği olan iman ve kulluk, akıllı olup ve buluğa erenlerden istenmektedir.

Hz. Peygamberin (s.a.v) başında bulunduğu İslam daveti, kendisine ulaşan buluğa ermiş her akıllı insan, ilk iki sözleşmenin gereği olarak bu davetten sorumludur.

Akıllı olup buluğa erdiği halde, Rabbiyle yaptığı sözleşmelerin hiç birisine sahip çıkmayan, fıtratını bozan, insanlık değerlerini kaybeden ve Rabbini unutup eşyaya tapanlar dünyada ve ahirette mutlu olamayacaklardır. Çünkü imansızlık ve şirk, insan kalbi ve fıtratı için en büyük kötülüktür. Tevbe edilmezse bunun cezası da büyük olacaktır.

Akıl nimetinden mahrum olanlar, ilahi emir ve yasaklardan sorumlu değiller.

Akıllı olup buluğa erdiği halde, İslam Dini'nin temel esaslarını doğru ve kesin bir şekilde duymayanlar da dinin emir ve yasaklarından sorumlu tutulmazlar. Ancak imkanı olduğu halde araştırmayanlar; doğruyu işittiği ve gördüğü halde din taassubuna düşüp hakka yanaşmayanlar, din işini dünya ticaret ve menfaatına alet edip gerçekleri inkar edenler sorumludur.

Ehli Sünnet vel Cemaat - Dr.Dilaver Selvi




"Sıkıntılarınızı Allah bilsin yeter. Başkalarının lafları sizi yıldırmasın.Yaptığınız işi Allah rızası için yapın"
"Hizmet ederken, size iftira eden, hakaret edenler olacaktır.
Sevdiğinizin hatrına sabredin."
"Ömür 60-70 yıldır, ahiret ise ebedül ebeddir."
Gavs-ı Sânî Hz.(k.s.)

Çevrimdışı Emsey

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 2.091
  • Konu: 139
  • Derviş: 297
  • Teşekkür: 136
Okundu: Kalu Bela, Elest Bezmi
« Cevapla #5 : 06/09/12, 20:18 »
"Rasulullah Efendimiz'e (s.a.v) bu ayet-i kerimeden sorulunca şöyle buyurdu:

"Allah, Âdem'i (a.s) yarattı. Sonra, kudretiyle Adem'in belinden bir grup zürriyyetini çıkardı ve: "Bunları Cennet için yarattım; onlar Cennetlik amelleri işlerler." buyurdu. Sonra tekrar kudret eliyle Âdem'in belinden bir grup zürriyyetini çıkardı ve: "Bunları Cehennem için yarattım; onlar Cehennemliklerin amellerini işlerler." buyurdu. O arada, dinleyenler içindeki bir adam:

"Ya Rasulellah! Durum böyle ise, biz ne için amel ediyoruz?" diye sordu. Rasulullah (s.a.v):

"Allahu Teala bir kulu Cennet için yaratınca, kendisini Cennetliklerin ameli ile meşgul eder, kul ölünceye kadar bu hal üzere gider ve ölünce Cennet'e girer. Allahu Teala bir kulu Cehennem için yaratınca, kendisini Cehennem ehlinin ameli ile başbaşa bırakır; kul ölünceye kadar bu hal üzere gider ve ölünce Cehenneme'e girer."( Ebu Davud, Sünnet, 16; Tirmizî, Tefsiru'l-Kur'an, (Sûre 8) 2; Hakim, Miistedrek, l, 27; Ahmed, Müsned, l, 44.)


Allah(c.c)razı olsun kurban.


“En büyük ameli Salih birlik ve beraberliktir"
Gavs-i sani (k.s)

Çevrimdışı Derviş

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 993
  • Konu: 15
  • Derviş: 18535
  • Teşekkür: 0
Okundu: Kalu Bela, Elest Bezmi
« Cevapla #6 : 07/09/12, 10:45 »
Allah (cc) razı olsun sizlereden inşâAllah. 



Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez, gafil olma, ilme çalış, geçen günler geri gelmez...
Bizim şöhretimiz ''MÜSLÜMANLIĞIMIZDIR''

Çevrimdışı Sabikun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.779
  • Konu: 671
  • Derviş: 14575
  • Teşekkür: 2
Okundu: Kalu Bela, Elest Bezmi
« Cevapla #7 : 07/09/12, 12:02 »
 


Alperen: İmzanızdaki resim adresi görüntülenemiyor. Yeniden yükleyiniz...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Osmanlıca-Türkçe Sözlük (I) Hastalıkla Şifa Bulmak ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.326 saniyede oluşturulmuştur


Kalu Bela, Elest BezmiGüncelleme Tarihi: 18/11/19, 22:09 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim