Kavramlar Çıkmazı - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.122 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.899 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22965 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Kavramlar Çıkmazı, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1708 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Kavramlar Çıkmazı}   Okunma sayısı 1708 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Kavramlar Çıkmazı
« : 20/12/11, 02:12 »
Tanzimat’ta başlayan Batılılışma gayretlerimiz, birçok sahada artık kemale erdi. Hayat tarzımızla, musikimizle, siyasi ve hukuki yapımızla artık batılıyız ama batılılaşamayan çok hassas bir tarafımız daha kaldı. Can evimiz kadar hassas bir tarafımız… Bizi o dünyadan farklı gösteren dînî kimliğimiz kaldı.
 
Dinî kimliğimizi, daha doğrusu özümüzü Avrupalılaştırdığımız an, kendimizi artık bütün varlığımızla Batı’nın boyasıyla boyanmış kabul edebiliriz. Zaten aydın dediğimiz bazı karanlık kafalar “Tarihte Türkler bir çok din değiştirmiştir” derken, “ne olur sanki, şimdi de Hıristiyan oluversinler” demeye getiren müfrit Batı hayranlarımız da yok değil.

İşte bu zihniyetin mümessilleri, bu hassas noktamızı da batılılaştırmak için kelime ve kavramlarımıza müdahale yolunu tercih ettiler. Hak kitaplardaki ilahi kelime ve kavramları asıl manalarından soyarak, kendi heva ve heveslerini ifade eden manalar yüklediler. Bu suretle kitaplarını bir anlamda tahrif eden o kafa, kim bilir belki de bu zevata ilham kaynağı olmuştur…


Diğer taraftan bugün bazı ekranlarda, bu fikre hizmet ettiklerini hissettiren bazı İslâmî akademisyenlerle karşılaşmaktayız. Bu zihniyet, aynı usulle insanımızın dini anlayışını ve hatta inanç temellerini tahrif etmeyi maalesef zaman zaman başarabiliyor.

Batılı hayat tarzının aslında İslâmi bir hayat tarzı olduğunu saf zihinlere yerleştirmek isteyen bu anlayışın misyonerleri, o dünyanın inanç temellerinin İslam’dan pek de uzak olmadığını ileri sürecek kadar cesurca tartışmalar gündeme getirmekteler. ‘Hıristiyanlar da Allah’a inanıyorlar. Onlar da ehli kitap… Bu yüzden onlara inkârcı denemez’ gibi fikirler ileri sürmekteler.

Bu anlayış, tam karşımızda yer alan bir dünyanın değerlerini, görüşlerini ifade eden kavramları artık İslâm tarafından kabul görmüş gibi takdim ederken, yıllardır İslâmi bilgilerden mahrum bırakılmış saf gönüllü insanımız da, ‘Batı’nın değerleri aslında dinimize uygunmuş da haberimiz yok’ diyecek kadar yanılgıya düşüyor. Üzülüyor, hayıflanıyor ve bu dinin Ehl-i Sünnet’in şahika alimleri tarafından yanlış öğretildiği vehmine kapılıyor. Mesela ‘meğer Kur’an’da baş örtüsü yokmuş da, biz yıllardır boşuna mı örtünmüşüz?’ diye soruyor.

Avrupa’nın değerlerini temsil eden çağ ve çağdaş hayat tarzı, modernist İslâm akademisyenlerince bu şekilde propaganda edildikçe, insanımız ilahi hakikatlerden şüpheye düşerek ve sonra da koparak kendisi olmaktan uzaklaşmaya başlıyor.

Bu değişim ve dönüşüm faaliyeti şöyle yürütülmekte: Gerçek manasını yalnızca Kur’an’da bulan din, hak, hukuk, adalet, hürriyet, hayat ve iffet gibi kavramlara, sözünü ettiğimiz bu anlayış batılı manalar yüklemekte. Yani dinden, batılının anladığını anlama yolunda çalışmalar yapılmakta. Bu kavramın ilahi kelamda bulduğu ifade yerine, o ilahi kelamı reddeden zihinlerde kazandığı manalar yüklenmekte. Neticede Kur’an’dan habersiz bir grup insanımız, dini artık batılı kafanın anladığı gibi anlama ve kabullenme hatasına düşmekte.

Peki o dünya dini nasıl algılıyor? Onlara göre din, hayatın bütün alanlarından uzaklaştırılması gereken bir kurumdur. Çünkü onların dini, ilahi kaynaklı olsa da öyle bozulmuştur ki, artık onun gölgesinde ne fikrî, ne sosyal, ne ekonomik ve ne de sanat hayatı yaşanabilir. Böylece onlar, kitap ehli bir topluluk olarak bilinmesine rağmen, gerçekte tam manasıyla “lâ dinî” olmak zorunda kalmış bir toplumdur. Papazların arada bir ortalıkta arz-ı endam etmelerine itibar etmemek lazımdır. Bu tahrif edilmiş din, topluma ancak kilisedeki hüviyeti ve sınırlaması ile çıkabilir.

Bizde hürriyet kavramı helal ve haramlar çizgisiyle sınırlanır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat/56) “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyame/36) ayet-i kerimeleri, insanın bir ömrü heva havasına uyarak yaşama hürriyetinin yanlışlığını öğretir. Ama Batı, insan olma kıymetini yok eden yanlışlara götüren yolları açmakta bir sakınca görmez. Cinsi sapıklıkları bile yasalarla meşru kılmayı insana verilmiş haklar manzumesi içerisinde mütalaa eder.

İki ayrı dünyanın bu çatışan kavramlarını barıştırmak için biricik yol, yine hürriyet fikrini onlar gibi anlamaktan geçer. Böylece müslümanın inanç temellerini oluşturan bir kavram daha batılı bir hüviyet kazanmış olur. Bir müslüman için adalet ancak Allah’ın hükmü iken, onlar, heva ve heveslerin denetimindeki bir ilim veya aklın hükmü olarak telakki eder.

Daha da ilerisi, müslüman, alemlere hakim ve her şeye tasarruf eden, kulların yaptığı her şeyden ve kalplerden haberdar olan, hayatı kendi kanunlarıyla sınırlayan bir Allah’a inanırken, onlar gökte oturan ve ne kullarına, ne de hayata müdahale eden bir Allah inancına sahip. Gökte oturan ve evrenden habersiz bir ilâh fikri… Faylar kırılır, depremler olur, insanlar ölür, rüzgarlar başıboş eser, kendi keyfince çalışan bir saat gibi işler tabiat. Ve O bütün bunlara asla müdahale etmez?!

İşte biz de böyle bir rabbe inanır ve ilâhlık sıfatlarının yarısını tabiata, kalan yarısını insana; göklerdeki işleri de Allah’a havale edersek, can evimizi de batılılaştırmış olacağız. En yüce kelimemiz olan Allah lafz-ı celalinden, diğer bütün kavramlara kadar bütün manalarımızı Avrupalı gibi anladığımız an, artık mükemmel bir batılı sayılacağız. Zaten, kafamız değişmedikçe batılılaşamıyacağımız her yerde söylenmiyor mu?

Bu yolda, esastan teferruata kadar bütün taviz ve fedakarlıkları müslümanın vermesi şartıyla bir dinler barışının, İslâm ve Hıristiyanlık yaklaşmasının, Hilâl ve haç kucaklaşmasının  kapılarını aralamış, yollarını açmış bulunuyoruz. Hiçbir asgari müştereğimiz olmayan bir dünya ile barışabilmemizin biricik yolu bu…

Belki bu iki zıt kutbun insanları, tarihlerinden ve kitaplarından getirdikleri inançlarını terk ederek menfaatlerin çizdiği eksende bir barış sağlayabilirler… Hayata ve ötelere bakışlarını dönüştürerek bir dostluk kurabilirler belki. Ama Kur’an’ı ve İslâm’ı, şimdiki bizden daha iyi tetkik etmiş; tarihteki bizi, yani Selahaddin-i Eyyubiler’i, Kılıçarslanlar’ı, Osmanlı’yı “bugünkü biz”den daha iyi anlayan Batı, bizimle gerçek manada asla barışmayacaktır. Çünkü ecdadımızın kılıç yaraları onların beyninde halâ zonklamakta… Çünkü tarih şuurunu ve hafızasını kaybeden onlar değil, biziz. Biz, yeni kimliğimizde tarihimizden Kur’an’ımızdan en küçük bir iz taşıdığımız müddetçe, onların gözünde hep düşman bir topluluk olarak kalmaya devam edeceğiz.

Hülasa bu ülke, halâ Avrupalılaşma yokuşunda ve kavramlar çıkmazında… Bu yokuş ve çıkmazda, Tanzimat’tan bu yana fikir ve inanç dünyamız tam bir Babil Kulesi… Yani büyük bir karışıklığın hakim olduğu, kimsenin kimseyi dinlemediği, dinlese de anlamadığı, herkesin hep bir ağızdan farklı dillerle konuştuğu bir yer… Malum, Tevrat’a göre Nuh’un torunları gökyüzüne ulaşmak için bir kule inşa etme sevdasına düşmüşler. Yehova da onları dillerini ayırarak cezalandırmış.

Bu yüzden Babil Kulesi içinde çeşitli dillerin konuşulduğu bir yer olmuş. Ve gerçekten biz de aynı lafızlarla farklı manalar anlatan birbirine yabancı insanlar olduk. Artık birimiz, dini, bütün bir hayatı kuşatan, onu disiplin ve denetim altına alan ilahi bir manzume olarak anlarken, ötekimiz, mabedine tıkılmış ve sosyal hayata çıkma yasağına mahkum bir ayinler yortusu olarak anlıyor.

İşte kavramlar oturmayınca, mana ve ifadelerini Kur’an’dan almayınca, inanç dünyamızda, hayatı ve geleceği anlamada dinmek durulmak bilmeyen bir kargaşa devam edip gidecek.
   


Faruk Gürbüz

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/kavramlar-cikmazi-t29287.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...

Çevrimdışı Bi_iznillah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 5.854
  • Konu: 896
  • Derviş: 5324
  • Teşekkür: 180
    • KEND!MCE(Bi_iznillah)
Okundu: Kavramlar Çıkmazı
« Cevapla #1 : 02/02/13, 00:40 »
 



♥ A L L A H I M !
Kalbimizi imanla, Aklımızı marifetinle, Ruhumuzu muhabbetinle,
 Beynimizi tefekkürünle, Cennetimizi Cemâlinle ihya eyle.
Amin Amin Amin ♥ ...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Mürşidin Sana Yeter Ölüm Ve Çerçeveler ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.084 saniyede oluşturulmuştur


Kavramlar ÇıkmazıGüncelleme Tarihi: 27/05/20, 18:45 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim