Gördüğümüz alem hakikat - Kişisel Gelişim ve Psikoloji
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 24.938 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.096 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22741 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Gördüğümüz alem hakikat, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1738 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Gördüğümüz alem hakikat}   Okunma sayısı 1738 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.725
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 144
Gördüğümüz alem hakikat
« : 08/04/08, 09:12 »
Öncelikle, gördügümüz âlemden söz edelim isterseniz: "Gördüğümüz âlem" dendiğinde, duyularımızla tanık olduğumuz bir âlemden söz etmiş oluyoruz; es deyişle duyumsadığımız âlemden. Bilindigi gibi, çevremizdeki nesnel ortam, beş duyumuz aracılığı ile beynimize ulaşır; yâni, gelen uyarılar duyularımız tarafindan biçimlenerek beynimize gelirler. Biz çevremizi görüyor, duyuyor, dokunuyor vb. dediğimizde, duyularımızla biçimlenmiş çevreyi görüyor ve duyuyoruz demiş oluyoruz. Bu durum bizi şasırtıcı bir gerçekliğe götürür: Doğada renk yoktur, yalnizca nesnelerden yansiyan ışık dalgaları vardır. Bu dalgalar, gözümüzün görme yetisiyle biçimlenerek beynimizde renk olarak algılanırlar. Buna benzer olarak, doğada ses de yoktur, yalnızca ses dalgalari vardır ve bu dalgalar kulağımızla buluşunca ve beynimizce algılanınca ses hâline gelirler. Bu diğer duyularımız için de geçerlidir.

Bunun anlamı şudur: İnsan, çevresini görüp duymakta hem duyularina borçludur, hem de onlar tarafindan sınırlanmakta, koşullanmaktadır. Örneğin, eğer gözümüz ix-ışınlarını doğrudan algılayabilseydi, insanları iskelet olarak görecektik. Ya da, eger 'gama-ışınlarari' ile baksaydik, dogada yalnizca kurşun kütleler görecektik. İlim mâlûma tâbîdir denir, bilirsiniz. Âlem de "bilinen-evren" ya da daha dogru deyişle, "bilgi-dünyamız" anlamina gelir. Peki bu "âlem"in, (bilinen-dünya) tanığı nedir? Duyularımız değil mi? Tasavvûf terminolojisi (istilah) ile söyleyecek olursak, bu, cehadetin 'ayn el yakîn' hâlidir.

Biliyorsunuz, bir de duyu yanılsamaları var. Birçok kez duyularımızın bizi yanılttığına tanık olmuşuzdur. Bu nedenle, duyu verilerine dayalı bilgilerimiz ne denli güvenilir bilgilerdir?

İlginç bir sey daha var, o da, duyularımıza çarpan uyarıların duyu organlarımızda "elektrik-akımları"na dönüşerek beynimize ulasmasıdır. Fotonlar gözümüzün iris tabakası üzerine çarparak elektrik akımı oluşturur. Aynı biçimde, kulak zarımıza gelen titreşimler de elektrik akımlarına dönüşerek beynimize ulaşır. Koku, tad ve dokunma da böyledir. Baska bir deyişle, farklı duyularımıza gelen ayrı ayrı uyarılar, "aynı-ortam"a (elektro-manyetik ortam), "iletişim-birimleri" (information-data) olarak yüklenirler ve sinirler aracılığıyla beynimize ulaşırlar. Beyin ortami ise "saltık-karanlık" ve "saltık-sessizlik" ortamıdır. Yâni, beynin içinde ışık ve ses bulunmaz ama, görme ve işitme bu ortamda gerçekleşir.

Bütün bunlardan şu sonuca ulaşırız: Duyumsadığımız çevre, beynimizin algılama ve biçimlendirmesiyle bilinir, es deyişle " âlem"e dönüşür.

Bu nedenle, âlemin rûhu "insan"dir denmistir, çünkü, bir kez daha yineleyecek olursak, doğayı, çevreyi, evreni "âlem"e çeviren ve onu anlamlı kılan, "insan"dır. Anlam verme işi ise beynin değil, aklin işidir. Akıl işi başka bir âlem. Şimdi gelelim gördüğümüz (duyumsadığımız) âlemin "varlığı sorununa: Genellikle duyumsadigimiz seylerin varligindan kusku duymayiz, çünkü duyularimiz, uyarılara bağlı olarak, onu uyaran nesnelere tanıklık etmektedir. Ancak, duyularımız,' şimdi ve burada' olana ve uyarıldıgı sürece tanıklık edebilir. Bu ise bir filmin durdurulup bir karesine bakmaya benzer. Bu kare tek başına ne anlam taşır? Onun anlamı, ancak, filmin bütünü, hareketi ve öğelerinin bir biriyle olan ilişkisinde olanaklıdır. Aynı biçimde, doğada ve çevrede her sey bir biriyle iliski içinde ve sürekli hareket hâlindedir. O hâlde, tek bir şeyin, şimdi ve buradaki algısının ne anlamı vardır? Bir şeyin var olması, onun görünüşe çıkıp sonra ortadan kalkmasiyla nasıl bagdaşır? Evrende hiç bir şey kendini tekrarlamaz, sürekli olarak yeni varoluşlarla karşı karşıyayız (O her an bir san'dadır). Peki o zaman, var olmaın gerçekliği nedir?

Her varolan, belli bir "zaman-mekân" içinde ve belli ilişkiler altında vardır. Ayrıca, birbirlerine nedensellik bağlariyla baglıdırlar. Evren, ilişkiler bütünüdür (Rabbül Âlemin). Zaman, mevcûda aittir. Ve mevcûd'daki degişimleri gösterir. Varlık için zaman değil "ân" vardır. Bir küreyi model olarak düşünürsek, kürenin merkezi "ân", çeperi ise "zamanıdır (merkezde tek nokta, çeperde nokta çokluğu). Varlıkla ilgili en temel sorun, varolmanın nedenselliği sorunudur. Bir baska deyişle, "varolan herhangi bir şeyi varoluşa getiren nedir?" sorusuna yanıt aramaktır. Evrende ilişkisiz ve hareketsiz hiçbir nesne yoktur. Bunun anlamı, her varolanın belli bir ilişki, devinim ve süreçte varolduğudur. Bir nesnenin iliskileri çoktur, ama onun varoluş iliskisi en temel ilişkidir. Varoluş ilişkisini bulmak için bir nesneyi tüm ilişkilerinden soymak gerekir (tenzih). Bu ise nesneyi ortadan kaldirma girisimidir (la ilâhe). Bu olanaksız bir istir çünkü, varoluş ilişkisine ulaştığımzıda o nesne baska bir varoluşa dönüşür (illâllah). Peki ne değişir? Biz ancak bir nesnenin görünüşünü (belirisini) ortadan kaldirabiliriz, varlığını değil. Bütün dönüşümlerde "varlık" kendini sürdürür (Vahdet-i Vücûd). Bu durum fizik biliminde enerjinin sakınımı ilkesi olarak söylenir. Elektrik, ısı, ışık, madde, potansiyel ve kinetik enerjiler birbirine dönüşürler, işte bütün bu dönüşümlerde kendini sürdüren varlıktır. Ama, biz varolanları duyumsadığımız gibi, "Varlık"ı duyumsayamayız. Onu ancak akılla biliriz, ama, cüz-î akılla değil, küllî akılla. Külli akıl Hakikattir, ancak, Hakk kendini bilir, ya da kendini bilen Hakktır. Fâni Efendi :

Cümleyi bir noktada görmek dilersen süphesiz
Kamile hosça nazar kıl, gördüğün Rahman olur.demistir.

Varolan her şey sonludur (fani'dir), sonlu olan her sey ise ortadan kalkacaktır (küllü men aleyha fan). Ancak, Varlık sonsuzdur ve kalıcıdır (bakii'dir). Varolan her şeyin varoluş nedeni kendi dısındadır, o da Varlık'tır. Varlığın nedeni ise kendindedir (Samed). Nedeni kendinde oldugu için Varlık, baska bir varlıktan çıkmaz ve ondan da baska bir varlık (varolus degil) çıkmaz (lem yelid ve lem yûled).
Varlık, bütün varolanlari kapsar, her şey (her belirii) ondan, onda ve onun yoluyla vardir.

Hilmi Dede Baba:
Her eşya bir harf olmus,
Hem zarf, hem mazruf olmus,
Acep ilim sarf olmuş,
Bir nokta bin söz oldu, demiştir.

Duyular düzeyinde gerçeklikten (realite) söz edilirken, us düzeyinde hakikâtten (truth) söz edilir. Bu nedenle, gerçek çokluğu karşısında hakikât tektir. Gerçek, belli bir varlik düzeyi ya da belirli bir varoluş olarak gerçektir. Hakikât ise, ayrı ayrı gerçeklikleri birbirine baglayan, onlari birlik ve bütünlük içinde anlamaya yarayan yasalar dizgesidir.


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/kendinizden-ve-kusurlarinizdan-utanmayin-t3374.0.html;prev_next=prev



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Gördüğümüz alem hakikat
« Cevapla #1 : 14/04/11, 21:37 »
Allahu Teala(c.c) razı olsun.

 :X06




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Cebinde iki not taşıyacaksın. Türkiye'deki Müzelerin il il Tek Tek İsimleri ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.094 saniyede oluşturulmuştur


Gördüğümüz alem hakikatGüncelleme Tarihi: 22/09/18, 15:25 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim