Kitap okumak, sohbetin yarısıdır - Kıssalar ve Menkıbeler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Kitap okumak, sohbetin yarısıdır, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 6283 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Kitap okumak, sohbetin yarısıdır}   Okunma sayısı 6283 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« : 28/10/12, 20:59 »
Ahirette hesap var
Ebül Feth-i Serahsi hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir gün sohbetinde;
- Ey insanlar! Gaflete gelmeyin ki, ahirette hesap var, buyurdu.

Ve ekledi:
- Yani bu gün ne yapıyorsak, yarın Mizan önünde bunların hesabını vereceğiz.

Asıl zikir budur işte

Bir gün nasihat istediler bu zattan.

Cevabında;
- Vakit, büyük nimettir, buyurdu. Hele sıhhatle geçiyorsa, bulunmaz ganimettir. Her saati, Allah’ı hatırlayarak geçirmeli ve İslam’a uygun işler yapmalıdır.

Şöyle devam etti:
- Her hareket, her duruş, hatta oturup kalkmak bile dine uygun yapılırsa, zikir olur. Yani kul, her işinde Rabbimizin emrini düşünüp, ona göre yaparsa, Allah’ı unutmuyor demektir ki, zikir de budur işte.

Şöyle bitirdi:
- Yani kim İslam’a uyarak yaşıyorsa, her an Rabbini zikrediyor demektir.
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/kitap-okumak-sohbetin-yarisidir-t32021.0.html;all




Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #1 : 28/10/12, 20:59 »
Akrep ve yılan
Kutbüddin Bahtiyar Kaki hazretleri “rahmetullahi aleyh” bir gün şunu anlattı sevdiklerine:

- Bir arkadaşımla sefere çıkmıştık bir gün.
Bir nehrin kenarında mola verip oturduk.

- Ancak garip bir hadise oldu orada.
Şöyle ki; biz orada otururken koca bir akrebin hızlı hızlı gittiğini gördük.

Ben arkadaşıma;
- Bak, bu akrep süratli gidiyor. Onun bu gidişinde bir hikmet olsa gerek, dedim.

O da hak verdi bana.
Birlikte takip ettik hayvanı.

İlerde büyükçe bir yılan dikkatimizi çekti o arada.
Merakla baktığımızda, o akrebin o yılanı sokup öldürdüğünü gördük.

Şaşırmıştık ikimiz de.
Koca yılan, anında kıvrılıp ölmüştü.

Biz, bunun hikmetini düşünüyorduk ki, az ötede bir adamın yatmış uyuduğunu görüp, hayretimiz daha da arttı.

Ne akrepten haberi vardı adamın, ne de yılandan.

Ben arkadaşıma dönüp;
- Bu kişi, mübarek biri olsa gerek, dedim. Çünkü akrep, o yılanı öldürmek suretiyle hizmet etti bu adama.

Arkadaşım,
- Doğru söylüyorsun, dedi.

Ancak fena bir koku hissettik adamın üzerinde.
Şarap koksuydu bu.

Sarhoştu ama…

Meğer şarap içip, sızmış o yere.
İkimiz de çok şaşırmış, bütün bu olanlara bir mânâ arıyorduk ki, gaibden bir sesle irkildik.

- “Eğer Allahü teâlâ lütfunu hep iyi insanlara saçsaydı, böyle günahkâr kullara kim bakardı?” diyordu.

O adam, bu sesle uyandı.
Yılanı da görünce, sarardı korkudan.

Sonra biz olanları kendisine anlatınca, çok duygulandı.
Nedamet yaşı doldu gözlerine.
O gün içkiyi bıraktı.

Dahası, ibadete başladı hemen.
Yetmiş defa hac yaptı, hem de yaya olarak.

İlim ve ibadete sarılıp, zamanının âlimlerinden oldu.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #2 : 28/10/12, 21:00 »
Bekçiler niye dövmüş?
Seyfeddin-i Faruki hazretleri “rahmetullahi aleyh” Evliyanın büyüklerindendir.

Ancak her devirde olduğu gibi, bu büyük Veli’yi sevmeyen, inkâr eden de vardı az da olsa.

Mesela bir kimse vardı ki, onun büyüklüğünü anlamıyor, aleyhinde sözler sarfediyordu orda burda.
Kendini bir şey sanıyordu.

Ama o da yola geldi.
Şöyle ki, bir gece rüyasında bekçiler bunu yakalayıp, sopalarla bir güzel dövdüler.

Onlara;
- Beni niçin dövüyorsunuz? diye sordu.

Bekçiler cevaben;
- Sen Allah’ın sevgili bir kulunu nasıl inkâr edersin, dediler.

- Ben kimi inkâr ediyormuşum ki?
- Seyfeddin-i Faruki hazretlerini “rahmetullahi aleyh”.

Korkuyla uyandı.
Gördü ki, o zata karşı duyduğu düşmanlık silinmiş kalbinden.
Sevgi dolmuş yerine.

Hemen huzuruna koştu.
Ve bir daha ayrılmadı hizmetinden.

Kızım niçin ağlıyorsun?

Bir hanım bu zata gelerek;
- Ben Allah’ın rızasını kazanmak istiyorum, ne yapayım? diye sordu.

Cevaben;
- Beyinin rızasını kazan, buyurdu.

Ve şunu anlattı ona:
Fatıma validemiz, bir gün Resulullahın “aleyhisselam” hanesine gelip ağlamaya başladı.

Efendimiz “aleyhisselam” sordular:
- Kızım niçin ağlıyorsun?
- Bu sabah Ali ile konuşuyorduk. Bir kelimem yüzünden kırıldı bana. Ben de çıkıp buraya geldim, dedi.

Buyurdular ki:
- Hemen evine dön kızım! Beyinden özür dile. Bir hanımın beyi ondan razı değilse, Allah da razı olmaz. Ey kızım, kadın için en üstün amel nedir biliyor musun?

- Nedir babacığım.
- Kocasına itaat etmektir. Beyini razı eden kadına müjdeler olsun. Onun bu hali, bin yıllık ibadetten üstündür.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #3 : 28/10/12, 21:00 »
Bir aslan gördü ki
Bediüddin-i Seharenpuri hazretleri “rahmetullahi aleyh” şöyle anlatıyor:

Birinin ısrarı üzerine, bir şeyhin kabir ziyaretine gidiyorduk.
Ancak üstadımın o şeyhe kırgın olduğunu biliyor, ısrar üzerine, kerhen gidiyordum.

Yani istemeyerek gidiyor, hem de, üstadım bana kırılır mı? diye de endişe ediyordum.

Nihayet kabre vardık.
Sandukanın yanına tam oturmuştum ki, koca bir aslanın etrafımda dolaştığını gördüm.

Şöyle bir göz ucuyla baktım ki, kızgınlıkla bana bakıyor hayvan.

Titremeye başladım.

Artık bir saniye bile duramayacaktım.
Kalkıp hızla uzaklaştım oradan.

Babamın hali nasıldır?

Bu zat İmam-ı Rabbani hazretlerinden “rahmetullahi aleyh” icazet alıp, kulları irşad için memleketine yeni dönmüştü.

O günlerde bir ahbabı gelip;
- Efendim, geçen gün babam vefat etti. Halini çok merak ediyorum. Acaba nasıldır? diye sordu.

Bediüddin hazretleri “rahmetullahi aleyh” gözlerini yumdu.

Biraz sonra açıp;
- Müjde! Babanın hali çok iyidir, buyurdu.

Adamın gözleri parladı sevinçten.
- Sahi mi efendim. İyi mi?
- Evet. O şu anda Cennette. Beyaz bir elbise giymiş, (Rahatım çok iyi. Büyüklerin sohbetindeyim. Çağırmasaydınız gelmezdim) diyor.

Sonra tarif etti eşkalini.
- Şöyle şöyle birini görüyorum. O mudur?

Adam sevinçle cevap verdi:
- Evet efendim. Aynen babamı tarif ettiniz. Allah sizden razı olsun.
- Amin, cümlemizden.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #4 : 08/12/12, 13:07 »
Bir iftira
Kutbüddin-i Bahtiyar Kaki “rahmetullahi aleyh”, Evliyanın büyüklerindendir.

Bir gün, o yerin sultanı ile kol kola, sevgi ve muhabbetle dolaşıyorlardı.
Devlet erkanı da az geriden takib ediyordu onları.

Derken önlerine ağlayıp feryad eden bir kadın çıktı birden.

Ve sultana yaklaşıp;
- Ey efendim! Lütfen bizi nikâh edin. Çok zor durumdayım, diye dert yandı.

Hükümdar sordu şaşkınlıkla:
- Kiminle nikâhlanmak istiyorsun?

Kadın, Kutbüddin-i Bahtiyar hazretlerini göstererek;
- İşte şu kimse ile, dedi.

Sultan sordu yine:
- Niçin onunla nikâhlanmak istiyorsun?
- Çünkü ben gayri meşru olarak hamile kaldım ondan.

Bu sözler karşısında, hem Kutbüddin-i Bahtiyar hazretleri, hem de sultan ve adamları hayretten dona kaldılar.

Evet, inanmadılarsa da, temizlemek lazımdı bu iftirayı.

Kutbüddin hazretleri “rahmetullahi aleyh”, hocasının memleketi olan Ecmir’e doğru dönüp, kalben imdad istedi hocasından.

Hocası, Muinüddin-i Çeşti hazretleriydi ki, Ecmir’de bulunuyordu o esnada.

Hızla geldi oraya

Ecmir ile o yer arasında ikiyüzellisekiz kilometre mesafe vardı.

Herkes hayret içinde neticeyi beklerken, Muinüddin-i Çeşti hazretleri göründü ilerden.

Hızlı adımlarla onlara yaklaşıyordu.
Herkes onu görünce, daha da şaşırıp, tazim ve hürmetle onu karşıladılar.

Büyük Veli, iftiracı kadına doğru dönüp;
- Ey bu kadının karnındaki çocuk! Şu ahlaksız kadının iddiası doğru mu? Değilse sen söyle, nedir bu işin esası? diye sordu.

O anda kadının karnından şu sesi duydular.
- Benim annem olacak bu şerefsiz kadının sözleri iftiradır, inanmayın sakın.
Kutbüddin Bahtiyar’ı bazı çekemeyenler, onu, halkın gözünden düşürmek için bu kadını alet ettiler ve ona yaptırdılar bu alçak planlarını.

Hakikat anlaşılmıştı.
Kadın, utancından kıpkırmızı oldu.
“Âh, yer yarılsa da…” diyordu içinden.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #5 : 08/12/12, 13:08 »
Bir kıza âşıktı
Bediüddin-i Seharenpuri “rahmetullahi aleyh”, Hindistan’da yaşıyan büyük bir Evliyadır.

Hâl ehli olup, kerametleri vardır.
Gençliğinde İmam-ı Rabbani hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” sohbetlerine gelir, ama pek uymazdı dinin emirlerine.

Mesela namaz kılmaz, haram işlerdi.
İmam-ı Rabbani hazretlerini çok sever, sohbetlerine katılır, ama sohbetten çıkınca mahalleden âşık olduğu bir kıza giderdi hemen.

Bir gün yine sohbete gelmişti.
İmam-ı Rabbani hazretleri “rahmetullahi aleyh” ona şefkatle bakıp;
- Evladım, niçin namaz kılmıyorsun? Ve niçin günahlardan sakınmıyorsun? buyurdu.

Bediüddin cevaben;
- Ben böyle sözleri çok dinledim. Bana öğüt nasihat pek tesir etmiyor, dedi. Bana hususi bir teveccüh buyurursanız, belki o zaman düzelebilirim.

Büyük Veli;
- Öyleyse yarın bu niyetle gel, buyurdu.
- Peki, deyip ayrıldı.

Ne sözleşmiştik?

Ertesi sabah tam sohbete gidecekti ki, sevdiği kız misafirliğe geldi onlara.
O gelince iş değişti.

Ve o kızdan ayrılıp gidemedi İmam-ı Rabbani hazretlerine.
Üç gün sona, utanarak gitti.

Büyük imam;
- Niçin gelmedin Bediüddin? buyurdu. Üç gün önce ne sözleşmiştik?

Bediüddin boynunu büktü.

Hazret-i İmam;
- Ama madem geldin, abdest al, iki rekat namaz kıl, sonra bana gel, buyurdu.

Buyurdukları gibi yapıp, geldi Hazret-i İmamın huzuruna.
Niyeti halisti bu sefer.

Onu hususi odasına alıp bir teveccüh etti kendisine.
O anda işi bitti.

Bu manevi tesirle, bayılıp düştü.
Kaldırıp, evine götürdüler.
Yirmidört saat kendinden geçmiş halde kaldı öylece.

Kendine geldiğinde, yokladı kalbini.
O kızın sevgisi tamamen silinmişti kalbinden.
Yerine Allah sevgisi dolmuştu.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #6 : 08/12/12, 13:08 »
Bir nazar kâfi geldi
Ebül Feth-i Serahsi “rahmetullahi aleyh”, devrinin bir tekiydi.

Ebül Fadl hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” talebesidir.

Her Veli gibi o da hocasını çok sever, her kavuştuğu şeyi onun bereketinden bilirdi.

Bir gün bazı dostları;
- Efendim, bu yüksek mertebeye nasıl yükseldiniz? diye sordular.
- Hocamın sayesinde, buyurdu.

Ve şöyle anlattı:
Bir gün, bir derenin kenarında yürüyordum.
Hocam Ebül Fadl da su üstünden bu tarafa doğru geliyordu.

Bana şefkatle bir kere baktı.
İşte ne olduysa o bakışla oldu.

O bir nazar, alçaklardan yükseğe kaldırdı beni.
Maddi ve manevi ne kazandımsa, hocamın bereketidir.

Kerametler sahibiydi

Bir gün bazı sevdikleri;
- Bize hocanızdan bahseder misiniz efendim? dediler.

Şöyle anlattı:
Hocam, sıkıntılara sabreder, hiç şikayet etmezdi.
Hak teâlâ onun her isteğini anında yaratırdı.

Evimizin önünde, bir dut ağacı vardı.
Mevsimi gelince dut yaprağı toplardım o ağaçtan.

Bir gün, yine ağaca çıkmış, yaprak topluyordum ki, hocamı ağacın altında gördüm birden.

Ne zaman geldiğini fark etmemişim.
Mübarek hocam, aşk-ı ilahi tesiriyle etrafındaki çok şeyleri görmezdi.
Beni de fark etmedi o gün.

Ellerini kaldırıp;
- Yâ Rabbi, biraz akçeye ihtiyacım var. Ama bunu senden gayri kimseye söyleyemem, dedi.

O anda koca dut ağacı, kökünden yaprağına kadar altın oldu tamamen.
Ama hiç şaşırmadım.
Zira bu haller, hocam için normal şeylerdi.

Hocam bunu görünce tekrar açtı ellerini:
- Yâ ilahi, ne çok kerem sahibisin. Ben az bir şey istemiştim, dedi.

Ve ayrılıp gitti.
O ayrılınca, ağaç eski haline döndü yine.

Hakkınızı helal edin

Bir gün de sohbetinde;
- Kimde hakkınız varsa, helal edin, buyurdu.

Sordular:
- Şimdi helal edersek, mahşer gününde mahrum kalmaz mıyız efendim?
- Hayır, alacağınız ahirete kalırsa, orada hakkınız kadar alırsınız. Ama helal ederseniz, bin katı alırsınız ahirette.

Ve ekledi:
- Ters bile dönebilir hesaplar.

- Nasıl ters döner hocam?
- Orada borçlu çıkabilirsiniz. Zira nice alacaklılar vardır ki, o gün
borçlu hale düşüp helak olacaklardır.

Şöyle bitirdi:
- Öyleyse yarın mahşer yerinde üzülmek istemiyorsanız, kul borcuyla gitmeyin ahirete.

Kim İslam’a uyarsa

Bir gün de nasihat istediler bu zattan.

Cevabında;
- Vakit, büyük nimettir, buyurdu. Hele sıhhatle geçiyorsa, bulunmaz ganimettir. Her saati, Allah’ı hatırlayarak geçirmeli ve İslam’a uygun işler yapmalıdır.

Şöyle devam etti:
- Her hareket, her duruş, hatta oturup kalkmak bile dine uygun yapılırsa, zikir olur. Yani kul, her işinde Rabbimizin emrini düşünüp, ona göre yaparsa, Allah’ı unutmuyor demektir ki, zikir de budur işte.

Şöyle bitirdi:
- Yani kim İslam’a uyarak yaşıyorsa, her an Rabbini zikrediyor demektir.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #7 : 08/12/12, 13:08 »
Büyük Evliya idi
Muhammed  Baki Billah hazretleri “rahmetullahi aleyh”, gençliğinde ilim aşkıyla yanıyor, kendini bu yolda yetiştirecek bir üstad, gönül sahibi bir zatı arıyordu.

Ama ne aramak.
Bu yoldaki gayreti, herkesi şaşırtıyordu.

Bu konuda kim bir tavsiyede bulunsa, hemen o yere varıyor, bu yolda akıl almaz gayret sarfediyordu.

Öyle ki, daha fazlasına bir insanın takatı yetişmezdi.

Velhasıl bir mürşid bulmak için çırpınıp duruyor, yaşlı annesi de onun bu haline çok üzülüyordu.

Gece yarılarında sahralara çıkıp dua ediyordu oğlu için.

Bir gece yine sahraya çıkıp, ağlayarak;
- Yâ Rabbi, oğlumun muradı neyse, sevdiğin kullarının hürmetine ihsan et. Ya onu muradına kavuştur, ya da benim canımı al ki, tahammülüm kalmadı artık, diye yalvardı.

İşte o gece bir rüya gördü oğlu.
O zamanın en büyük mürşidi olan Muhammed  İmkenegi hazretlerini “rahmetullahi aleyh” görmüştü.

Yolunu bekliyorum

Büyük Veli kendisine;
- Ey oğlum! Sen beni arıyorsun, ben senin yolunu bekliyorum, buyurdu.

Uyanınca sevince garkoldu.
Zira aradığı mürşidi bulmuştu herhalde.

Ve o gün Buhara'ya varıp, sevinçle huzuruna girdi.
Evet, rüyada gördüğü bu zattı.

Büyük Veli, Onu iltifatlarla karşıladı ve birlikte bir odaya çekilip, baş başa sohbet ettiler.

Üç gün içinde en yüksek mertebeye çıkardı onu tasavvufta.

Sonra da;
- İşiniz tamam oldu. Şimdi Hindistan’a avdet edin, buyurdu.

Ve ekledi:
- Öyle görüyorum ki, Hindistan’da çok büyük bir Evliya zuhur edecek. O zat, sizi bekliyor. Sizden feyz alarak zamanın kutbu olacak ve cümle alem, Onun irşadiyle nurlanacak.

Muhammed  Baki Billah hazretleri Serhend’e vardığında, gaibten bir ses geldi kulağına.
“O kutbun diyarına geldin”, diyordu.

Derken İmam-ı Rabbani hazretlerini yetiştirdi ki, bu dünya, böyle yüksek bir Veli görmemişti.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #8 : 08/12/12, 13:08 »
Büyük zat idi
Mahmud-u İncirfagnevi “rahmetullahi aleyh”, İslam âlimlerinin en büyüklerindendir.
Hocası, Arif-i Rivegeri hazretleridir “kuddise sirruh”.

Bir gün sevdiklerine;
- Kardeşlerim, gaflete dalmayın, buyurdu. Zira ölüm var hepimize. Belki de çok yakın eceliniz.

Sonra bir âh çekti:
- Dünya, bir imtihandır kardeşlerim. Ölümle sona erer. Ve ecel peşimizden takip eder bizi.

Dinleyenler;
- Bize ne tavsiye edersiniz efendim? dediler.
- Ölüm uyandırmadan uyanalım. Dinimizi güzelce öğrenip, öğrendiklerimizle amel edelim. Yoksa çok pişmanlık çekeriz ahirette.

- Dinimizi nereden öğrenebiliriz efendim?
- Ehl-i sünnet âlimlerinden tabii ki.

- Onlar yoksa hocam?
- Onlar yoksa, kitapları vardır. O kitapları okuyun mutlaka. Rastgele kitap okursanız, yanlış şeyler öğrenirsiniz.

Dünyayı sevmeyin

Bir gün de sohbetinde;
- Bu dünyaya muhabbet beslemeyin, buyurdu. Zira onu Rabbimiz de sevmiyor.

Ve ekledi:
- Allah’ın kullarına merhamet edin ki Allah da ahirette merhamet etsin size.

Talebesi içinden, Ali Ramiteni’yi çok severdi.
Onu tasavvufta çok iyi yetiştirdi.

Ve Resulullahtan “aleyhisselam” kendi kalbine akıp gelen feyzleri, aynen Ali Ramiteni hazretlerinin saf kalbine akıttı.

Bir gün, Ali Ramiteni hazretleri zikrederken, yanına Hızır “aleyhisselam” geldi.

Onu hürmetle karşılayıp;
- Bu zamanın en büyük Velisi kimdir? diye sordu.

Hazret-i Hızır, cevabında;
- Senin hocandır, buyurdu. Onun kıymetini iyi bil. Her kim ona uyarsa, gafletten halas olur ve dünyaya muhabbetten kurtulur.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #9 : 08/12/12, 13:08 »
Çocukken belliydi
Mazhar-ı Can-ı Canan “rahmetullahi aleyh”, zamanının bir tekiydi.
Henüz çocukken rüşd ve hidayet nurları parlıyordu alnında.

Ne zaman Ebu Bekr-i Sıddîkın radıyallahü anh ismini ansaydı, karşısında görürdü kendisini.

İmam-ı Rabbani hazretlerini “rahmetullahi aleyh” düşünse, Onun ruhaniyeti gelirdi karşısına.

Babası bir gün Ona;
- Ey oğlum! Sen dünyaya gelince, ben dünyadan soğudum. Mevki, makam sahibi bir dünya adamıyken, senin doğumunla terk ettim dünyayı, demiştir.

Mazhar-ı Can-ı Canan onaltı yaşındayken babası ölüm hastalığına yakalandı.

Vefatı yaklaşınca;
- Ey Mazhar! Ömrünü boş şeylerle heba etme! diye vasiyet etti.

O da, bu vasiyetine uyup, Veliler “rahmetullahi aleyhim” sohbetine gitmeye başladı.

Sen ne yapıyorsun?

Lakin akrabaları;
- Sen ne yapıyorsun? Ecdadın mevki makam sahibi kimselerdi. Biz, senin de onlar gibi mevki makam sahibi olmanı istiyoruz, dediler.

Hoşuna gitmedi onların bu sözleri.
O gece, bir Evliya girdi rüyasına.

Ona şefkatle bakıp;
- Sen akrabalarına bakma! buyurdu. Bu dünya vefasızdır. Sen ahirete yönel. İnsan, cam parçasıyla, elması değişir mi hiç?

Sabah uyandığında, kalbinde mevki, makam sevgisinin tamamen silinip gitmiş olduğunu gördü.

Artık o, dünyayı bir tarafa bırakarak, kendisini yetiştirecek bir mürşit aramaya başladı.

Kim şu yerde bir Veli var deseydi, onu arar, bulur ve sohbetiyle şereflenirdi hemen.

Dört büyük acı

Bir gün bazı dostları;
- Ölüm acısı ne kadardır efendim? diye sordular bu zata

Cevaben;
- Yetmiş kılıç darbesinden fazladır, buyurdu.

- Kabir azabı nasıldır efendim?
- Ölüm acısı hiçtir bunun yanında.

- Peki mahşer azabı efendim?
- Kabir azabı da, bunun yanında hiçtir.

- Ya Cehennem?
- O, hepsinden şiddetlidir. Oranın bir kıvılcımı bütün dünyayı yakar, yok eder.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #10 : 08/12/12, 13:09 »
Dinin güneşi idi
Mazhar-ı Can-ı Canan “rahmetullahi aleyh”, zamanın bir tanesi idi.
Üstadı Seyyid Nur’dan “rahmetullahi aleyh”, feyz alarak tasavvufun en yüksek zirvesine yükseldi.

Ve bir gece rüyasında,
- Ey Mazhar! Seninle yapacak çok işimiz var! denildi kendisine.

O, Ne gibi bir iş? diye düşünürken;
- İnsanların nura ve hidayete kavuşmaları, senin vasıtanla olacak, dediler.

Hocası Seyyid Nur hazretleri “rahmetullahi aleyh” onu çok seviyordu.

Bir gün kendisine;
- Ey Mazhar! Senin, Allah ve Resulüne karşı çok muhabbetin var. Bu din, senin vasıtanla yayılacak, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bunun için sana Dinin güneşi lakabını münasip görüyorum.

Seninle iftihar ediyoruz

Bir gün yine üstadı, tevazu göstererek, eğilip bu talebesinin pabucunu önüne çevirdi.

Ve kendisine sevgiyle bakarak;
- Ey Mazhar! Senin gibilerle iftihar ediyoruz, dedi.

Bir başka gün de;
- Cenâb-ı Hak, senin gibi kullarını çoğaltsın, buyurdu.

En akıllı, en ahmak

Bir gün bazı sevdikleri;
- En akıllı insan kimdir efendim? diye sordular bu zata.

Cevaben;
- En akıllı insan, ölüme hazırlanandır, buyurdu.

- Peki, en ahmak kimdir efendim?
- Dünyaya tapandır.

Sordular yine:
- İhlas nedir hocam?

- İhlas, her şeyi Allah için yapmaktır. Yani halis niyetinize dünya menfaati karıştırmayın. Mesela bir sürahi zemzem suyuna, bir damlacık idrar karışırsa, o su içilir mi?
- İçilmez elbet.

- Anladınız değil mi?
- Çok iyi anladık.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #11 : 08/12/12, 13:09 »
Dua edin, oğlum olsun
Mazhar-ı Can-ı Canan hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” her duası kabul olurdu.

Bir gün, huzuruna dostlarından biri gelip;
- Efendim, dua edin de Hak teâlâ bana bir oğul versin, diye yalvardı.

Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri çok severdi bu kimseyi.

O da buna güvenerek, kaftanına yapışıp;
- Vallahi bana bu konuda bir müjde vermedikçe eteğini bırakmam, deyiverdi.

Büyük Veli kapadı gözlerini.
Bir müddet murakabaya daldı.

Sonra başını kaldırıp verdi müjdeyi.
- Üzülme, Hak teâlâ sana bir erkek evlat verecek yakında.

Aradan bir sene geçti.
Bir erkek çocuğu oldu adamcağızın.

Sevinçten uçuyordu.

İnanmayan da vardı

Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri “rahmetullahi aleyh”, zaman zaman talebesine bazı müjdeler verirdi.

Ancak inanmayanlar da vardı etrafında.
Bunlar yine yalanladılar bu büyük Veli’yi.

- O söylediğin imkânsız, dediler.

Bir gün o kimselerin de bulunduğu bir yerde;
- İçinizde bana inanmayan varsa, önceki Velilerden “rahmetullahi aleyhim” bir hakem seçelim. Bizim sözlerimizi o doğrulasın, buyurdu.

En büyük hakem

Onlar hemen;
- En büyük hakem Resulullahtır “aleyhisselam”, dediler. O tasdik ederse, biz de inanırız.

Büyük Veli;
- Pekâlâ, buyurdu.

Bir Fatiha-i şerife okuyup, gönderdi Peygamber-i zişânın “aleyhisselam” mübarek ruhuna.

O anda fevkalade bir şey oldu.
Resulullah efendimiz “aleyhisselam” göründü oradakilere.

Ve kendi sesleriyle;
- Evet, Mazhar’ın müjdeleri doğrudur! buyurdu.

Eh, bahaneleri kalmamıştı.
Gözleriyle görmüş, kulaklarıyla işitmişlerdi zira.

Çok mahcup oldu hepsi de.
Ellerini öpüp, talebesi olmakla şereflendiler.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #12 : 08/12/12, 13:09 »
Dua ediyoruz, ama
Bir gün Ali Ramiteni “kuddise sirruh” hazretlerine;
- Efendim, dua ediyoruz, ama kabul olmuyor, acaba sebebi nedir? diye sordular.

Cevabında;
- Haram yiyenin duası kabul olmaz, buyurdu.

- Yalnız bu mu efendim? dediler.
- İtikat da mühim tabii. İman ve itikat doğru olmalı, azalar günah işlememelidir.

Şöyle özetledi:
- Ehl-i sünnet bir Müslüman, hiç günah işlemeyen bir ağızla dua ederse, elbette kabul olur.

Nefsine fırsat verme

Bir gün de nasihat isteyen bir gence;
- Evladım, nefsine fırsat verme, buyurdu. Zira nefs-i emmaren kâfirdir senin ve Allah’a düşmandır.

Delikanlı şaşırdı:
- Allah’a mı düşmandır efendim?
- Evet. Sen de ona düşman ol. İsteklerini yapma. Çünkü onun her isteği İslamiyet’in men ettiği şeylerdir.

Şöyle bitirdi:
- Nefsine aldananlar, ahirette çok pişman olacak ve ateşte yanacaklardır.

Hakiki Müslüman nasıldır?

Bir gün de bazı sevdikleri;
- Hakiki Müslüman nasıl olur efendim? diye sordular bu zata.

Cevabında;
- Hakiki müminden kimseye zarar gelmez, buyurdu. Çünkü o, Allah’tan korkar ve mahlukata karşı bir mesuliyet hissi taşır. Birine, bir fenalık düşünse, kalbindeki iman mani olur buna.

Şöyle devam etti:
- La teşbih, bir köpeğin tasması varsa, ondan, kimseye zarar gelmez. Ama tasması yoksa, o, sahipsiz demektir. Sahipsiz bir köpeğin, her an ne yapacağı, kime saldıracağı belli olmaz.

Şöyle bitirdi:
- İşte imanı olmayan kâfirler de herkese, her yerde zarar yapabilirler.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #13 : 08/12/12, 13:10 »
En kolay yolu
Ali Ramiteni “kuddise sirruh” hazretleri, büyük bir Evliyadır.

Bir gün sevdiklerine;
- Bu yolda kemale gelmek için çok gayret lazımdır, buyurdu. Senelerce riyazet yapsanız da maksadınıza zor kavuşursunuz. Ama bunun kolay bir yolu var.

Merak ettiler:
- Nasıl bir yol efendim?
- Bir Evliya zatın kalbinde yer almaktır bu yol. Onun sevgisini kazanmaktır.

Ve izah etti:
- Yani bir gönül ehlinin gönlüne girerseniz, çabuk kavuşursunuz maksadınıza. Çünkü cenâb-ı Allah, onları çok sever. Onların hürmetine, açar nice kapıları.

Şöyle bitirdi:
- Onların kalbleri, nazargah-ı ilahidir. O kalbdekiler de mahrum kalmaz bunun için.

Bana niye gelmiyorlar?

Ali Ramiteni hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” sohbetine, insanlar her yandan akın akın gelirlerdi.
Evi, dolup boşalıyordu insanlarla.

O devirde bir hoca da vardı ki çok zengindi. İnsanları yanına çekmek için uğraşır, ziyafetler verirdi. Ama kimse gitmezdi onun yanına.

Adam merak etti bu işi.
Neden ona gidiyorlar da bana gelmiyorlar diye çok düşündü.

Bulamadı sebebini.
Sonra mektup yazdı bu büyük Veli’ye.

Mektup şöyle:
- Görüyorum ki, herkes her taraftan size geliyor. Ben de hocayım. Onlara yemekler yedirip, çok ihsanlarda bulunuyorum. Ama bana kimse gelmiyor, hep size geliyorlar. Hikmeti nedir acaba?

Ona şöyle cevap yazdı mübarek zat.
- Hikmeti şudur ki, siz, kulların rızası için, insanlara yaranmak maksadıyla bu şeyleri yapıyorsunuz. Bizim gayemizse Allah’ın rızasını almaktır.

Ve ekledi:
- Kim Halkın rızasını düşünürse, halk nezdinde kıymeti olmaz. Kim de, Hakkın rızasını düşünürse, hem Hak teâlâ katında, hem de insanlar nezdinde kıymet kazanır.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #14 : 08/12/12, 13:10 »
Eski ayakkabı
Hindistan’ın köyünden çok fakir bir Müslüman, Hace Nizameddin hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” cömertliğini duyup huzuruna geldi bir gün.
Ve arzetti halini.

Ancak bu büyük Veli’nin, o an için bir çift eski ayakkabıdan başka yoktu bir dünyalığı,

Zira eline ne geçse başkasına verirdi hemen.
O eski ayakkabıyı verdi o fakire.

Ancak az buldu fakir bu ihsanı.
Zira daha çok şeyler bekliyordu Ondan.

Kendi kendine;
“Böyle cömert, böyle yüce bir kimseden, bu da çok az” diyordu.

Meyus olarak geri döndü. Ve konakları bir handa.
O gece Emir Hüsrev hazretleri de ticaretten dönerken aynı hana indi tesadüfen.

Mücevherat işiyle uğraşırdı.
Çok zengindi yani.

Gece yatıp da sabah uyandığında;
“Allah Allah! Bu handa hocamın kokusunu duyuyorum” dedi kendi kendine.

Ne olabilirdi ki?
Hanın odalarını tek tek dolaşıp, o kokunun hangi odadan geldiğini tesbit etti.
O fakirin odasından geliyordu hocasının kokusu.

Nereden geliyorsunuz?

Kapıyı tıklatıp girdi içeri.
- Selamün aleyküm.
- Aleyküm selam.

- Nereden geliyorsunuz?
- Nizameddin Evliya hazretlerine uğradım. Fakat bir çift eski pabuçtan başka bir şey alamadım maalesef.

Hocasının aşkıyla yanan Hüsrev Dehlevi hazretleri;
- Bu pabucun değeri çok yüksektir, dedi.

- Nasıl yüksek?
- Sen onu bana ver. Karşılığında bütün mallarımı, altın ve mücevherlerimi, velhasıl dünyalık neyim varsa hepsini sana vereyim.

- Şaka yapıyorsunuz herhalde.
- Hayır, çok ciddiyim.

- Ama nasıl olur? Bir çift eski pabuç, hiç bu kadar kıymetli olur mu?
- Âh! ah. Sen bunu bilseydin, bu pabuçları almak için bundan daha fazlasını verirdin.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #15 : 08/12/12, 13:10 »
Evliyayı sevmek şart
Mazhar-ı Can-ı Canan “rahmetullahi aleyh”, büyük âlim ve üstün Veli idi.
Üstadına olan ihlası, sevgisi ve muhabbeti fevkalade çoktu.

Bir gün sevdiklerine;
- Her neye kavuştuysam, hocamın sayesinde kavuştum, buyurdu. Bir Müslüman ne kadar ibadet etse de Allah’ın rızasına ermesi yine zordur.

Ve ekledi:
- Ama bir Allah dostuna, bir mübarek Veli’ye sevgi beslerse, O zatın bereketiyle Allah’ın rızasına kavuşması kolay olur.

Sordular:
- Hikmeti ne efendim?
- Çünkü Evliya zatlar Allahü teâlâya çok yakındırlar. Asıl mesele, Onların kalblerine girmektir.

Ve ekledi:
- Onların kalbine girebilmek için ne gibi hüneri varsa göstermelidir insan.

Nimet mi var, azab mı?

Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri “rahmetullahi aleyh”, birkaç talebesiyle kabristana gitmişti bir gün.

Kabir ziyareti yapacaklardı.

Bir kabrin başında oturup içeriye teveccüh eyledi.
Yani bu kabirde nimet mi var, yoksa azab mı?
Bunu anlamak istiyordu.

Hak teâlâ gözünden perdeyi kaldırınca gördü kabirdeki mevtanın halini.

Talebeye dönüp;
- Bu kabir, büyük günah işleyen bir kadına ait, buyurdu. Şu anda kabrinde Cehennem ateşi var.

Ve ekledi:
- Ama imanlı mı, değil mi, belli değil.

Ardından;
- Benim, önceden okuduğum yetmişbin adet kelime-i tevhid var, buyurdu. Bunu bu kadının ruhuna bağışlıyorum. İmanı varsa tesirini gösterir.

Sonra tekrar teveccüh etti kadının mezarına.

Ve sevinç içinde;
- Elhamdülillah imanı varmış, buyurdu. Kelime-i tevhid tesirini gösterdi ve Hak teâlâ affetti günahlarını.

Sordular:
- Azabı kaldırıldı mı efendim?
- Evet. Azabtan kurtulup büyük sevince garkoldu kadıncağız.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #16 : 29/12/12, 08:55 »
Halının ucunu kaldır!
Bir gün saray nazırı, Kutbüddin Bahtiyar Kaki hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” huzuruna gelerek;
- Ey efendim, falan falan köylerin bütün gelirlerini, izninizle size bağlamak istiyoruz, dedi. Siz de talebenize sarf edersiniz.

Ancak kabul etmedi büyük Veli.

Nazır şaşırdı:
- Neden istemiyorsunuz efendim?
- İhtiyacım yok da ondan.

- Olur mu hocam, para herkese lazımdır.

O zaman mecbur kalıp;
- Ey nazır! Oturduğun halının ucunu az kaldır, buyurdu.

Kaldırınca, hayretten gözleri faltaşı gibi açıldı nazırın.
Zira halının altında nehir gibi altın akıyordu.

Kutbüddin hazretleri “rahmetullahi aleyh”;
- Biz, bunu bile istemezken, o dediğin köylere mi iltifat edeceğiz? buyurdu. Haydi şimdi gidin de bir daha böyle bir teklifle gelmeyin karşımıza!

Vezir mahcup olmuştu.
- Peki efendim, dedi.

Başı önünde ayrıldı huzurdan.
Gördüklerini, gidip anlattı sultana.
Sultan, o günden sonra daha çok kıymet verdi bu Allah dostuna.

Hayır, alamam!

Bir gün de Kutbüddin Bahtiyar Kaki hazretlerine biri bir hediye getirip arzetmişti.

Ancak O, reddedip;
- Alamam, buyurdu.

Israr etti adam.
- Hayır, ısrar etme, buyurdu.

Çok şaşırdı:
- Niçin almıyorsunuz efendim?
- Bizim büyüklerimiz, kimseden bir menfaat kabul etmediler ki, ben de alayım.

Ve ekledi:
- Eğer kabul edersem, yarın, mahşer gününde, büyüklerimizin önünde mahcub olmaz mıyım?

O kimse mahcub olup;
- Haklısınız, dedi.
Ve getirdiği o şeyi alıp geri gitti.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #17 : 29/12/12, 08:56 »
Hediye almazdı
Kutbüddin-i Bahtiyar Kaki “rahmetullahi aleyh”, çok ibadet yapar, bir an gafil olmazdı Allahü teâlâdan.

Fakirane bir hayat yaşardı.
Halbuki zamanın sultanı bile emrini bekliyor, “Bir işaret buyurun, kâfi” diyordu kendisine.

Buna rağmen, kimseden bir şey istemez, fakirlikle yaşamayı severdi.

Mübarek hanımı, bakkaldan borç olarak bir şeyler almak istediğinde, bakkalın hanımı, onu üzecek şeyler söylemiş ve üzmüştü kadıncağızı.
Akşam, beğine anlattı bu olanları.

Büyük Veli;
- Ey hanım, biraz şu odaya gelir misin, buyurdu.
Ve birlikte girdiler odaya.

Sonra odanın köşesini gösterip;
- Bak hanım! Ne zaman istersen, Besmele okumak şartıyla burada istediğin kadar kak bulursun, buyurdu.

Onun kak diye buyurduğu şey, bizim bildiğimiz kek, yani ekmek idi.
İsminin sonundaki Kaki kelimesi de bu vak'a üzerine söylenmiştir.

Bilmeden ibadet olmaz

Bir gün sevdiklerinden biri;
- Bir Müslüman için en mühim iş nedir efendim? diye sordu bu zata.
- En mühim iş, İslamiyet’i öğrenmektir, buyurdu.

- Ya ibadet yapmak efendim?
- Önce bilgi lazım. Bilmeden ibadet olmaz çünkü. Cahil sofu, şeytanın maskarasıdır.

Ve ekledi:
- Unutmayın. Bir saat ilim öğrenmek, bir sene nafile ibadet etmekten faziletlidir.

Bir başkası sordu:
- Kalb nasıl temizlenir hocam?
- Allah dostlarının sohbetiyle.

- Peki, onlar yoksa efendim?
- Onlar yoksa, kitaplarını okumak lazım. Nitekim büyüklerimiz; “Kitap okumak, sohbetin yarısıdır” buyurmuşlardır.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #18 : 29/12/12, 08:56 »
İstifa edeyim mi?
Bediüddin-i Seharenpuri “rahmetullahi aleyh”, İmam-ı Rabbani hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” sohbetlerine giderken memurluk yapıyordu bir devlet dairesinde.

Bir gün;
- İşimden istifa edeyim mı efendim? diye sordu Hazret-i İmama.

Hazret-i İmam cevaben;
- Hayır, işine devam et, buyurdu.

Sözünü dinlediği için çok büyük nimetlere kavuştu.

O öyle biridir ki…

Kendisi anlatıyor:
Sılaya gitmek için, İmam-ı Rabbani hazretlerinden izin istedim.
İzin verdiler.

Ayrılıp, yola koyuldum.
Ancak Burhanpur’a gidinceye kadar O da ruhen yanımdaydı.
Hiç ayrılmadı yanımdan.

Yolda Cuki denilen bir sihirbazın yanına gittim.
Maksadım, halini görmekti.

O, Hind kâfiri olup, istidrac sahibi bir sihirbazdı.
Sihirle harikulade işler yapıyor, insanların takdirini topluyordu.

Ancak beni görür görmez;
- Ey Bediüddin! İmam-ı Rabbani’yi bırakıp niye geldin? dedi.

Ve ekledi:
- O, öyle büyük biridir ki, Onun gibi bir Veli yoktur bugün yer yüzünde.

Ben buna hayret edip;
- Madem öyle, sen niçin o büyük zatın sohbetine gelmiyorsun? dedim.

Cevabı enteresandı:
- Ben de olgunlaştım artık. Ona ihtiyacım yoktur.

Böyle deyip devam etti küfür ve inadına.

Eğer caiz olsaydı

Bu zat, bir gün sevdiklerine;
- Beyinin hukukunu gözetmeyen kadın, Allahü teâlânın hakkını gözetmemiş sayılır, buyurdu.

- Ya rızasını kazanırsa efendim? dediler.
- O zaman Cennete kolay girer, buyurdu.

Ve ilave etti:
- Sevgili Peygamberimiz “aleyhisselam”; “İnsanın insana secde etmesi caiz olsaydı, hanımların beylerine secde etmelerini emrederdim” buyuruyor.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #19 : 29/12/12, 08:56 »
Kalbim Ona tutuldu
Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri anlatıyor:

Yaşım onsekizdi ki, Seyyid Nur “rahmetullahi aleyh” hazretlerinden bahsetti bir arkadaşım.
Bu ismi işitince, kalbime bir hâl oldu.

Elimde olmadan bir ferahlık ve sevinç kapladı içimi.
Henüz kendisini görmeden, kalbim tutulmuştu Ona.

Büyük bir iştiyakla huzuruna vardım.
Daha ilk görüşümde, büyük bir zat olduğunu anlamıştım hemen.

Mübarek cemalinden sanki nur akıyor, sohbetinin feyzleri, cana can katıyordu.

İyice anladım ki: Rabbini arayanlar, Onun himmetiyle çabucak kavuşurlar muratlarına.

Kendi kendime;
“Kalbi hasta olanlar, Onu bir defa görse, kalbi nur ve feyizle dolar” diyordum.

Gaibten gelen sofra

Mazhar-ı Canı Canan hazretleri “rahmetullahi aleyh”, Evliyanın büyüklerindendir.

Bir gün, bazı talebeleriyle yolculuğa çıktılar.
Bir miktar yol gidince, yorulmuş ve acıkmışlardı.

Ama çok da yolları vardı henüz.
Yanlarında yiyecek olmadığı gibi, etrafta hiç ev de yoktu misafir olmak için.

Açlıktan, takatları kalmamıştı.
Güçlükle yürüyorlardı yollarda.

Talebeler; acaba hocamız bu konuda ne düşünüyor diye merak etmeye başladılar.

Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri anladı onların düşüncelerini.

İçinden;
- Yâ Rabbi, bize sonsuz hazinenden yiyecek gönder, diye yalvardı.

Tam o anda bir sofra geldi önlerine.
Üstünde, çeşit çeşit nefis yemekler vardı.

Afiyetle yiyip, yollarına devam ettiler.
Ancak bir müddet sonra acıktılar yine.

Büyük Veli dua etti.
Bir sofra daha geldi gaibden.

Velhasıl yolculuk boyunca ne zaman acıksalar, önlerine sofra gelir, yiyip devam ederlerdi yollarına.

Bunları yaratan Allahü teâlâdır ki, böyle harikulade işlere keramet denir.
O, her şeye kadirdir.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #20 : 29/12/12, 08:56 »
Kara kara düşünürken
Ali Ramiteni “kuddise sirruh” hazretleri, İslam âlimlerinin en büyüklerindendir.
Dokumacılıkla iştigal ederdi.

Bir gün, hanesinde hiç yiyecek kalmamıştı.
Misafir gelse, ikram edecek bir şey yoktu evinde.

Nitekim de misafiri geldi o gün.
Ne ikram edeyim diye kara kara düşünürken talebeden biri vakıf oldu bu hale.

Hemen bir pilicin içini pirinçle doldurdu.
Güzelce pişirdi ve götürüp takdim etti hocasına.

Hocası çok memnun olmuştu.
O akşam ikram etti onu misafirine.

Dile benden ne dilersen

Sonra o talebeyi huzuruna çağırıp;
- Evladım, akşamki ikramın çok makbule geçti, buyurdu. Bir muradın varsa, söyle. Şimdi hacet kapısı açıktır.

Talebenin bir tek dileği vardı.
Hemen arzetti kendisine:
- Benim bir tek arzum var efendim.

- Söyle oğlum, nedir o?
- Sizin gibi olmak hocam.

Büyük Veli şaşırdı:
- İyi de evladım bu, çok ağır bir iş. Bu sıkleti çekmeye senin gücün yetmez. Altında ezilirsin. Sana tavsiyem, başka şey iste.

Başka muradım yoktur

Ancak genç ısrar etti.
- Bundan başka muradım yoktur hocam.

Hocası çaresizdi.
Mecburen Peki âlâ buyurdu.

Ve oracıkta kuvvetli bir teveccüh etti kendisine.
Allah’ın izniyle muradı oldu gencin.
Bir anda hocasının derecesine yükseliverdi.

Ama geçmişti kendinden.
Gerçekten de o sıkletin altında ezilmişti.

Nitekim o günden sonra kırk gün yaşıyabildi ancak.
Kırkıncı gün, Allah deyip teslim etti ruhunu.

Velhasıl genç bir anda yükselmiş, hocası gibi aziz olmuştu.
Bunun içindir ki büyüklerimiz Azizan dediler bu zata.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #21 : 29/12/12, 08:57 »
Kızımı kurtarın!
Seyyid Nur Bedevani “rahmetullahi aleyh”, Evliyanın büyüklerindendir.
Başı derde düşen, Ona koşuyordu o devirde.

Bir gün, yaşlı bir kadın geldi huzuruna,
Ağlayıp, inliyordu.

Büyük Veli sordu:
- Hayrola hanım ne oldu?
- Cinler, kızımı kaçırdılar efendim. Çaresiz buraya geldim. Ne olur bir himmet edin de kurtarın kızımı.

Büyük Veli biraz tefekkür ettikten sonra;
- Allah’ın izni ile kızın kurtulacak, buyurdu. Müsterih ol.

Teşekkür edip ayrıldı huzurdan.
Evine geldiğinde, kızı oturuyordu odada.

Koşup sarıldı kızına.
- Söyle hele, nasıl kurtuldun onların elinden?

Biri çözdü ellerimi

Kız anlattı:
- Anneciğim, beni yakalayıp bir ata bindirdiler. Kendileri de at ile günlerce yol gittik. Bir sahrada ellerimi bağlayıp, hapsettiler.

Annesi merakla dinliyordu.
- Sonra kızım?

- Biraz önce yanıma, nur yüzlü bir zat geldi. Ellerimi çözüp çıkardı dışarıya.
- Evet?

- Bir de baktım ki evdeyim. Ben de anlamadım buraya nasıl geldiğimi.

Annesi anlamıştı ama.
- O Allah dostunun himmetiyle geldin kızım. Cenâb-ı Hak böyle zatları başımızdan eksik etmesin.
- Amin anneciğim.

Sevilmenin alameti

Bu zat bir sohbetinde;
- Rabbimiz, bir kuluna acır ve onu severse, ona iki şey verir, buyurdu. Birincisi, sevdiği bir kulunu, mesela bir evliya zatı tanıtır ona. Ve Onun vasıtasıyla onu kendine çeker.

- İkincisi ne efendim? dediler.
- İkincisi de, ona hayırlı bir iş, bir meslek nasib eder.

Ve ekledi:
- Allah'ın, bir kulunu sevdiğinin alameti, onun hayırlı işlerle meşgul olmasıdır.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #22 : 29/12/12, 08:57 »
Kuşluk namazı
Bediüddin-i Seharenpuri hazretleri “rahmetullahi aleyh” anlatıyor:

Bir gece rüyamda kendimi Resulullahın “aleyhisselam” sohbetinde buldum.
Başkaları da vardı.

Birisi;
- Yâ Resulallah! Siz de kuşluk namazı kılar mısınız? diye sordu.

Ben izin isteyerek;
- Yâ Resulallah! Şeyh Ahmed [İmam-ı Rabbani hazretleri] bu namazı her sabah kılmaktadır, diye arzettim.

Bana bakıp;
- Şeyh Ahmed’in her ameli doğrudur. Bizim sünnetimize tam uyan yalnız odur, buyurdu.

Soran dağları aşmış

Bu zat bir sohbetinde;
- Kardeşlerim, sorarak iş yapanlar, başarılı olurlar, buyurdu. Nitekim büyüklerimiz; “Soran dağları aşar, sormayan düz yolda şaşar” buyurmuşlardır.

Şöyle devam etti:
- Danışarak iş yapan, rahat eder. Ben bilirim diyenlerse sıkıntıdan kurtulamazlar.

Ve ilave etti:
- Bir başka Evliya zat da; “Bilmiyorsanız, bilenlere danışın!” buyuruyor. Ama kibirli olan danışmaktan kaçınır. Zira ben de bilirim demektedir daima.

Kibirliye Allah düşman

Bir gün de sohbetinde;
- Kibir, öyle bir beladır ki, kibirli olanlara, bizzat Allahü teâlâ düşmandır, buyurdu. Bu belaya kim yakalanırsa, onu Cehennemin ateşi temizler ancak.

Ve misal verdi:
- Şeytan, Adem Peygambere “aleyhisselam” secde etmediyse, Ben ondan daha hayırlıyım dedi de onun için. Bir Müslüman namaz kılmıyorsa, bu da kibirdendir. Biri de başkalarına yukardan bakıyorsa, bu da onun kibrine alamettir.

Sordular:
- Danışmamak da kibirden midir efendim?
- Elbette. Müslümana su-i zan etmek, hakir görmek ve gıybet etmek de kibirdendir. Bir kimse yakınlarından dua istemiyorsa, bu da kibirle ilgilidir.

Ve ekledi:
- Zira ihtiyacını arz etmek, kibri kırar. Eğer arz etmiyorsa, mutlaka kibirdendir.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #23 : 29/12/12, 08:57 »
Mazhar’ın selamı var!
Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri, İmam-ı Rabbani hazretlerini “rahmetullahi aleyh” çok sever, kendisini uyanıkken görürdü çoğu zaman.

Bir gün, bir tanıdığı Serhend’e gidiyordu.

Sordu ona:
- Niçin gidiyorsun?
- İmam-ı Rabbani hazretlerini “rahmetullahi aleyh” kabr-i şerifini ziyaret edeceğim.

Ona rica edip;
- Oraya varınca, Mazhar’ın size selamları var der misin?
- Elbette efendim, başüstüne, dedi.

Ve çıkıp Serhend’e vardı.

Mübarek kabri ziyaret esnasında;
- Efendim, sizi seven bir kimse size selam gönderdi, diye arzetti.

O anda bir ses duydu kabirden.

İmam-ı Rabbani hazretleri, kendi sesiyle;
- O, hangi âşığımızdır bize selam gönderen? diye soruyordu.

Söyledi ismini.
- Mazhar-ı Can-ı Canan efendim.

Yine kabirden;
- Aleyküm selam! sesi duyuldu.

Mülk dediğin nedir ki

Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri, dünya düşkünleriyle görüşmez, kaçardı onlardan.

Öyle birisinden bir hediye gelseydi, kabul edip aldığı nadir olurdu.
Aldığı zaman da muhtaçlara verirdi hemen.

Bir gün, zamanın padişahı, biriyle bu zata;
- Allah bana, geniş mülk nasib etti. Mübarek hatırınızdan her ne ki geçiyorsa, hemen göndeririz, yeter ki isteyiniz, diye haber gönderdi.

Büyük Veli cevaben;
- Mülk dediğin nedir ki? buyurdu.

Ve ekledi:
- Dünya mülkünün, Rabbimizin katında bir zerre değeri yoktur kardeşim. Hatta dünyanın tamamının bir kıymeti yoktur ki, onun bir parçasının değeri olsun.

- Peki kıymetli olan nedir efendim?
- Bizce en kıymetli şey, Allahü teâlânın sevgisini kazanmaktır.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #24 : 29/12/12, 08:58 »
Muhabbet şehidi
Kutbüddin Bahtiyar Kaki “rahmetullahi aleyh”, ömrünün son yirmibeş yılında rahatça yatıp uyumadı yatağında.

Âşıkları kendisini görmeye gelseydi;
- Kardeşlerim, Allah’tan çok korkunuz. Resulünü de çok sevip Ona tâbi olunuz, buyururdu. Bütün saadetlerin başı, o Resule “sallallahü aleyhi ve sellem” uymaktır.

Onlara böyle der, tekrar aşk-ı ilahiyle kalbini dağlardı.
Sonra bu muhabbetle, geçerdi kendinden.
Bu iki sevgiyle yanıp kavrulurdu.

Ve bir gün;
Yine böyle kendinden geçmişti ki, ruhunu bu halde verip vefat etti.
Rabbine bu aşkla kavuştuğu içindir ki, “muhabbet şehidi” denilir kendisine.

Çok yemek yemeyin!

Bir gün nasihat istediler bu Veli’den.

Cevaben onlara;
- Ey insanlar! Çok yemek yemeyin ki, ağırlık basar. Çok az da yemeyin ki, ibadet yapamazsınız, buyurdu.

Sordular:
- Yemek hususunda tavsiyeniz nedir efendim?
- Her şeyin hayırlısı, orta olandır.

- Ortası nasıldır hocam?
- Acıkmadan sofraya oturmayın. Doymadan kalkın sofradan.

- Giyimde de böyle mi efendim?
- Evet. Giyinirken de, orta yolu seçiniz. Gösterişten kaçıp sade giyininiz.

Ve ekledi:
- Faydasız işlerle uğraşmayın. Hatta onlardan konuşmayın bile.

Kimseye yük olmayın!

Bir gün de islam ahlakından bahsediyordu, cemaatten bir genç;
- İslam ahlakı kısaca nedir efendim? diye sordu.

Cevaben;
- İslam ahlakı, kimseye yük olmamak, bilakis herkesin yükünü çekmektir, buyurdu.

Sordu yine:
- Muvaffak olmanın sırrı nedir hocam?
- Sabır ve güler yüzdür.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #25 : 29/12/12, 08:58 »
Nasıl kurtuldu?
Ali Ramiteni “kuddise sirruh” hazretleri zamanında Seyyid Ata adında salih bir kimse vardı ki, bu büyük Veli’nin büyük zat olduğunda şüphesi vardı biraz.

Tâ ki bir güne kadar.
O gün, dağdan haydutlar gelip, onun bir tek oğlunu kaçırdılar.

Seyyid Ata, çok üzüldü bu hadiseye.
Ancak bu belanın kendisine nereden geldiğini tahmin etmişti.

Önce tövbe istiğfar etti.
Sonra bu büyük Veli’den özür dilemek için büyükçe bir ziyafet tertib etti kendi evinde.

Gayesi, o Veli’nin gönlünü almaktı.
Şehrin eşrafını da çağırmıştı yemek ziyafetine.

Sofralar kuruldu, hazırlıklar tamamlandı. Bütün davetliler geldikten sonra Ali Ramiteni hazretleri “rahmetullahi aleyh” de teşrif etti nihayet.

O gelince, Seyyid Ata kalktı ayağa.
- Ey davetliler, hepiniz hoş geldiniz, dedi. Allahü teâlâya hamdolsun ki, Pirimiz Ali Ramiteni hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” şerefine bir araya geldik. Evvela Pirimiz yemeğe başlamadan hiçbirimiz yemeğe el uzatmayalım!

Onun bu sözleri Ali Ramiteni hazretlerini “rahmetullahi aleyh” çok memnun etmişti.

Şefkatle ona dönüp;
- Ey Seyyid, senin oğlun şu kapıdan içeri girmedikçe ben de elimi yemeğe uzatmayacağım, buyurdu.

Sevinçle tekbir getirdiler

O anda Seyyid Ata'nın oğlu girdi kapıdan.
Onu gören davetliler, hayret ve sevinçle tekbir getirdiler.

O da çok sevinip, sarıldı oğluna.
Ve nasıl kurtulduğunu sordu.

Çocuk şöyle anlattı:
- Buradan onbeş günlük mesafede olan bir yerde, ellerim bağlı vaziyette hapis bulunuyordum. Bir de baktım ki buradayım. Ama nasıl geldim? Kim çözdü ellerimi? Bilmiyorum.

Seyyid Ata, sevinçle kalktı ayağa.
- Rabbimize sonsuz hamd ve şükürler olsun ki, böyle büyük bir Veli ihsan etti bize. Oğlumun kurtulması, yüksek üstadımızın himmetiyle olmuştur, dedi.

Ve ellerini öpüp, özür diledi bu büyük Veli’den.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #26 : 29/12/12, 08:58 »
Nefsinizle uğraşın!
Bir gün Seyyid Ahmed Mekki Efendi hazretlerinden “rahmetullahi aleyh” nasihat istediler.

Onlara Bayezid-i Bistami hazretlerinden “rahmetullahi aleyh” bahsetti.

Ve şöyle anlattı:

Bu zat, nefsini ıslah için gündüz gece çalıştı.
Onu öldürmek için, nice mücahedeler yaptıysa da, ölmedi yine nefsi.

Çok üzülüp baktığında, hâlâ gurur ve kibir gördü nefsinde.
Halbuki ömür boyu Rabbine kulluk etmiş, Ona lâyık ibadet yapmayı çok istemişti.

Buna kavuşmak için, sabahlara kadar namaz kılmıştı çok geceler.
Ama yine de Ona lâyık olmamıştı namazları.

Sonunda Allah’a boyun büküp;
- Yâ Rabbi, bunca yıldır gayret ettimse de, yine sana lâyık ibadet yapamadım, dedi. Namazlarım, Bayezid’e yakışır oldu hep.

Kendisi anlatıyor:

Kırk sene, riyazet yapıp nefsimle uğraştım.
Onu öldürmek için, yıllarca çile çektim.
Ve Rızana, ne suretle kavuşurum? diye yalvardım Rabbine.

O anda gaibten;
- Şu testinle şu aban gönlünde bulundukça, kavuşman olmaz, diye bir ses geldi.

O testiyle abayı çıkardım kalbimden.
Ancak kazanabildim Rabbimin rızasını.

İman nasıl kuvvetlenir?

Bir gün de bir gence buyurdu ki:
- Hayat, hayaldir evladım. Dün öldü. Yarın belli değil. Öyleyse bu günü değerlendir.

Delikanlı sordu:
- Nasıl değerlendireyim efendim?
- Dinini öğren ve öğrendiğinle amel et.

Sordu yine:
- Hocam, iman ne ile kuvvetlenir?
- Allah adamlarının sohbetiyle.

- Böyle zatlar yoksa hocam?
- Onlar yoksa, onların kitabını oku. Kitap okumak, sohbetin yarısıdır. Bir İslam âliminin kitabını okuyan, onunla sohbet etmiş gibi feyz alır. Yani kalbi temizlenir.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #27 : 29/12/12, 08:58 »
O zulmet dağılınca
Dünyaya düşkün biri, Seyyid Nur Bedevani hazretlerinden “rahmetullahi aleyh” emaneten bir kitap isteseydi, verirdi hemen.

Ama geri alınca, iki üç gün okumazdı o kitabı.

- Neden? diye soranlara da;
- Çünkü kitabı, dünyaya düşkün olan o adamın zulmeti kaplamış oluyor, buyururdu. Sohbetin tesiriyle, iki üç gün zarfında kitaptaki zulmet dağılınca okuyabiliyorum ancak.

En büyük talebesi olan Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri “rahmetullahi aleyh”, Ondan bahsettiğinde, ağlar ve;

- Sizler, Seyyid Nur’a “rahmetullahi aleyh” yetişemediniz. Eğer ona yetişip de bir defa görseydiniz; Sübhanallah! Allahü teâlâ ne büyük kudret sahibi ki, böyle mübarek bir zat yaratmış derdiniz.

Ve ekledi:
- Herkesin, baş gözüyle göremediklerini, O, kalb gözüyle görür, anlardı.

Zina zulmeti

Talebesinden biri, yabancı bir kadına bakıp da gelmişti bir gün bu zatın yanına.

Mübarek zat, ona bakıp;
- Sende zina zulmeti görüyorum, buyurdu. Bir daha yabancı kadınlara bakma evladım.

Ölüme hazırlanın!

Bir gün de nasihat istediler bu zattan.

Cevabında;
- Kardeşlerim, sakın gaflete gelmeyin ki, ahirette çok pişman olmayasınız, buyurdu. Aklı olan, henüz ecel gelmeden ölüm ve ahirete hazırlanır.

Ve ilave etti:
- Dünya fani, ahiret ebedidir. Aklı olan, ahiret günü için gayret eder.

Allah kimleri sever?

Bir sohbetinde de;
- Kardeşlerim, yapması mühim olan işlerden biri de herkese şefkat ve merhametle davranmaktır, buyurdu.

Ve ekledi:
- Allahü teâlâ merhametli olanı çok sever. Onlar, cenâb-ı Hakkın rahmetine nail olurlar.

Şöyle bitirdi:
- Yalnız kendisini düşünenlerin, Hak teâlâ indinde bir kıymeti olmaz. Ama kim muhtaçlara yardım ederse, Allahü teâlâ da mahşer günü ona yardım eder.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #28 : 29/12/12, 08:59 »
Onu tahkir eyleme!
Ebu Ali Cürcani hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir gün şunu anlattı sevdiklerine:

Salih bir Müslüman ölüp de kabrine konulduğu zaman, gaibten bir ses;
- Ey kabir! Bu, salih bir Müslümandır. Onu sakın tahkir eyleme! O, Rabbine inanıp, ibadetlerini yaptı. Hep İslam’a uygun yaşadı. Emri maruf yaparak dinine hizmet etti. Onun için bu mümine en ufak bir sıkıntı gösterme! diye nida eder.

Bu sesin ardından kabri genişler o müminin.
Cennetten yaygılar serilir.

Sonra çok güzel, nurlu ve sevimli bir kimse gelir yanına.
O bunu görünce;
- Sen kimsin ki, bu tenha yerde gelip beni sevindirirsin? diye sorar.

O sevimli kişi;
- Ben, senin dünyada yaptığın iyi amellerim, der. Hak teâlâ beni o amellerden halketti. Seni burada garip ve yalnız bırakmamak için vazifeli geldim.

O ameller, dört yandan kuşatır ve gelecek zararlardan muhafaza ederler onu.

Mesela azap melekleri gelirse, namazı karşı çıkar ve onu o meleklerin azabından korur.

Başka cihetten yaklaşırlarsa, bu sefer orucu karşı çıkıp mani olur.

Onlar bunu görünce;
- Ne güzel, mübarek olsun, der ve geri giderler.

Akıllı insan kimdir?

Bir gün genç biri bu zata gelip;
- Akıllı insan kimdir efendim? diye sordu.

Cevabında;
- Ben bu suali tam yediyüz âlime sordum, buyurdu. Hepsi de ittifak halinde; Akıllı adam, dünyadan soğumuş ve ahiret hazırlığı içindedir. Dünya işleriyle uğraşsa da bunların sevgisini kalbine sokmaz dediler.

Ve ekledi:
- Velhasıl akıllı Müslüman, yüzünü dünyadan, ahirete çevirmiştir. Gece ve gündüzünü ibadetle geçirir.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #29 : 29/12/12, 08:59 »
Onyedi yaşındaydı
Kutbüddin Bahtiyar Kaki “rahmetullahi aleyh”, büyük Velilerdendir.
Delhi’de yaşayıp, orada vefat etti.

Bir buçuk yaşındayken, babası ayrıldı dünyadan.
Onun yetişmesiyle annesi meşgul oldu.

Daha sonra Muinüddin-i Çeşti adında bir Evliya zat, bir gün, bir vesileyle oraya gelmişti.

Kutbüddin, onyedi yaşındaydı o zaman.

Bu zatı görünce, gayri ihtiyari kalbi meyletti bu Veli’ye.
Talebesi olmayı istedi.

Bu niyetle huzuruna gidip yalvardı bunun için.
O da kalb gözüyle bakıp, Onun yüksek istidadını gördü ve kabul etti bu dileğini.

O büyük Evliyanın feyiz ve himmetiyle tasavvufun yüksek makamlarına yükseldi.

Günahı küçük görmek

Bu mübarek zat, bir gün sohbetinde;
- Günahı küçük görmek, o günahı yapmaktan daha fenadır, buyurdu. Günahın küçüklüğüne değil, onu kime karşı işlediğinize bakın.

Ve ilave etti:
- Allahü teâlâdan öyle hayâ edin ki, daima korkulu ve boynu bükük olarak hayat sürün bu dünyada.

Huzurlu olmak için

Bir gün de;
- Huzurlu olmak için ne yapalım efendim? diye sordular.
- Günah işlemeyin! buyurdu

- Günah işlememek için ne yapalım?
- Ölümü düşünün. Ölümü düşünen, günah işleyemez.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #30 : 29/12/12, 09:00 »
Önce doğru itikat
Bir gün Seyyid Nur Bedevani “kuddise sirruh” hazretlerine iki kişi gelerek;
- Bizi, talebeliğe kabul edin efendim, dediler.

Ancak itikatları bozuktu bu kimselerin.
Ehl-i sünnet değillerdi yani.

Bu hallerini o zattan gizlemeye çalıştılar.
Ama o büyük Veli, kalblerini görüyordu onların.

Cevap olarak;
- Her şeyden evvel doğru itikat lazım, buyurdu. Önce bu bozuk itikadınızdan vazgeçin. Sonra talebe olmayı düşünürsünüz.

Eh, her şey ortadaydı.
Derhal rücu ettiler o bozuk itikattan.
Ve talebe olmaya hak kazandılar.

O sizin işiniz değil

Biri de, evinin yakınında bir dükkan açmıştı.
Sonra, içki de satmaya başladı bu dükkanda.

Ancak bu zatın talebeleri bundan rahatsız oldular.
Ve bir gün birkaçı bir araya gelip, harap ettiler adamın dükkanını.

Yakıp yıktılar.

Büyük Veli bunu işitince çok üzüldü.

Onları çağırarak;
- Ona ceza vermek size düşmezdi, buyurdu. Bu, hükümetin vazifesidir. Niçin bana sormadan böyle iş yaptınız?

Gençler pişmandı yaptıklarına.
- Özür dileriz efendim, dediler.

- Bu yetmez, buyurdu.
- Ne yapmamızı emredersiniz hocam?

Onlara bir kese dolusu altın verip;
- Bu altınları o kimseye götürün ve bu yaptığınız işten ötürü özür dileyin o kimseden.

Gençler;
- Baş üstüne efendim, deyip gittiler.

Altınları verip özür dilediler.
O da çok memnun olup, hakkını helal etti.
Ve gelip, Seyyid Nur hazretlerine talebe olmakla şereflendi.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #31 : 29/12/12, 09:00 »
Sağ ayakla girmişti
Seyyid Nur Bedevani “rahmetullahi aleyh”, Hindistan’ın Bedevan şehrinde dünyaya geldi.

Delhi şehrinde ayrıldı dünyadan.

Seyfeddin-i Faruki hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” sohbetlerinde yetişip bir kâmil-i mükemmil oldu.

Devamlı surette Resulullahın “aleyhisselam” hayatını okur, her iş ve ibadetini ona göre yapardı.

Bir gün, sağ ayakla girmişti helaya.
Dalgınlığına gelmişti.

Ama bu sebeple tasavvufi halleri bağlandı birden.
İlerlemesi durdu.

Buna o kadar pişmanlık duydu ki, o gün devamlı ağlayarak tövbe etti.
Gözyaşlarıyla yalvardı Rabbine.

Ve Allah’ın merhametiyle önceki hallerine kavuştu yine.

Dünya düşkünleriyle görüşmez, her günkü yiyeceğini helalinden seçerdi.
O kadar çok ibadet yapardı ki, çok ayakta durmaktan, beli bükülmüştü.

Ne bulursa onu yerdi

Bir gün sevdiklerine;
- Otuz yıldır, herhangi bir yemeği kalbimden geçirmedim ve onu pişirttirip yemeyi düşünmedim, buyurmuştu.

Ne zaman acıksaydı, gönlünün istediğini değil, yanında bulunanı yerdi.
Günde, sadece bir defa.
O da helal olmalıydı muhakkak.

Bir yemek şüpheliyse, elini sürmezdi o yemeğe.

Bir gün, zenginin biri yemek ikram etmişti bu zat ile talebelerine.
Ancak bir bahane ile yemedi.
Talebeler de yemediler.

Zengin adam;
- Efendim, yemeğimiz helaldi, acaba niçin yemezsiniz? diye sordu.

Cevabında;
- Yemekte zulmet vardı, onun için yemedim, buyurdu.

Talebeler gizlice araştırıp, yemeğin malzemesinin hep helalden olduğunu gördüler.

Gelip hocalarına söylediklerinde;
- Evet, malzeme helaldi. Ama niyeti bozuktu, buyurdu. Halis niyetle değil, riya ve gösteriş için yapmıştı bu ikramı.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #32 : 29/12/12, 09:00 »
Sakal-ı şerif hürmetine
Ebül Abbas Seyyari “rahmetullahi aleyh”, hem âlim, hem de Veli idi.
Sohbetiyle çok kişi gafletten uyanmış, hidayete kavuşmuştu.

Duaları makbuldü Allah katında.
Onu vesile ederek dua edenler de Onun bereketiyle anında kavuşurlardı muratlarına.

Önceleri çok zengindi.
Babası ölünce, büyük bir servet kalmıştı kendisine.

Ama o, Resulullahın “aleyhisselam” iki telcik Sakal-ı şerifini alabilmek için servetinin tamamını vermiş, elinde hiçbir şey kalmamıştı.

Ama manevi servete kavuşmuştu bu defa.
Onun bereketiyle tövbe nasib oldu kendisine.

Peşinden Ebu Bekr Vasıti hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” sohbetine kavuştu ki, bu nimet yanında o büyük servetin hiç kıymeti yoktu onun nazarında.

Bütün bunlar, bu Sakal-ı şerif’in hürmetine nasib olmuştu kendisine.

Her günahtan kaçınır, kalbi, dünya ile alakadar olmazdı.
Günah işlememekte çok gayretliydi.
Nefsinin tek bir arzusunu getirmezdi yerine.

Birinci vazifemiz

Bir gün bazı dostları;
- Bir mümine, en fazla lazım olan ameller nedir efendim? diye sordular bu zata.

Cevabında;
- Hak teâlâ biz kullara ne emrettiyse, onlara titizlikle uymalıdır, buyurdu.
Her müminin birinci vazifesi budur. Bu babta az ihmali olanın, yarın mahşer gününde hali yaman olur.

Şöyle devam etti:
- Emir ve yasaklara uymakta, az gevşeklik yapanlar, mahşer günü çok pişman olacaklardır. Çünkü emirleri yapmak ve haramlardan kaçınmak, Allah’ın emridir, yani farzdır. Müslümanın yapması gereken ikinci mühim şey, salih kullarla birlikte bulunmaktır.

Sordular:
- Salih kullar kimlerdir efendim?
- Ehl-i sünnet âlimleri ve Evliya zatlardır. Kim bu büyüklerin sohbetine devam ederse, doğru imana ve ihlasa kavuşur. Çünkü onlar, Allah’ın müttaki kullarıdır. Onlarla bulunanlar, fasık ve şaki olmazlar.

Şöyle bitirdi:
- Allah adamlarının, bir şefkatli nazarı, kalbdeki karartı ve pasları temizler. Salihler sohbetine devam edenlerin gönüllerine ilahi feyiz ve ilham dolar.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #33 : 29/12/12, 09:00 »
Sertçe baktı ona
Bir gün Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri “rahmetullahi aleyh” talebeyle sohbet ediyordu ki, ihtiyar bir kimse geldi bu zatın huzuruna.
Ancak inanmıyordu büyüklüğüne.

Talebesi arasında iken;
- Bu hocanın halleri rahmani mi? Yoksa şeytani midir? dedi. Hem bunun ilmi var mı bakalım?

Bu sözler talebeyi çok üzdü haliyle.
Büyük Veli de müteessir olmuştu.

Hiddetle dönüp, sert bir nazar etti ona.
O anda yere yıkılıp, çırpınmaya başladı yaşlı adam.

Anlamıştı sert kayaya çarptığını.
- “Ne olur, Allah için affet”, diyordu yerde çırpınırken.

Merhamet etti yine.
Elini uzatıp, kaldırdı onu yerden.

Hiçbir şey olmamıştı sanki.
Ellerine kapanıp, talebesi olmakla şereflendi.

Niçin sustunuz?

Bir gün de şunu anlattı sevdiklerine:

- Resulullah efendimiz “aleyhisselam”, bir gün bir kabileye vardı.
Yahudiler toplanmış, Tevrat okuyorlardı.
Resulullah “aleyhisselam” gelince, okumayı kestiler.

Efendimiz “aleyhisselam” sordu:
- Niçin sustunuz?

Kimseden ses çıkmıyordu.
Nur yüzlü bir ihtiyar ayağa kalktı.
- Ben söyleyeyim mi?

O ihtiyara döndüler:
- Peki söyle bakalım!
- Tevrat'ta, ahir zaman Peygamberinin “aleyhisselam” üstün vasıflarını okuyorlardı. Siz gelince sustular.

Vallahi o zat sensin

Sevgili Peygamberimiz “aleyhisselam”;
- Pekâlâ, kaldıkları yerden sen oku! buyurdu.

İhtiyar okumaya başladı.
Ancak okurken, göz altından Resulullahı “aleyhisselam” süzüyordu gizlice.

O sayfayı bitirince dayanamadı artık.
Efendimize “aleyhisselam” sevgi ve saygıyla bakıp;
- Vallahi o zat sensin! deyiverdi.

Sonra kelime-i şehadeti okuyup teslim etti ruhunu.
Ne güzel son!



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #34 : 29/12/12, 09:01 »
Sohbetimize gelin
Ali Ramiteni “kuddise sirruh” hazretleri, bir gün yakınlarını alıp Harezm vilayetine gitti ve kenar bir mahalleye yerleştiler.

Sonra iki talebesini gönderdi Harezm sultanına.
Gençler gidip;
- Sultanım! Fakir bir dokumacı sizin topraklarınıza geldi. İkamet için izninizi istiyor. Eğer izin verirseniz, bu hususta mühürlü bir belge istiyor, dediler.

Sultan kırmadı bu iki delikanlıyı.
- Tamam, oturabilir, dedi. Ve istedikleri mühürlü belgeyi verdi ellerine.

Büyük Veli, bu belgeyi alıp, cebinde sakladı.
Sonra pazar yerine gidip, bir iki işçiye sordu:

- Sizin yevmiyeniz ne kadardır?
Söylediler.

Ücretiniz benden

- Size bir teklifim var. Bugünkü ücretiniz benden olsun. Bizim eve gidip, sohbet edelim. İkindi vakti öderim ücretinizi.

Teklif, cazip geldi işçilere.
- Tamam, memnuniyetle, dediler.

Ve birlikte eve gittiler. Ancak sohbet öyle tatlıydı ki, ikindi geçti, akşam oldu, bir türlü ayrılamıyorlardı bu zatın yanından.

Ve günden güne artıyordu gelenler.
Öyle ki, dolup dolup taşıyordu hanesi.

Bazı kötü niyetli memurlar, bu durumu yanlış ve abartarak ilettiler hükümdara:
- Sultanım, şehrimize bir hoca geldi ki, insanlar sohbetine gitmek için can atıyor. Hatta ona hizmet için yarışıyorlar. Bize öyle geliyor ki, bu hoca ileride Harezm’e sultan olabilir.

Derhal şehri terk etsin!

Sultan heyecanlandı.
- Öyleyse derhal şehri terk etsin! diye tâlimat verdi.

Bir de mühürlü bir ferman yazıp verdi o memurlara.

Büyük Veli, bu fermanı alınca, cebinden önceki fermanı çıkarıp verdi onlara.
- Bunu da, o vermişti. Eğer imzasını inkâr ediyorsa, hemen terk ederiz.

Bu cevabı sultana ilettiler.
Başını eğip düşünceye daldı.

Bu, nasıl bir kimse diye merak etti iyice.
Sohbetini dinlemek için tebdil-i kıyafetle gidip oturdu bir kenarda.

Sohbetini dinleyince hayran oldu.
Dahası, talebesi olmakla şereflendi.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #35 : 29/12/12, 09:01 »
Sohbetin faydası
Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir gün sevdikleriyle otururken;
- Evliyanın sohbeti, herkese lazımdır, buyurdu. Nasıl ki susuzluktan kurumuş, ölmüş olan topraklar yağmur sularıyla canlanırsa, bilgisizlik yüzünden ölmüş kalbler de Evliya sohbetiyle hayata kavuşurlar.

Ve ekledi:
- Ama ahir zamanda gelen müminler, sohbet ehli bir Veli’yi bulamayabilirler.

Sordular:
- O müminlere ne tavsiye edersiniz efendim?
- Sohbet ehli bir Veliyi bulamazlarsa, onların kitaplarını okusunlar, ama mutlaka okusunlar.

- Okumazlarsa efendim?
- İnsan, her gün bir iki sayfa olsun okumaz ve bir ilim meclise gitmez, sohbette bulunmazsa, o kimse yavaş yavaş felakete yaklaşır Allah korusun.

Ve ekledi:
- Bu halin, insanlarda birinci alameti, kalbine para-pul muhabbeti girer her şeyden önce. İkinci nişanı, günahlardan lezzet almaya başlar.

Sordular:
- Üçüncüsü nedir efendim?
- Üçüncü alameti de, kötü arkadaş edinir kendisine ve eskiden çok sevdiği mümin kardeşlerinin sevgisi silinir kalbinden.

Şöyle bitirdi:
- Kimde bu alametler belirmeye başlarsa, kendine çeki düzen versin. Yoksa çok pişman olur ahirette.

Niçin inanmıyorlar?

Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, geceleri bazı şeyleri düşünür, uykum kaçar, öylece sabahlarım, buyurdu.

Sordular:
- Neyi düşünürsünüz efendim?
- Bu insanlar niçin inanmıyorlar? Halbuki ahirette Cehennem var, azap var. Şimdi göremeseler de yarın karşılarına çıkacak bu hakikat. Niçin göremiyorlar bu hakikati? İşte bunları düşündükçe uykum kaçar, öylece sabahlarım.

Şöyle devam etti:
- Sonra dua ederim bu insanlara. Ağlayarak; Yâ Rabbi, bizi azabına müstehak kılma. Bütün insanlara iman ve hidayet ver ki, yarın şiddetli azablara atılmasınlar diye yalvarırım.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #36 : 29/12/12, 09:01 »
Sultan hürmet ederdi
Seyfeddin-i Faruki “rahmetullahi aleyh”, İmam-ı Rabbani hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” torunudur.

Serhend şehrinde doğup, orada vefat etti.
Zamanın sultanını dini yönden terbiye için, emirle Delhi’ye gitti bir gün.
Tam şehre girecekti ki, kapının iki yanında puta benzer heykeller görüp durdu.

Yanındakiler de durdular.

Onlara dönüp;
- Gidip sultana haber veriniz. Bu heykeller buradan kalkmadıkça bu şehre girmeyiz, buyurdu.

Zamanın sultanı Alemgir Han idi.
Bunu, emir telakki edip, derhal tâlimat verdi ilgililere.

Ve anında kaldırttı o putları oradan.
Ve Ona talebe olup, çok saygı ve hürmet gösterdi kendisine.
Yetki ve selahiyet verdi dini sahada.

Hindistan’da yayılmış ne kadar bid’at varsa, Onun bereketiyle ortadan kalktı tamamen.
Unutulmuş sünnetler çıkarıldı ortaya.

Velhasıl İslamiyet bu yerde, yeniden ihya oldu.
Devlet adamları, kumandanlar, vezirler, Onun sohbetleriyle hidayete kavuştular.

Ona, öyle saygılı davranırlardı ki, O otur demedikçe oturmaz, ayakta beklerlerdi.

Sohbetinde, binlerce fasık, facir ve kâfir hidayete kavuştu.

Şehzade zor girdi

Sohbetleri öyle kalabalık olurdu ki, içeri girmek kolay olmazdı izdihamdan.

Hatta bir gün, Sultanın oğlu, şehzade A’zam babasının emriyle bu zatın sohbetine geldi bir gün.

Ancak hemen giremedi.
Zira kapıda büyük izdiham vardı o geldiğinde.

Kalabalık içinden zor sıyrılarak, güçlükle içeri girebildi ve şereflendi bu zatın sohbetiyle.

Hatta öyle oldu ki, başından sarığı düştü.
Kaftanı çıkacak gibi oldu arkasından.

Akşam eve gelince, yaşadıklarını anlattı sultan babasına.

Sultan, üzüleceğine çok sevinip;
- Allahü teâlâya şükürler olsun, dedi. Bize öyle büyük bir Veli nasib etti ki, biz bile zor girebiliyoruz huzuruna.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #37 : 29/12/12, 09:02 »
Şehit olmak isterim
Mazhar-ı Can-ı Canan “rahmetullahi aleyh”, Evliyanın büyüklerindendir.
Vefatına birkaç gün vardı ki, insanlar akın akın sohbetine geliyordu devamlı.

O günlerde talebesinden biri gelip;
- Efendim memleketime gitmek istiyorum, diye arzetti.

Cevaben;
- Selametle git, buyurdu. Allah’a emanet ol. Ama seninle bir daha görüşemeyiz.

Diğer talebeler bunu duyunca ağladılar.
Vefatı iyice yaklaşmıştı ki, talebeyi son defa toplayıp sohbet etti onlarla.

Bir tek arzum kaldı

Buyurdu ki:
- Kalbimden her neyi geçirdim ve hangi nimete kavuşmak istedimse, Hak teâlâ hepsini ihsan etti bana. Beni her arzuma kavuşturdu, bir tanesi hariç.

Gençler;
- O nedir hocam? dediler.
- Şehitlik, buyurdu. Şimdi en büyük arzum, şehitlik rütbesine kavuşmaktır.

Derin bir âh Çekti:
- Hocalarımın çoğu, şehadet şerbetini içerek bitirdiler nefeslerini. Ama ben yaşlandım. Vücudüm zayıf düştü. Cihad edecek güç ve kuvvetim kalmadı. Bu durumda nasıl şehit olabilirim?

O günlerde her taraftan insanlar gelip istifade etmek istiyorlardı.
Nihayet binyediyüz seksenbir miladi senesinin Muharrem ayının yedinci gecesi, hanesinin önü hiç tanınmayan yabancı kimselerle doldu bir ara.

Niyetleri kötüydü.

Bunlardan üçü içeri girmek için ısrar ediyorlardı.
Nihayet izin alıp girdiler.

Bunlar Moğol kâfiri ve mecusi kimselerdi.
Üstelik tanımıyorlardı bu Allah dostunu.

Karşısına geçip;
- Mazhar-ı Can-ı Canan sen misin? dediler.
- Evet, benim, buyurdu.

O anda hücum edip, hançerle vurmaya başladılar.
Mübarek zat ağır yaralanıp, yere yıkıldı.

Eşkıyalar kaçıp izlerini kaybettiler.
Üç gün sonra, Rabbine kavuştu büyük Veli.

Aşure günü ve Cuma akşam vaktiydi.
Kavuştu çok istediği şehitlik rütbesine.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #38 : 29/12/12, 09:02 »
Üstada sevgi
Emir Hüsrev Dehlevi “rahmetullahi aleyh”, Hindistan’da yetişen büyük âlim ve Velilerdendir.
Çocukken bile dinine çok bağlıydı.

Babası, elinden tutup büyük Velilerden Hace Nizameddin “rahmetullahi aleyh” hazretlerine götürdü onu bir gün.

Tam dergahın önüne gelince;
- Babacığım, siz girin, dedi.

Kendisi girmedi.
Babası içeri girince, yanık çocuk sesiyle şu beytleri okudu kapı önünde.

Âşık Hüsrev, şu an kapınızdadır.
İçeri girmeye izin var mıdır?

İzniniz olursa, girer içeri.
Yoksa ağlayarak dönecek geri.

Nizameddin Evliya hazretleri içerden duydu bu sesleri.

Hizmetçisine;
- Kapıdaki âşığı içeri al! buyurdu.

Koşup kapıyı açtı hizmetçi.
Emir Hüsrev, edeble içeri girdi.

Büyük Veli’nin elini öpüp oturdu huzurunda.
O gün girdiği kapıdan, seneler sonra evliya olarak çıktı.

İman nasıl gider?

Bir gün bazı gençler;
- Efendim, hangi hallerde iman gider? diye sordular.

Cevabında;
- Bir kimse dinimizin emir ve yasaklardan birini bile hafife alır, uymadığına üzülmez, hatta bu haliyle öğünürse, Peygambere “aleyhisselam” inanmamış olur ve imanı gider, buyurdu.

- Ya üzülürse efendim? dediler.
- Üzülürse, yani bunun için Allahü teâlâya karşı mahcup ve boynu bükük olur, kalbi sızlarsa, imanının kuvvetli olduğu anlaşılır.

- Yani amel ve ibadetlerdeki bozukluk, insanı dinden çıkarmaz mı hocam?
- Hayır. Günah işlemekle iman gitmez, fakat o işin günah olduğuna inanmayarak yapar, veya inanıp da ehemmiyet vermeyerek, aldırmayarak yapar ve günah işlediğine hiç üzülmez, umursamaz, azabından da korkmazsa, o zaman imanı gider.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #39 : 29/12/12, 09:02 »
Yemen’in de bir adabı vardır
Mazhar-ı Can-ı Canan “rahmetullahi aleyh”, büyük âlim ve Veli idi.
Yediği lokmalarda, çok titiz davranır, şüpheli bir yemeği yemezdi asla.

Bir gün nasıl olduysa Allah’tan gafil birinin ekmeğini verdiler kendisine.
Aldı ve yedi bilmeyerek.

Ama hemen fark etti gerçeği.
Zira kalbinin karardığını hissetti o anda.

O gafil kimsenin zulmeti basmıştı kendisini.
Pişman olup çok istiğfar etti.

Yalvardı Allah’a.
Ve kurtuldu o lokmanın zulmetinden.

Bu hususta sevdiklerine;
- Kulun yediği yemek, ona faydalı olmalıdır, buyurdu. Yemenin de bir adabı vardır. Şöyle ki, önce helalinden yemelidir.

- Sonra hocam? dediler.
- Acıkınca yemeye oturmalı, doymadan kalkmalıdır sofradan, buyurdu.

Ve ekledi:
- Böyle yemek, hiç yememekten daha faydalıdır insana.

Çok sıkıntım var

Bir gün de biri gelip;
- Efendim, çok sıkıntılarım var. Ne yapayım? diye sordu bu zata.

Cevaben;
- Sıkıntın varsa, çok istiğfar oku! buyurdu.
Okuyup, bütün sıkıntılarından kurtuldu adam.

Başka gün, bir genç geldi huzuruna.
- Hocam, işlerimde muvaffak olamıyorum.
- Tövbe et evladım!

Tövbe edip, muvaffak oldu her işinde.

Bir gün de biri gelip rica etti:
- Dua edin, çocuğumuz olsun efendim.

Cevap aynıydı:
- İstiğfara devam et!

Adam denileni yaptı.
Her sene çocukları oldu.




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Bayram o bayram olur Kendini Seven İnsan ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.347 saniyede oluşturulmuştur


Kitap okumak, sohbetin yarısıdırGüncelleme Tarihi: 23/09/19, 05:10 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim