Kitap okumak, sohbetin yarısıdır - Kıssalar ve Menkıbeler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22885 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Kitap okumak, sohbetin yarısıdır, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 6280 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Kitap okumak, sohbetin yarısıdır}   Okunma sayısı 6280 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« : 28/10/12, 20:59 »
Ahirette hesap var
Ebül Feth-i Serahsi hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir gün sohbetinde;
- Ey insanlar! Gaflete gelmeyin ki, ahirette hesap var, buyurdu.

Ve ekledi:
- Yani bu gün ne yapıyorsak, yarın Mizan önünde bunların hesabını vereceğiz.

Asıl zikir budur işte

Bir gün nasihat istediler bu zattan.

Cevabında;
- Vakit, büyük nimettir, buyurdu. Hele sıhhatle geçiyorsa, bulunmaz ganimettir. Her saati, Allah’ı hatırlayarak geçirmeli ve İslam’a uygun işler yapmalıdır.

Şöyle devam etti:
- Her hareket, her duruş, hatta oturup kalkmak bile dine uygun yapılırsa, zikir olur. Yani kul, her işinde Rabbimizin emrini düşünüp, ona göre yaparsa, Allah’ı unutmuyor demektir ki, zikir de budur işte.

Şöyle bitirdi:
- Yani kim İslam’a uyarak yaşıyorsa, her an Rabbini zikrediyor demektir.
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/kitap-okumak-sohbetin-yarisidir-t32021.0.html;topicseen




Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #1 : 28/10/12, 20:59 »
Akrep ve yılan
Kutbüddin Bahtiyar Kaki hazretleri “rahmetullahi aleyh” bir gün şunu anlattı sevdiklerine:

- Bir arkadaşımla sefere çıkmıştık bir gün.
Bir nehrin kenarında mola verip oturduk.

- Ancak garip bir hadise oldu orada.
Şöyle ki; biz orada otururken koca bir akrebin hızlı hızlı gittiğini gördük.

Ben arkadaşıma;
- Bak, bu akrep süratli gidiyor. Onun bu gidişinde bir hikmet olsa gerek, dedim.

O da hak verdi bana.
Birlikte takip ettik hayvanı.

İlerde büyükçe bir yılan dikkatimizi çekti o arada.
Merakla baktığımızda, o akrebin o yılanı sokup öldürdüğünü gördük.

Şaşırmıştık ikimiz de.
Koca yılan, anında kıvrılıp ölmüştü.

Biz, bunun hikmetini düşünüyorduk ki, az ötede bir adamın yatmış uyuduğunu görüp, hayretimiz daha da arttı.

Ne akrepten haberi vardı adamın, ne de yılandan.

Ben arkadaşıma dönüp;
- Bu kişi, mübarek biri olsa gerek, dedim. Çünkü akrep, o yılanı öldürmek suretiyle hizmet etti bu adama.

Arkadaşım,
- Doğru söylüyorsun, dedi.

Ancak fena bir koku hissettik adamın üzerinde.
Şarap koksuydu bu.

Sarhoştu ama…

Meğer şarap içip, sızmış o yere.
İkimiz de çok şaşırmış, bütün bu olanlara bir mânâ arıyorduk ki, gaibden bir sesle irkildik.

- “Eğer Allahü teâlâ lütfunu hep iyi insanlara saçsaydı, böyle günahkâr kullara kim bakardı?” diyordu.

O adam, bu sesle uyandı.
Yılanı da görünce, sarardı korkudan.

Sonra biz olanları kendisine anlatınca, çok duygulandı.
Nedamet yaşı doldu gözlerine.
O gün içkiyi bıraktı.

Dahası, ibadete başladı hemen.
Yetmiş defa hac yaptı, hem de yaya olarak.

İlim ve ibadete sarılıp, zamanının âlimlerinden oldu.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #2 : 28/10/12, 21:00 »
Bekçiler niye dövmüş?
Seyfeddin-i Faruki hazretleri “rahmetullahi aleyh” Evliyanın büyüklerindendir.

Ancak her devirde olduğu gibi, bu büyük Veli’yi sevmeyen, inkâr eden de vardı az da olsa.

Mesela bir kimse vardı ki, onun büyüklüğünü anlamıyor, aleyhinde sözler sarfediyordu orda burda.
Kendini bir şey sanıyordu.

Ama o da yola geldi.
Şöyle ki, bir gece rüyasında bekçiler bunu yakalayıp, sopalarla bir güzel dövdüler.

Onlara;
- Beni niçin dövüyorsunuz? diye sordu.

Bekçiler cevaben;
- Sen Allah’ın sevgili bir kulunu nasıl inkâr edersin, dediler.

- Ben kimi inkâr ediyormuşum ki?
- Seyfeddin-i Faruki hazretlerini “rahmetullahi aleyh”.

Korkuyla uyandı.
Gördü ki, o zata karşı duyduğu düşmanlık silinmiş kalbinden.
Sevgi dolmuş yerine.

Hemen huzuruna koştu.
Ve bir daha ayrılmadı hizmetinden.

Kızım niçin ağlıyorsun?

Bir hanım bu zata gelerek;
- Ben Allah’ın rızasını kazanmak istiyorum, ne yapayım? diye sordu.

Cevaben;
- Beyinin rızasını kazan, buyurdu.

Ve şunu anlattı ona:
Fatıma validemiz, bir gün Resulullahın “aleyhisselam” hanesine gelip ağlamaya başladı.

Efendimiz “aleyhisselam” sordular:
- Kızım niçin ağlıyorsun?
- Bu sabah Ali ile konuşuyorduk. Bir kelimem yüzünden kırıldı bana. Ben de çıkıp buraya geldim, dedi.

Buyurdular ki:
- Hemen evine dön kızım! Beyinden özür dile. Bir hanımın beyi ondan razı değilse, Allah da razı olmaz. Ey kızım, kadın için en üstün amel nedir biliyor musun?

- Nedir babacığım.
- Kocasına itaat etmektir. Beyini razı eden kadına müjdeler olsun. Onun bu hali, bin yıllık ibadetten üstündür.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #3 : 28/10/12, 21:00 »
Bir aslan gördü ki
Bediüddin-i Seharenpuri hazretleri “rahmetullahi aleyh” şöyle anlatıyor:

Birinin ısrarı üzerine, bir şeyhin kabir ziyaretine gidiyorduk.
Ancak üstadımın o şeyhe kırgın olduğunu biliyor, ısrar üzerine, kerhen gidiyordum.

Yani istemeyerek gidiyor, hem de, üstadım bana kırılır mı? diye de endişe ediyordum.

Nihayet kabre vardık.
Sandukanın yanına tam oturmuştum ki, koca bir aslanın etrafımda dolaştığını gördüm.

Şöyle bir göz ucuyla baktım ki, kızgınlıkla bana bakıyor hayvan.

Titremeye başladım.

Artık bir saniye bile duramayacaktım.
Kalkıp hızla uzaklaştım oradan.

Babamın hali nasıldır?

Bu zat İmam-ı Rabbani hazretlerinden “rahmetullahi aleyh” icazet alıp, kulları irşad için memleketine yeni dönmüştü.

O günlerde bir ahbabı gelip;
- Efendim, geçen gün babam vefat etti. Halini çok merak ediyorum. Acaba nasıldır? diye sordu.

Bediüddin hazretleri “rahmetullahi aleyh” gözlerini yumdu.

Biraz sonra açıp;
- Müjde! Babanın hali çok iyidir, buyurdu.

Adamın gözleri parladı sevinçten.
- Sahi mi efendim. İyi mi?
- Evet. O şu anda Cennette. Beyaz bir elbise giymiş, (Rahatım çok iyi. Büyüklerin sohbetindeyim. Çağırmasaydınız gelmezdim) diyor.

Sonra tarif etti eşkalini.
- Şöyle şöyle birini görüyorum. O mudur?

Adam sevinçle cevap verdi:
- Evet efendim. Aynen babamı tarif ettiniz. Allah sizden razı olsun.
- Amin, cümlemizden.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #4 : 08/12/12, 13:07 »
Bir iftira
Kutbüddin-i Bahtiyar Kaki “rahmetullahi aleyh”, Evliyanın büyüklerindendir.

Bir gün, o yerin sultanı ile kol kola, sevgi ve muhabbetle dolaşıyorlardı.
Devlet erkanı da az geriden takib ediyordu onları.

Derken önlerine ağlayıp feryad eden bir kadın çıktı birden.

Ve sultana yaklaşıp;
- Ey efendim! Lütfen bizi nikâh edin. Çok zor durumdayım, diye dert yandı.

Hükümdar sordu şaşkınlıkla:
- Kiminle nikâhlanmak istiyorsun?

Kadın, Kutbüddin-i Bahtiyar hazretlerini göstererek;
- İşte şu kimse ile, dedi.

Sultan sordu yine:
- Niçin onunla nikâhlanmak istiyorsun?
- Çünkü ben gayri meşru olarak hamile kaldım ondan.

Bu sözler karşısında, hem Kutbüddin-i Bahtiyar hazretleri, hem de sultan ve adamları hayretten dona kaldılar.

Evet, inanmadılarsa da, temizlemek lazımdı bu iftirayı.

Kutbüddin hazretleri “rahmetullahi aleyh”, hocasının memleketi olan Ecmir’e doğru dönüp, kalben imdad istedi hocasından.

Hocası, Muinüddin-i Çeşti hazretleriydi ki, Ecmir’de bulunuyordu o esnada.

Hızla geldi oraya

Ecmir ile o yer arasında ikiyüzellisekiz kilometre mesafe vardı.

Herkes hayret içinde neticeyi beklerken, Muinüddin-i Çeşti hazretleri göründü ilerden.

Hızlı adımlarla onlara yaklaşıyordu.
Herkes onu görünce, daha da şaşırıp, tazim ve hürmetle onu karşıladılar.

Büyük Veli, iftiracı kadına doğru dönüp;
- Ey bu kadının karnındaki çocuk! Şu ahlaksız kadının iddiası doğru mu? Değilse sen söyle, nedir bu işin esası? diye sordu.

O anda kadının karnından şu sesi duydular.
- Benim annem olacak bu şerefsiz kadının sözleri iftiradır, inanmayın sakın.
Kutbüddin Bahtiyar’ı bazı çekemeyenler, onu, halkın gözünden düşürmek için bu kadını alet ettiler ve ona yaptırdılar bu alçak planlarını.

Hakikat anlaşılmıştı.
Kadın, utancından kıpkırmızı oldu.
“Âh, yer yarılsa da…” diyordu içinden.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #5 : 08/12/12, 13:08 »
Bir kıza âşıktı
Bediüddin-i Seharenpuri “rahmetullahi aleyh”, Hindistan’da yaşıyan büyük bir Evliyadır.

Hâl ehli olup, kerametleri vardır.
Gençliğinde İmam-ı Rabbani hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” sohbetlerine gelir, ama pek uymazdı dinin emirlerine.

Mesela namaz kılmaz, haram işlerdi.
İmam-ı Rabbani hazretlerini çok sever, sohbetlerine katılır, ama sohbetten çıkınca mahalleden âşık olduğu bir kıza giderdi hemen.

Bir gün yine sohbete gelmişti.
İmam-ı Rabbani hazretleri “rahmetullahi aleyh” ona şefkatle bakıp;
- Evladım, niçin namaz kılmıyorsun? Ve niçin günahlardan sakınmıyorsun? buyurdu.

Bediüddin cevaben;
- Ben böyle sözleri çok dinledim. Bana öğüt nasihat pek tesir etmiyor, dedi. Bana hususi bir teveccüh buyurursanız, belki o zaman düzelebilirim.

Büyük Veli;
- Öyleyse yarın bu niyetle gel, buyurdu.
- Peki, deyip ayrıldı.

Ne sözleşmiştik?

Ertesi sabah tam sohbete gidecekti ki, sevdiği kız misafirliğe geldi onlara.
O gelince iş değişti.

Ve o kızdan ayrılıp gidemedi İmam-ı Rabbani hazretlerine.
Üç gün sona, utanarak gitti.

Büyük imam;
- Niçin gelmedin Bediüddin? buyurdu. Üç gün önce ne sözleşmiştik?

Bediüddin boynunu büktü.

Hazret-i İmam;
- Ama madem geldin, abdest al, iki rekat namaz kıl, sonra bana gel, buyurdu.

Buyurdukları gibi yapıp, geldi Hazret-i İmamın huzuruna.
Niyeti halisti bu sefer.

Onu hususi odasına alıp bir teveccüh etti kendisine.
O anda işi bitti.

Bu manevi tesirle, bayılıp düştü.
Kaldırıp, evine götürdüler.
Yirmidört saat kendinden geçmiş halde kaldı öylece.

Kendine geldiğinde, yokladı kalbini.
O kızın sevgisi tamamen silinmişti kalbinden.
Yerine Allah sevgisi dolmuştu.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #6 : 08/12/12, 13:08 »
Bir nazar kâfi geldi
Ebül Feth-i Serahsi “rahmetullahi aleyh”, devrinin bir tekiydi.

Ebül Fadl hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” talebesidir.

Her Veli gibi o da hocasını çok sever, her kavuştuğu şeyi onun bereketinden bilirdi.

Bir gün bazı dostları;
- Efendim, bu yüksek mertebeye nasıl yükseldiniz? diye sordular.
- Hocamın sayesinde, buyurdu.

Ve şöyle anlattı:
Bir gün, bir derenin kenarında yürüyordum.
Hocam Ebül Fadl da su üstünden bu tarafa doğru geliyordu.

Bana şefkatle bir kere baktı.
İşte ne olduysa o bakışla oldu.

O bir nazar, alçaklardan yükseğe kaldırdı beni.
Maddi ve manevi ne kazandımsa, hocamın bereketidir.

Kerametler sahibiydi

Bir gün bazı sevdikleri;
- Bize hocanızdan bahseder misiniz efendim? dediler.

Şöyle anlattı:
Hocam, sıkıntılara sabreder, hiç şikayet etmezdi.
Hak teâlâ onun her isteğini anında yaratırdı.

Evimizin önünde, bir dut ağacı vardı.
Mevsimi gelince dut yaprağı toplardım o ağaçtan.

Bir gün, yine ağaca çıkmış, yaprak topluyordum ki, hocamı ağacın altında gördüm birden.

Ne zaman geldiğini fark etmemişim.
Mübarek hocam, aşk-ı ilahi tesiriyle etrafındaki çok şeyleri görmezdi.
Beni de fark etmedi o gün.

Ellerini kaldırıp;
- Yâ Rabbi, biraz akçeye ihtiyacım var. Ama bunu senden gayri kimseye söyleyemem, dedi.

O anda koca dut ağacı, kökünden yaprağına kadar altın oldu tamamen.
Ama hiç şaşırmadım.
Zira bu haller, hocam için normal şeylerdi.

Hocam bunu görünce tekrar açtı ellerini:
- Yâ ilahi, ne çok kerem sahibisin. Ben az bir şey istemiştim, dedi.

Ve ayrılıp gitti.
O ayrılınca, ağaç eski haline döndü yine.

Hakkınızı helal edin

Bir gün de sohbetinde;
- Kimde hakkınız varsa, helal edin, buyurdu.

Sordular:
- Şimdi helal edersek, mahşer gününde mahrum kalmaz mıyız efendim?
- Hayır, alacağınız ahirete kalırsa, orada hakkınız kadar alırsınız. Ama helal ederseniz, bin katı alırsınız ahirette.

Ve ekledi:
- Ters bile dönebilir hesaplar.

- Nasıl ters döner hocam?
- Orada borçlu çıkabilirsiniz. Zira nice alacaklılar vardır ki, o gün
borçlu hale düşüp helak olacaklardır.

Şöyle bitirdi:
- Öyleyse yarın mahşer yerinde üzülmek istemiyorsanız, kul borcuyla gitmeyin ahirete.

Kim İslam’a uyarsa

Bir gün de nasihat istediler bu zattan.

Cevabında;
- Vakit, büyük nimettir, buyurdu. Hele sıhhatle geçiyorsa, bulunmaz ganimettir. Her saati, Allah’ı hatırlayarak geçirmeli ve İslam’a uygun işler yapmalıdır.

Şöyle devam etti:
- Her hareket, her duruş, hatta oturup kalkmak bile dine uygun yapılırsa, zikir olur. Yani kul, her işinde Rabbimizin emrini düşünüp, ona göre yaparsa, Allah’ı unutmuyor demektir ki, zikir de budur işte.

Şöyle bitirdi:
- Yani kim İslam’a uyarak yaşıyorsa, her an Rabbini zikrediyor demektir.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #7 : 08/12/12, 13:08 »
Büyük Evliya idi
Muhammed  Baki Billah hazretleri “rahmetullahi aleyh”, gençliğinde ilim aşkıyla yanıyor, kendini bu yolda yetiştirecek bir üstad, gönül sahibi bir zatı arıyordu.

Ama ne aramak.
Bu yoldaki gayreti, herkesi şaşırtıyordu.

Bu konuda kim bir tavsiyede bulunsa, hemen o yere varıyor, bu yolda akıl almaz gayret sarfediyordu.

Öyle ki, daha fazlasına bir insanın takatı yetişmezdi.

Velhasıl bir mürşid bulmak için çırpınıp duruyor, yaşlı annesi de onun bu haline çok üzülüyordu.

Gece yarılarında sahralara çıkıp dua ediyordu oğlu için.

Bir gece yine sahraya çıkıp, ağlayarak;
- Yâ Rabbi, oğlumun muradı neyse, sevdiğin kullarının hürmetine ihsan et. Ya onu muradına kavuştur, ya da benim canımı al ki, tahammülüm kalmadı artık, diye yalvardı.

İşte o gece bir rüya gördü oğlu.
O zamanın en büyük mürşidi olan Muhammed  İmkenegi hazretlerini “rahmetullahi aleyh” görmüştü.

Yolunu bekliyorum

Büyük Veli kendisine;
- Ey oğlum! Sen beni arıyorsun, ben senin yolunu bekliyorum, buyurdu.

Uyanınca sevince garkoldu.
Zira aradığı mürşidi bulmuştu herhalde.

Ve o gün Buhara'ya varıp, sevinçle huzuruna girdi.
Evet, rüyada gördüğü bu zattı.

Büyük Veli, Onu iltifatlarla karşıladı ve birlikte bir odaya çekilip, baş başa sohbet ettiler.

Üç gün içinde en yüksek mertebeye çıkardı onu tasavvufta.

Sonra da;
- İşiniz tamam oldu. Şimdi Hindistan’a avdet edin, buyurdu.

Ve ekledi:
- Öyle görüyorum ki, Hindistan’da çok büyük bir Evliya zuhur edecek. O zat, sizi bekliyor. Sizden feyz alarak zamanın kutbu olacak ve cümle alem, Onun irşadiyle nurlanacak.

Muhammed  Baki Billah hazretleri Serhend’e vardığında, gaibten bir ses geldi kulağına.
“O kutbun diyarına geldin”, diyordu.

Derken İmam-ı Rabbani hazretlerini yetiştirdi ki, bu dünya, böyle yüksek bir Veli görmemişti.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #8 : 08/12/12, 13:08 »
Büyük zat idi
Mahmud-u İncirfagnevi “rahmetullahi aleyh”, İslam âlimlerinin en büyüklerindendir.
Hocası, Arif-i Rivegeri hazretleridir “kuddise sirruh”.

Bir gün sevdiklerine;
- Kardeşlerim, gaflete dalmayın, buyurdu. Zira ölüm var hepimize. Belki de çok yakın eceliniz.

Sonra bir âh çekti:
- Dünya, bir imtihandır kardeşlerim. Ölümle sona erer. Ve ecel peşimizden takip eder bizi.

Dinleyenler;
- Bize ne tavsiye edersiniz efendim? dediler.
- Ölüm uyandırmadan uyanalım. Dinimizi güzelce öğrenip, öğrendiklerimizle amel edelim. Yoksa çok pişmanlık çekeriz ahirette.

- Dinimizi nereden öğrenebiliriz efendim?
- Ehl-i sünnet âlimlerinden tabii ki.

- Onlar yoksa hocam?
- Onlar yoksa, kitapları vardır. O kitapları okuyun mutlaka. Rastgele kitap okursanız, yanlış şeyler öğrenirsiniz.

Dünyayı sevmeyin

Bir gün de sohbetinde;
- Bu dünyaya muhabbet beslemeyin, buyurdu. Zira onu Rabbimiz de sevmiyor.

Ve ekledi:
- Allah’ın kullarına merhamet edin ki Allah da ahirette merhamet etsin size.

Talebesi içinden, Ali Ramiteni’yi çok severdi.
Onu tasavvufta çok iyi yetiştirdi.

Ve Resulullahtan “aleyhisselam” kendi kalbine akıp gelen feyzleri, aynen Ali Ramiteni hazretlerinin saf kalbine akıttı.

Bir gün, Ali Ramiteni hazretleri zikrederken, yanına Hızır “aleyhisselam” geldi.

Onu hürmetle karşılayıp;
- Bu zamanın en büyük Velisi kimdir? diye sordu.

Hazret-i Hızır, cevabında;
- Senin hocandır, buyurdu. Onun kıymetini iyi bil. Her kim ona uyarsa, gafletten halas olur ve dünyaya muhabbetten kurtulur.
 



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #9 : 08/12/12, 13:08 »
Çocukken belliydi
Mazhar-ı Can-ı Canan “rahmetullahi aleyh”, zamanının bir tekiydi.
Henüz çocukken rüşd ve hidayet nurları parlıyordu alnında.

Ne zaman Ebu Bekr-i Sıddîkın radıyallahü anh ismini ansaydı, karşısında görürdü kendisini.

İmam-ı Rabbani hazretlerini “rahmetullahi aleyh” düşünse, Onun ruhaniyeti gelirdi karşısına.

Babası bir gün Ona;
- Ey oğlum! Sen dünyaya gelince, ben dünyadan soğudum. Mevki, makam sahibi bir dünya adamıyken, senin doğumunla terk ettim dünyayı, demiştir.

Mazhar-ı Can-ı Canan onaltı yaşındayken babası ölüm hastalığına yakalandı.

Vefatı yaklaşınca;
- Ey Mazhar! Ömrünü boş şeylerle heba etme! diye vasiyet etti.

O da, bu vasiyetine uyup, Veliler “rahmetullahi aleyhim” sohbetine gitmeye başladı.

Sen ne yapıyorsun?

Lakin akrabaları;
- Sen ne yapıyorsun? Ecdadın mevki makam sahibi kimselerdi. Biz, senin de onlar gibi mevki makam sahibi olmanı istiyoruz, dediler.

Hoşuna gitmedi onların bu sözleri.
O gece, bir Evliya girdi rüyasına.

Ona şefkatle bakıp;
- Sen akrabalarına bakma! buyurdu. Bu dünya vefasızdır. Sen ahirete yönel. İnsan, cam parçasıyla, elması değişir mi hiç?

Sabah uyandığında, kalbinde mevki, makam sevgisinin tamamen silinip gitmiş olduğunu gördü.

Artık o, dünyayı bir tarafa bırakarak, kendisini yetiştirecek bir mürşit aramaya başladı.

Kim şu yerde bir Veli var deseydi, onu arar, bulur ve sohbetiyle şereflenirdi hemen.

Dört büyük acı

Bir gün bazı dostları;
- Ölüm acısı ne kadardır efendim? diye sordular bu zata

Cevaben;
- Yetmiş kılıç darbesinden fazladır, buyurdu.

- Kabir azabı nasıldır efendim?
- Ölüm acısı hiçtir bunun yanında.

- Peki mahşer azabı efendim?
- Kabir azabı da, bunun yanında hiçtir.

- Ya Cehennem?
- O, hepsinden şiddetlidir. Oranın bir kıvılcımı bütün dünyayı yakar, yok eder.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #10 : 08/12/12, 13:09 »
Dinin güneşi idi
Mazhar-ı Can-ı Canan “rahmetullahi aleyh”, zamanın bir tanesi idi.
Üstadı Seyyid Nur’dan “rahmetullahi aleyh”, feyz alarak tasavvufun en yüksek zirvesine yükseldi.

Ve bir gece rüyasında,
- Ey Mazhar! Seninle yapacak çok işimiz var! denildi kendisine.

O, Ne gibi bir iş? diye düşünürken;
- İnsanların nura ve hidayete kavuşmaları, senin vasıtanla olacak, dediler.

Hocası Seyyid Nur hazretleri “rahmetullahi aleyh” onu çok seviyordu.

Bir gün kendisine;
- Ey Mazhar! Senin, Allah ve Resulüne karşı çok muhabbetin var. Bu din, senin vasıtanla yayılacak, buyurdu.

Ve ekledi:
- Bunun için sana Dinin güneşi lakabını münasip görüyorum.

Seninle iftihar ediyoruz

Bir gün yine üstadı, tevazu göstererek, eğilip bu talebesinin pabucunu önüne çevirdi.

Ve kendisine sevgiyle bakarak;
- Ey Mazhar! Senin gibilerle iftihar ediyoruz, dedi.

Bir başka gün de;
- Cenâb-ı Hak, senin gibi kullarını çoğaltsın, buyurdu.

En akıllı, en ahmak

Bir gün bazı sevdikleri;
- En akıllı insan kimdir efendim? diye sordular bu zata.

Cevaben;
- En akıllı insan, ölüme hazırlanandır, buyurdu.

- Peki, en ahmak kimdir efendim?
- Dünyaya tapandır.

Sordular yine:
- İhlas nedir hocam?

- İhlas, her şeyi Allah için yapmaktır. Yani halis niyetinize dünya menfaati karıştırmayın. Mesela bir sürahi zemzem suyuna, bir damlacık idrar karışırsa, o su içilir mi?
- İçilmez elbet.

- Anladınız değil mi?
- Çok iyi anladık.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #11 : 08/12/12, 13:09 »
Dua edin, oğlum olsun
Mazhar-ı Can-ı Canan hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” her duası kabul olurdu.

Bir gün, huzuruna dostlarından biri gelip;
- Efendim, dua edin de Hak teâlâ bana bir oğul versin, diye yalvardı.

Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri çok severdi bu kimseyi.

O da buna güvenerek, kaftanına yapışıp;
- Vallahi bana bu konuda bir müjde vermedikçe eteğini bırakmam, deyiverdi.

Büyük Veli kapadı gözlerini.
Bir müddet murakabaya daldı.

Sonra başını kaldırıp verdi müjdeyi.
- Üzülme, Hak teâlâ sana bir erkek evlat verecek yakında.

Aradan bir sene geçti.
Bir erkek çocuğu oldu adamcağızın.

Sevinçten uçuyordu.

İnanmayan da vardı

Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri “rahmetullahi aleyh”, zaman zaman talebesine bazı müjdeler verirdi.

Ancak inanmayanlar da vardı etrafında.
Bunlar yine yalanladılar bu büyük Veli’yi.

- O söylediğin imkânsız, dediler.

Bir gün o kimselerin de bulunduğu bir yerde;
- İçinizde bana inanmayan varsa, önceki Velilerden “rahmetullahi aleyhim” bir hakem seçelim. Bizim sözlerimizi o doğrulasın, buyurdu.

En büyük hakem

Onlar hemen;
- En büyük hakem Resulullahtır “aleyhisselam”, dediler. O tasdik ederse, biz de inanırız.

Büyük Veli;
- Pekâlâ, buyurdu.

Bir Fatiha-i şerife okuyup, gönderdi Peygamber-i zişânın “aleyhisselam” mübarek ruhuna.

O anda fevkalade bir şey oldu.
Resulullah efendimiz “aleyhisselam” göründü oradakilere.

Ve kendi sesleriyle;
- Evet, Mazhar’ın müjdeleri doğrudur! buyurdu.

Eh, bahaneleri kalmamıştı.
Gözleriyle görmüş, kulaklarıyla işitmişlerdi zira.

Çok mahcup oldu hepsi de.
Ellerini öpüp, talebesi olmakla şereflendiler.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #12 : 08/12/12, 13:09 »
Dua ediyoruz, ama
Bir gün Ali Ramiteni “kuddise sirruh” hazretlerine;
- Efendim, dua ediyoruz, ama kabul olmuyor, acaba sebebi nedir? diye sordular.

Cevabında;
- Haram yiyenin duası kabul olmaz, buyurdu.

- Yalnız bu mu efendim? dediler.
- İtikat da mühim tabii. İman ve itikat doğru olmalı, azalar günah işlememelidir.

Şöyle özetledi:
- Ehl-i sünnet bir Müslüman, hiç günah işlemeyen bir ağızla dua ederse, elbette kabul olur.

Nefsine fırsat verme

Bir gün de nasihat isteyen bir gence;
- Evladım, nefsine fırsat verme, buyurdu. Zira nefs-i emmaren kâfirdir senin ve Allah’a düşmandır.

Delikanlı şaşırdı:
- Allah’a mı düşmandır efendim?
- Evet. Sen de ona düşman ol. İsteklerini yapma. Çünkü onun her isteği İslamiyet’in men ettiği şeylerdir.

Şöyle bitirdi:
- Nefsine aldananlar, ahirette çok pişman olacak ve ateşte yanacaklardır.

Hakiki Müslüman nasıldır?

Bir gün de bazı sevdikleri;
- Hakiki Müslüman nasıl olur efendim? diye sordular bu zata.

Cevabında;
- Hakiki müminden kimseye zarar gelmez, buyurdu. Çünkü o, Allah’tan korkar ve mahlukata karşı bir mesuliyet hissi taşır. Birine, bir fenalık düşünse, kalbindeki iman mani olur buna.

Şöyle devam etti:
- La teşbih, bir köpeğin tasması varsa, ondan, kimseye zarar gelmez. Ama tasması yoksa, o, sahipsiz demektir. Sahipsiz bir köpeğin, her an ne yapacağı, kime saldıracağı belli olmaz.

Şöyle bitirdi:
- İşte imanı olmayan kâfirler de herkese, her yerde zarar yapabilirler.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #13 : 08/12/12, 13:10 »
En kolay yolu
Ali Ramiteni “kuddise sirruh” hazretleri, büyük bir Evliyadır.

Bir gün sevdiklerine;
- Bu yolda kemale gelmek için çok gayret lazımdır, buyurdu. Senelerce riyazet yapsanız da maksadınıza zor kavuşursunuz. Ama bunun kolay bir yolu var.

Merak ettiler:
- Nasıl bir yol efendim?
- Bir Evliya zatın kalbinde yer almaktır bu yol. Onun sevgisini kazanmaktır.

Ve izah etti:
- Yani bir gönül ehlinin gönlüne girerseniz, çabuk kavuşursunuz maksadınıza. Çünkü cenâb-ı Allah, onları çok sever. Onların hürmetine, açar nice kapıları.

Şöyle bitirdi:
- Onların kalbleri, nazargah-ı ilahidir. O kalbdekiler de mahrum kalmaz bunun için.

Bana niye gelmiyorlar?

Ali Ramiteni hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” sohbetine, insanlar her yandan akın akın gelirlerdi.
Evi, dolup boşalıyordu insanlarla.

O devirde bir hoca da vardı ki çok zengindi. İnsanları yanına çekmek için uğraşır, ziyafetler verirdi. Ama kimse gitmezdi onun yanına.

Adam merak etti bu işi.
Neden ona gidiyorlar da bana gelmiyorlar diye çok düşündü.

Bulamadı sebebini.
Sonra mektup yazdı bu büyük Veli’ye.

Mektup şöyle:
- Görüyorum ki, herkes her taraftan size geliyor. Ben de hocayım. Onlara yemekler yedirip, çok ihsanlarda bulunuyorum. Ama bana kimse gelmiyor, hep size geliyorlar. Hikmeti nedir acaba?

Ona şöyle cevap yazdı mübarek zat.
- Hikmeti şudur ki, siz, kulların rızası için, insanlara yaranmak maksadıyla bu şeyleri yapıyorsunuz. Bizim gayemizse Allah’ın rızasını almaktır.

Ve ekledi:
- Kim Halkın rızasını düşünürse, halk nezdinde kıymeti olmaz. Kim de, Hakkın rızasını düşünürse, hem Hak teâlâ katında, hem de insanlar nezdinde kıymet kazanır.



Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Okundu: Kitap okumak, sohbetin yarısıdır
« Cevapla #14 : 08/12/12, 13:10 »
Eski ayakkabı
Hindistan’ın köyünden çok fakir bir Müslüman, Hace Nizameddin hazretlerinin “rahmetullahi aleyh” cömertliğini duyup huzuruna geldi bir gün.
Ve arzetti halini.

Ancak bu büyük Veli’nin, o an için bir çift eski ayakkabıdan başka yoktu bir dünyalığı,

Zira eline ne geçse başkasına verirdi hemen.
O eski ayakkabıyı verdi o fakire.

Ancak az buldu fakir bu ihsanı.
Zira daha çok şeyler bekliyordu Ondan.

Kendi kendine;
“Böyle cömert, böyle yüce bir kimseden, bu da çok az” diyordu.

Meyus olarak geri döndü. Ve konakları bir handa.
O gece Emir Hüsrev hazretleri de ticaretten dönerken aynı hana indi tesadüfen.

Mücevherat işiyle uğraşırdı.
Çok zengindi yani.

Gece yatıp da sabah uyandığında;
“Allah Allah! Bu handa hocamın kokusunu duyuyorum” dedi kendi kendine.

Ne olabilirdi ki?
Hanın odalarını tek tek dolaşıp, o kokunun hangi odadan geldiğini tesbit etti.
O fakirin odasından geliyordu hocasının kokusu.

Nereden geliyorsunuz?

Kapıyı tıklatıp girdi içeri.
- Selamün aleyküm.
- Aleyküm selam.

- Nereden geliyorsunuz?
- Nizameddin Evliya hazretlerine uğradım. Fakat bir çift eski pabuçtan başka bir şey alamadım maalesef.

Hocasının aşkıyla yanan Hüsrev Dehlevi hazretleri;
- Bu pabucun değeri çok yüksektir, dedi.

- Nasıl yüksek?
- Sen onu bana ver. Karşılığında bütün mallarımı, altın ve mücevherlerimi, velhasıl dünyalık neyim varsa hepsini sana vereyim.

- Şaka yapıyorsunuz herhalde.
- Hayır, çok ciddiyim.

- Ama nasıl olur? Bir çift eski pabuç, hiç bu kadar kıymetli olur mu?
- Âh! ah. Sen bunu bilseydin, bu pabuçları almak için bundan daha fazlasını verirdin.
 




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Cami (İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan).. Cep Telefonunuzun Gizli İ Hünerleri ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.343 saniyede oluşturulmuştur


Kitap okumak, sohbetin yarısıdırGüncelleme Tarihi: 20/09/19, 22:00 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim