Komitacılık, Cuntacılık ve Çeteleşme - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.051 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.592 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22896 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Komitacılık, Cuntacılık ve Çeteleşme, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1858 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Komitacılık, Cuntacılık ve Çeteleşme}   Okunma sayısı 1858 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.734
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Komitacılık, Cuntacılık ve Çeteleşme

20. yüzyılla birlikte imparatorlukların dağılıp, bünyelerinden kopan halkların birer ulus devlete dönüşme süreci hayli sancılı geçti. Bu sancılı dönemden en büyük payı ise, en fazla milleti ve kültürü bünyesinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu aldı. 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı bünyesinde baş gösteren isyan hareketleri bir asırlık zaman diliminde Osmanlı’nın dağılması ve yeni bir devlete dönüşmesiyle sonuçlandı. Uzun yıllar Osmanlı yönetiminde kalan halklar, isyan hareketlerine başladıkları dönemde düzenli ordulara sahip değillerdi. Bu sebeple isyanlar ilk olarak mahallî karakter taşıyan çeteler eliyle başlatılmış, sonrasında ise Osmanlı’nın parçalanmasını amaçlayan dönemin büyük devletlerinin, bu halklara verdikleri silah, asker, diplomatik arka çıkma gibi birtakım desteklerle başarıya ulaşmıştı.

Bu isyan hareketlerinin yoğunlaştığı 19. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına, eski askerî ve politik gücünden oldukça uzak olan Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü geniş coğrafyada birden fazla cephede bu isyan hareketleri ve büyük devletlerle askerî ve politik alandaki mücadelede oldukça zorlanmıştı. Özellikle 20. yüzyılın başına gelindiğinde, çok uluslu Balkanlarda baş gösteren çeteleşme faaliyetleri her geçen gün artarak başa çıkılamaz bir noktaya ulaşmıştı. Daha çok gönüllülerden oluşan, hızlı hareket kabiliyetine sahip ve ani baskınlarla karşısındaki gücü imha etmeyi amaçlayan çetelerle mücadele etmenin bir ordu için zor olmasından dolayı, Osmanlı içinde de bu milis güçleriyle mücadele edebilmek için “komitacılık” ismini alan benzer bir yapılanma ortaya çıkmıştı.

Türk Dil Kurumu’nun Büyük Sözlük’ünde “Siyasi bir amaca ulaşmak için silahlı mücadele yapan gizli topluluk veya örgüte bağlı kimse” açıklamasıyla verilen ‘komitacı’ların oluşturduğu bu yapılanma, söz konusu bu döneme damgasını vurmuş bir kavramdı. Bu yapılanma, Balkan Savaşları öncesi ve sonrasında ve Anadolu’nun düşman işgaline uğradığı, düzenli bir orduya henüz geçilmemiş dönemde etkinliğini korumuştu.

Ahmet Fuat Bulca’nın anlatımıyla “komitacılık”

Komitacılık faaliyetinin içinde yoğun bir şekilde bulunan, komitacılığa, Bulgar çetelerinin Bulgaristan’da yaşayan müslüman Pomakları zorla hıristiyanlaştırmaları üzerine başlayan, dönemin önemli asker ve siyasetçilerinden Ahmet Fuat Bulca (1881-1962) bakınız bu kavramı nasıl tanımlıyor:

“Komitacılık bazılarının sandığı gibi soygunculuk, çapulculuk değildir. Aksine, vatanseverliğin en müfritine (aşırısına) komitacılık denir. Komitacı, vatan davası karşısında her şeyini feda eden, gözünü budaktan ayırmayan adamdır. Memleket ve milleti için gerekirse, acımadan yakar, yıkar, öldürür. Biz de gerektikçe böyle hareket ettik. Kaç defa böyle vaziyetler karşısında kaldık, yapılması lazım olanı yaptık. Şimdi bakıyorum da, şu veya bu işte, cezrî (radikal) hareket etmemiş olsa idik, memleket kimbilir kimlerin ayakları altında kalacak ve bu şerefli millet kimlerin esiri kalmaya mahkum olacaktı.”*     

Ahmet Fuat Bulca’nın sözlerinde de görüldüğü üzere kurulu düzenin şartlara hakim olamaması ve eski gücünden uzak olması sebebiyle, bir dönemde komitacılık bir mücadele tarzı olarak ortaya çıkmış ve benimsenmişti. Düzenli ve güçlü ordusu bulunan, hukukun gözetildiği, askerinin görev ve yetkileri kanunla belirlenmiş, siyasi iradenin tüm olan bitene mutlak hakim olduğu bir ülkede bu türden yapılanmaları olmayacağı da bir gerçek.

Burada amacımızın, bir dönem müslüman halka her türlü zulmü reva gören çetelere ya da ülkesini işgal eden düşmana karşı mücadele etmiş askerlerimizi ve mücadelelerini yargılamak olmadığını hatırlatalım. Zira tarihî vakıaları gerçekleştiği dönemin şartlarına göre değerlendirmek, objektif tarihçiliğin bir parçasıdır. Asıl amacımız, tarihten ne hisse alırız, bugünü anlamakta bu bilimden nasıl yararlanırız, bunları anlamak.

Sözü bugüne getirirsek... Ülkemizde on yıllardır ortada sanki bir devlet ve kanunlar yokmuşçasına, kurulu bir nizam ve bu nizamın emniyet güçleri yokmuşçasına hareket eden birtakım kanundışı yapılanmaların, çetelerin var olduğuna şahit oluyoruz. Gelişmiş dünya devletlerinin aksine, daha çok geri kalmış ülkelerde görülebilecek bir “iç düşman” algısına yine ülkemizde rastlıyoruz. Ortada ülkenin bir savaş ya da bir işgal durumu olmamasına rağmen devlet içinde ve dışında örgütlenmiş birtakım insanların, sözüm ona “devleti ele geçirmek” suçlaması yönelterek düşman olarak kodladıkları bazı fikirlere ve insanlara karşı, kanundışı bir mücadele ile savaş açtıklarını hayretle izliyoruz.   

Yakın tarihimizde ve günümüzde vatanı ve devleti birtakım “iç düşman”lardan korumak adına, vatanseverlik iddiasıyla, devlet içinde ve dışında yasal dayanağı olmayan birtakım örgütlenmeler kurulduğu birer birer ortaya çıkıyor. Bu örgütlenmeler, bir suçu varsa ancak kanunlar yoluyla adlî makamların hesap sorabileceği insanlara ve sahip oldukları fikirlere savaş açıyorlar, acımazsızca yakıyor, yıkıyor ve öldürüyorlar. Bir de hukuk ve adalet bu olup bitene seyirci kalıyor, kanun dışı bu yapılanmaları ve mensuplarını görmezden geliyorsa, ortaya adil olmayan ve halkının güvenip itibar etmeyeceği bir devlet sistemi ile çeteler, binlerce hukuksuzluk ve faili meçhul cinayet çıkıyor.

Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurmuş cuntacılık, kontrgerilla, JİTEM, Ergenekon vb. yapılanmalara bir de bu gözle bakmakta ve günümüz gerçeklerini daha net görebilmek açısından Ahmet Fuat Bulca’nın yukarıda naklettiğimiz sözlerini, “komitacılık” ifadesinin yerine bir de bu kelimeleri koyup okumakta fayda var.

* Abdullah Muradoğlu, Yeni Şafak, “Teşkilat-ı Mahsusa - 4”, 17 Kasım 2005.




Sadık ILGAZ
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/komitacilik-cuntacilik-ve-cetelesme-t27654.0.html



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Safa Getirip Safa Bulurduk Yokluk yoktur ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.285 saniyede oluşturulmuştur


Komitacılık, Cuntacılık ve ÇeteleşmeGüncelleme Tarihi: 18/10/19, 00:53 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim