Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 3 konu ve 4 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3682 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek}   Okunma sayısı 3682 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Kötülük karşısında ne yapmalı?

Müminlerin, yaşamları boyunca rehber edindikleri Kur’an-ı Kerim’de tarif edilen güzel ahlaklardan biri de “kötülüğe iyilikle karşılık vermek”tir. İman etmeyen insanların anlayışına son derece aykırı olan bu tutum, İslam ahlakında barış, hoşgörü ve tevazunun önemini ve müminlerin yüksek ahlakını gözler önüne sermektedir.

Evet, günlük hayatta insanlarla olan ilişkilerimizde, zaman zaman problemler yaşadığımız bir gerçek. Hiç olmadık yerde bağırıp çağıranlar, alay etmekten zevk alanlar, hakareti marifet sayanlar, etrafına küfürler savuranlar, sert ve kırıcı konuşanlar, dinleyip anlamadan önyargılı davrananlar, kaba kuvvete başvuranlar, hemen hemen hepimizin karşısına çıkmıştır. Bazen hiç tanımadığımız kişiler, bazen iş veya okul arkadaşlarımız ya da en yakınlarımız tarafından, bu hoş olmayan muamelelere muhatap olmuşuzdur.

Acaba bu durumlarda tepkimiz ne olmalı? Evet, bu tür durumlar karşısında en insani ve en İslami tutum nedir? Kur’an-ı Kerim’de ve Efendimiz (sav)’in sünnetinde bizlere nasıl bir yol gösterilmektedir? İşte, ibret alıp hayatımızda daima örnek alacağımız tablolar...

Kur’an-ı Kerim’de; “İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın, seninle arasında düşmanlık olan kişi, candan sıcak bir dost oluvermiş. Amma kötülüğe karşı iyilik hasleti ancak sabredenlerin karıdır, faziletten yana nasibi bol olanların karıdır. Eğer şeytandan gelen bir vesvese seni dürterse hemen Allaha sığın. Çünkü O, her şeyi işitir, her şeyi mükemmel tarzda bilir.” (Fussilet 34-36) buyuruyor Allah-u Zülcelâl.

“Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur.” Bu özelliğe ve bu ahlaka, bir başka ifadeyle, kötülüğe iyilikle mukabele etme şanına, sabırlı olan kimseler kavuşturulur. Çünkü böyle mukabele huyu ve özelliği, insanı intikamdan alıkoyar. “Buna, ancak” faziletlerden ve ruhani kuvvetlerden “büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.” Çünkü intikamla meşgul olmak, ancak nefiste duyulan bir zaaftan kaynaklanır. Kısaca ifade etmek gerekirse bu, nefsi temizlemeyi gerektirir. Ayet-i kerimede, sabreden kimseler bundan dolayı methedilmektedir.

Bir defasında, adamın biri Hz. Ebu Bekir’e gelip sürekli hakaret etti, o hakaret ettikçe Hz. Ebu Bekir dinledi, cevap vermedi. Orada bulunan Peygamber Efendimiz tebessüm ediyordu. Nihayet, Hz. Ebu Bekir dayanamayıp sert bir karşılık verince Hz. Peygamberin çehresi değişip oradan ayrıldı. Hz. Ebu Bekir peşinden koşup ayrılmasının sebebini sorunca: “Sen sükût ettikçe bir melek senin yerine ona cevap veriyordu, fakat sen ağzını açınca yanına şeytan geldi. Ben şeytanın olduğu yerde bulunmam” dedi.

Bu olayda görüldüğü üzere, kötülüğe kötülükle karşılık vermek, Peygamberimizi ve melekleri hoşnut etmezken, ancak şeytanı sevindirmiştir.

Peygamberimiz de: “Kötülüğe iyilikle mukabele etmekle, kötülüğü yok et ve insanlara güzel ahlakla muamele et.” “Allah kötülüğü kötülükle yok etmez ancak iyilikle yok eder.” Buyurarak, insanlara izlemeleri gereken yolu göstermektedir. Evet, bu yol; af yoludur, iyilik yoludur, kardeşlik yoludur, peygamber yoludur. Ancak;

Bu yol uzundur
Menzili çoktur
Geçidi yoktur
Derin sular var

Kötülüğe karşı üç tür mukabelede bulunulabilinir:

1-Misliyle karşılık verilir,
2-Affedilir,
3-İyilikle karşılık verilir, yani taş atana gül atılır. Şimdi bunları inceleyelim:


1- Kısas istemek
Birincisi; bazı durumlarda kısas istemek, mağdurun hakkıdır ancak hakaret edene hakaretle karşılık vermek, alay edenle alay etmek, küfür edene küfür etmek vs. kısas değildir. Olsa olsa aynı fenalığı irtikap etmektir. Aynı ahlaksızlığa düşmektir. Zira, kötülüğü cezalandırmakla, kötülükle mukabele etmek farklı şeylerdir. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri; “mukabele-i bi’lmisil (aynen karşılık vermek) zalimane bir kaidedir” demiştir. Bu durumda, kınadığımız hale düşmüş oluruz.

Lakin, ortada açıkça bir haksızlık varsa hak gasp ediliyorsa; Kur’an-ı Kerim müntesiplerine şu tavsiyelerde bulunur: “Onlar o kimselerdir ki zulme maruz kaldıklarında, yardımlaşıp haklarını alırlar. Ama unutmayın ki haksızlığın karşılığı yapılan haksızlık kadar olabilir, fazlası helal olmaz. Bununla beraber, kim affeder, haksızlık edenle arasını düzeltirse onun da mükâfatı artık Allah’a yaraşan tarzda olur. Şu kesindir ki Allah zalimleri sevmez. Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, bunlara hiçbir sorumluluk yoktur. ... Her kim, dişini sıkarak sabreder ve kusurları affederse, işte onun bu hareketi, ancak büyüklere yaraşan örnek alınacak davranışlardandır.” (Şura, 39-41,43)

Ayet-i kerimelerden anlaşıldığı üzere, haksızlığa uğrayanlar haklarını arayabilirler ancak Allah, affedip kusurları bağışlayanları mükâfatlandıracağını ve bunun örnek alınacak bir davranış olduğunu bildiriyor.

2- Yapılan kötülüğü affetmek
İkincisi; yapılan çirkinliği affedip unutmak, meselenin üzerinde durmamak, ondan dolayı kin tutmamak, intikam peşinde olmamaktır. Bununla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de; “Rahman’ın has kulları o kimselerdir ki onlar yerde tevazu ile yürürler. Cahiller kendilerine laf atarsa ‘selametle!’ derler.” (Furkan, 63) buyrularak, cahilce sataşmalara karşı takınılacak tavır belirlenir. Peygamber Efendimizin siyeri, şahsına karşı yapılan fenalıkları affetme örnekleriyle doludur…

Mesela, Rasulullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Mekke’de dinini anlatacak sineler bulamayınca bir umut diye Taif’e gider ama onlar, Rahmet Peygamberiyle alay edip onu hafife alırlar, çocuklara taşlatırlar. Her tarafı yara bere olur, üstü başı kan revan içinde kalır, zar zor şehirden çıkabilir. Bir bağda dinlendiği esnada Hz. Cebrail gelir; “Ya Rasulellah! Allah’ın selamı var, eğer istersen şu dağları Taif'in üzerine indireyim.” “Hayır” der Fahr-i Kâinat; “İçlerinden iman edecek bir tek zat bile olsa helak etme.” Daha az önce kendisine taş atan, onunla alay eden insanların azaba uğramasını istemez, anında affeder onları.

Efendimizin eşi Hz. Aişe radıyallahu anha Validemiz’e iftira atılmıştı. Daha sonra, bizzat Allah tarafından olayın çok çirkin bir iftira, annemizin tertemiz olduğu vahiyle bildirildi. Buna rağmen, Allah Rasulü “ifk” hadisesinin faillerini affetti, onların peşlerine düşmedi. Hatta onları cezalandırmak isteyen Sahabe-i Kirama da izin vermedi.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, yapılan küstahlıklar karşısında da tavrını değiştirmezdi. Yanına dünyalık peşinde koşan bir bedevi geldi, cübbesini arkadan sert bir şekilde çekip son derece nezaketsizce; “Ya Muhammed ! Bana hakkımı ver. İki devemi de yükle. Zira sen, ne kendi malından ne de babanın malından veriyor değilsin!” dedi, Hem de Fahr-i Kâinat’a, âlemlerin efendisine, rahmet peygamberine...

Sahabe kükredi, Hz. Ömer: “Bırak şunun başını koparayım Ya Rasulellah! Diye atıldı. Yalnızca acı bir tebessüm belirdi Rasulullahın dudağında; “Verin buna istediğini” buyurdu.

Bu ve bunun gibi olaylarda yapılanlar, açık bir şekilde büyük saygısızlık, edepsizlik ve hayâsızlıktır. Değil Allah’ın peygamberine, sıradan insanlara söylenmez bu sözler. Ayrıca, onun elinde güç kuvvet vardır. Yanında, uğrunda canını seve seve verecek sahabeleri vardır, muzaffer ordunun komutanıdır, istese cezalandırabilir, onları yanından kovabilir. Ama öyle yapmıyor; affediyor, müsamaha gösteriyor, sabrediyor kendine yakışanı yapıyor ve bize örnek oluyor. Ümmetine de bu güzel ahlakında ona tabi olmak, kötülükleri affetmek, kin beslememek düşer.

Zira Allah-u Teala onu bize örnek olarak gösteriyor; “Hakikaten, Allah’ın Resulünde sizler için, Allaha ve ahiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel numune vardır.” (Ahzab, 21)

3- Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Üçüncüsü; kötülüğe karşı, iyilikle mukabelede bulunmak ise her kişinin güç yetirebileceği bir haslet değildir. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, kötülükleri ‘en güzel tarzda’ uzaklaştırmamızı tavsiye ediyor. (Fussilet, 34) En güzel tarz ise kötülüğe iyilikle mukabele etmektir. Çünkü Kur’an’ın ifadesiyle, fenalık yapana iyilik yapınca, “… Arada düşmanlık olan kişi bir de bakarsın candan bir dost oluvermiş.” yaptığına pişman olup utanmıştır.

“İnsan ihsanın kölesidir” denilmiş. Yapılan iyilikler, bir gün unutulur gider ama fenalığa karşı yapılan iyilikler, hep yâd edilir.

Kötülüğe iyilikle karşılık vermek, nefse çok ağır gelebilir. Allah-u Zülcelâl’in rızasını isteyen kimse, nefsine baskı yapar, kendisine kötülükle muamele eden kimseye iyilikle karşılık verir.

Ukbe bin el-Cüheni radıyallahu anhu şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bana buyurdu ki: ‘Ey Ukbe, sana dünya ve ahiret ehlinin ahlakının en üstününü haber vereyim mi? Senden sıla-yı rahimi kesene, sen sıla-yı rahim yap; seni mahrum edene ver; sana zulmedeni affet.” (Ahmed bin Hanbel, Hakim, Taberani)

Nefis ateş, kalp ise su gibidir. Nefis kızınca harareti yükselir, ona kızgın bir nefisle karşılık verilince de ateşe ateş katılmış olur. Bu durumda iki nefis de azar ve kontrolden çıkar. Alevlenen ateşin nereyi yakacağı bilinmediği gibi öfkeli insanın da ne yapacağı kestirilemez. Böyle bir durumda sevinen tek taraf şeytandır. Bu tür kızgınlık anlarında, taraflar geri adım atmalı, susmalı, hatta birbirlerinden özür dilemelidir.

Peygamber Efendimizin ve diğer bütün Peygamberlerin hayatları, kötülüklere karşı yaptıkları iyiliklerle doludur.


Hz. Yusuf örneği

Mesela, Hz. Yusuf’u kıskanan kardeşleri, onu öldürmek kastıyla kuyuya atarlar. Yusuf aleyhisselam, Allah’ın inayetiyle kuyudan sağ salim kurtulur, nihayetinde Mısıra Aziz (vezir; başbakan) olur. Yıllar sonra, kardeşleri kendisine muhtaç bir halde gelip onun kim olduğunu bilmeden, yardım isterler. Yusuf aleyhisselam onları tanır ama onlar onu tanıyamazlar. Vakti gelince kendini tanıtır. Kardeşlerinin paniğe kapılmasına hiç gerek yoktur. Evet, onda şimdi güç kuvvet vardır, istediği gibi cezalandırabilir onları. Ama Yusuf bir peygamberdir ve kötülükleri affetmek, hatta iyilikle mukabele etmek, peygamber ahlakıdır.

İşte, o da kardeşlerini affeder, ihsanda bulunur; “Bugün sizi kınayacak, serzenişte bulunacak değilim. Ben hakkımı helal ettim, Allah da sizi affetsin. Çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi O’dur. …” der. (Yusuf, 92-93)


Hz. Peygamber’in yüce ahlakı

Mekke fethedildiğinde, yıllardır kendisine ve iman edenlere yapmadık eza cefa bırakmayan, yurtlarından yuvalarından çıkaran, Medine’de dahi rahat bırakmayıp defalarca savaş için karşısına dikilen ama artık güçsüz, kuvvetsiz, silahsız ve esir Mekkelilere, Peygamberimiz şöyle sordu;

- Şimdi size ne yapmamı beklersiniz?

- Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin. Ancak bize iyilik yapacağına inanırız, dediler. Rahmet Peygamberi, af peygamberi;

- Benim halimle sizin haliniz, Yusuf’la kardeşlerinin hali gibidir. Yusuf’un kardeşlerine dediği gibi ben de sizlere diyorum; “Bugün size kınama yoktur! Allah sizi affetsin. O merhamet edenlerin en merhametlisidir. Gidiniz, sizler serbestsiniz!” buyurdu.

En güzel af, cezalandırabilecek güç elindeyken affetmektir ve en büyük iyilik, kötülüğe karşı yapılan iyiliktir.

İşte, aleyhissalatu vesselam Efendimiz, bu civanmertliği, bu âlicenaplığı göstermişti. Yıllardır kalpleri taş gibi katı olan, düşmanlıktan, kin ve intikamdan başka bir şey bilmeyen Mekkeliler, kötülüklerine karşı iyilik görünce, yaptıklarından nedamet duyup utandılar, kalpleri yumuşadı ve fevç fevç Müslüman oldular. O güne kadar, öldürmek için mallarını ve canlarını tehlikeye attıkları Hz Muhammed 'e iman edip can ve mallarını artık onun dini için harcadılar.

Ebu Cehil’in oğlu İkrime, Resulüllahın affı karşısında şöyle demekten kendini alamadı: “Ya Rasulallah! Bu güne kadar malımla, canımla sana karşı savaştım, bu günden sonra ölünceye kadar, malımla canımla senin yolunda olacağım.” Böylece Rabbimizin kötülüğü affedince kötülük yapanla candan dost olunacağı haberi tahakkuk etti. Ayetler açıkça yaşanır, görünür hale geldi. Kötülüklere karşı yapılan iyilikler, Efendimizin hasımlarını hısım yaptı.

Görüldüğü gibi Peygamberimiz; edep erkan bilmez bedevilerin kabalıklarını, eşine iftira atanları, Taif’te kendisini taşa tutanları, canına kastedenleri, amcası Hz. Hamza’nın cesedine müsle yapan Hind’i ve Vahşi’yi, Mekke fethinde bile karşısında kılıç kullanan Ebu Cehilin oğlu İkrime’yi, Ebu Süfyan’ı ve daha nicelerini bağışlayıp kötülüklerine iyilikle mukabele etmiştir. Bunun neticesinde, onun can düşmanları: “Daha düne kadar, benim nazarımda dünyanın en menfur kişisi iken, bugün canımı uğrunda verebileceğim, dünyanın en sevimli kişisi” diyerek, sahabe olma şerefine nail oldular.

Şimdi, biz de kendi muhasebemizi yapalım: İki cihan serveri aleyhissalatu vesselamın örnek ahlakı ve Kur’an ayetleri gözümüzün önündeyken; biz kendi din kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, aile fertlerimiz tarafından yapılan kötülükleri, ufak tefek şeyleri, bazen küçük bir söz, bazen bir yüz ekşitmeyi -ki bunların da ekserisi kasten değil hata ile olur- affedip unutamıyor, kin tutuyor, intikam almaya kalkıyor, hakkımızı helal etmeyip hak dava ediyorsak; kimi örnek aldığımızı, kime tabi olduğumuzu gözden geçirmeliyiz.



Cahide Karakaş

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/kotuluge-iyilikle-karsilik-vermek-t30529.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...

Çevrimdışı merhamet

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 4.197
  • Konu: 794
  • Derviş: 6679
  • Teşekkür: 110
Okundu: Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek
« Cevapla #1 : 26/04/12, 01:55 »

İyiliğe iyilik her kişinin işi, kötülüğe iyilik "er" kişinin işi

 :X06
X:01


"Sıkıntılarınızı Allah bilsin yeter. Başkalarının lafları sizi yıldırmasın.Yaptığınız işi Allah rızası için yapın"
"Hizmet ederken, size iftira eden, hakaret edenler olacaktır.
Sevdiğinizin hatrına sabredin."
"Ömür 60-70 yıldır, ahiret ise ebedül ebeddir."
Gavs-ı Sânî Hz.(k.s.)

Çevrimdışı Muttaki

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.649
  • Konu: 127
  • Derviş: 6733
  • Teşekkür: 121
Okundu: Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek
« Cevapla #2 : 26/04/12, 15:45 »
“Rahman’ın has kulları o kimselerdir ki onlar yerde tevazu ile yürürler. Cahiller kendilerine laf atarsa ‘selametle!’ derler.” (Furkan, 63)

 -tşk.2-


''Muhakkak ki yapılan işler niyetlere göredir (değer kazanır,geçerli olur).Şüphesiz herkese (yaptığı iş için) niyetinin karşılığı vardır.''
(Hadis-i şerif;Buhari,Müslim)


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Bazı dinî terimler ve anlamları Elleri birleştirir eylül ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.462 saniyede oluşturulmuştur


Kötülüğe İyilikle Karşılık VermekGüncelleme Tarihi: 15/11/19, 12:53 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim