Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.092 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.745 yorum yapıldı. Bugün 3 konu ve 3 ileti gönderildi.. Toplam : 22952 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 4015 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta }   Okunma sayısı 4015 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kalender

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 5.721
  • Konu: 1190
  • Derviş: 1
  • Teşekkür: 214
Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
 
 Bazıları tasavvufta tarif ve tavsiye edilen rabıtayı tenkit etmekteler. Kimi bu tenkidin şiddetini artırıp rabıtaya şirk diyecek kadar ileri gitmektedir. Acaba birisine göre ibadet, diğerine göre felaket olan bu rabıta nedir?

Tasavvufta rabıta, terbiyenin temeli ve en büyük zikir sebebi görülürken, onu şirk gören kimse hangi delil ve mantıkla bu sonuca varabiliyor?

Gerçekten şirke götüren bir rabıta çeşidi mevcut mudur?
Rabıtanın Kur’an ve Sünnet’te bir örneği, benzeri, delili ve tarifi var mıdır? İnsan terbiyesi için rabıtanın gereği nedir? Bütün bunlar, cevap arayan sorulardır.


Aslında çözüm kolaydır. Aramızda bir ihtilaf varsa, yapılacak iş hakeme gitmektir. Din işlerinde hakem Kur’an ve Sünnet’tir. Biz de önce Kur’an ve Sünnet’e bakacağız. Onlarda rabıtanın nasıl ele alındığını inceleyeceğiz.

“Rabıta”, “ribat”, “murabata” kelime olarak “rabt” kökünden gelmektedir. Rabıta ve rabt, sözlükte iki şeyi birbirine iyice bağlamak anlamına gelir. Bu kelimeye, iki şeyi birbirine bağlayan ip, alaka, şiddetli muhabbet, münasebet, ilgi ve sevgi ile bir şeye bağlılık, cesur ve dayanıklı olmak gibi manalar da verilmiştir. (Cevherî, Sıhah; İbnu Manzur, Lisanu’l-Arab; Zebidî,Tacu’l-Arus.)

Bu kelimeler kullanıldıkları yere göre, bir şeyin üzerinde sabit durmak, kendini hapsetmek, başkasından kesilip bir şeye tam yönelmek gibi manalar da taşımaktadır. (Razî, Tefsir-i Kebir; Kurtubî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’an; İbnu Kesir, Tefsir.)

Kur’an ve Sünnet’te anlatılan rabıta çeşitleri de, bu manaların birini veya birkaçını içermektedir.

KUR'AN'DA RABITA GEÇİYOR MU?

Kur’an’da rabıta kelimesi açıkça zikredilmektedir. Bunu şu ayette görüyoruz:

“Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah’ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran, 200)

Bu ayetteki “rabıta yapın” emri, her mümini ilgilendiren bir emirdir. Tefsirlerde burada geçen rabıtaya şu manalar verilmiştir: Düşmanların saldıracağı yerleri gözetleyin, sınırları bekleyin. Dininizi tehlikelerden koruyun. Nefis ve şeytan düşmanlarına karşı uyanık olun. Onların kalbinize girmesine yol vermeyin. Allah’ın çizdiği sınırları iyi gözetin, ilâhi hükümlere harfiyen uyun. Namaz vakitlerini gözetleyin ve mescitleri ibadet, taat ve zikir ile mamur edin. (Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur; İbnu Kesir, Tefsir.)

Yüce Allah’ın her müminden istediği rabıta, kalbini Yüce Allah’a bağlamaktır. Her işte O’nun rızasını gözetmektir. Bütün yaptıklarında helal ve haram sınırına dikkat etmektir. Kalp kâbesini günah kirlerinden temizlemektir. Oraya Allah’ın sevmediği şeyleri sokmamak için gönlü kontrol altında tutmaktır. Kısaca, Yüce Allah’ın düşman olduğu şeyleri gönülden çıkarmak ve kötülüklerin esaretinden kurtulmuş, hür bir müslüman olmaktır.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, “rabıta yapınız” ayeti indiği zaman, ashabına ayette anlatılan ribat ve rabıtanın ne olduğunu şöyle açıklamıştır:

“Zor ve sıkıntılı zamanlarda güzelce abdest almak, kalbi mescitlere bağlı olmak, ibadet yerlerine çokça gidip gelmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini gözetlemek var ya; işte sizin için ribat budur, işte asıl ribat budur, işte asıl ribat budur.” (Buharî, Tirmizî, Nesaî, Malik)

Bu hadisten ribatın iki türlü manasının olduğunu anlıyoruz. Birisi manevi, diğeri maddi sınırları kontrol altında tutmaktır. Korunacak manevi sınırlar ilâhi emirler ve kalbimizdir. Maddi sınırlar ise düşmanın saldırı noktalarıdır.

Kalbin Yüce Allah ile ne halde olduğunu kontrol etmeye murakabe denir. Zahiri düşmanları takip ve kontrol etmeye ise mücadele denir. Her ikisi de mümin için vazgeçilmez birer vazifedir. Çünkü ayette kurtuluş bunlara bağlanmıştır.

TEFEKKÜR YA DA VARLIKLARI RABITA

Kur’an ve Sünnet’te emredilen bir diğer rabıta şekli tefekkürdür. Tefekkür etmek, fikretmek, düşünmek aynı şeydir. Hepsi kalple yapılan bir ameldir.

Düşünmek akıllı olmanın gereğidir. İnsanın en başta gelen özelliği düşünmektir. Tefekkür, boş ve gelişi güzel bir düşünce değildir; gizli bir ilim yoludur. Tefekkür kalp aynasında varlıkların iç yüzünü görmektir. Bilinene bakıp gizli olanı fark etmektir. Görünene bakıp görünmeyene ulaşmaktır. Delile bakıp hedefe varmaktır. Tefekkür, sanata bakıp sanatkârı tanımaktır. Kalp gözüyle Yüce Yaratıcı’nın varlıklarda gizlediği ilmini, kudretini, rahmetini ve hikmetini görüp, O’na hayran olmaktır. Bunun sonu O’nu sevmek, zikretmek, yüceltmek ve O’na teslim olup huzura ermektir. Kur’an’da bu sonuç tefekkür, tezekkür, teemmül, tedebbür, ibret, basiret, marifet ve muhabbete bağlanmıştır.

Tefekkürü tarif ettik. Tezekkür, unutulan bir şeyi hatırlamak, unutmamak ve devamlı tekrar ederek onu kalpte tutmaktır. Teemmül, bir şeyi devamlı ve çok yönlü düşünerek içinde saklı olan manayı ortaya çıkarmaktır. Tedebbür, bir şeyi derinlemesine düşünmek ve arkasındaki gizli manayı çözmektir. İbret, bir şeyde verilmek istenen mesajı almaktır. Basiret, işin iç yüzünü görmektir. Marifet, bir şeyi asli haliyle olduğu gibi tanımaktır. Muhabbet, bir şeyi sevmek ve onunla huzur bulmaktır.

Görüldüğü gibi, bütün bunlar bir irade, yöneliş, gayret, iman ve sabır istemektedir.

'MÜRŞİD YERİNE Allah'I DÜŞÜN' SÖZÜ DOĞRU MU?

Yüce Allah’ın zatı hariç, her şey düşünülebilir. Yüce Allah’ın zatı hiçbir şeye benzemediği için onu düşünmek mümkün değildir. Rasuiullah s.a.v. Efendimiz, bu konuda şu ölçüyü önümüze koymuştur:

“Allah Tealâ’nın zatını tefekkür etmeyin/düşünmeyin. O’nun nimetlerini ve yarattığı varlıkları düşünün. Çünkü siz Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azame; Ebu Nuaym, Hilye; Tabaranî, el-Evsat; Beyhakî, Şuabu’l-İman; Elbanî, Sahiha.)

Alimlerimiz bu hadisten hareketle şu temel kaideyi tespit etmişlerdir: “Her ne ki hayal edilir, o Allah değildir.” (Şa’ranî, el-Yevakıt). Yüce Allah’ın dışındaki her varlık düşünülebilir ve nasıl olduğu hayal edilebilir. Fakat Allah nasıl acaba diye düşünülmez, düşünülemez.

Bu hadis, niçin bir mürşidi düşünüyorsunuz da Allah’ı düşünmüyorsunuz, diyenlere cevap vermektedir. Kâmil mürşid, bir varlıktır, kuldur, edep ve takva sahibi salih bir insandır. Allah’ın dostu, halifesi, şahidi, delili ve davetçisidir. Onu düşünmek, hayal etmek, kalpte canlandırmak, gönülde şekillendirmek, rabıta yapmak mümkündür, fakat bu durum Yüce Allah’ın zatı için mümkün değildir.

AYETLER, İBRETLER

Yüce Allah, Kur’an’da bütün varlıklara, yerlere, göklere, dağlara, denizlere, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze, yağmura, rüzgara, insana, bitkilere, hayvanlara, tarihte olan olaylara “ayet”, “delil” ve “ibret” ismini veriyor ve onların yaratılmasına, seyrine, sevk ve idaresine, hareket ve sonuçlarına ibretle bakmamızı, onların üzerinde derin derin düşünmemizi emrediyor. Bir sivrisineğin halini, arının yaptığı balı, örümceğin ördüğü ağı misal vererek, akıl sahiplerinin ibret almasını istiyor. Cennet, Cehennem, Sırat, Mizan ve diğer ahiret hallerini safha safha anlatarak, hepsi üzerinde düşünülmesini bekliyor.

Kısaca önümüze iki türlü ayet konmuştur. Birisi Kur’an ayetleri, diğeri kainat ayetleridir. Yüce Allah, bütünüyle Kur’an ayetlerini düşünüp öğüt almamız ve Allah’ın tek ilâh olduğunu anlamamız için indirdiğini haber veriyor. (Nisa, 82; Yusuf, 2; İbrahim, 52 v.d.)

Aynı şekilde yerler, gökler ve içindekilerin de aynı hedef için yaratıldığını bildiriyor ve onlardaki bu ilmi insanların okumasını, içindeki mesajı almasını istiyor. (Bakara, 164; Âl-i İmran, 190-191; Yunus, 101 v.d.)

Bu ayetler bize sadece kainatta olanı biteni haber vermek, onların isimlerini öğretmek ve arada bir kendilerini konu etmek için anlatılmıyor. Bunların tek hedefi kalbi uyandırmak ve Yüce Allah’a bağlamaktır. Çünkü disiplinli düşünmek, bir halden diğerine geçmek içindir. Tefekkürle kalp dirilir, hali değişir, sıfatı güzelleşir. Bu dirilik ve güzellik diğer lâtifelere yansır. Kalp gibi ruh, sır, hafi, ahfa, vicdan, akıl ve şuur da ayet ve delilleri tefekkürün sonucu oluşan ilim ve feyzden nasiplenir. Sonuç güzel ahlâktır.

Tefekkürle cehaletten ilme, dünya hırsından zühde, kibirden tevazuya, benlikten edebe, nefretten sevgiye, korkudan emniyete, vesveseden zikre, boş işlerden ibadete, fani dostlardan ebedi sevgiliye yöneliş ve geçiş sağlanır. İşte buna seyr u sulûk, yani Allah’a gitmek denir. Bu hedefe giderken her şey bir vesileden ibarettir. Tefekkür de en güzel vesiledir. Bunun için, “uyanık kalple bir saat tefekkür yapmak, gaflet içinde bir sene ibadet yapmaktan hayırlıdır” denmiştir. (Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azame; Gazalî, İhya)

Kur’an’da, ayetlerden ibret almak ve sonuç çıkarmak için samimi iman, uyanık kalp, güzel yöneliş, takva, temiz akıl ve sabır gerekli görülmüştür. İman etmeyen ve aklı midesine, kulağı para sesine, gözü cüzdanına bağlı yaşayan kimseler, bu halleriyle kör, sağır, dilsiz, hissiz ve kıymetsiz birer varlık olarak tanıtılmıştır.

Görüldüğü gibi tefekkür lazımdır. Tefekkürün hedefi şirkten kurtulmak, tevhide ve şükre ulaşmaktır. Bu şekilde tefekkür etmek, ibret almak, kendini kontrol etmek ve amellerini muhasebeye çekmek her müminin günlük amelleri arasında yerini almalıdır. Hadiste, aklı başında olan her müminin, gününün bir kısmını bu tefekkür için ayırması gerektiği belirtilmiştir. (İbnu Hıbban, Sahih; Ebu Nuaym, Hilye)

MUHABBET RABITASI

Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan birisi de muhabbet rabıtasıdır. Muhabbet rabıtası kalbi Allah’ın sevdiği şeylere bağlamak ve onları Allah için sevmektir. Bu sevilecek kimselerin başında Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz gelmektedir. Yüce Allah onu sevginin imamı, delili ve rehberi yapmıştır. (Âl-i İmran, 31; A’raf, 157-158) O’na uymadan Allah’ı seviyorum demek yalandır.

Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kendisi için her müminden şu derece bir sevgi ve kalp bağı istemektedir: “Sizden biriniz beni kendi nefsinden, ailesinden, çocuklarından, anne babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe, tam iman etmiş olmaz, gerçek imanın tadını tadamaz.” (Buharî, Müslim, İbnu Mace, Ahmed)

Ayrıca her müminden Ashab-ı Kiram’ı, alimleri, salihleri ve mümin kardeşlerini sevmesi, onları hayırla anması, kalbinde onlara yer vermesi, dualarına katması, onlarla ilgilenmesi istenmektedir. “Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız” hadisi, bu sevgiyi anlatmaya yeterlidir. Yüce Allah’ın: “Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur.” (Hud, 113) uyarısını her kalp sahibi dikkate almalıdır. “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve benim sadık kullarımla beraber olun.” (Tevbe, 119) ayeti, kalbin kimlere yönelmesi ve bağlanması gerektiğini göstermektedir.

ÖLÜM RABITASI

Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan biri de ölüm rabıtasıdır. Kur’an’da insanı dehşete düşürecek, hayrete sevkedecek ölüm halleri, kıyamet sahneleri ve ahiret manzaraları anlatılmaktadır. Bunlarla kalp dünyadan çekilip ebedi ahiret yurduna yöneltilmek istenmektedir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Abdullah b. Ömer’e: “Kendini ölmüş ve kabre girmiş say.” (Tirmizî, Ahmed) buyurarak ölüm rabıtasını tavsiye etmiştir. Bu rabıta ile insanın dünyanın boş sevgi ve zevklerinden çekilip ebedi ahiret güzelliklerine yöneleceğini, gafletin gidip kalbin dirileceğini ve günahlardan temizleneceğini haber vermiştir. (Tirmizî, Nesaî, Münavî, Beyhakî)

Allah dostları tefekküre büyük önem vermişlerdir. İnsanın terbiyesi, konuşması kadar susmasından da anlaşılır. Ancak, boş konuşma ve kötü düşünce kınandığı gibi, içinde güzel düşünce ve tefekkür olmayan suskunluk da kınanmıştır.

Velilerden Fudayl b. İyaz rh.a. der ki: “Tefekkür bir aynadır. Sana iyiliklerini ve kötülüklerini gösterir. Onda kalbinin halini görürsün.”

Alimlerden Abdullah b. Mübarek rh.a., velilerden Sehl b. Ali k.s.’yi derin bir tefekküre dalmış halde gördü. Onun ahiret hallerini düşündüğünü anladı ve “Nereye kadar ulaştın?” diye sordu. O da, “Sırat köprüsüne kadar.” cevabını verdi.

Bişr b. Haris rh.a., tefekkürle elde edilecek sonucu şöyle özetler: “Eğer insanlar Yüce Allah’ın büyüklüğünü anlayabilselerdi, ona isyan etmezlerdi.”

RABITANIN SONUCU

Tasavvuf büyüklerinin tarif ve tatbik ettiği rabıta da yukarıda anlatılan tefekkür çeşitlerinden birisidir. Rabıta, görülmesi Yüce Allah’ı hatırlatan kâmil bir veliyi gönül aynasında seyretmek ve üzerinde zuhur eden ilâhi tecellileri görüp, Yüce Allah’ı zikretmekten ibarettir.

Diğer bir yönüyle rabıta, Yüce Allah’ın dostu ile gönülde beraber olmaktır. Onun kalbine emanet edilen ilâhi nura bağlanmaktır. Onun ilâhi aşkla kaynayan kalbine inen feyizden nasiplenmektir. Velideki dostluk sırrını düşünmektir. Salihleri özlemek ve onlardaki güzel ahlâka özenmektir. Sevgi atmosferi içinde kalbi uyandırıp Hakka yöneltmektir.

Kısaca rabıta, Allah’ın yeryüzündeki şahidine bakarak Allah’ı tanımaktır. İşte tefekkürün özü de budur.
menzil.net

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/kuran-ve-sunnetin-emrettigi-rabita-t323.0.html



"Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez." Mevlana (K.S.)

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9
Ynt: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #1 : 10/10/08, 21:24 »
    KUR’AN VE SÜNNET’TE RABITA
   
   
   Önceki sayımızda, rabıtanın gönlü bir şeye bağlamak, o şeyi hayale alıp düşünmek anlamına geldiğini; bu haliyle de herkesin bir çeşit rabıtayla meşgul olduğunu söylemiştik. Ayrıca, tasavvuftaki yeriyle de rabıtanın, Allah’ı hatırlatan düşünce olduğunu açıklamaya çalışmıştık. Bu sayımızda ise, rabıtanın Kur’an ve Sünnet’teki yeriyle konumuzu işlemeye devam edeceğiz.
   
   Kur’an ve Sünnet’teki Rabıta

   Bazıları şu soruyu soruyorlar:”Tasavvufta tarif edilen rabıta ve bu rabıta ile elde edilmek istenen fayda Kur’an ve Sünnet’te anlatılıyor mu? Rabıtanın asli kaynaklarımızda yeri nedir?”

   Zaman zaman hatırlattık ki, Kur’an-ı Hakim’de bir şeyin ismi değil, sıfatı, manası ve muhtevası aranır. Muhtevadan kasdımız, ayetlerde ifade buyurulan manadan anlaşılan şeydir. İnsana Allah’ı hatırlatan ve edebine edep katan her şey Kur’an tarafından tasdik edilir. Rabıta da sıfat olarak pek çok ayette açıkça işlenmekte ve bir şekliyle herkesten istenmektedir.

   Kur’an-ı Hakim aklı olan herkese sesleniyor: “düşünmüyor musunuz?”, “tefekkür etmiyor musunuz?”, “akletmiyor musunuz?”, “baksanıza!”, “düşünsenize!”
   Kur’an’da, ne kadar tefekkür ayeti varsa, hepsi tasavvuftaki rabıtanın delilidir. Çünkü, düşünülen her varlık, düşünen kimseye onu yaratan Allah’ın bir tecellisini gösterir, kalbi uyandırır, zikre geçirir, Allah’ı sevdirir. Bu sevgi insanı edeblendirir.

   Kur’an’da anlatılan kıssalar, ibretler, olaylar, yerdeki ve gökteki varlıklar, Cennet, Cehennem, bütün örnekleme ve benzetmeler, kalbi uyandırmak, gizli bir gerçeğin anlaşılmasını sağlamak ve sonuçta insanı Allah’a bağlamak içindir. Bu gerçekleri düşünen anlar, anlayan Allah’a koşar.

   Bütün bunlar gösterir ki, tasavvufta bahsedilen rabıta, esasen daha geniş şekliyle Kur’an’da herkesten istenmektedir. Ancak bütün fikri, derdi ve endişesi midesi olan devrin insanı, kalbinin ilacı olan tefekkürü terketmiştir.

   Varlıklar içinde ilahi tecellilere en çok mazhar olan insan-ı kamildir. İlahi Kelam’da belirtildiği gibi insan en güzel şekilde (Tîn/4) Allah’ın halifesi olacak kabiliyette yaratılmıştır. (Bakara/30) O, Rabbani bir aynadır. (Buhari, Müslim) Ariflerden Abdulkerim el-Cilî’nin (K.S.) belirttiği gibi Allah, kainatta her varlığa durumu ve kabiliyeti nispetinde belli isimleriyle tecelli ederken, insan-ı kamile bütün isimleriyle tecelli etmektedir. İnsan-ı Kamil, Cenab-ı Hak ile halk arasında bir vasıtasıdır. (Abdurrahman Camî) Bu sıfat ve yetkilere sahip olan bir kamil insandan istifade etmek, bizce diğer varlıklardan ibret almaktan daha kolay, daha kârlı, daha tabiidir. Bunun için, kendisinden istifademiz mümkün ve kolay olsun diye Allah, bizim cinsimizden peygamberler göndermiştir.
   
   Sahabe rabıta yapıyor muydu?

   Tasavvuftaki rabıtayı Asr-ı Saadet’te isim olarak bulamayız. Fakat Ashab-ı Kiram’ın Hz. Peygamber’e (A.S.) karşı olan sevgi, bağlılık, ittiba, özenme, özlem ve benzeyişlerini düşündüğümüzde, rabıtanın özü ve hedefi itibariyle en ileri seviyede uygulandığını görürüz. Çünkü, Rasulullah’ın (A.S.) Ashabından ve bizlerden istediği sevgi derecesi şudur:

   “Ben sizden birine; kendisinden, evlâd u iyâlinden, malından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça, gerçekten iman etmiş olamazsınız.” (Buhari, Müslim, Nesai, İbnu Mace)

   Bu şu demektir: Sizin gönlünüz, bütün bunlardan daha fazla beni sevmedikçe, bana kavuşmayı özlemedikçe, benim halime benzemeye özenmedikçe, gerçek sevginin ve müminliğin ne olduğunu anlayamazsınız. Bu derece bir sevgiye tasavvufta “Fena fi’r-Rasul” denir. Bu sevgi, kadın-erkek her müminden istenmektedir.
   
   Hanımların rabıtası

   Kadınlar, kamil mürşidin şekil ve şemalini değil, nur ve edebini düşünürler. Velilerdeki nur, Allah vergisidir ve her kalbe ilaçtır. Bu sevgide nefis ve şehvetin yeri yoktur, çünkü o, Allah’tan gelir, Allah içindir.

   Bir mümin kadın, Yüce Peygamberini zahiri güzelliği ile değil, onun nuru ile düşünür. Sahabe-i kiramı seven bir mümin kadın, onlardaki edeb ve ilahi aşka gönül verir. Bir erkek mümin, kadın velileri Allah için sever, över ve örnek alır. Bunda şehvet kokusu aramak ve Allah dostlarını sevecek kalpleri şüphe ile bulandırmak, ancak gafillerin ve münafıkların işidir.

   Rabıtada hedef, insan değil, insanda bulunan ilahi sıfatlardır. Seyr u süluk adıyla özel bir terbiyeye giren salikin, kendisi için örnek ve hedef insan olan mürşidine benzemeye çalışması, hayalen de olsa onu devamlı düşünmesi ve böylece an-be-an onun boyasına boyanması manevi terbiye için zaruridir. Terbiyede “aynileşme=örnek alınan rehbere aynen benzeme” denen şey, tasavvufta “fena fi’ş-şeyh” olarak tarif edilmektedir.
   
   Ömür rabıtayla geçiyor

   Esasen herkes, adına rabıta demese de, farklı şekillerde bütün rabıta çeşitlerini yapmaktadır. Kalpteki sevgi nereye akmış ve hangi noktada toplanmış ise, insan o anda o şeyin rabıtasını yapmaktadır. Kendisini bir kahraman ya da sanatkâra benzetmeye çalışan, onun hayali ile yatıp kalkan, ona ait her şeye ilgi duyan, her haberinden heyecanlanan bir insanın yaptığı da şekil olarak rabıta ile aynıdır. Farklılık, rabıtaya konu olan kişide ve neticededir. Geçici ve mecazi de olsa, bir derece aşka düşenler bunu bilirler. Kalp bir kimseyi samimi olarak sevin-ce öyle bir kabiliyet kazanır, hayal gücü öyle gelişir ki, göz nereye baksa gönül orada sevgilinin hayalini bulur, adeta uzaklık ortadan kalkar; insan her vesileyle sevdiğini hatırlar.

   Bu samimi sevgi bir Allah dostuna olunca sonuç rahmet olur. Ete-kemiğe veya geçici şeylere olunca, kalbe ağırlık ve zahmet verir. Çünkü ilahi sevgi ziyan olmaz. Kalbi perişan, seveni pişman etmez. Oysa fani şeylerin zevki ise yarımdır, hemen zeval bulur, insana asla yetmez.
   
   Doğru rabıta ve ölçüler

   Rabıta yoluyla sevgi alış verişi ve hal intikalinin mümkün oluşu, her iki tarafın ruhen ve kalben ortak noktalarının bulunmasındandır. Bunu şu hadisten anlıyoruz: “Ruhlar saf halinde dizilmiş ordular gibidir. Ruhlar aleminde tanışanlar, (dünyada da) tanışıp kaynaşırlar. Orada anlaşamayanlar (burada da) birbiriyle zıtlaşıp dururlar.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

   Rabıta kalpteki sevgiyi ölçer. Mürid mürşidini ne kadar sevdiğini ona kalbinde verdiği yer ve değer ile ölçebilir. Kalp, sevgi ve özlem yoluyla mürşidine yönelerek, onun kalbini kendi tarafına çektiği ölçüde, mürşid ondaki sevgi ve edebi tespit eder. Bunun için bir arif: “Biz gaybı bilmeyiz, bizim müridin halini ölçecek terazimiz onun rabıtasıdır.” demiştir.

   Rabıtanın ölçüsü Kur’an ve sünnettir. Düşünülmesi Cenab-ı Hakk’ın zikrine vesile olan, kalbi hakka ve hayra yönelten bütün düşünceler güzeldir.

   Rabıta dersini güzel yapanları mürşid-i kamil murakabeye geçirir ve artık mürid bütün varlıklarda Allahu Tealâ’nın kudret ve azametini görüp zikre geçebilir. Sonu böyle rahmete ve cennete giden bir işi, baştan zahmet ve gereksiz görmek akıl işi değildir.

   Madem ki ömür türlü türlü rabıtalarla geçiyor, akıllı insana gerektir ki, her faniye gönül bağlayıp sonunda gönlünü ağlatmasın.

   Rabıtadan korkanlar ve kaçanlar bilmeliler ki, Allah dostlarına gönül bağlamak ızdırapları dindirir, korkuları giderir.

   Bir Allah dostuna rabıta yapmayı reddedenler şu sorulara cevap vermeliler: Allah için sevilen bir Allah dostunun manevi kalbe ne zararı olabilir? Görülmesi Allah’ı hatırlatan, hayali kalbe ilahi muhabbet akıtan, irşadla görevli bir Peygamber varisini düşünmenin ve kendisini takva yolunda örnek almanın şirk olduğunun delili nedir? Ariflere ibadet edilmiyor ki Allah’a şirk koşulmuş olsun. Onlara ‘benim günahlarımı affet’ denmiyor ki, iman tehlikeye düşsün. Onların kul olduğu unutulup kendilerine ilahlık vasfı verilmiyor ki, din elden gitsin. Böyle yapan varsa, o bizim konumuz ve yolumuz dışında biridir.

   Bir arifteki ilahi nura gönlünü açan dost! Münkir ve muhalifler ne derse desin, sen sevgiyle rabıtaya devam et!..


   Dr. Dilaver Selvi




Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Ynt: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #2 : 11/10/08, 04:42 »
Alıntı
 

Rabıta, Yüce Allah(cc)ın dostu ile gönülde beraber olmaktır.
Onun kalbine emanet edilen ilâhi nura bağlanmaktır.
Onun ilâhi aşkla kaynayan kalbine inen feyizden nasiplenmektir.
Velideki dostluk sırrını düşünmektir. Salihleri özlemek ve
onlardaki güzel ahlâka özenmektir.
Sevgi atmosferi içinde kalbi uyandırıp Hakka yöneltmektir.

Allah(cc) dostlarına gönül bağlamak ızdırapları dindirir, korkuları giderir

aynileşme=örnek alınan rehbere aynen benzeme


 X:04

Allah (cc) razı olsun




Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı teleferik

  • Üye
  • **
  • İleti: 58
  • Konu: 2
  • Derviş: 11432
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #3 : 28/11/10, 02:21 »
 :X06 :X06 :X06      X:01



Çevrimdışı ay ışığı

  • Üye
  • **
  • İleti: 62
  • Konu: 0
  • Derviş: 11845
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #4 : 18/02/11, 19:09 »
 :X06 X:01 :X06



Çevrimdışı adnantaha

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 362
  • Konu: 0
  • Derviş: 9736
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #5 : 15/03/11, 15:50 »
 X:01 güzel bigilerın ıçın  çok sağ ol  emegıne sağlık bızede hayırlı rabıtalar



Çevrimdışı Hiç

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 2
  • Konu: 0
  • Derviş: 14530
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #6 : 04/04/11, 16:39 »
Selamunaleyküm, Allahın rahmet ve merhameti ümmeti Muhammed    'in ( s.a.v ) üzerine olsun inşaAllah.

Henüz yazının başındayken bir yanlışlık farkettik, hayati ve bizlere yakışmayan bir yanlışlık...

Al-i İmran Suresi / 200

Ey inananlar. Sabredin; (düşman karşısında) topluca sebat gösterin; sürekli hazırlıklı olun ve Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.

"Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah’ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran, 200)

Ayet-i Celile'nin içinde rabıta kelime olarak geçmemektedir, gerekli düzeltmeyi yapalım inşaAllah..




Çevrimdışı berigel_beri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 460
  • Konu: 181
  • Derviş: 6330
  • Teşekkür: 6
Cevaplandı: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #7 : 04/04/11, 17:08 »
Selamunaleyküm, Allahın rahmet ve merhameti ümmeti Muhammed         'in ( s.a.v ) üzerine olsun inşaAllah.

Henüz yazının başındayken bir yanlışlık farkettik, hayati ve bizlere yakışmayan bir yanlışlık...

Al-i İmran Suresi / 200

Ey inananlar. Sabredin; (düşman karşısında) topluca sebat gösterin; sürekli hazırlıklı olun ve Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.

"Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah�ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah�tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.� (Âl-i İmran, 200)

Ayet-i Celile'nin içinde rabıta kelime olarak geçmemektedir, gerekli düzeltmeyi yapalım inşaAllah..



Ve aleykumselam ve rahmetullah,
Öncelikle foruma hoşgeldiniz, istifade edenlerden olmanız dileğiyle inşaAllah.

Bahsettiğiniz ayet-i kerimenin (Âl-i İmran, 200) arapça orjinal metninde  "rabıta" kelimesi iddia ettiğinizin aksine geçmektedir. Buyrun aşağıda orjinal metin verilmiştir, arapçanız varsa tekrar inceleyiniz: (Âl-i İmran, 200)


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ




Yine muteber kaynak meallerden kabul edilen Elmalılı Hamdi Yazır mealinde "rabıta" kelimesi geçmektedir. Kendinizde araştırabilirsiniz. Buyrun Elmalılı Hamdi Yazır meali, Âl-i İmran, 200:

"Ey o bütün imân edenler! Sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin ve cihad için hazır ve rabıtalı bulunun ve Allah'tan korkun ki felâh bulasınız."  (Elmalılı Hamdi Yazır Meali)

Yine malumdur ki, Kur'an meallerinde yorum ve çeviri farklılığı olabilmekte, bundan dolayı çeşitli mealler ortalıkta gezinmektedir. Bize düşen meal müslümanlığıyla yetinmeyip, tefsir alimlerinden bu ayetlerin açılımını ve nüzul sebeplerini iyice araştırıp konuyu ehil olan kimselere bırakmamızdır.

Dua ile..




Çevrimdışı Hiç

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 2
  • Konu: 0
  • Derviş: 14530
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #8 : 04/04/11, 17:40 »
Bir çoğuna baktım teyit etmek maksadıyla diğerlerinde göremedim ve konuyu açtım, elmalılı Hamdi Yazır'da dahil. yalnız internetten baktığım için sorun olmasıda gayet normal olabilir. en güzeli sanırım evde nasipse Kur-an'dan bakmak olacak, kimseyi zan altında bırakmak haddimiz değil, hakkınızı helal edin inşaAllah..



Çevrimdışı Bi_iznillah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 5.854
  • Konu: 896
  • Derviş: 5324
  • Teşekkür: 180
    • KEND!MCE(Bi_iznillah)
Okundu: Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta
« Cevapla #9 : 24/01/13, 14:00 »
 



♥ A L L A H I M !
Kalbimizi imanla, Aklımızı marifetinle, Ruhumuzu muhabbetinle,
 Beynimizi tefekkürünle, Cennetimizi Cemâlinle ihya eyle.
Amin Amin Amin ♥ ...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Hoppalaa Bu ne zerafet böyle... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.069 saniyede oluşturulmuştur


Kur'an ve Sünnet'in Emrettiği Rabıta Güncelleme Tarihi: 07/04/20, 13:04 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim