Kur'an'ın Kokusu - Kur'an-ı Kerim Işığında
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22907 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Kur'an'ın Kokusu, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3463 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Kur'an'ın Kokusu}   Okunma sayısı 3463 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Şa'yâ

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.505
  • Konu: 207
  • Derviş: 511
  • Teşekkür: 145
Kur'an'ın Kokusu
« : 14/07/08, 01:25 »




Kur'ân turunç gibi tatlıdır Bu tadı tadan, O'na âsık olur Kur'ân'ın bir de kokusu vardır Kim o kokuyu duysa, meczûb mevlevî gibi Kur'ân'ın etrafında pervâz etmeye baslar ıste bu, gerçek mü'minin hâlidir Kur'ân, onun rûhunda, kalbinde ve ağzında böyle en güzel mânâsını bulmus olur

Okundukça anlaşılan, tekrâr ettikçe tadına varılıp hissedilen; O'na yakınlık duyup, teveccüh ettikçe âşinâ olunan bir koku Tilâvetiyle şerefyâb olurken, etrâfa yayılan üns esintileri, içimize saldığı tatlı ferâhlık, sımsıcak lâhûtî atmosfer Cemîl-i Zülcemâl lutfederse- gönlümüzün en derin noktalarına kadar çekebileceğimiz tatlı, rûhânî, melekûtî koku Tâbir câizse- Kelâmullah'ın, Mütekellim-i Ezelî'nin kelâm sıfatının lâhûtî kokusu. Bu konuyu, bu şekilde îzâh edebilme rahatlığımızın ve cesâretimizin kaynağı, Hz Bedîüzzamân'dır Zîrâ, 8 şuâ'da; Cenâb-ı Hakk'ın Adl ev Hakem isimlerinin kokularından bahsederken şöyle buyuruyor, Kur'ân'ın bu nâdîde talebesi: "O iki ismin râyiha-i tayyibesiyle ve çok hoş kokularıyla, dünya güzel kokular alır, attâr dükkânı gibi râyiha-i tayyibe verir.

Hoş ve kendine has Kur'ân kokusu ıçindeki muhteşem güzellikleriyle gül, leylâk, zambak, sümbül, karanfil, menekşe, nergis bahçesi mesâbesindeki Kur'ân'ın; renk renk, desen desen, buğu buğu Cennet bahçesinin kokusu. Belki de bu, büyük Üstâd'ın tâbiriyle, bir şecere-i nûrânîye olan Kur'ân'ın, O'nunla gerçek bir dostluk sonucu, kendisini ziyârete gelen dostlarına bir ikrâmı.

Efendimiz (Aleyhi's-Selâm) bir hadîs-i şerîflerinde, Kur'ân okuyan mü'min turunçgillerden portakala benzer Onun tadı güzeldir, kokusu da O'nu okumayan mü'minin misâli de hurma gibidir Kokusu yoktur ama tadı lezzetlidir Kur'ân okuyan münâfığın misâli, kokusu güzel fakat tadı acı olan reyhân/fesleğen gibidir O'nu okumayan münâfığın misâli ise, kokusu bulunmayan, tadı da acı olan Ebû Cehil karpuzu gibidir buyurur (Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân, 17) Demek ki, Kur'ân'ın kokusu, okudukça müminlere de siniyor ve onların mânevî hayâtlarına, rûh yapılarına, Kur'ân'a lâyık olup olamamasına, O'nunla meşgûliyet ve irtibâtının sağlamlığına, insanların kalbî durumlarına göre bir tecellî boyutu oluyor Bu, mü'minde âdetâ portakal kokusuna dönüşüyor Ona o şekilde sinip sirâyet ediyor, böylece beşerî bir keyfiyete bürünüp, böyle aksediyor ve kendisini duyuruyor Kur'ân okumayan mü'mine ise onun kokusu ulaşmıyor ve bu, mânâ âleminde de hissedilmiyor ve mü'min bu güzellikten mahrûm kalıyor Münâfıkta ise fesleğen kokusuna dönüşüyor Netîce îtîbâriyle, Kur'ân'ımızın kendisini hissettiren bir kokusu, tazeliği, terâveti mutlaka vardır Bu belki de; daha başka, çokça haşir neşir olunan eserlerde bile görülebilir

Hâsıl-ı kelâm; kıymetini bilen talihliler için Kur'ân, (Lâhikalar'da geçen bir cümlede dendiği gibi), Mâzî ve istikbâli râyiha-i tayyibesiyle muattar edecek bir gül fabrikasıdır O, bizim için apayrı ve yepyeni, ter-ü tâze bir dünyâ, ilâhî sırlar mecmûası, ervâh-ı tayyibe makâmında ciğerlerimize kadar koklayıp çekebileceğimiz bir revâih-i tayyibe (attâr, güzel koku) dükkânıdır Onun teveccühü mesâbesinde olan, kudsî kokusunu koklama ve bu lütfu bayıltıcı bir zevkle avlayıp yakalama; O'nu bol bol okuyup dinleyerek; maddî ve manevî âlemimizi Kur'ân'a göre ayarlayıp akord ederek, O'nun ahlâkıyla bütünlesip, âdetâ bir yürüyen Kur'ân olarak kazanabileceğimiz büyük mazhariyetlerdendir.

O'nun hayâtbahs olan kokusunu hissedip, tâ gönül dünyâmızın ciğerlerine kadar onu çekebilme ve Kur'ân bahçesinin ihlâsla sakıyan bir bülbülü olabilme ümit ve duâsıyla


Bayram Kusursuz
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/kuranin-kokusu-t2749.0.html



"Hiç kimsenin beklemediği aydınlanmayı bir İslamcı, İslam tasavvufunun önünün açılmasını bir sosyalist sağlayabilir."

 Mahmud Erol Kılıç

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9
Ynt: Kur'an'ın Kokusu
« Cevapla #1 : 14/07/08, 04:41 »
 X:01  :X06



Çevrimdışı dai

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 456
  • Konu: 156
  • Derviş: 693
  • Teşekkür: 3
Kur'an’ın Kokusu ve Çağrışımları
« Cevapla #2 : 14/07/08, 09:58 »
Kur'ân turunç gibi tatlıdır Bu tadı tadan, O'na âsık olur Kur'ân'ın bir de kokusu vardır Kim o kokuyu duysa, meczûb mevlevî gibi Kur'ân'ın etrafında pervâz etmeye baslar ıste bu, gerçek mü'minin hâlidir Kur'ân, onun rûhunda, kalbinde ve ağzında böyle en güzel mânâsını bulmus olur

Bu satırları, "Fâtihâ Üzerine Mülâhazalar'dan "Giris' kısmını, tekrâr mütâlâa ederken, ilk Kur'ân okumaya basladığım çocukluk yıllarımı, hasret ve hüzünle hatırladım

Çocukluğumda, köyümüzde Kur'ân öğrenmeye başladığım sıralarda, yeşil kaplı bir Mushaf-ı şerîf'im vardı Bilemiyorum hangi, bir ilk öğrenmeye ödül olarak bana alınmıştı bu; çocukluğumdaki tâzeliğini, ilk olma hissini, hattâ kendine has kokusunu hissederek, hâtırâsını yâdedip unutmadığım yeşil kaplı Kur'ân'ım Koyun-kuzu güderken, yeşil çimenlikler üzerinde, dağlarda O'nu okur, bâzı sayfalarını ezberler; ve bâzen de, dağlardan, bahçelerden kopardığım güzel kır çiçeklerinden, lâlelerden, papatyalardan ve bunların yapraklarından Mushaf'ımın sayfalarının arasına koyardım Bunu, şimdilerde tam olarak anlayamadığım ve bilemediğim bir hisle; belki hâtırâ olsun diye, belki de çocuk aklımla çiçeği, çiçek kokusunu Kur'ân'a çok yakıştırdığımdan dolayı, -her neyse-, Kur'ân'ımın bâzı sayfaları arasına özenle yerleştirirdim Günler geçtikçe, o çiçekler orada kurur, hattâ mushafın yapraklarına yapışır, bâzen de orada iz bırakırlardı Çiçek ve yaprak izi Ben de, o kuru çiçekleri, yaprakları zedelemeden koklar, dağlarda Kur'an okuduğum tatlı zamânları hatırlar, o güzel günlere uçup giderdim Belki halâ, o çiçekler kupkuru bir halde, mushafımın sayfaları arasında bulunuyorlardır Hiç olmazsa kuru çiçeklerin ve yaprakların kokuları Kur'ân'ımın safyalarına sinmiş, nostaljik izleri orada kalmıştır Kim bilir! şimdilerde, O Kur'ân'ımı her tahayyül edişimde, güzel çiçeklerle ve kokularıyla bezenmiş olarak gözümün önüne getiriyor ve çocukluğumun, güzel günlerini özlemle yâdediyorum

Yukarıda, Fâtihâ Üzerine Mülâhazalar'dan alıntı yaptığım cümlelerde; Kur'ân-ı Kerîm'in kokusundan bahsediliyor Hayâtını, Kur'ân hizmetine adamıs ve O'nunla bütünlesmis ve halâ onca rahatsızlıklarına rağmen gurbette, yine bu istikâmette mesâî harcayan bir Kur'ân ehlinin, çok hos bir tesbîti bu O, hissettiği, zevkine erdiği güzellikleri dile getiriyor ve bize de bu lütûflara erme yollarını gösteriyor Biz de, yine O'ndan, küçücük dağarcıklarımıza alıp sığıstırabildiğimiz, bize bakan yönüyle- feyiz kırıntılarından istifâdeyle bu konudaki hislerimizi, düsüncelerimizi ve tahayyüllerimizi, -denemecik mâhiyetinde bile olsa- aktarmak istiyoruz En azından, duâ olması ümidiyle


Kur'ân-ı Kerîm'in kokusu;
Okundukça anlaşılan, tekrâr ettikçe tadına varılıp hissedilen; O'na yakınlık duyup, teveccüh ettikçe âşinâ olunan bir koku Tilâvetiyle şerefyâb olurken, etrâfa yayılan üns esintileri, içimize saldığı tatlı ferâhlık, sımsıcak lâhûtî atmosfer Cemîl-i Zülcemâl lutfederse- gönlümüzün en derin noktalarına kadar çekebileceğimiz tatlı, rûhânî, melekûtî koku Tâbir câizse- Kelâmullah'ın, Mütekellim-i Ezelî'nin kelâm sıfatının lâhûtî kokusu Bu konuyu, bu şekilde îzâh edebilme rahatlığımızın ve cesâretimizin kaynağı, Hz Bedîüzzamân'dır Zîrâ, 8 şuâ'da; Cenâb-ı Hakk'ın Adl ev Hakem isimlerinin kokularından bahsederken şöyle buyuruyor, Kur'ân'ın bu nâdîde talebesi: "O iki ismin râyiha-i tayyibesiyle ve çok hoş kokularıyla, dünya güzel kokular alır, attâr dükkânı gibi râyiha-i tayyibe verir" Evet, demek ki Cenâb-ı Hakk'ın bâzı esmâ ve sıfatlarının, yine O'na has bir keyfiyette bir kısım husûsiyetleri ve bunların meclâlarını bulduklarında da tecellî etme durumları vardır Arş-ı Âzâm'dan, ısm-i Âzâm'dan her ismin mertebe-i âzâmından gelip, bütün âlemlerin Rabbi îtîbâriyle Allah'ın kelâmı olan Yüce Beyân'ın da elbette ki bu husûsta büyük mazhariyeti söz konusudur Ku'ân'a has koku Kur'ân'ın çiçek bahçesi mesâbesindeki dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri, tomurcukları, çekirdekleri sûreleri, cüz'leri, hizpleri, âyetleri, cümleleri, kelimeleri ve harfleri Ve bütün bunlardan damlayan, kristâlleşen, külçeleşen manevî edâ Başka hiçbir kokuya ihtiyaç bırakmayabilecek kadar hoş ve kendine has Kur'ân kokusu ıçindeki muhteşem güzellikleriyle gül, leylâk, zambak, sümbül, karanfil, menekşe, nergis bahçesi mesâbesindeki Kur'ân'ın; renk renk, desen desen, buğu buğu Cennet bahçesinin kokusu Belki de bu, büyük Üstâd'ın tâbiriyle, bir şecere-i nûrânîye olan Kur'ân'ın, O'nunla gerçek bir dostluk sonucu, kendisini ziyârete gelen dostlarına bir ikrâmı

Evet, Kur'ân'ın misâfirleri vardır dâimâ Kur'ân, serefli ve mânevî misâfirlerine birçok lütûflarda bulunduğu gibi, bu özellik ve güzelliğinden de ikrâm eder, bâzen Nebîlerin Gül'ü ("Aleyhi's-Selâm) Efendimiz'in buyurduğu sekilde: Koku, külfetsiz bir ikrâmdır aslında Güzel kokulardan hoslandıkları bilinen melekler bu kudsî misâfirlerdendir, meselâ Çünkü, onların da bir zevk-i mahsûsları vardır ve onların gıdalarından biri de râyiha-i tayyibedir Evet, ervâh-ı? tayyibe, revâyih-i tayyibeyi sever (24 Söz) Hele bu, Cennet'in cumâ yamaçlarının esintilerini duyuran ve bir Hâk vergisi olan Kur'ân'ın kokusu olursa Aslında Kur'ân; farkedebilen ve hissedebilen gönüller için, -tâbir câizse- âdetâ bir misk kutusu, belki de bir ıtriyât mesheri gibidir Bu hos ve güzel koku, kendi misâfirlerine bir ikrâmıdır Kur'ân'ın Bu ikrâm; en güzel bir sekilde, O'nun sânına yakısır ve yarasır bir hâlde, derin bir teveccühle mukâbelesini bulmalıdır O'nun, ancak Kur'ânîlesenlere nasîb olabilecek bu güzelliği ve ikrâmı, hüsn-i kabûlle alınmalı ve bu hediyeye daha da Kur'ânîleserek cevâp verilmelidir

Kur'ân, ehlini, kendisine teveccüh edeni bulunca âdetâ bir misk kutusunun kapağının açılması gibi, kendisini açar; güzelliklerini, güzel kokusunu neşreder Zirâ, kendisine güzel bir misâfir gelmiştir Kadr ü kıymetini bilen bir misâfir çalmıştır, Kur'ân'ın hiç kapanmayan vefâlı kapısını Yanık yanık okumakta, mânâlarını tedebbür ve tefekkür etmektedir Belki rûhânîler de iştirâk etmiştir bu ziyâfete Onlar da dinliyorlardır huşû" ve hudû" ile Elbette Kelâmullah, bu şerefli dostlarını, el-gönül açan, boyun büken misâfirlerini eli boş çevirmeyecek, en güzel şekilde ağırlayacak, maddî manevî güzelliklerini cömertçe saçacaktır Tabîî ki bütün bunlar, Kur'an'la sıkı bir yakınlık ve âşinâlık sonucu hissedilebilecek büyük mazhariyetler Herhâlde, O'nunla irtibâtını kavî tutmayanlara ulaşacak lütûflar cinsinden şeyler değildir Ve bu, şu satırları karalayan için, görmediği bir dünyâyı anlatmaya yeltenme gibi birşeydir Belki de bütün bunlar, herkesin farklı farklı hissedebileceği durumlardır Kur'ân'ın kokusu, belki de daha başka birşeydir ki, bunu da ancak zevk-i selîm sâhibi gerçek Kur'ân ehli, talebesi ve bu işin erbâbı olanlar, O'na gönülden bağlananlar bilir şu enfes ifâdeler de, bu bağın nasıl olması gerektiğini bize anlatır: öyle kenarından tutan kimselerin Kur'ân-ı Kerîm'in nûrundan ve feyzinden gerektiği kadar istifâde etmeleri düşünülemez Burada, kalbim titreyerek şu tabiri kullanacağım, Kur'ân beni mâzûr görsün: Kur'ân, kendisine samîmî âşık olmayanlara kıskançtır, onlara birşey vermez Sen bütün gönlünle, hissinle Kur'ân'ın mecnûnu olur, ona yönelirsen o da sana teveccüh edecektir Aksi hâlde sen, Kur'ân-ı Kerîm'in ucundan ucundan tuttuğun müddetçe Kur'ân, sana sırlarını açmayacaktır Zîrâ bu Kelâm-ı ılâhî, kendisine bütün benliğiyle teveccüh eden âşık gönüllere nûr ve feyiz aksettirir Sen O'nu okumaz, mânâsını tedebbür etmezsen, O'nun feyzinden mahrûm kalırsın

Kur'ân âyetlerinin türlü türlü vecheleri ve perdeleri vardır Bunlar, bir gül goncasının bir bir açılması gibi, teveccühle ve zamanla açıldıkça açılır Öyle âyet-i kerîmeler vardır ki, insanın rikkâtine çok dokunur; bir kısmı da birden gönüllere insirâh salar; kimisi bizim için âdeta yıldızlasmıs, özel bir önem kazanmıstır Bazı âyetlerin, hatta bazı kelimelerin bizde husûsî bir anlamı, mânâsı ve hâtırası olabilir

Efendimiz (Aleyhi's-Selâm) bir hadîs-i şerîflerinde, Kur'ân okuyan mü'min turunçgillerden portakala benzer Onun tadı güzeldir, kokusu da O'nu okumayan mü'minin misâli de hurma gibidir Kokusu yoktur ama tadı lezzetlidir Kur'ân okuyan münâfığın misâli, kokusu güzel fakat tadı acı olan reyhân/fesleğen gibidir O'nu okumayan münâfığın misâli ise, kokusu bulunmayan, tadı da acı olan Ebû Cehil karpuzu gibidir buyurur (Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân, 17) Demek ki, Kur'ân'ın kokusu, okudukça müminlere de siniyor ve onların mânevî hayâtlarına, rûh yapılarına, Kur'ân'a lâyık olup olamamasına, O'nunla meşgûliyet ve irtibâtının sağlamlığına, insanların kalbî durumlarına göre bir tecellî boyutu oluyor Bu, mü'minde âdetâ portakal kokusuna dönüşüyor Ona o şekilde sinip sirâyet ediyor, böylece beşerî bir keyfiyete bürünüp, böyle aksediyor ve kendisini duyuruyor Kur'ân okumayan mü'mine ise onun kokusu ulaşmıyor ve bu, mânâ âleminde de hissedilmiyor ve mü'min bu güzellikten mahrûm kalıyor Münâfıkta ise fesleğen kokusuna dönüşüyor Netîce îtîbâriyle, Kur'ân'ımızın kendisini hissettiren bir kokusu, tazeliği, terâveti mutlaka vardır Bu belki de; daha başka, çokça haşir neşir olunan eserlerde bile görülebilir Hatta, insan bazen kendi okumuş olduğu Mushaf-ı şerîf'ine alışır ve hep ondan okumak ister Onunla bir diyaloğa girmiştir; birden çeşitli çağrışım ve hâtıralara gidiverir O'nunla Zîrâ, O'nu iyi tanımıştır, mushafı da onu Âşinâdırlar birbirlerine Belki de, kokusundan tanır; âşinâ olduğu Kur'ân'ını gördüğünde, nazarını dikkâtle O'na çevirir ve Kur'ân, talebesini kendine cezbediverir Kokusundan, edâsından, yaydığı mânevî havadan O'nu bilir insan Hattâ, belki de sûrelerin; dahası, bâzı âyetlerin kendilerini farkettirecek kokuları bile vardır Ve herbirisinin bu mânâda farklı dalga boyu, televvün şekli de olabilir Ne güzel söyler, Kur'ân'ı gönüllerimize duyuran Büyük Çilekeş: Evet, Kur'ân, bir ş?ecere-i tûbâ hükmüne geçip, ş?u âlem-i ıslâmiyeyi bütün mâneviyâtıyla, ?şeâir ve kemâlâtı?yla, desâtir ve ahkâmıyla yapraklar suretinde ne?şredip, asfiyâ ve evliyâs?ın?ı birer çiçek hükmünde o ağacı?n âb-ı? hayât?ıyla tâze, güzel gösterip, bütün kemâlât ve hakâik-?ı kevniye ve ılâhiyeyi semere verip, meyvelerindeki çok çekirdekleri amelî birer düstûr, birer program hükmüne geçip, yine meyvedâr ağaç hükmünde müteselsil hakâik?ı gösteren Kur'ân nerede; beşerin malûmumuz olan kelâm?ı nerede?(25 Söz)

Kur'ân âsıkları; O'na yakınlastıkları zamân, kokularının o kendine has güzelliği ile O'nu hemen farkederler, hemen O'nun tatlı ve kucaklayıcı iklîmine sığınırlar ve O'nu tanırlar O da kendisini hissettirir her zaman, kendi ehline Yüce Beyân'ın gerçek mânâsıyla okunduğu mekânlar nûrlanır, meleklerin sehrâyin ve senlik panayırlarına dönüsüverir Melekler orayı kusatır, tâ göklere kadar Sekîne iner oraya, tâ semâlar ötesinden O, kendisine sâhip çıkan yüzlerde tele'lü' eder, aydınlatır o dırahsân çehreleri Sonsuz Nûr'uyla Kur'ân ehlinin ve talebesinin geçtiği çoraklıklar lâlezâra ve gül bahçesine dönüsür Hani, Enes b Mâlik (ra) Nebiler Sultan'ı için söyle der ya: Resûlullah Efendimiz Medîne sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk, o yoldan Hazreti Peygamber'in geçtiğini söylerdi Bizler, Peygamber Efendimiz'in gelisini, kokusunun güzelliğinden anlardık (ıbn Sa'd, Tabakât, I, 398)

Süleymân Çelebî'nin Mevlid-i şerîf'teki Terlerse, güller olurdu terleri ifâdesi Efendimiz için söylenmiştir Ancak, Kâinat'ın Efendisi'nin de, ahlâkını bizzât kendisinden aldığı bu Yüce Kitâp'ta da, mutlaka böyle bir güzellik vardır Vardır ki Kur'ân'ın hâdimleri bundan bahsetmektedirler Efendimiz'in mübârek terlerini, fırsat buldukça bir cam şişede toplayan sahâbî hanımları gibi, kimbilir nice Kur'ân âşığı, O'nun kokusuyla hayât bulmakta ve o güzel kokuları biriktirmektedir, kâlblerinin en mahrem yerlerindeki kutucuklarında Belki de, artık o âşığın ayrılmaz bir parçası, onun tabîî bir yanı oluvermektedir, gören gözler nazarında Ve yine, Fahr-i Kâinât Efendimiz'in, başını sıvazladığı, yüzünü okşadığı çocukların, üzerlerine sinen o eşsiz kokusundan dolayı çevrelerince hemen farkedildikleri ve bu nevîden şanslıların, bir ömür boyu o kokularını muhâfaza ettikleri gibi; Kur'ân'ın bu güzelliğini velev bir kez olsun- yaşayanlar için, ömür boyu bu güzel koku burcu burcu burunlarında, gönül dünyâlarında tütecektir Belki de sonsuza dek

Burcu burcu tüten, Kur'ân medeniyetinin kokusu, O'nun yasanmasıyla, hayâta hayât kılınmasıyla, insanların ahlâken Kur'ân ahlâkıyla mütehallik olmasıyla mümkündür Efendimizin ahlâkı Kur'ân'dı O'nda, Muhammed î bir koku vardı O (Sallallâhü "Aleyhi ve Sellem), hiç bir koku kullanmadıkları hâlde de mis gibiydi Belki de O'nun kokusu, Kur'ânî kokuyla, Kur'ân ahlâkıyla ahlâklandığından dolayı bütünlesmisti

Kimbilir; belki az ötede, sırrının zuhûr edeceği, Kur'ân'ın hayâta hayât olacağına inandığımız bahar iklîminde, rûh-u revân-ı Muhammed î'nin minârelerden sehbâl açacağı, Kur'ân'ın gür sadâsının îmân kulağıyla dinleneceği ve Kur'ân medeniyetinin tesekkül edeceği zamanın altın diliminde; etrâf-ı âlemde bir bir açan bahar çiçeklerinin, bahara uyanmıs güllerin kokuları, Kur'ân'ın burcu burcu tüten kokusu; o günler için çile çeken fedâkâr rûhların kabirlerini Cennet bahçeleri hâline çevirecek ve bize sonsuzluğun zümrüt yamaçlarından esen ebedîlik ıtırları koklatacaklardır Ve iste o zaman, Sus! Kâinât mescid-i kebîrinde Kur'ân kâinâtı okuyor, onu dinleyelim O nûr ile nûrlanal?m Hidâyetiyle amel edelim Ve O'nu vird-i zebân edelim Evet, söz odur ve ona derler Hâk olup Hâk'tan gelip hâk diyen ve hakîkâti gösteren ve nûranî hikmeti nesreden odur sözü tam mânâsıyla mâkes bulacak, yer ve gökteki herkes sadece onu dinleyecektir

Hâsıl-ı kelâm; kıymetini bilen talihliler için Kur'ân, (Lâhikalar'da geçen bir cümlede dendiği gibi), Mâzî ve istikbâli râyiha-i tayyibesiyle muattar edecek bir gül fabrikasıdır O, bizim için apayrı ve yepyeni, ter-ü tâze bir dünyâ, ilâhî sırlar mecmûası, ervâh-ı tayyibe makâmında ciğerlerimize kadar koklayıp çekebileceğimiz bir revâih-i tayyibe (attâr, güzel koku) dükkânıdır Onun teveccühü mesâbesinde olan, kudsî kokusunu koklama ve bu lütfu bayıltıcı bir zevkle avlayıp yakalama; O'nu bol bol okuyup dinleyerek; maddî ve manevî âlemimizi Kur'ân'a göre ayarlayıp akord ederek, O'nun ahlâkıyla bütünlesip, âdetâ bir yürüyen Kur'ân olarak kazanabileceğimiz büyük mazhariyetlerdendir

O'nun hayâtbahs olan kokusunu hissedip, tâ gönül dünyâmızın ciğerlerine kadar onu çekebilme ve Kur'ân bahçesinin ihlâsla sakıyan bir bülbülü olabilme ümit ve duâsıyla

Bayram Kusursuz



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Çevrimdışı dai

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 456
  • Konu: 156
  • Derviş: 693
  • Teşekkür: 3
Ynt: Kur'an’ın Kokusu ve Çağrışımları
« Cevapla #3 : 14/07/08, 10:00 »
Kur'ân turunç gibi tatlıdır Bu tadı tadan, O'na âsık olur Kur'ân'ın bir de kokusu vardır Kim o kokuyu duysa, meczûb mevlevî gibi Kur'ân'ın etrafında pervâz etmeye baslar ıste bu, gerçek mü'minin hâlidir Kur'ân, onun rûhunda, kalbinde ve ağzında böyle en güzel mânâsını bulmus olur

Bu satırları, "Fâtihâ Üzerine Mülâhazalar'dan "Giris' kısmını, tekrâr mütâlâa ederken, ilk Kur'ân okumaya basladığım çocukluk yıllarımı, hasret ve hüzünle hatırladım

Çocukluğumda, köyümüzde Kur'ân öğrenmeye başladığım sıralarda, yeşil kaplı bir Mushaf-ı şerîf'im vardı Bilemiyorum hangi, bir ilk öğrenmeye ödül olarak bana alınmıştı bu; çocukluğumdaki tâzeliğini, ilk olma hissini, hattâ kendine has kokusunu hissederek, hâtırâsını yâdedip unutmadığım yeşil kaplı Kur'ân'ım Koyun-kuzu güderken, yeşil çimenlikler üzerinde, dağlarda O'nu okur, bâzı sayfalarını ezberler; ve bâzen de, dağlardan, bahçelerden kopardığım güzel kır çiçeklerinden, lâlelerden, papatyalardan ve bunların yapraklarından Mushaf'ımın sayfalarının arasına koyardım Bunu, şimdilerde tam olarak anlayamadığım ve bilemediğim bir hisle; belki hâtırâ olsun diye, belki de çocuk aklımla çiçeği, çiçek kokusunu Kur'ân'a çok yakıştırdığımdan dolayı, -her neyse-, Kur'ân'ımın bâzı sayfaları arasına özenle yerleştirirdim Günler geçtikçe, o çiçekler orada kurur, hattâ mushafın yapraklarına yapışır, bâzen de orada iz bırakırlardı Çiçek ve yaprak izi Ben de, o kuru çiçekleri, yaprakları zedelemeden koklar, dağlarda Kur'an okuduğum tatlı zamânları hatırlar, o güzel günlere uçup giderdim Belki halâ, o çiçekler kupkuru bir halde, mushafımın sayfaları arasında bulunuyorlardır Hiç olmazsa kuru çiçeklerin ve yaprakların kokuları Kur'ân'ımın safyalarına sinmiş, nostaljik izleri orada kalmıştır Kim bilir! şimdilerde, O Kur'ân'ımı her tahayyül edişimde, güzel çiçeklerle ve kokularıyla bezenmiş olarak gözümün önüne getiriyor ve çocukluğumun, güzel günlerini özlemle yâdediyorum

Yukarıda, Fâtihâ Üzerine Mülâhazalar'dan alıntı yaptığım cümlelerde; Kur'ân-ı Kerîm'in kokusundan bahsediliyor Hayâtını, Kur'ân hizmetine adamıs ve O'nunla bütünlesmis ve halâ onca rahatsızlıklarına rağmen gurbette, yine bu istikâmette mesâî harcayan bir Kur'ân ehlinin, çok hos bir tesbîti bu O, hissettiği, zevkine erdiği güzellikleri dile getiriyor ve bize de bu lütûflara erme yollarını gösteriyor Biz de, yine O'ndan, küçücük dağarcıklarımıza alıp sığıstırabildiğimiz, bize bakan yönüyle- feyiz kırıntılarından istifâdeyle bu konudaki hislerimizi, düsüncelerimizi ve tahayyüllerimizi, -denemecik mâhiyetinde bile olsa- aktarmak istiyoruz En azından, duâ olması ümidiyle


Kur'ân-ı Kerîm'in kokusu;
Okundukça anlaşılan, tekrâr ettikçe tadına varılıp hissedilen; O'na yakınlık duyup, teveccüh ettikçe âşinâ olunan bir koku Tilâvetiyle şerefyâb olurken, etrâfa yayılan üns esintileri, içimize saldığı tatlı ferâhlık, sımsıcak lâhûtî atmosfer Cemîl-i Zülcemâl lutfederse- gönlümüzün en derin noktalarına kadar çekebileceğimiz tatlı, rûhânî, melekûtî koku Tâbir câizse- Kelâmullah'ın, Mütekellim-i Ezelî'nin kelâm sıfatının lâhûtî kokusu Bu konuyu, bu şekilde îzâh edebilme rahatlığımızın ve cesâretimizin kaynağı, Hz Bedîüzzamân'dır Zîrâ, 8 şuâ'da; Cenâb-ı Hakk'ın Adl ev Hakem isimlerinin kokularından bahsederken şöyle buyuruyor, Kur'ân'ın bu nâdîde talebesi: "O iki ismin râyiha-i tayyibesiyle ve çok hoş kokularıyla, dünya güzel kokular alır, attâr dükkânı gibi râyiha-i tayyibe verir" Evet, demek ki Cenâb-ı Hakk'ın bâzı esmâ ve sıfatlarının, yine O'na has bir keyfiyette bir kısım husûsiyetleri ve bunların meclâlarını bulduklarında da tecellî etme durumları vardır Arş-ı Âzâm'dan, ısm-i Âzâm'dan her ismin mertebe-i âzâmından gelip, bütün âlemlerin Rabbi îtîbâriyle Allah'ın kelâmı olan Yüce Beyân'ın da elbette ki bu husûsta büyük mazhariyeti söz konusudur Ku'ân'a has koku Kur'ân'ın çiçek bahçesi mesâbesindeki dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri, tomurcukları, çekirdekleri sûreleri, cüz'leri, hizpleri, âyetleri, cümleleri, kelimeleri ve harfleri Ve bütün bunlardan damlayan, kristâlleşen, külçeleşen manevî edâ Başka hiçbir kokuya ihtiyaç bırakmayabilecek kadar hoş ve kendine has Kur'ân kokusu ıçindeki muhteşem güzellikleriyle gül, leylâk, zambak, sümbül, karanfil, menekşe, nergis bahçesi mesâbesindeki Kur'ân'ın; renk renk, desen desen, buğu buğu Cennet bahçesinin kokusu Belki de bu, büyük Üstâd'ın tâbiriyle, bir şecere-i nûrânîye olan Kur'ân'ın, O'nunla gerçek bir dostluk sonucu, kendisini ziyârete gelen dostlarına bir ikrâmı

Evet, Kur'ân'ın misâfirleri vardır dâimâ Kur'ân, serefli ve mânevî misâfirlerine birçok lütûflarda bulunduğu gibi, bu özellik ve güzelliğinden de ikrâm eder, bâzen Nebîlerin Gül'ü ("Aleyhi's-Selâm) Efendimiz'in buyurduğu sekilde: Koku, külfetsiz bir ikrâmdır aslında Güzel kokulardan hoslandıkları bilinen melekler bu kudsî misâfirlerdendir, meselâ Çünkü, onların da bir zevk-i mahsûsları vardır ve onların gıdalarından biri de râyiha-i tayyibedir Evet, ervâh-ı? tayyibe, revâyih-i tayyibeyi sever (24 Söz) Hele bu, Cennet'in cumâ yamaçlarının esintilerini duyuran ve bir Hâk vergisi olan Kur'ân'ın kokusu olursa Aslında Kur'ân; farkedebilen ve hissedebilen gönüller için, -tâbir câizse- âdetâ bir misk kutusu, belki de bir ıtriyât mesheri gibidir Bu hos ve güzel koku, kendi misâfirlerine bir ikrâmıdır Kur'ân'ın Bu ikrâm; en güzel bir sekilde, O'nun sânına yakısır ve yarasır bir hâlde, derin bir teveccühle mukâbelesini bulmalıdır O'nun, ancak Kur'ânîlesenlere nasîb olabilecek bu güzelliği ve ikrâmı, hüsn-i kabûlle alınmalı ve bu hediyeye daha da Kur'ânîleserek cevâp verilmelidir

Kur'ân, ehlini, kendisine teveccüh edeni bulunca âdetâ bir misk kutusunun kapağının açılması gibi, kendisini açar; güzelliklerini, güzel kokusunu neşreder Zirâ, kendisine güzel bir misâfir gelmiştir Kadr ü kıymetini bilen bir misâfir çalmıştır, Kur'ân'ın hiç kapanmayan vefâlı kapısını Yanık yanık okumakta, mânâlarını tedebbür ve tefekkür etmektedir Belki rûhânîler de iştirâk etmiştir bu ziyâfete Onlar da dinliyorlardır huşû" ve hudû" ile Elbette Kelâmullah, bu şerefli dostlarını, el-gönül açan, boyun büken misâfirlerini eli boş çevirmeyecek, en güzel şekilde ağırlayacak, maddî manevî güzelliklerini cömertçe saçacaktır Tabîî ki bütün bunlar, Kur'an'la sıkı bir yakınlık ve âşinâlık sonucu hissedilebilecek büyük mazhariyetler Herhâlde, O'nunla irtibâtını kavî tutmayanlara ulaşacak lütûflar cinsinden şeyler değildir Ve bu, şu satırları karalayan için, görmediği bir dünyâyı anlatmaya yeltenme gibi birşeydir Belki de bütün bunlar, herkesin farklı farklı hissedebileceği durumlardır Kur'ân'ın kokusu, belki de daha başka birşeydir ki, bunu da ancak zevk-i selîm sâhibi gerçek Kur'ân ehli, talebesi ve bu işin erbâbı olanlar, O'na gönülden bağlananlar bilir şu enfes ifâdeler de, bu bağın nasıl olması gerektiğini bize anlatır: öyle kenarından tutan kimselerin Kur'ân-ı Kerîm'in nûrundan ve feyzinden gerektiği kadar istifâde etmeleri düşünülemez Burada, kalbim titreyerek şu tabiri kullanacağım, Kur'ân beni mâzûr görsün: Kur'ân, kendisine samîmî âşık olmayanlara kıskançtır, onlara birşey vermez Sen bütün gönlünle, hissinle Kur'ân'ın mecnûnu olur, ona yönelirsen o da sana teveccüh edecektir Aksi hâlde sen, Kur'ân-ı Kerîm'in ucundan ucundan tuttuğun müddetçe Kur'ân, sana sırlarını açmayacaktır Zîrâ bu Kelâm-ı ılâhî, kendisine bütün benliğiyle teveccüh eden âşık gönüllere nûr ve feyiz aksettirir Sen O'nu okumaz, mânâsını tedebbür etmezsen, O'nun feyzinden mahrûm kalırsın

Kur'ân âyetlerinin türlü türlü vecheleri ve perdeleri vardır Bunlar, bir gül goncasının bir bir açılması gibi, teveccühle ve zamanla açıldıkça açılır Öyle âyet-i kerîmeler vardır ki, insanın rikkâtine çok dokunur; bir kısmı da birden gönüllere insirâh salar; kimisi bizim için âdeta yıldızlasmıs, özel bir önem kazanmıstır Bazı âyetlerin, hatta bazı kelimelerin bizde husûsî bir anlamı, mânâsı ve hâtırası olabilir

Efendimiz (Aleyhi's-Selâm) bir hadîs-i şerîflerinde, Kur'ân okuyan mü'min turunçgillerden portakala benzer Onun tadı güzeldir, kokusu da O'nu okumayan mü'minin misâli de hurma gibidir Kokusu yoktur ama tadı lezzetlidir Kur'ân okuyan münâfığın misâli, kokusu güzel fakat tadı acı olan reyhân/fesleğen gibidir O'nu okumayan münâfığın misâli ise, kokusu bulunmayan, tadı da acı olan Ebû Cehil karpuzu gibidir buyurur (Buhârî, Fedâilu'l-Kur'ân, 17) Demek ki, Kur'ân'ın kokusu, okudukça müminlere de siniyor ve onların mânevî hayâtlarına, rûh yapılarına, Kur'ân'a lâyık olup olamamasına, O'nunla meşgûliyet ve irtibâtının sağlamlığına, insanların kalbî durumlarına göre bir tecellî boyutu oluyor Bu, mü'minde âdetâ portakal kokusuna dönüşüyor Ona o şekilde sinip sirâyet ediyor, böylece beşerî bir keyfiyete bürünüp, böyle aksediyor ve kendisini duyuruyor Kur'ân okumayan mü'mine ise onun kokusu ulaşmıyor ve bu, mânâ âleminde de hissedilmiyor ve mü'min bu güzellikten mahrûm kalıyor Münâfıkta ise fesleğen kokusuna dönüşüyor Netîce îtîbâriyle, Kur'ân'ımızın kendisini hissettiren bir kokusu, tazeliği, terâveti mutlaka vardır Bu belki de; daha başka, çokça haşir neşir olunan eserlerde bile görülebilir Hatta, insan bazen kendi okumuş olduğu Mushaf-ı şerîf'ine alışır ve hep ondan okumak ister Onunla bir diyaloğa girmiştir; birden çeşitli çağrışım ve hâtıralara gidiverir O'nunla Zîrâ, O'nu iyi tanımıştır, mushafı da onu Âşinâdırlar birbirlerine Belki de, kokusundan tanır; âşinâ olduğu Kur'ân'ını gördüğünde, nazarını dikkâtle O'na çevirir ve Kur'ân, talebesini kendine cezbediverir Kokusundan, edâsından, yaydığı mânevî havadan O'nu bilir insan Hattâ, belki de sûrelerin; dahası, bâzı âyetlerin kendilerini farkettirecek kokuları bile vardır Ve herbirisinin bu mânâda farklı dalga boyu, televvün şekli de olabilir Ne güzel söyler, Kur'ân'ı gönüllerimize duyuran Büyük Çilekeş: Evet, Kur'ân, bir ş?ecere-i tûbâ hükmüne geçip, ş?u âlem-i ıslâmiyeyi bütün mâneviyâtıyla, ?şeâir ve kemâlâtı?yla, desâtir ve ahkâmıyla yapraklar suretinde ne?şredip, asfiyâ ve evliyâs?ın?ı birer çiçek hükmünde o ağacı?n âb-ı? hayât?ıyla tâze, güzel gösterip, bütün kemâlât ve hakâik-?ı kevniye ve ılâhiyeyi semere verip, meyvelerindeki çok çekirdekleri amelî birer düstûr, birer program hükmüne geçip, yine meyvedâr ağaç hükmünde müteselsil hakâik?ı gösteren Kur'ân nerede; beşerin malûmumuz olan kelâm?ı nerede?(25 Söz)

Kur'ân âsıkları; O'na yakınlastıkları zamân, kokularının o kendine has güzelliği ile O'nu hemen farkederler, hemen O'nun tatlı ve kucaklayıcı iklîmine sığınırlar ve O'nu tanırlar O da kendisini hissettirir her zaman, kendi ehline Yüce Beyân'ın gerçek mânâsıyla okunduğu mekânlar nûrlanır, meleklerin sehrâyin ve senlik panayırlarına dönüsüverir Melekler orayı kusatır, tâ göklere kadar Sekîne iner oraya, tâ semâlar ötesinden O, kendisine sâhip çıkan yüzlerde tele'lü' eder, aydınlatır o dırahsân çehreleri Sonsuz Nûr'uyla Kur'ân ehlinin ve talebesinin geçtiği çoraklıklar lâlezâra ve gül bahçesine dönüsür Hani, Enes b Mâlik (ra) Nebiler Sultan'ı için söyle der ya: Resûlullah Efendimiz Medîne sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk, o yoldan Hazreti Peygamber'in geçtiğini söylerdi Bizler, Peygamber Efendimiz'in gelisini, kokusunun güzelliğinden anlardık (ıbn Sa'd, Tabakât, I, 398)

Süleymân Çelebî'nin Mevlid-i şerîf'teki Terlerse, güller olurdu terleri ifâdesi Efendimiz için söylenmiştir Ancak, Kâinat'ın Efendisi'nin de, ahlâkını bizzât kendisinden aldığı bu Yüce Kitâp'ta da, mutlaka böyle bir güzellik vardır Vardır ki Kur'ân'ın hâdimleri bundan bahsetmektedirler Efendimiz'in mübârek terlerini, fırsat buldukça bir cam şişede toplayan sahâbî hanımları gibi, kimbilir nice Kur'ân âşığı, O'nun kokusuyla hayât bulmakta ve o güzel kokuları biriktirmektedir, kâlblerinin en mahrem yerlerindeki kutucuklarında Belki de, artık o âşığın ayrılmaz bir parçası, onun tabîî bir yanı oluvermektedir, gören gözler nazarında Ve yine, Fahr-i Kâinât Efendimiz'in, başını sıvazladığı, yüzünü okşadığı çocukların, üzerlerine sinen o eşsiz kokusundan dolayı çevrelerince hemen farkedildikleri ve bu nevîden şanslıların, bir ömür boyu o kokularını muhâfaza ettikleri gibi; Kur'ân'ın bu güzelliğini velev bir kez olsun- yaşayanlar için, ömür boyu bu güzel koku burcu burcu burunlarında, gönül dünyâlarında tütecektir Belki de sonsuza dek

Burcu burcu tüten, Kur'ân medeniyetinin kokusu, O'nun yasanmasıyla, hayâta hayât kılınmasıyla, insanların ahlâken Kur'ân ahlâkıyla mütehallik olmasıyla mümkündür Efendimizin ahlâkı Kur'ân'dı O'nda, Muhammed î bir koku vardı O (Sallallâhü "Aleyhi ve Sellem), hiç bir koku kullanmadıkları hâlde de mis gibiydi Belki de O'nun kokusu, Kur'ânî kokuyla, Kur'ân ahlâkıyla ahlâklandığından dolayı bütünlesmisti

Kimbilir; belki az ötede, sırrının zuhûr edeceği, Kur'ân'ın hayâta hayât olacağına inandığımız bahar iklîminde, rûh-u revân-ı Muhammed î'nin minârelerden sehbâl açacağı, Kur'ân'ın gür sadâsının îmân kulağıyla dinleneceği ve Kur'ân medeniyetinin tesekkül edeceği zamanın altın diliminde; etrâf-ı âlemde bir bir açan bahar çiçeklerinin, bahara uyanmıs güllerin kokuları, Kur'ân'ın burcu burcu tüten kokusu; o günler için çile çeken fedâkâr rûhların kabirlerini Cennet bahçeleri hâline çevirecek ve bize sonsuzluğun zümrüt yamaçlarından esen ebedîlik ıtırları koklatacaklardır Ve iste o zaman, Sus! Kâinât mescid-i kebîrinde Kur'ân kâinâtı okuyor, onu dinleyelim O nûr ile nûrlanal?m Hidâyetiyle amel edelim Ve O'nu vird-i zebân edelim Evet, söz odur ve ona derler Hâk olup Hâk'tan gelip hâk diyen ve hakîkâti gösteren ve nûranî hikmeti nesreden odur sözü tam mânâsıyla mâkes bulacak, yer ve gökteki herkes sadece onu dinleyecektir

Hâsıl-ı kelâm; kıymetini bilen talihliler için Kur'ân, (Lâhikalar'da geçen bir cümlede dendiği gibi), Mâzî ve istikbâli râyiha-i tayyibesiyle muattar edecek bir gül fabrikasıdır O, bizim için apayrı ve yepyeni, ter-ü tâze bir dünyâ, ilâhî sırlar mecmûası, ervâh-ı tayyibe makâmında ciğerlerimize kadar koklayıp çekebileceğimiz bir revâih-i tayyibe (attâr, güzel koku) dükkânıdır Onun teveccühü mesâbesinde olan, kudsî kokusunu koklama ve bu lütfu bayıltıcı bir zevkle avlayıp yakalama; O'nu bol bol okuyup dinleyerek; maddî ve manevî âlemimizi Kur'ân'a göre ayarlayıp akord ederek, O'nun ahlâkıyla bütünlesip, âdetâ bir yürüyen Kur'ân olarak kazanabileceğimiz büyük mazhariyetlerdendir

O'nun hayâtbahs olan kokusunu hissedip, tâ gönül dünyâmızın ciğerlerine kadar onu çekebilme ve Kur'ân bahçesinin ihlâsla sakıyan bir bülbülü olabilme ümit ve duâsıyla

Bayram Kusursuz



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Kıyametin Oluşu ve Başlangıç Alâmetleri Mehmet Akif'in Safahat'ı bestelendi... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.347 saniyede oluşturulmuştur


Kur'an'ın KokusuGüncelleme Tarihi: 17/11/19, 02:34 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim