Mal Canın Yongasıdır - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.053 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.599 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22897 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Mal Canın Yongasıdır , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1646 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Mal Canın Yongasıdır }   Okunma sayısı 1646 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.734
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Mal Canın Yongasıdır
« : 14/06/11, 19:09 »
Ali YURTGEZEN kaleme aldı, DİĞER YAZILAR bölümünde yayınlandı.

--------------------------------------------------------------------------------

Taşı veya ağacı, pürüzlerini gidererek düzeltmek, işe yarar bir biçime sokmak için yontarlar. Yontmak yahut eski Türkçedeki söylenişiyle “yonmak”, bir düzeltme işlemidir demek ki. Nitekim ağaç yonulur türlü işlerde kullanılabilecek ahşap malzeme olur. Taş yonulur duvar olur. Kamış yonulur kalem olur. İnfakla yonulan canın sahibi de ‘beşer’ iken ‘adam’ olur.

Geçmişte, aziz-i vakt olduğumuz zamanlarda medeniyetimize kaynaklık eden bir irfanımız vardı bizim. Modernizmin nefse hoş gelen görüntüsüne aldanıp beşer kalmaya razı olalı beri, bugün hâlâ bazı sözlerin derinliklerinde varlığını sürdüren bu irfana itibar etmiyor, değer vermiyoruz.

Adam olmayı değil beşer kalmayı tercih ettiğimiz için değer yargılarımız değişti çünkü. Meselelere adam gibi yaklaşmayı akıl edemiyor, sadece beşeriyetimiz açısından bakabiliyoruz artık. Soylu bir medeniyetin sırlarını fısıldayan deyim ve atasözlerimizi, derinlerindeki mesajı duymaya çalışmak yerine, beşerî zaaflara bahane yapmak için kullanmanın sebebi bu olmalı.

Aksi halde “infaka, tasadduka, vererek nitelik kazanma”ya yönlendiren “mal canın yongasıdır” deyimini; “esirgemeye, biriktirmeye, biriktirdiklerini canı gibi korumaya teşvik” gibi anlayarak, sigorta şirketlerinin ikna argümanı haline getiren tutumu izah edemeyiz. Gerçi bu tutumun da öbür türlüsünü izah edebilmesi mümkün değil. Öyleyse şu “mal canın yongasıdır” sözünün hakikati üzerine adamakıllı kafa yormak gerekiyor.

İnfak bir düzelme imkânıdır

Yonga; taş, metal, ağaç cinsi nesnelerden, kesilir, rendelenir veya yontulurken çıkan kıymık, iri talaş, kamga demektir. Ait olduğu bütünden kopan bir parçadır yani. Canı her şeyden kıymetli olan ve dünya hayatını lüks içinde yaşamayı gaye edindiği için malı mülkü çok önemseyen modern insan, bir şekilde elden çıkan malın candan kopan bir parça gibi insana acı vereceği kabulünden hareketle, “mal canın yongasıdır” sözünü mal düşkünlüğünün, sahip olduklarını esirgemenin mazereti sanıyor. Halbuki bu sözden hareketle ulaşılan, “insanın malını canı kadar sevdiği, malı gidince canı gidiyormuşçasına acı çekeceği” varsayımı hem ceddimize bühtandır hem de “candan verme”nin mutlaka bir eziyeti yaşatacağı gibi yanlış bir önyargıya dayanmaktadır. Fakat yine de bu anlayıştaki asıl problem, candan kopuşun acısı üzerinde yoğunlaşırken malın “yonga” olarak nitelendirilmesini gözden kaçırmasıdır.

Mal mademki yongaya benzetilmiştir, ister nefse ağır gelsin, ister hoş gelsin, bir şekilde elden çıkarılmış demektir. Yonga, ağaçtan yontulup koparılmayınca yonga olmaz çünkü. Bu durum, mal canın yongasıdır sözüyle ilgili, “mal, canın siperidir”, “canı korumak için malı korumak gerekir” gibi bütün açıklamaları geçersiz kılar. Yonga olarak nitelenen mal artık size ait değildir ki onu muhafazadan yahut onun sizi muhafazasından söz edilebilsin. Öte yandan yonga bir yontma işleminin sonucu olduğuna göre, yonga hükmündeki mal, maksatlı bir dış müdahaleyle sahibinden koparılmıştır. Asıl üzerinde durulması gereken de vermeyi, harcamayı, elden çıkarmayı zorunlu kılan yontma tarzındaki bir müdahaleyle neyin amaçlandığıdır.

Taşı veya ağacı, pürüzlerini gidererek düzeltmek, işe yarar bir biçime sokmak için yontarlar. Yontmak yahut eski Türkçedeki söylenişiyle “yonmak”, bir düzeltme işlemidir demek ki. Nitekim ağaç yonulur türlü işlerde kullanılabilecek ahşap malzeme olur. Taş yonulur duvar olur. Kamış yonulur kalem olur. İnfakla yonulan canın sahibi de ‘beşer’ iken ‘adam’ olur.

Candan vermek

Bizim “adam olmak” dediğimize Kur’an-ı Kerim Âl-i İmran suresinin 92. ayetinde “birr” diyor ve birr’e, yani hayra, iyiliğe, fazilet mertebesine ulaşarak “ebrâr”dan sayılmak için infakı, ama “sevdiğimiz şeylerden Allah için” infakı şart koşuyor. “Mal canın yongasıdır” sözü işte tam da bu ayetin meali sanki. Malın “yonga” olması infaka, “canın yongası” olması ise hiçbir tereddüde kapılmadan, can u gönülden ve sevdiklerimizden infaka işaret. Böylece gerçekleşen yontulma, düzeltilme, insanı ebrâr safına dahil ediyor. 

Candan yonulmuş olması, infak edilen malın aşkla, severek, isteyerek en sevilen şeylerden verildiğini anlattığı kadar bir tecerrüdü (maddeden kurtulmayı) ve böylece ulaşılan gerçek bir dirilik halini de anlatır. Zira yonga hükmü kazanan, yani dağıtılan, tasadduk edilen metaın candan yonulması, o nesnelerin canın özü veya parçası olduğu manasına gelmez. İnfakla candan yonulan şey, canı perdeleyen, dolayısıyla gerçek bir diriliğe mani olan tortu hükmündeki maddi ve fani unsurlardır. Nitekim tasavvuf terbiyesi de aynı maksadı gözetir ve kendine mahsus metotlarla insanı dünyevî alakalardan kurtarıp mücerret kılmak ister. Bu sebeple bazı tarikatlerde sofilere “can” diye hitap edilir.

Can, bedenimize üflenen ilâhi nefhadır. Âdemiyetimizdir, ruhumuzdur, bizi mahlukatın en şereflisi yapan aslî hüviyetimizdir. Can cevherimizi arazlarından, beşeriyetimizin ve nefsimizin tahakkümünden kurtarmadan canlılık kazanmamız da, kendimiz olup hüviyetimize uygun iradî işler yapmamız da mümkün değildir.

Şüphesiz ki böyle bir arındırma işlemi bilhassa başlangıçta acı verecek, nefse ağır gelecektir. Dinin emri olduğu için malını yonga yapan, belki de verdiklerinin gerçekten de canından gittiği zehabıyla bir gönül darlığı ile boğuşmak zorunda kalacaktır. Fakat işte ancak bu badiredeki zorluğa katlanarak can bulunmakta, ilâhi takdirin zorlukta gizlediği kolaylığa ancak böyle ulaşılabilmektedir.

Birr’e erince

İnfaka hep “muhataba yardım” olarak bakar, muhtaçlara el uzatılması gerektiğinden, bunun ahiretteki sevabından söz ederiz daha çok. İnfakın, bir düzeltmeye tabi tutmak suretiyle infak edene bu dünyada kazandırdıkları üzerinde pek fazla durmayız nedense. “Mal canın yongasıdır” sözünün yanlış anlaşılmasında galiba bu ihmalin de rolü var. Halbuki ahirette ayrıca ecri olmakla birlikte, kişinin Allah rızası için ve sevdiklerinden infakla ulaşacağı “birr”, bu dünyada yakalanması istenen bir “yüksek seviye”dir. Birr’e ermek, infakın tesviyesiyle bir hayır ve iyilik halini kuşanmaktır. Dünyanın geçiciliğine, malın mülkün emaneten verildiğine dair doğru bir idrâke sahip olmaktır. Bencillikten kurtulup “biz” şuuruyla başkalarını hesaba katma incelik ve rikkatinin kazanılmasıdır. Dünyanın gönülden çıkarılarak kalbin diri kılınması, insanın gerçekten yaşıyor olması, can bulmasıdır.

Bu sebepledir ki infakla yonulup birr mertebesine yükselen insan, medeniyet inşasına ehil ve özne olabilen insandır. Başka bir deyişle, medeniyet kurabilecek insan tipinin en belirgin vasıflarından biri, infak edebilmesidir. Hz. Ebubekir r.a.’ın hilafeti zamanında, “namaz kılarız ama zekât vermeyiz” diyen mürtedlerin yontulmamış bedevîler olması tesadüf değil şu halde. Yahut demek ki Selçuklu ve Osmanlı’nın inşa ettiği medeniyete boşuna “Vakıf Medeniyeti” denmemiş.

Nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, bizim medeniyetimiz Medine’den aldı ilhamını. Bugün de bir medeniyetimizin olması için önce bir Medinemizin olması gerekiyor. Hatırlatmakta fayda var: Yesrib’i Medine yapanlar arasında bütün varını veren Hz. Ebubekir r.a. gibi, Muhacir’le sevdikleri her şeyi gönül rahatlığıyla paylaşabilen Ensar gibi infak kahramanları da bulunuyor.

Ramazandır; yonulup tesviye olmanın en uygun vaktidir. Zekâtla, sadaka-i fıtırla, az çok demeden infak edip medeniyetimizi ihya için can bulma fırsatıdır.


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/mal-canin-yongasidir-t28621.0.html



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Gözyaşı Geceleri - Kaçış [Tavsiye Ederim] Kütüb-i Sitte Hadis Ansiklopedisi ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.171 saniyede oluşturulmuştur


Mal Canın Yongasıdır Güncelleme Tarihi: 24/10/19, 04:25 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim