SEMERKAND GRUP > Mostar

Medine'de On Gün

(1/1)

Rehnüma:

Birinci Gün: Pasaportuydu vize işlemleriydi derken havalimanında kafilemle tanıştım. Karşılaştığım kalabalığın, babaannemi ve dedemi anımsatan ihtiyarlardan oluşması biraz keyfimi kaçırmıştı. Gördüğüm bu manzaranın beni düşündürdüğünü söyleyebilirim. Gençler mübarek topraklar yerine Avrupa’yı, Amerika’yı tercih ediyorlar.

İkinci Gün: “Bâbü’s-Selam” isimli bir kapıdan girerek Hz. Peygamber’i (s.a.v) selamladık. Efendimiz’in (s.a.v) kabrinin bulunduğu Hücre-i Saadet’in önünden geçtik. Uzun bir kuyruk vardı. Herkes Allah Resûlü’nü (s.a.v) vefat etmeden önce ziyaret ediyor gibiydi. Yol boyunca ısrarla bir hadis vurgulanmıştı: ”Beni vefatımdan sonra ziyaret eden hayatımda ziyaret etmiş gibidir.” Evet, bu hadis burada yaşananların izahıydı.

Üçüncü Gün: Cennetü’l-Bâkî’yi görmek arzusuyla yola çıktık.  Buraya geldiğimizde huzurum artmıştı. Mezarlık kasvetli, tedirgin edicidir. Fakat Cennetü’l-Bâkî tüm bu duyguların dışında insana manevi huzur veren bir kabristandı.  Böylelikle ziyaretimiz çok güzel geçti. Fatihalar, Yasinler okuduk. Unutulmaz ziyaretimizin yanı sıra hocanın söylemiş olduğu bir dize aklımda kalan iyi şeylerdendi: “Hor bakma sen toprağa / Toprakta kimler yatar”

Dördüncü Gün: Mescid-i Nebevî’ye ilk vardığımızda birçok kapı karşılamıştı bizi. Selam Kapısı’ndan girdiğimde selamet ve huzur bulmuştum. Bu durum kapı isimlerine dikkatimi celp etti. Bugün doğruluk ve sadakatimin artması duasıyla Ebû Bekir Sıddîk Kapısı’ndan girdim. Ameller niyetlere göre değil midir?

Beşinci Gün: Rahmet Kapısından girdim.  Rahmet umuyorum.

Altıncı Gün: Uhud’a gittik. Okçular Tepesi’ne çıktım. Kafiledeki yaşlılar zorlandı. Buraya genç olarak geldiğime bir kez daha şükrettim. Burada Hz. Peygamber’e (s.a.v) itaatin ehemmiyetini daha iyi idrak ettiğimi düşünüyorum.

Yedinci Gün: Mescid-i Nebevî’ye Cibrîl isimli kapıdan girdim. Ashâb-ı Suffa’nın kaldığı kısma çıktım. Oturdukları yüksek yerde biraz oturdum. Çok özel bir yer olduğu hissediliyor. Ashâb-ı Suffa yoksullardan oluşan bir toplulukmuş. Bunlar Mescid-i Nebevî’de kalıp sürekli ilimle ve zikirle meşgul olurlarmış. Ebû Hureyre’nin (r.a) de aralarında bulunduğu bu yoksul sahabileri düşününce aklıma “İlmi dileyene, zenginliği dilediğime veririm” kudsî hadisi geldi.

Sekizinci gün: Bir önceki gün olduğu gibi Ashâb-ı Suffa’nın bulunduğu yerdeydim. Bu mekânı çok sevdim.  Kalabalık her geçen saat artsa da imkan buldukça burada bulunacağım. Burası Resûlullah’ın (s.a.v) ve Hz. Fâtıma annemizin evinin arkasında bulunuyor. Hemen önümdeler. Sesimi bile duyuyor olmalılar diye düşünüyorum. Salavat getiriyorum. Allah’ım, buradan ayrılmak istemiyorum. 

Dokuzuncu Gün: Kuba Mescidi’nde iki rekât namaz kıldık. Bu mescidin ilk taşını Resûlullah koymuş. Bu mescitte iki rekât namaz kılana umre sevabı verildiğini duyduk. Daha Mekke-i Mükerreme’ye gitmeden, ilk umre sevabını almış olduk.

Onuncu Gün: Ayrılık vakti gelmişti. Son gün yeşil halıya vardık. Tüm mescidin halısı kırmızı. Sadece minber ile Efendimiz’in evi arasındaki kısım yeşil. Peygamber Efendimiz (s.a.v) burası için “Cennet bahçesidir” buyurmuş. Allah Resûlü’nün hemen yanı başında biriken müminler tövbe edip namaz kılıyorlar. Hocamız bir dua öğretti: “Allah’ım dünyada bizi cennet bahçesine aldın. Ahirette de al. Dünyada sevgiline yaklaştırdın. Ahirette de yaklaştır.”

Mostar Dergisi,Süleyman Halil OKTAN,Mayıs 2013,Sayı 99

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/medinede-on-gun-t35321.0.html;wap2

Ebediyat:
Allah (c.c) razı olsun inşâAllah.

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git