Mehmet Akif Ersoy - Tarih Sayfalarından
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.061 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.643 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22909 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Mehmet Akif Ersoy, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 4005 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Mehmet Akif Ersoy}   Okunma sayısı 4005 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.736
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Mehmet Akif Ersoy
« : 01/04/08, 02:20 »



 
Bir milletin varolma mücadelesinin simgesi olacak İstiklal Marşı’nın şairi Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul’da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde dünyaya geldi.

 

Asıl adı Mehmet Ragif’tir. Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelir ve bu rakam Akif’in doğum tarihidir. Babası Fatih Medresesi müderris ve mücizlerinden (icazet veren) İpek’li Temiz lakabıyla anılan Tahir Efendi’dir. Annesi ise Buharalı Mehmed Efendi’nin kızı H. Emine Şerife hanımdır. Babası Rumelili (Arnavut), annesi ise Buhara’dan hacca giderken Amasya’da vefat eden Buharalı Şirvani Rüştü Efendi’nin kızıdır. Tahir Efendi, ilk kocası vefat eden Emine Şerife Hanım’ın ikinci eşidir.

 

Akif babasını;

 

“Beyaz sarıklı, temiz, yaşça ellibeş ancak

 

Vücudu zinde fakat saç sakal ziyadece ak.” diye tasvir eder.

 

İstiklal Şairi, annesini ise şöyle anlatır:

 

“Annem çok âbid (ibadetine düşkün) bir hanımdı. Babam da öyle. Her ikisinin de dinî selabetleri vardı. İbadetin verdiği zevkleri heyecanla tadmışlardı.”

 

Akif, İstanbul’un bu en Türk, en yerli ve en yoksul mahallelerinden birinde doğdu ve yaşadı. Hayatı burada tanıdı ve keşfetti, toplumsal dokuyu burada ve onun bir parçası olarak tanıdı. Bir inanç ikliminin güzelliği ile birlikte toplumun yazılı olmayan mutabakatlarını, modern hayatın yerli ve geleneksel olana nasıl nüfuz ettiğini, hangi çelişkilere, trajedilere yol açtığını, neleri çürüttüğünü, nelerin eskidiğini ve nelerin yenilenmesi gerektiğini bu mahalle hayatında gözlemledi.

 

Akif, Osmanlı Devleti’nin hasta adam ilan edildiği ve bu görüşün dönemin devlet adamlarına ve aydınlarına uğursuz bir hastalık gibi bulaştığı, çöküş şartlarının hemen herkeste çözülme, umutsuzluk, panik oluşturduğu, buna rağmen hemen herkesin bir şeyler yapma çabasında olduğu bir dönemde yaşadı.

 

İSLAM ÜZERİNE BİR EĞİTİM

 

Mehmed Âkif, ilköğrenimine Fatih'te Emir Buharî mahalle mektebinde başlar. Maarif Nezareti'ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi'ni bitirir. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirilir. Rüştiye'de "hürriyetçi" öğretmenlerinden etkilenir. Fatih Camii'nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede'nin derslerini izler. Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca bilgisiyle dikkati çeker. Mekteb-i Mülkiye'nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraşır. Edebiyat hocası İsmail Safa'nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşılar. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksekokul seçmek zorunda kalır.

 

1889'da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi'ni 1893'te birincilikle bitirir. Ziraat Nezareti (Tarım Bakanlığı) emrinde geçen yirmi yıllık memuriyeti sırasında veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da köylülerle yakın ilişkiler kurma imkânı bulur. İlk şiirlerini Resimli Gazete'de yayımlar. 1906'da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi'nde hocalık eder. 1908'de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine tayin edilir. İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen on yıl boyunca hiçbir şey yayımlamaz.

 

MİLLİ MÜCADELE’NİN BİR NEFERİ

 

1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Eşref Edip'in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad dergilerinde sürekli yazılar yazmaya, şiirler ve çağdaş Mısırlı İslam yazarlarından çeviriler yayımlamaya başlar. 1913'te Mısır'a iki aylık bir gezi yapar, dönüşte Medine'ye uğrar. Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa eder. Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebi'nde kitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam eder.

 

MUHALİF BİR İTTİHATÇI

 

İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair ant içer. I. Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli örgütü olan Teşkilât-ı Mahsusa tarafından Berlin'e gönderilir. Burada Almanlar'ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yapar. Çanakkale Savaşı'nın akışını Berlin'e ulaşan haberlerden izler. Yine Teşkilât-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid'e ve savaşın son yılında profesör İsmail Hakkı İzmirli'yle birlikte Lübnan'a gider. Dönüşünde yeni kurulan Dâr-ül -Hikmetül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirilir. Savaş sonrasında Anadolu'da başlayan ulusal direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir'de etkili bir konuşma yapar ve bunun üzerine 1920'de Dâr-ül Hikmet'deki görevinden alınır. İstanbul Hükümeti Anadolu'daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebilürreşad dergisi Kastamonu'da yayımlanmaya başlar ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın kurtuluş hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürür. Nasrullah Camii'nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır'da çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtılır.

 

VE İSTİKLAL MARŞI…

 

Burdur mebusu sıfatıyla TBMM'ye seçilen Akif, Meclis'in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılır ve 724 şiirin arasında 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta Birinci TBMM tarafından kabul edilir. Sakarya zaferinden sonra kışları Mısır'da geçiren Mehmed Âkif, yeni yönetimin uygulamalarını tasvip etmediği için Mısır'da sürekli olarak yaşamaya karar verir. 1926'dan başlayarak Camiü'l-Mısriyye'de Türk dili ve edebiyatı müderrisliği yapan Mehmet Akif Ersoy, bu gönüllü sürgün yaşamı sırasında siroz hastalığına yakalanır. Hava değişimi için 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya birer gezi yapar ve yurdunda ölmek isteği ile Türkiye'ye döner, İstanbul'da Hakk’ın rahmetine kavuşur.

 

KUR’AN TEFSİRİ TEKLİFİ

 

Cumhuriyetin ilanından sonra TBMM, Kur’an’ın tefsir ve meâli, Sahih-i Buhari’nin tercüme ve şerhinin hazırlanmasını kararlaştırmıştı. Meâl işi, Akif’e teklif edildi. Akif, bu işi yapabilecek bilgi ve ehliyete sahip olduğu halde, bu işin ağır bir sorumluluk getirmesi, Kur’an’ın bir başka dile hakkıyla tam olarak çevrilmesinin imkânsızlığı nedeniyle bu işi önce kabul etmek istemedi: “Kur’an, hiçbir şeye benzemez. Onun içinde öyle kelime ve mefhumlar (kavramlar) vardır ki, Türkçe karşılığı yok. Öyle ayetler vardır ki, muhtelif manalara gelir. Bu bakımdan da Kur’an’ın aslını Türkçe’ye çevirmek çok müşkül bir iştir” diyordu.

 

Fakat, araya Ahmet Hamdi Aksekili’nin girmesi ve umumi arzunun da bu şekilde olduğunu söylemesi üzerine teklifi kabul etti. Akif, büyük bir azim ve gayretle yaklaşık dört yıl boyunca bu işle uğraştı. Ortaya her bakımdan mükemmel bir meâlin çıktığı bilinmektedir. Nitekim Eşref Edip, Mısır’a M. Akif’i ziyarete gittiğinde, bu meâli baştan sona okuyarak buna bizzat tanık olmuştur.

 

Bu meâlden faydalanılamadı. Çünkü Akif, “Beni tatmin etmeyen bir eser, bir başkasını nasıl tatmin eder?” diyordu. Fakat, Akif’i sözleşmeyi feshetmeye iten asıl neden, ibadetlerde reform yapmak, namazlarda Kur’an yerine Türkçe tercümesini ikame etme cereyanlarının başlamış olmasıydı.

 

AKİF MEALİ NEDEN YAKTIRDI?

 

Akif, üzerinde çalıştığı meâli, son zamanlarda ağırlaşan ve ilerleyen hastalığına rağmen bitirmiş ve temize çekmeye muvaffak olmuştur. Fakat son defa, ağır hasta olarak çıktığı İstanbul yolculuğunda (1936) ne olur ne olmaz diyerek, meâli yanında getirmeyerek, Mısır’da Ayn Şems Üniversitesi’nde profesör olan yakın dostu Mehmet İhsan Efendi’ye -Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlunun babasıdır- emanet eder ve şunu vasiyet eder: “Ben, şifa bulur, sağ salim geri dönersem, eksikliklerini tamamlar öyle basarız. Şayet ölürsem, bu meâli yakarsın.”

 

İslam Konferansı Örgütü Başkanı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, Akif’in mealinin yakılması olayını şöyle aktarır: “Rahmetli babam Mehmet İhsan Efendi, Akif’in çok yakın dostu idi. Akif, son İstanbul yolculuğu öncesi meâli babama verdi: ‘Ben sağ olur da gelirsem, eksikliklerini tamamlar, meâli basarız; şayet ölürsem meâli yakınız.’ dedi. Daha sonraları, babam vefat etmeden önce beni çağırdı: ‘Evladım! Masanın sağ gözünde birtakım defterler var. Ben vefat ettikten sonra, o defterleri yakacaksın.’ dedi. Babamın vefatından bir süre geçtikten sonra, durumu İbrahim Sabri Efendi’ye bildirdim. Daha sonra masanın gözündeki meâlleri aldık. İ. Hakkı Şengüler’in Abbasiye’deki evinin balkonunda büyük bir leğen içinde meâlleri teker teker parçalayarak yaktık. Rahmetli babamın, dolayısıyla da merhum Mehmet Akif’in vasiyetini böylece yerine getirmiş olduk.”

 

ÖNCÜ BİR EDEBİYATÇI

 

Mehmed Âkif'in 1911'de 38 yaşında iken yayımladığı ilk kitabı Safahat bağımsız bir edebi kişiliğin ürünüdür. Fransız romantiklerinden Lamartine'i Fuzuli kadar, Alexandre Dumas fils'i Sâdi kadar sevdiğini belirten şair, bütün bu sanatçıların uğraşı alanlarına giren "manzum hikâye" biçimini kendisi için en geçerli yazı olarak seçer. Ancak, sahip olduğu köklü edebiyat kaygısı onun yalınkat bir manzumeci değil, bilinçle işlenmiş ve gelişmeye açık bir şiir türünün öncüsü olmasını sağlar.




Hayatını İslami kurallar üzerine bina eden Akif, Milli Mücadele’de bizzat görev alacak kadar vatan sevdalısı; İstiklale ulaşmak için bir mücadele cephesi olan İttihat ve Terakki’nin sadece doğru bulduğu görüşleri için ant içecek kadar gerçeğe vakıf ve zerre para almadan bir milletin İstiklal Marşı’nı yazıp, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” diyecek kadar da benliğini vatanına ve Allah’ına teslim edecek derecede bir kuldu.




 


Vakit Gazetesi ...
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/mehmet-akif-ersoy-t845.0.html



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .

Çevrimdışı Kalender

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 5.707
  • Konu: 1190
  • Derviş: 1
  • Teşekkür: 212
Ynt: Mehmet Akif Ersoy
« Cevapla #1 : 01/04/08, 03:01 »
Öyle bir şair ki.. Şiirlerini okuduğumuzda, şiirlerinde ifade edilen her kelimenin birer tarih, birer hazine olduğunu anlayabiliyoruz.
O tarihteki duygları, kelime vasıtalarıyla bu zamana kadar taşıyabilen yegane bir şahsiyet..
Rabbim ondan razı olsun. X:02



"Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez." Mevlana (K.S.)

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Cevaplandı: Mehmet Akif Ersoy
« Cevapla #2 : 20/12/10, 15:57 »
 :X06



Çevrimdışı Şa'yâ

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.505
  • Konu: 207
  • Derviş: 511
  • Teşekkür: 145
Okundu: Mehmet Akif Ersoy
« Cevapla #3 : 27/12/11, 22:25 »
bugün günlerden; Mehmet Âkif ERSOY !!

Allah cc rahmet eylesin.


"Hiç kimsenin beklemediği aydınlanmayı bir İslamcı, İslam tasavvufunun önünün açılmasını bir sosyalist sağlayabilir."

 Mahmud Erol Kılıç

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.736
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Okundu: Mehmet Akif Ersoy
« Cevapla #4 : 27/12/12, 17:04 »






İstiklal Marşı'nı yazan Kur'an şairi Mehmed Akif Ersoy, vefatının 76. yıldönümünde anılıyor.







Gerek Milli mücadele döneminde gerekse sonrasında sürekli milletin yanında olan Mehmed Akif, cumhuriyetin kurulmasından sonra yeni rejimi kuranlarla fikir ayrılıklarından dolayı 1925 yılında Mısır'a gitmek zorunda kalmıştı. Mısır'dayken memleketinden ayrı kalmanın hüznüyle hastalanmış, 1936'da Türkiye'ye dönmüştü. Döndükten altı ay sonra, 27 Aralık 1936'da vefat etmişti.
 
Kurtuluş savaşı sürecinde yazdığı yazılar ve camilerde verdiği hutbeler ile halkın duygularını coşturan Mehmet Akif, milli mücadeleye önemli katkılarda bulunmuş I.Mecliste Milletvekili olarak da görev yapmıştır. Mehmet Akif Ersoy yazdığı İstiklal Marşı ile de milletimizin yazdığı destanı şiirleştirmiş yine onu asıl sahibine yani millete armağan etmiştir.
 
Kurtuluş savaşının ardından yeni kurulan rejim ile fikir ayrılıklarından dolayı 1925 yılında Mısır'a giden Mehmet Akif Ersoy, 1936 yılına kadar Mısır'da bulunmuştur. Mısır'da bulunduğu sürede üniversitede edebiyat dersleri de veren Akif, ülkesinden ayrı kalmanın verdiği üzüntünün de etkisiyle hastalanmış ardından 17 Haziran 1936 tarihinde Türkiye'ye dönmüştür. Mehmet Akif Ersoy rahatsızlığı ilerleyince tedavi görmeye başlamıştır. İstanbul'da bulunduğu süre içinde eski dostları, sevenleri tarafından sık sık ziyaret edilen Mehmet Akif, 27 Aralık 1936 tarihinde Beyoğlu'ndaki Mısır apartmanında kaldığı dairede hayatını kaybetti. Gazeteler ertesi günü Akif'in vefat haberini verdiler.
 
Mehmet Akif Ersoy'un vefatı ülkede büyük bir üzüntüye sebep oldu. Beyazıd Camisinde yapılan cenaze törenine onu seven binlerce genç ve dostları katıldı. Yapılan cenaze törenine resmi kişilerden ve kuruluşlardan katılan hiç kimse olmadı.


Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .

Çevrimdışı Kemter

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.602
  • Konu: 298
  • Derviş: 13332
  • Teşekkür: 57
Okundu: Mehmet Akif Ersoy
« Cevapla #5 : 27/12/12, 18:29 »
Öyle bir şair ki.. Şiirlerini okuduğumuzda, şiirlerinde ifade edilen her kelimenin birer tarih, birer hazine olduğunu anlayabiliyoruz.
O tarihteki duygları, kelime vasıtalarıyla bu zamana kadar taşıyabilen yegane bir şahsiyet..
Rabbim ondan razı olsun. X:02

Amin


Tekbir Davettir,Secde ise Ilan-i ASK...

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.579
  • Konu: 1902
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 363
Okundu: Mehmet Akif Ersoy
« Cevapla #6 : 27/12/12, 20:03 »


Allah ondan razı olsun
Şiirlerini okumasını çok severim





Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Hani bir yılım daha vardı ? Bir ağaçtan dört mevsim;dört mevsimden bir gerçek ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.439 saniyede oluşturulmuştur


Mehmet Akif ErsoyGüncelleme Tarihi: 23/11/19, 02:46 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim