Militarizm, Türkiye ve Ortadoğu - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.053 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.599 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22897 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Militarizm, Türkiye ve Ortadoğu, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1385 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Militarizm, Türkiye ve Ortadoğu}   Okunma sayısı 1385 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.734
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Militarizm, Türkiye ve Ortadoğu
« : 05/07/11, 20:41 »
Militarizm, Türkiye ve Ortadoğu

Ülkemizin yetiştirdiği önemli tarihçi ve siyaset bilimcilerden biri olan Hamit Bozarslan, Osmanlı ordusuna dair şu çarpıcı tespitlerde bulunur:     

“[19. yüzyılın başından itibaren yeniden toparlanmaya çalışan] Osmanlı Devleti, tebasına adalet dağıtmak olan en büyük iddiasından -uygulamada çok acı bir biçimde tartışmalı hale gelmiş bir iddia- vazgeçmese de, artık bir seferberlik ve meşruiyet zemini olarak kullanabileceği bir ‘millet’ inşa ederek kalıcılığını güvence altına almaya çalışmaktadır. Avrupalı subayların yardımıyla oluşturulan askerî birimler, yeni toplumun benzeyeceği şeyin prototipleri olarak algılanmaktadır. Ne sadece saray muhafızlığıyla ne de yurt topraklarının savunulmasıyla görevli profesyonel bir toplulukla özdeşleştirilebilecek olan ordu, yeni idarenin organik bir bileşeni haline gelir. Sınırlardaki sonuç alıcılığından çok içerideki zor kullanımı öne çıkan ordu, giderek ‘millet’le özdeşleşir, onun inşa ve selamet umudu olarak sivrilir. Hayatta kalması kendisine bağlı olan iktidarın ‘payandası’ olur ve kaynaklara erişimde aslan payını kendine ayırarak, daha önce benzeri görülmemiş bir meşruiyet kazanır. Devlete hizmet etmek için tasarlanan ordu sonunda kendini devletin yerine ikame edecektir.” 1

Bozarslan’ın ifadelerinde de görüleceği üzere, halkına adalet dağıtmak üzere kurulan devletin bir kurumu olan ordu, zaman içerisinde kendini devletin sahibi, hatta daha uç bir yorumla halkının efendisi olarak görmeye başlamıştır. Bu dönemde ülke kaynaklarının önemli bir bölümüne de hükmetmeye başlayan ordu, elde ettiği iktidarı yitirmemek için ise içeride zor kullanmaktan kaçınmamıştır. Bu tablo ise, görevi ülkeyi düşmandan korumak olan ordunun aslî vazifesinden uzaklaşmasına, içten içe çürümeye başlamasına ve tartışılır bir hale gelmesine neden olmuştur.

Ülkemizin yakın tarihi göz önüne getirilirse, burada sözü edilen tüm durumların birebir yaşandığı su götürmez bir gerçek. Aynı zamanda bu gerçekler sadece ülkemizde değil, vaktiyle Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Ortadoğu coğrafyasının da yakın tarihte yaşadığı acı tecrübelerden bir bölümünü oluşturuyor. Son yıllarda gerek ülkemizde gerçekleşen militarizmden arınmaya yönelik sivilleşme çabalarını, gerekse son günlerde Ortadoğu coğrafyasında asker kökenli diktatörler ve ordu yönetimlerine karşı gelişen sivilleşme ve özgürleşme odaklı halk hareketlerini bu gerçekler ışığında değerlendirmek gerekiyor.

Özetle, her şeyin olması gerektiği gibi olacağı, yerli yerine oturacağı bir normalleşme süreci yaşanıyor. Olan bitene bir de bu açıdan bakılmasında yarar var. 

Ben Devrime Devrim Demem, Devrim Benim Olmayınca!

“Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!..

Avrupa, maddeciliğine rağmen Hıristiyandır; sağcısıyla, solcusuyla Hıristiyan... Hıristiyan için tek düşman biziz: Haçlı ordularını bozgundan bozguna uğratan korkunç ve esrarlı kuvvet. Genç cüce, müselsel zilletler sonunda ihtiyar devin zaaflarını keşfeder; ahde vefa, civanmertlik, merhamet... Aşağıdan alır, hulûs çakar, yaltaklanır ve... nihayet alt eder devi. Cenk meydanlarında değil, yatak odalarında ka­zanılan bir zafer...

Zavallı Türk aydını... Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev, papağanlaşır.” 2

Cemil Meriç, “Umrandan Uygarlığa” isimli müthiş eserine bu satırlarla başlar. Sonrasında ise hangi ideolojiye sahip olursa olsun, halkının değerlerini önemseyen ve onlarla barışık Batılı aydının aksine, Türk aydınının halkına ve değerlerine yabancılaşmasına, tepeden bakışına, Batılı değerleri kutsarken, kendi değerlerine sırtını dönüşüne önemli eleştiriler yöneltir.

Burada sözünü ettiğimiz kesimin olumsuz özelliklerinin son günlerde Ortadoğu coğrafyasında gerçekleşen halk ayaklanmaları sebebiyle tekrar su yüzüne çıktığını görüyoruz. Tüm dünya, Ortadoğu’da birbiri ardına diktatörleri deviren halk ayaklanmalarını “devrim” olarak nitelendirirken, ülkemizdeki söz konusu kesimin ağzı “devrim” demeye varmıyor. Zira gerek Ortadoğu halklarının ekseriyetinin ülkemizdeki gibi müslüman oluşu, gerek bu halkların ülke insanımızla sosyo-kültürel olarak fazlasıyla benzeşiyor olması, gerekse bu ayaklanmalara İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) gibi İslâmî karaktere sahip birtakım örgütlenmelerin öncülük ediyor oluşu, İslâm ile arasına mesafe koymuş bu kesimin lafı ha bire dolandırmasına, “devrim” diyememesine, gerçeği kabullenememesine neden oluyor.

Peki, bir devrimi devrim kılan özellikler nelerdir? 

Bakınız bu soruyu 1917 yılında Rusya’da gerçekleşen Bolşevik Devrimi’nin mimarlarından Lev Troçki nasıl cevaplıyor:

“Bir devrimin en belirgin ve kuşkusuz özelliği, kitlelerin tarihsel olaylara doğrudan müdahalesidir. Normal dönemlerde, devlet kendisini ulusun üzerinde konumlandırır ve tarihi krallar, bakanlar, bürokratlar, parlamenterler, gazeteciler, yani tarih yapma işinin uzmanları yapar. Ama eski düzenin kitleler açısından artık çekilmez hale geldiği o kilit anlarda, kitleler kendilerini siyaset sahnesinin dışında tutan barikatları devirip geçer, geleneksel temsilcilerini elinin tersiyle bir kenara iter ve kendi müdahaleleriyle yeni bir rejimin ilk temellerini atmaya başlar. Bir devrimin tarihi her şeyden önce kitlelerin kendi kaderlerinin yöneticisi olma doğrultusunda attıkları adımların tarihidir.” 3

Troçki’nin sözleri böyle. Bu noktada bize düşen ise, ortadaki bu komediye gülmek ve Cemil Meriç’e kulak vermek: “Zavallı Türk aydını!...”


Sadık ILGAZ
1  Hamit Bozarslan, Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010, s. 31-32.
2 Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998, s. 9.
3 Roni Margulies, “Troçki ve Obama Kahire’de”, Taraf, 9 Şubat 2011. 
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/militarizm-turkiye-ve-ortadogu-t27656.0.html



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

İnsanın Mana ve Haikatı Hatun Ben Ormana Gidiyorum ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.198 saniyede oluşturulmuştur


Militarizm, Türkiye ve OrtadoğuGüncelleme Tarihi: 24/10/19, 03:49 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim