Muhabbet-Sadakat - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 24.983 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.350 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 3 ileti gönderildi.. Toplam : 22813 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Muhabbet-Sadakat, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2827 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Muhabbet-Sadakat}   Okunma sayısı 2827 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 18
Muhabbet-Sadakat
« : 18/02/11, 00:27 »
Allâhü Teâlâ bir vahyinde (hadîs-i kudsîde) şöyle buyurmuştur: "Beni sevdiğini söyleyip de geceyi benden habersiz bir şekilde uykuyla geçiren kimse muhabbet iddiasında yalancıdır," Eğer sen Allâh'a karşı gerçekten muhabbet dolu olsaydın, sabaha kadar zevk için uyumaz, onu ibâdet ile bölerdin. "Muhib" (Hak âşıgı) zorluklara katlanır; "mahbûb" (Allâh tarafından sevilen kimse) ise rahatlık içerisinde olur. Muhib talep eden, mahbub talep edilendir.

Hz. Peygamber'den şöyle rivâyet edilmiştir: "Allâhü Teâlâ, Cebrâil (a.s.)'a buyurur ki: "Ey Cebrâil! Falan kişiyi uyut, falan kişiyi de kaldır." Bu sözün iki anlamı vardır. Falan kişiyi kaldır, çünkü o muhibdİr. Falan kişiyi de uyut, zirâ o mahbubdur. Muhib, beni sevdiğini iddia etmekte, bana muhabbet dâvâsında bulunmakta; dolayısıyla onunla bu muhabbet iddiasını tartışmalı ve vücudundaki benden gayn yaprakları düşürerek onu muhabbet makâmına yerleştirmeliyim. Onu kaldır, tâ ki, onun muhabbet dâvâsındaki burhânı apaçık olsun ve hakîkî muhabbete ulaşsın. Falancayı da uyut. Çünkü o mahbubdur, O bİrçok sıkıntıya katlanmış, onda benden gayrı bir şey kalmamıştır. Onun muhabbetini kendime ayırdım. Onun İddiasını, burhânını, bana olan vefâsını tahkik ettim. Tevbesİni kabul etme ve ahdine vefa gösterme zamânı geldi. O benim konuğumdur. Konuğa hizmet ettirilmez. Ona yorgunluk çıkanlmaz. Onu lutuf odamda uyuturum. Fazilet soframa oturturum. Onunla kurbiyet yoluyla ünsiyet ederim. Onun muhabbeti, sevgisi gerçektir.
"Muhabbet" gerçek olunca tekellüf, zorluk çıkarma olmaz.

Bu rivâyetin ikinci mânâsı da şudur: Falancayı uyut, çünkü o bana yaptığı ibâdetle halkın hoşnutluğunu kazanmak istiyor. Falancayı kaldır, çünkü o İbâdet ile yalnızca benim rızâmı umuyor. Falancayı uyut, çünkü o namazdan hoşlanmıyor. Falancayı kaldır, çünkü ben onun sesini duymaktan hoşlanıyorum. Mürîd, kalbini mâsivâdan temizlerse "mahbub" olur. Hak'tan gayrısına geri dönmeyi istemez. Kalbin bu makâma ulaşması ancak, farzları edâ etmekle, haramdan ve şüphelilerden sakınmaya sabretmekle, helâl ve mübah şeyler yemekle, hevâ, şehvet ve "varlığı" (enâniyeti) terketmekle, kalbe şifâ veren veraya sarılmakla ve kâmİl bir zühd sâhibi olmakla gerçekleşebilir ki, kâmil bir zühd Allâhü Teâlâ'nın gayrısı her şeyi terketmek, nefis, hevâ ve şeytarta muhâlefet ve halkı, onların övgüsü ve yergisi, yardımı ve engeli, taş ve çamur tamâmen onun nazarında eşİt oluncaya kadar onları kalpten temizlemektir.

Bu işin (tasavvufun, dinin) ilk basamağı "Lâ ilâhe illallah"a şehâdet etmektir. Nihâyeti ise taş ve çamurun, yâni altın ve gümüşün eşit olmasıdır. Kalbi sıhhat bulup Rabbine vâsıl olan kişinin nazarında taş ve çamur, övgü ve yergi, hastalık ve âfiyet, zenginlik ve fakirlik, dünyâ mutluluğu veyâ mutsuzluğu birdir. Böyle olan kişinin nefsi ve hevâsı ölmüştür. Cibilliyet ateşini söndürmüştür o. Şeytanını zelil etmiştir. Onun kalbinde dünyâ ve erbâbı önemsizleşmiştir. Sonra o, bütün bunların hepsinden de yüzçevirir, Mevlâ'sına yönelir; kendisine halkın arasında bİr patika yol bulur, onunla Hâlık'ına ulaşır. Sağından ve solundan onu o yolda rahat bırakırlar, ona yol açarlar... Sadâkatinin ateşi ve sırrının heybetinden dolayı ondan uzaklaşırlar. İşte o zaman melekût âleminde o "azim" diye çağrılır. Halkın tamâmı onun kalbinin ayaklarının altında olur. Onun gölgesİyle gölgelenirler.

Sakın heveslenme! Sen kendinde olmayan şeyi iddia ediyorsun. Nefsin seni İstilâ etmiş. Kalbinde dünyâ ve halk var. Kalbinde halk ve dünyâ Allâhü Teâlâ'dan daha büyük yer etmiş. Sen sûfilerin sınırları içerisinde değilsin. Eğer işâret ettiğim makâma ulaşmak istiyorsan kalbini eşyâdan tamâmiyle temizlemekle meşgul ol.

Yazıklar olsun sana! Eger bir lokman eksik olsa, bir buğday tânen gitse, ya da bir isteğin kırılsa kıyâmetleri koparıyorsun! Rabbine îtiraz üstüne îtiraz ediyorsun. Öfkeni hanımını ve çocuklarını dövmekten, dînine ve peygamberine sövmekten çıkarıyorsun. Oysa, murâkabe ehlinden, akıllı ve uyanık biri olsaydın Rabbinin huzûrunda olmayı gÖzetler, onun bütün fiillerinin senin hayrına olduğunu, onların, Rabbinin sana birer nazarı olduğunu bilirdin.

Yazık sana! Açların açlığını hatırla. Hatırla, çıplakların çıplaklığını; hastaların hastalığını, mahbusların hepsini... Sana verilen belâ sana az gelmiş! Kıyâmet dehşeti içerisindeki kabir ehlini hatırla. Allâh'ın senin hakkındaki hükmünü, O'nun sana baktığını, kazâ ve kaderini hatırla ki, O'ndan utanasın. Eğer hayâtın zorlaşırsa günahlarını hatırla. Onlara tevbe et, Nefine de ki: "Cenâb-ı Hak, günâhın dolayısıyla seni sıkıntıya uğrattı, Eğer günâhından tevbe eder ve Hakk'a karşı takvâ sâhibi olursan O sana her zorluktan kurtulacak bir kolaylık verir ve her sıkıntını giderecek bir çıkış yolu gÖsterir." Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Kim ki, Allâh'a karşı takvâ sâhibi olursa, O ona bir kurtuluş yolu gösterir, onu ummadığı yerden rızıklandırır. Allâh'a tevekkül edene O yeter."(1)

Akıllı kişi sadâkat sâhibİ olur ve sadâkati ile yalancılardan ayrılır. Sadâkati yalana bedel yap; sebâtı kaçmaya, İkbâli idbâra, sabrı sızlanmaya, şükrü küfrân-ı nimete, rızâyı hoşnutsuzluğa, muvafakati münâzaaya, yakını şüpheye bedel yap. Eğer, Hakk'ın emrine uyar ve O'nunla çekişmezsen, küfrân-ı nîmet etmez şükredersen, hoşnutsuzluğu bırakır râzı olursan, sükûnet gösterir şüphe gÖstermezsen sana şöyle denir: "Allah kuluna yetmez mi?"(2) Yazık sana! Neyin varsa hepsi heves içinde heves. Allah onlara nazar etmez. Bu iş (tasavvuf sâdece beden amelleri ile başarılamaz, bilakis o önce kalp amelleri, sonra da beden amelleri ile gerçekleşir. Hz. Peygember kalbine işâret ederek şöyle buyururmuştur: "Zühd işte buradadır! Takvâ işte buradadır! îhlâs işte buradadır".(3)

Felâha ermek istiyen kimse, tasavvuf rehberlerinin ayaklannın altına toprak olsun! Onların vasıfları nedir? Onlar dünyâyı da halkı da terketmiş kimselerdir. Arştan yerin dibine kadar, göklerde ve yerlerde dünyâya ve dünyâ ehline âit ne varsa, onlar hepsiyle vedâlaşmışlardır. Onlar öyle bir vedâ etmişlerdir ki, bir daha aslâ geri dönmezler. Halkın tamâmıyla, nefislerinin her şeyiyle vedâlaşmışlardır. Çünkü onlar her hallerinde Rableri ile varlık bulmuşlardır. Hakk'ın sohbetini nefsi ile isteyen kimse boş bir heves ve hezeyan içindedir. Zühdü ve tevhîdi sağlam olan kişi halkın elini ve varlığını görmez. Allah'tan başka veren ve O'ndan başka üstün kılan da görmez.

Ey ihlas sâhibi! Şirkten, Rabbinin kapısına kaç. Orada dur, âfetlerin gelmesinden çekinme. Eğer O'nun kapısında durursan ve sana da halktan âfetler, belâlar gelirse, işte o zaman, kapıya daha sıkı yapış. O, tevhîdin ve sadâkatinin heybeti ile belâları senden defeder. Afetler geldiğinde sebat göster. Şu âyetleri oku:

"Allah sâbit, sağlam bir söz ile îman edenlerin ayaklarını dünyâda da, âhirette de sâbit kılar"(4)

"Onlara karşı sana Allah yeter. O İşitendir, bilendir."
(5)

"Allah kuluna yetmez mi?"(6)

"Lâ havle ve lâ kuvvete iilâ billâhi'l-aliyyi'l-azim" i çok çok söyle, istiğfarı, tesbîhâtı artır. Hakk'ı bolca zikret. Belâdan, nefis, hevâ ve şeytan ordusundan ancak sadâkat ile emin olunur.

Size ne çok şey öğretiyorum, ama siz öğrenmiyorsunuz! "Allah'ın hidâyet bahşettiği kişidir hidâyete eren"(7) "Allah'ın saptırdığı kimseyi hidâyete erdirecek başka bir kimse yoktur."(8) Hz. Peygamber sapıkların hidâyete ermesini ister ve arzulardı, bunun üzerine Allâhü Teâlâ ona şu âyeti vahyetti:

"Sen istediğini hidâyete erdiremezsin, fakat Allah dilediğine hidâyet bahşeder."(9) O zaman Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Hidâyet ile gönderildim ancak, hidâyete erdirme husûsunda benim elimde bir şey yok!" Şeytanın iğvâsı, kandırması dalâletin sebebi kılınmıştır, fakat onun elinde de dalâlete düşürme husûsunda bir şey yoktur. Allâh'ın kitâbına ve Resûlünün sünnetine ittibâ edenler inanırlar ki: Kılıç tabîati îtibâriyle kesmez, aksine onunla Allah keser. Ateş bizâtihî yakmaz, onunla Allah yakar. Yemek bizâtihî doyurmaz, onunla Allah doyurur. Su bizâtihî kandırmaz, onunla Allah susuzluğu giderir. Bütün sebepler çeşit çeşit ve birbİrine zıt olmasına rağmen böyledir. Onlarda ve onlarla mutasarrıf oian Allâhü Teâlâ'dır. Onlar Allâhü Teâlâ'nın elinde birer âlettir, onlarla istediğini yapar. îbrâhim Halîlullah ateşe atılıp Cenâb-ı Hak onu yakmamayı dileyince, ateşi onun için serin ve selâmetli yapıverdi. Sahih bir hadîste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Kıyâmet günü cehennem mü'mine şöyle seslenir: Ey mü'min! Çabuk geç; nûrun nârımı söndürüyor"(10) "Köleye sopa ile vurulur, hür olana ise bir işâret yeter."

Ey Allah'ın kulları! Beş vakit namazı vaktinde kılın. Namazları âdâb ve erkânı üzere edâ edin. Sakın namazı gafletle kılmayın. Allâhü Teâlâ'nın, "Namazlarından gafil olanlara yazıklar olsun!"(11) buyruğunu işitmediniz mi? îbn Abbâs (r.a.) da şöyle demiştir; "Namazı vaktinden düşürmeniz, vaktinde kılmamanız, namazı terketmeniz demektir."

Allah size rahmet etsin! Tevbe edin. Tevbenİzde "Tevvab"a (tevbeleri kabul edene) muvâfakat edin. Ey namazı geciktirenler! Tevbe edin. Ey şeytanın teviline uyup tevil edenler, ey şeytanın tuzağına düşenler! İsyan etmeyin; isyânın sonu ateştir. Dünyâda körlükle, sağırlıkla, müzmin hastalıkla ve fakirlikle karşılaşıp da sabretmeyen, halka mutaç kılınıp kalbi katılaşan ve âhirette de bu yüzden ateşe düşen kimselerden de mi ibret almıyorsunuz? Bütün bunlar isyanlann ve günahların felâketidir. İntikamından, yakalamasından, muahezesinden ve gazabından Allâhü Teâlâ'ya sığınırız.

Allâh'ım! Bizi affet. Bize affınla muâmele et. Bize hilminle, kereminle muâmele et. Senden uzaklaştırma. Sana muvâfakat İle bizi rızıklandır. "Bize dünyâda da, güzellik ver ve cehennem azâbından bizi koru."(12)


1) Talâk, 65/2-3.
2) Zümer, 39/36.
3) Bk. Müslim, es-Sahîh, "el-Birr hadis no: 2564.
4) İbrâhîm, 14/27.
5) Bakara,2/137.
6) Zümer, 39/36.
7) İsrâ, 17/97.
8) A'râf, 7/186.
9) Kasas, 28/56.
10) Heysemi, Mecmau'z-zevâid, VIL'360, (Lübnan-1967).
11) Maun 107/5
12) Bakara, 2/201.


Abdülkadir Kadir Geylani Hz. ks.
Cilau'l Hatır Yolun Esasları

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/muhabbetsadakat-t25407.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...

Çevrimdışı OkanHH

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 21
  • Konu: 1
  • Derviş: 12364
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Muhabbet-Sadakat
« Cevapla #1 : 18/02/11, 11:42 »
 X:04 Amin
Allah Razi olsun



Çevrimdışı merhamet

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 4.179
  • Konu: 793
  • Derviş: 6679
  • Teşekkür: 110
Cevaplandı: Muhabbet-Sadakat
« Cevapla #2 : 19/02/11, 22:02 »
Alıntı
tasavvuf sâdece beden amelleri ile başarılamaz, bilakis o önce kalp amelleri, sonra da beden amelleri ile gerçekleşir. Hz. Peygember kalbine işâret ederek şöyle buyururmuştur:

"Zühd işte buradadır! Takvâ işte buradadır! îhlâs işte buradadır".

 :X06

 X:01


"Sıkıntılarınızı Allah bilsin yeter. Başkalarının lafları sizi yıldırmasın.Yaptığınız işi Allah rızası için yapın"
"Hizmet ederken, size iftira eden, hakaret edenler olacaktır.
Sevdiğinizin hatrına sabredin."
"Ömür 60-70 yıldır, ahiret ise ebedül ebeddir."
Gavs-ı Sânî Hz.(k.s.)

Çevrimdışı Mostar

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 891
  • Konu: 21
  • Derviş: 3265
  • Teşekkür: 3
Cevaplandı: Muhabbet-Sadakat
« Cevapla #3 : 20/02/11, 08:23 »
Allâh'ım! Bizi affet. Bize affınla muâmele et. Bize hilminle, kereminle muâmele et. Senden uzaklaştırma. Sana muvâfakat İle bizi rızıklandır. "Bize dünyâda da, güzellik ver ve cehennem azâbından bizi koru."(12)
Amin ecmain.Allah(cc)Razı olsun.... :X06


RABBİMİZ " Soracak : " BEN Hep Seninleydim , Ya Sen Kulum Kiminleydin ???

Çevrimdışı Bi_iznillah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 5.854
  • Konu: 896
  • Derviş: 5324
  • Teşekkür: 179
    • KEND!MCE(Bi_iznillah)
Okundu: Muhabbet-Sadakat
« Cevapla #4 : 27/01/13, 17:51 »
amin amin amin...

 



♥ A L L A H I M !
Kalbimizi imanla, Aklımızı marifetinle, Ruhumuzu muhabbetinle,
 Beynimizi tefekkürünle, Cennetimizi Cemâlinle ihya eyle.
Amin Amin Amin ♥ ...

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.448
  • Konu: 1876
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 359
Yeni: Muhabbet-Sadakat
« Cevapla #5 : 25/04/16, 22:19 »


 


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 

Çevrimdışı FUNNY

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 207
  • Konu: 4
  • Derviş: 21871
  • Teşekkür: 36
Yeni: Muhabbet-Sadakat
« Cevapla #6 : 26/04/16, 07:39 »
Alıntı
Sakın heveslenme! Sen kendinde olmayan şeyi iddia ediyorsun. Nefsin seni İstilâ etmiş. Kalbinde dünyâ ve halk var. Kalbinde halk ve dünyâ Allâhü Teâlâ'dan daha büyük yer etmiş. Sen sûfilerin sınırları içerisinde değilsin. Eğer işâret ettiğim makâma ulaşmak istiyorsan kalbini eşyâdan tamâmiyle temizlemekle meşgul ol.

Hani bir zaman "ben sofi değilim" dediğimde...
Bana şeytan, mürted, münkir, velhasıl her türlü kötü gözle bakan..
Halbuki kendisi yukarıdaki hal içindeyken, kendini ermişlerden, kurtulmuşlardan zannedenler vardı...
Allah (c.c) elbet ıslah edici, hidayet vericidir...
İnşAllah o kişilere de bu ihsanlarında bulunur...
Benim için değil...
O kardeşlerim için !!!
Allah (c.c) , El Âlim dir.




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Selamunaleyküm Nasıl Sofi Oldunuz ? ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.933 saniyede oluşturulmuştur


Muhabbet-SadakatGüncelleme Tarihi: 23/01/19, 23:49 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim