Nefsini Hakir Görmek - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 3 konu ve 4 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Nefsini Hakir Görmek, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2960 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Nefsini Hakir Görmek}   Okunma sayısı 2960 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Nefsini Hakir Görmek
« : 13/12/11, 03:22 »
İnsan kendini herkesten edna görmeli, kendi kendini âlemden daha aşağı bilmeli, herkesin kendisinden daha üstün olduğuna kanaat getirmeli, kendini hep fakir olarak düşünmeli, insan yapmış olduğu amellerini görmemelidir. Malumdur ki kendi nefsinde vücud gören, yapmış olduğu amelleri beğenen kimse, Allah yolunda ilerleyemez. Zira amelini iyi gören kimse amelini artırmaya lüzum göremez. İnsan amelini görmemek suretiyle nefsini tanımaya çalışmalıdır. Nitekim Sâdât-ı Nakşibendî:

“Nefsini tanıyan Rabbini de tanır.” demişlerdir. İnsan her zaman kendini edna olarak görmelidir. Zira insan kendi nefsini tanımayınca gerçek mânâda Rabbini tanıyamaz.

İnsan kendini tanımalı, bir şey olmadığını bilmeli, Rabbû’l-âlemîn’in azametini düşünmeli, Allah’ın kuvvet ve kudreti karşısında bir zerre kadar bile olamayacağını anlamalıdır. Rabbû’l-âlemîn’in insana vermiş olduğu nimetleri de düşünmek lâzımdır. Cenâb-ı Hakk insana sayılamayacak kadar nimetler vermiştir. İnsanın üzerindeki nimetleri hesaba gelmeyecek kadar çoktur.

Şu dünya hayatında, bir kimse insana iyilikte bulunursa insan mukabele etmeye çalışır. Eğer insan ise, mert bir kimse ise, iyiliğin altında kalmamaya gayret eder. İyiliğe kötülükle mukabele etmek ise ayıplanacak bir harekettir. İyiliğe kötülükle mukabele eden kimseyi herkes haksız görür. İyiliğe kötülükle mukabele edeni cemiyet kötü bir kimse, fena huylu bir kimse olarak tanır. İşte insanın, Rabbû’l-âlemîn’e karşı tutumu, iyiliğe kötülükle mukabele eden kimsenin durumu gibidir. Rabbû’l-âlemîn insana sayılmayacak kadar nimetler vermiş, ihsanlarda bulunmuş. Mağripten maşrika kadar bütün dünya malının satın alamayacağı kadar kıymetli nimetler vermiş.

Meselâ, göz bir nimettir. Gelip deseler ki: “Sana doğudan batıya kadar dünyada olan bütün nimetleri vereceğiz. Mukabilinde gözünü bize ver. Gözsüz kalmaya, yani kör olmaya razı ol.” İnsan asla böyle bir teklifi benimsemez. Razı olmaz. Gözünü bütün dünyayla değişmek istemez. Demek ki Rabbû’l-âlemîn’in vermiş olduğu göz nimeti bütün dünyadan kıymetlidir.

El de öyledir, ayaklar da öyledir. Ağız, burun kulak da öyledir. İnsana verilen her nimet mağripten maşrika kadar olan bütün dünya nimetlerinden kıymetlidir. İnsanın her uzvu dünyadan çok daha fazla değer taşır. İşte Rabbü’l-Âlemîn’in insan üzerinde bu derece kıymetli, bu derece büyük nimetleri vardır. Öyle ise, insanın bunları düşünüp bu ihsanlara göre hareket etmesi, Rabbû’l-âlemîn’in emirlerine uyması lâzımdır. İnsan, üzerindeki nimetler nisbetinde, yüzünü Allah’a çevirmeli, Rabbû’l-âlemîn’e kulluk etmelidir. Allah ‘ın nimetlerini unutmamalıdır.

Rabbû’l-âlemîn’in nimetleri hadde ve hesaba gelmeyecek kadar çoktur. Bu nimetlere mukabele etmek aslında mümkün değildir. İnsan ne kadar tâât ve ibadet etse, ne kadar zikredip vird çekse, ne kadar çok namaz kılıp kulluk etmeye çalışsa, gene de Rabbû’l-âlemîn’in nimetlerine karşı bir zerre kadar mukabelede bulunmuş olamaz. Öyle ise insanın yapmış olduğu amelini görmemesi, gözünde büyütmemesi, ameline bakıp gururlanmaması lâzımdır.

Rabbimiz öyle yücedir ki, O’nun sânına yakışır ibadet yapmak zaten mümkün değildir. Şayet insanın yüzbin senelik ömrü olsa, bütün ömrünü rükû ve secde ederek geçirse, oruçla, Allah’a tâât ve ibadetle tüketse, gene de Rabbû’l-âlemîn’e ibadet etmiş sayılmaz. Öyle ise, insanın elinden geldiği kadar, takatinin yettiği kadar, kulluk yapmaya gayret etmelidir. Zira Rabbû’l-âlemîn, insana takatinin üzerinde bir şey teklif etmemiştir. İnsan sadece gücünün yettiği şeyleri yapmakla emrolunmuştur.

“Allah bir nefse takati üstünde bir şey teklif etmez.”(Bakara: 286) buyurulmuştur. Rabbû’l-âlemîn insana ancak gücünün yetebileceği şeyleri teklif etmiştir. Zira Rabbü’l-Âlemîn, insanın ne olduğunu, takat ve kuvvetinin ne ölçüde bulunduğunu bilicidir. O halde insan Allah’ın emirlerinden dışarı çıkmamalı, tekliflerine riayet etmeye çalışmalıdır.

İnsan yaptığı kullukların, noksanlıklarla dolu olduğunu bilmeli, yapmış olduğu amelleri yapılmamış olarak kabul etmeli kendini Ümmet-i Peygamber içinde en edna kişi olarak görmelidir. Zira Peygamber (s.a.v) Rabbû’l-âlemîn’e dua ederek: “Ey Allah’ım, beni kendi gözümde küçük, insanların gözünde büyük kıl.” buyurmuştur.

Evet Peygamber (s.a.v), Allah’ım beni kendi gözümde küçült ki kendi mevcudiyetimi görmeyeyim. Başkalarının gözünde büyült ki beni büyük görüp de davetimi kabul etsinler imana gelsinler; beni gözümde küçült ki kendi nefsimi görmeyeyim, kendimi hep noksanlıklar içinde göreyim, buyurmuştur.

İşte bu duayı Peygamber (s.a.v) söylüyor. O Peygamber ki Rabbû’l-âlemîn, bütün dünyayı, evvelinde olanları, âhirinde olanları, cennet ve Cehennemi, yeri ve gökleri, bütün kâinatı O’nun hatırı için halketmiş, O’nu severek yaratmış, kendine mahbûb edinmiştir. Bütün bunlara rağmen, Peygamber (s.a.v), Allah’ım, beni kendi gözümde küçült, diye dua etmiştir. O böyle isteyince, artık insan ne yapmalı? İnsan aldanmamalı, şeytan insanı yolundan saptırmamalı, aldatmamalı.

Zira Rabbû’l-âlemîn Züntikamdır. Müstehak olanlardan intikam alıcıdır. Gerçi intikam almakta aceleci değildir. Şu dünyada insana mühlet verir. Namaz kılmadığında, oruç tutmadığında, haram yediğinde, her türlü büyük küçük günahları işlediğinde, gene insana dünyada mühlet verir. Ama yaptıklarınızın intikamını âhirette sizden alırım, buyurur ve Rabbû’l-âlemîn, âhirette azâb vermek suretiyle, büyük bir azaba duçar etmek suretiyle, insanın dünyada yaptıklarının intikamını alır.

Rabbû’l-âlemîn, bir tek vakit namaz kılmamaya mukabil beşyüzbin sene azâb verir. Âhiretin senesi ise bizim senemize benzemez. Âhiretin bir günü bizim bin senemize muadildir. Geçen her oruç için de beşyüzbin sene azâb vardır. Zekât için de böyledir. Hac farz olup da hacca gitmeyenler için aynı azâb vardır. O halde insan yanmamak, azaba uğramamak için, Rabbû’l-âlemîn’in farz kılmış olduğu ibâdetlerin tümünü yapmalıdır.

İnsan gaflete düşüp, yaptıklarım yanıma kalıyor. Rabbû’l-âlemîn ceza vermiyor dememelidir. Rabbû’l-âlemîn, kıyamet gününde mutlaka ve mutlaka insandan hesap soracak, yaptıklarının cezasını verecektir. Cenâb-ı Hak:

“Zerre miktarı hayır işleyen karşılığını görecek, zerre miktarı şer işleyen de karşılığını görecektir.” (zılzal: 7-8) buyurmuştur. İnsan yaptığı amelinden zerre-i miskal kadar bile olsa mükâfatını görecek, günahlarından da her zerresinin hesabını verecek, cezasını çekecektir. Hâşâ, Rabbû’l-âlemîn zalim değildir. O, kimseye zulmetmez. O, sadece insana amelinin gerektirdiğini yapar. İnsan ameliyle kendini neye müstahak etmiş ise, Rabbû’l-âlemîn onu yapar.

Rabbû’l-âlemîn hiçbir zaman, hayır ve hasenatı, olmayan, günahı çok olan kimseyi cennete komaz. Aynı zamanda, hayır ve hasenatı çok, günahı az olan kimseyi de Cehenneme atmaz, ona azâb etmez. Hâşâ, Rabbû’l-âlemîn kullarına böyle bir zulüm ve hakareti reva görmez. Rabbû’l-âlemîn insanın dünyada kazandığına göre, yapmış olduğu hayrı ve hasenatına, ameline, manevî kazancına göre muamele eder. Ona göre mükafat, ona göre ceza verir.

Kıyamet gününde, herkes günahlarının muhasebesini kendi kendine yapar. Her uzuv kendi günahını dile getirir. Öyle buyuruyor âyet-i kerîmede Rabbû’l-âlemîn:“O gün ağızlarını mühürleyeceğiz. Elleri bizimle konuşacak ve ayakları yaptıklarına şehadet edecektir.” (Yasin: 40)

Kıyamet gününde Rabbû’l-âlemîn insanın ağzını mühürleyecek. Eller konuşacak ve ayaklar şahitlik edecek. Her şeyi itiraf edecekler. O zaman insan inkâra mecal bulamayacak. Zira eller konuşmaya başlayarak, yaptığı şeyleri bir bir sayıp dökecek, âlet olmuş olduğu günahları dile getirecek, ayaklar da yaptıklarına şahitlik edecektir. Vücudun her azası, kulaklar, diller, hepsi yapmış olduğu şeyleri itiraf edecekler. Öyle ise insanın uyanık olması, Rabbû’l-âlemîn’in elinden kurtulamayacağını bilmesi, dünya malına, dünya ticaretine, dünya mülküne, aldanmaması, doğru yoldan dönmemesi lâzımdır.

İnsan, şeytanın aldatmasına uymamalıdır. Zira şeytan, Rabbû’l-âlemîn, Gafur ve Rahîm’dir, diyerek insanı kötülüğe teşvik eder, aldatmaya çalışır. Evet Rabbû’l-âlemîn Gafur ve Rahîm’dir, doğrudur. Ama kimlere Gafur ve Rahîm’ dir? Günahlarından tövbe edenlere, Allah’a yönelenlere Gafur ve Rahîm’dir. Onları bağışlayacağı, onlara Rahmet nazarıyla bakacağı ümit edilmektedir. Fakat, Rabbû’l-âlemîn günah işleyenlere, günahlarına tövbe etmeyerek devam üzere olanlara Gafur ve Rahîm sıfatıyla tecelli etmez. Allah’ın şiddetli azâbları böyle kimseleredir. Rabbû’l-âlemîn her kimi cehenneme atarsa, o, orada etine ve kemiklerine varıncaya kadar yanar. Her kim ki cehenneme atılırsa, orada vazifeli meleklerin elinden yakasını sıyıramaz. Kurtuluş imkânı bulamaz. Öyle ise insan nefsiyle mücadele etmeli, nefsinin vücut bulmamasına gayret etmelidir. Kendini hep fakir, noksanlıklar içinde ve herkesten edna olarak görmelidir.

Zira Rabbü’l-Âlemin’in Şeytana “La’netullahi Aleyh” Lanet etmesi, nefsinin yüzündendi. Çünkü Şeytanda nefis meydana gelmiştir, gurur meydana gelmişti. Ondan dolayıdır ki kendini Âdem (a.s) Peygamberden üstün gördü. Rab-bû’l-âlemîn’e Şeytanın secde etmediği bir tek karış yer kalmamıştır. Beşyüzbin sene Rahmani oldu. Gururu kendini Âdem’den üstün gösterdi. İşlemiş olduğu bu bir tek günah yüzünden, bu itaatsizlik, yüzünden, dergah-ı Ilâhî’den tard edildi. Halbuki Şeytan Rabbû’l-âlemîn’e o kadar tâât ve ibadet etmişti ki, dünya yüzünde Rabbû’l-âlemîn’e secde etmediği bir tek karış yer kalmamıştır. Beşyüzbin sene Rabbû’l-âlemîn’e tâât ve ibadette bulunmuş. Göğün dördüncü katında da bin sene tâât ve ibadet etmiş, namaz kılmıştı. İşte şeytanın bunca kulluğuna rağmen. Bir tek emre itirazı imandan tard edilmesine sebep teşkil etti. Halbuki Şeytan meleklerin büyüğündendi. Mukarreb meleklerden idi. Çok yüksek makamlara sahipti. Ama Âdem Peygambere secde etmemek suretiyle Rabbû’l-âlemîn’in emrine uymadı.

Secde etmeyince, Rabbû’l-âlemîn ona sordu. “Neden emrime uymadın, neden secde etmedin?" dedi. Nefsine uyan şeytan şöyle cevap verdi: “Benim yaradılışım, Âdem’in yaradılışından daha hayırlıdır. O topraktan yaratıldığı halde ben ateşten yaratıldım. Nasıl olur da ateşten yaratılan ben, topraktan yaratılan Âdem’in üstünlüğünü kabul edip ona secde edebilirim”. İşte böylece Şeytanda nefis meydana geldi. Bir defa onda nefis meydana gelmesi, kibirlenmesi, gururlanması, imandan tard edilmesine, tâât ve ibadetinin reddedilmesine, lanet halkasının boynuna geçirilmesine sebep oldu. Öyle ise insanın yarı yolda kalmaması, ilerlemesi, terakkî etmesi için, nefsini görmemesi, kendini noksanlıklar içinde, edna olarak kabul etmesi lâzımdır.

Gavs (k.s) bir gün sohbet edip demişti ki: Bir zamanlar bir şeyh, bir mürşid vardı. Mürşid Ramazan ayında sefere çıkar. Bir şehre varır, şehir halkı onun geldiğini duyarlar. Bütün şehirli, valisiyle, eşrafiyle, bütün ileri gelenleriyle beraber onu karşılamaya çıkarlar. Büyük bir kalabalığın kendisini karşılamaya geldiğini gören o mürşid zat, nefsine nazar eder ve bakar ki nefsi kabarmış. Kendi kendine, “İşte, ben bu kadar değerli bir kimse oldum, koca bir şehir halkı valisiyle, eşrafiyle, âyâniyle istikbâlime çıkmışlar” diye düşünür. Nefsini bu düşüncesinden uzaklaştırmak, onu ezmek için ne yaparsa fayda vermez. Baş kaldıran nefsine söz geçiremez. O zaman hemen elini heybesine sokar. Bir parça ekmek çıkarır. Yiye yiye gelen kalabalığa doğru yürür. İstikbâle çıkan valisi, eşrafı, tüccarı bütün şehir halkı, gelen zatın Ramazanda oruç yediğini görünce, duraklarlar, kalblerinde bir soğukluk meydana gelir. “Böyle şeyh mi olur?” derler. Oldukları yerde kalırlar. Kimse yanına varmaz. Kimse ziyaretine gitmez. Şeyhle beraber olan sofî dayanamaz, sorar: “Kurban, bu yaptığınız ne iştir? Neden orucunuzu âleme karşı yediniz acaba, onları neden sizden uzaklaşırdınız. Bundaki sır, bundaki hikmet nedir?” diye sorunca şu cevabı verir o mürşid zat.

Der ki: “Şehir halkı istikbâlime gelince nefsim kabardı, onların gelmeleri, bende nefis meydana getirdi, nefsimi izâle etmek, onu ortadan kaldırmak için, çok uğraştım, çok çalıştım ama hiçbir çare bulamadım oruç yemekten başka. O anda nefsimi ezmek için bir ilâç yoktu. İşte ben de onu yaptım. Orucumu yemek suretiyle, halkı kendimden uzaklaştırdım. Böylece nefsimden gelecek zarardan kendimi korudum. Hem Şeriat da seferde olan bir kimsenin orucunu yemesine müsade ediyor. Seferde olan bir kimse orucunu yiyebilir. Ancak döndükten sonra gününe gün kaza eder. Seferde olan kimsenin yediği orucu kaza etmesi mümkündür, ama nefsin doğruacağı zararları kaza etmek, telâfi etmek mümkün değildir. İşte ben de böyle davranmakla, nefsimi yendim. Ondan gelecek zararları önledim. Kaybım ise, seferde tutmuş olduğum orucumu yemektir ki onun da fetvası vardır. Yerine bir gün oruç tutmak mümkündür."

İşte nefisle böyle mücadele etmek lâzımdır. O mürşid-i kâmil bile nefsiyle mücadelede orucu yemekten başka çare bulamamıştır.


Seyyid Abdulhakim el Hüseyni (k.s.)
Sohbetler

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/nefsini-hakir-gormek-t29210.0.html;topicseen



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...

Çevrimdışı Mostar

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 891
  • Konu: 21
  • Derviş: 3265
  • Teşekkür: 3
Okundu: Nefsini Hakir Görmek
« Cevapla #1 : 13/12/11, 23:43 »
Allah(cc)razı olsun. :X06


RABBİMİZ " Soracak : " BEN Hep Seninleydim , Ya Sen Kulum Kiminleydin ???


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Kur'an-ı Kerim'de Adı Geçen Peygamberler.... İl il iftar ve sahur vakitleri ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.515 saniyede oluşturulmuştur


Nefsini Hakir GörmekGüncelleme Tarihi: 15/11/19, 15:31 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim