Olayların Gerçek Kıymet Ölçüsü: Hayır ve Şer - Akaid ve Fıkıh Bilgileri
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.053 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.599 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22897 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Olayların Gerçek Kıymet Ölçüsü: Hayır ve Şer, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2128 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Olayların Gerçek Kıymet Ölçüsü: Hayır ve Şer}   Okunma sayısı 2128 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9
Olayların Gerçek Kıymet Ölçüsü:
Hayır ve Şer



   Müslümanlığımızın en ayırdedici vasıflarından birinden bahsedeceğiz bu sayımızda: Hayır-şer çizgisinin farkında oluş...

   Hayır nedir, şer nedir? Hayırlı olarak nitelendirdiğimiz şeyleri ve durumları “neye göre” böyle vasıflandırıyoruz? Şerrin şer oluşunun kaynağı nedir? Ve hayır-şer anlayışında müslümanı diğerlerinden farklı kılan ölçüler nelerdir?

   Bizim hayır ve şer olarak gördüğümüz şeyler her zaman ve her durumda gerçekten öyle midir? Evet; hayır ve şer kavramları, ilâhi vahyin bize öğrettiği hayatî öneme sahip kavramlar.

   Bu kavramların hakikatini kavradığımız ölçüde rotamız doğru, kalbimiz huzurlu, akibetimiz “hayırlı” olacak...
   
   Hayır kelimesi, sözlükte “aranan, istenen, rağbet edilen” gibi anlamlara gelir. Bu tanımdan, hayırda menfaat, fayda, fazilet, üstünlük, iyilik gibi vasıflar bulunması gerektiğini anlıyoruz. Bir diğer şekilde söyleyecek olursak, herhangi bir şeyde veya durumda bu vasıflar mevcutsa biz onu “hayır/lı” olarak vasıflandırırız.

   Bunun tersi olan “şer” ise, yukarıdaki özelliklerin zıddıyla vasıflandırdığımız şey veya durumdur. Yani her ne ki zararlı, kötü, çirkindir, işte o, “şer/li”dir...

   Günlük konuşmalarımızda kısaca “iyi” ve “kötü” olarak ifade ettiğimiz hususları kapsamına alan hayır-şer konusunun, hayatımızda zannettiğimizden daha büyük bir ağırlığı vardır. Dolayısıyla bu konu hakkındaki malumatımızı gözden geçirmek, her an yüzyüze bulunduğumuz “murakabe” ihtiyacının karşılanmasında önemli bir fonksiyon icra edecektir.
   

    Hayır ve Şerrin Kaynağı

   “Âmentü”de geçen “ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî min Allahi Teal┠(hayrıyla-şerriyle kaderin Allah Tealâ’dan olduğuna iman ettim) cümlesi, bize bu sorunun en kestirme cevabını veriyor.

   Evet, herşeyin olduğu gibi, hayır ve şerrin de kaynağı ve yaratıcısı Yüce Rabbimiz’dir. O öyle buyurur: “Ve eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık O’ndan başka onu açıp giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, O’nun fazlını geri çevirecek de yoktur.” (Yunus, 107)

   Esas konusu Allah Tealâ’ya rağmen kimsenin bir şey yapamayacağı konusuna vurgu yapmak olan bu ayet, aynı zamanda hayır ve şerrin O’nun elinde olduğunu ifade etmekle de konumuz açısından önemlidir.
   

   Şerrin Allah’tan Olması Ne Demek?

   “Hayrı anladık da, Allah Tealâ kulları için şerri de diler mi?” diye sorulacak olursa, cevabı şudur:
   Gerek bu ayetin, gerekse “Allah dilediğini aziz, dilediğini zelil eder” (Âl-i İmran, 26), “Allah dilediğini saptırır, dilediğine de hidayet eder” (En’am, 39),

   “Allah dileseydi bütün insanları hidayete sevkederdi” (Yunus, 25) gibi pek çok ayetin açıkça ifade ettiği gerçek odur ki, varlık aleminde her şey Yüce Allah’ın dilemesiyle olur.

   Ancak O’nun “dilemesi” ile “rızası” birbirinden ayrı şeylerdir. Ehl-i Sünnet ulemasının gündeme getirdiği bu ince fakat temel farkın açıklaması şudur:

   Allah Tealâ kulları hakkında hayrı diler, aynı zamanda hayra rızası da vardır. Kul hayır işlediği zaman ondan razı olur ve ona hak ettiği mükâfatı verir. Yine Allah Tealâ kulları hakkında –aşağıda açıklayacağımız veçhile– şerri de diler, ama onun işlenmesine rızası yoktur.

   Yani buradaki “dileme” kelimesi, “arzu etme” anlamında değil, sadece “irade etme, izin verme” anlamındadır. Eğer bu “irade etme, izin verme” olmasaydı yeryüzünde imtihanın bir anlamı kalmazdı...
   

   Özgürlük İle Başıboşluk Arasındaki İnce Çizgi

   Herhangi bir şeyin Allah Tealâ’nın dilemesine bağlı olmaksızın meydana gelebileceğini düşünmek, bu alemde O’nun iradesi dışında başka varlıkların iradelerinin O’na rağmen etkin olabildiğini söylemek anlamına gelir ki, bu düşünce, Allah Tealâ’nın mutlak kudret sahibi olduğu inancı ile bağdaşmaz.

   Burada hatırlatılması gereken bir diğer nokta da şudur: Bir şeyi Allah Tealâ’nın dilemesi ile kulun dilemesi arasında çok ince bir denge noktası vardır.

   “Kader ve irade” sahasına giren bu hassas konuyu, yazımızın çerçevesini aşmış olmamak için –belki başka bir sayıda müstakil olarak ele almak üzere– burada ayrıntılı olarak işlemeyeceğiz. Şu kadarını söyleyelim ki, birçok ayette “Yüce Allah’ın, insanı hiçbir şeye zorlamadığı”, “doğru ve yanlışın belli olduğu ve dileyenin iman, dileyenin inkâr edeceği”, “insanın bu dünyaya imtihan için gönderildiği” açıkça belirtilmiştir.

   İnsana düşen, yolunu tayin etmek için küçük de olsa bir gayret göstermek ve özgür iradesini kullanmaktır. Bundan sonra Allah Tealâ, kişinin (ister doğru, isterse yanlış istikamette olsun) irade ettiği yolu kendisine açar. Kişi serbest iradesiyle kendisine tayin ettiği bu yolda karşılaşacağı şeyleri de böylece kendisi tayin etmiş olmaktadır.

   Seçimini doğru yoldan yana kullananları hidayete erdireceğini; kendine zulmedip dalâleti tercih edenleri de o istikamette bırakacağını bir çok ayette bizlere ihtar eden Cenab-ı Hak –yine Kur’an’ın tabiriyle – “kullarına zulmedici değildir” ve O, “kullarına zerre kadar haksızlık etmez.”

   Aksi halde Yüce Allah’ın, kullarını herhangi bir şeyi yapmaya zorlaması ve insanın istemediği halde o şeyi yapmak zorunda bırakılması söz konusu olur ki, böyle bir durumun ne O’nun adaletine, ne de dünya hayatının imtihan olması esprisine ve vakıaya uygun düşeceğini söylemek mümkün değildir.
   

   Hayra Dua; Her İşte, Her Şeyde

   Kısacası hayır ve şerrin yaratıcısı Allah Tealâ olduğu için, müslüman herhangi bir konuda bir adım atmadan önce O’ndan, kendisine hayır vermesini ve şerri uzak tutmasını ister. Bu, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in üzerinde önemle durduğu bir husustur. Sadece zahiren önemli görünen konularda değil, bize sıradan gelebilecek hususlarda bile Efendimiz, Yüce Allah’tan her zaman hayırlı olanı dilemiştir.

   Bu konuda Abdullah b. Mes’ud r.a. Hazretleri’nin rivayet ettiği bir hadis oldukça dikkat çekicidir: İbn Mes’ud Hazretleri diyor ki:

   Akşam olunca Rasulullah S.A.V. şöyle derdi:
   “Elhamdülillâh, geceye erdik. Mülk de Allah için geceye erdi. Allah’tan başka ilâh yoktur. O tekdir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamdler O’nadır, O her şeye kadirdir.
   Rabbim! Bu gecede olacakların hayırlısını ve bundan sonra olacakların hayırlısını senden diliyorum. Bu gecede olacakların şerlisinden ve bundan sonra olacakların şerlilerinden sana sığınıyorum.
   Rabbim! Tembellikten ve yaşlılığın kötülüklerinden sana sığınıyorum.
   Rabbim! Cehennem azabından ve kabir azabından sana sığınıyorum.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)

   Yine Efendimiz s.a.v., yeni bir elbise giydiği zaman şöyle dua ederdi:
   “Allahım! Hamd sanadır. Bunu bana sen giydirdin. Bunun hayrını ve kullanılacağı işin hayrını senden diliyor; bunun şerrinden ve kullanılacağı kötü işlerin şerrinden sana sığınıyorum.” (Ebu Davud, Tirmizî)

   Bu ve benzeri hadislerin bize anlattığı en önemli hususlardan birisi şudur:
   Bizler, ileride başımıza neyin geleceğini (yani gaybı) bilemediğimiz için, gerek şu anda içinde bulunduğumuz durum, gerekse istikbalde karşılaşacağımız olaylar hakkında Yüce Allah’tan bizi daima hayra erdirmesini ve şerri bizden uzak tutmasını dilemeliyiz.

   Bu bağlamda hemen yukarıda zikrettiğimiz hadis üzerinde biraz düşünelim: Hadisi okuduğumuzda ilk anda, “Yeni bir elbise giymenin insana ne gibi şerri (zararı, kötülüğü) dokunabilir?” sorusu akla gelebilir.

   Öncelikle bilmeliyiz ki, hadis Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in bize yönelik bir örnekliğini ihtiva etmektedir. Yani Efendimiz yeni bir elbise giydiğimizde nasıl davranmamız gerektiğini bize öğretmektedir.

   O’nun kalbine, yeni bir elbise giymekten dolayı gurur, kibir gibi herhangi bir eksikliğin gelmeyeceğini biliyoruz. Ama böyle bir durumun bizim başımıza gelmesi hiç de uzak bir ihtimal değildir. Öyleyse giydiğimiz bir elbisenin bile bize şerri dokunabilir diye düşünerek, kalbimizi hiçbir zaman murakebesiz bırakmamalı ve giydiğimiz bir elbiseden bile gelebilecek şerden Yüce Mevlâmız’a sığınmalıyız.
   

   Helâki Rahmet Zannedenler

   Günümüz insanına önemsiz birer ayrıntı gibi görünebilecek, fakat Efendimiz s.a.v.’in, hayır-şer meselesi üzerinde ne kadar hassasiyetle durduğunu gösteren bir diğer örnek de şudur:

   Hz. Aişe r.a. Validemiz diyor ki:

   Rasulullah s.a.v. (yağmur yüklü) bir bulut görecek olsa bu, yüzünden bilinirdi. Bir seferinde ben, “Ey Allah’ın Rasulü! Halk bir bulut görecek olsa, yağmur getirebilir ümidiyle sevinir; halbuki sen bir bulut gördüğünde endişe ettiğini yüzünden okuyorum. Bunun sebebi nedir?” diye sordum. Şöyle buyurdu:
   “Ey Aişe! Bunda bir azap bulunmadığı hususunda bana kim garanti verebilir? Nitekim geçmişte bir kavim rüzgarla azaba uğratılmıştır. O kavim azabı (getirecek olan bulutu) gördükleri zaman, ‘bu gördüğümüz, bize yağmur getirecek olan bir buluttur’ demişlerdi.” (Buharî)

   Bu konuyla ilgili olarak burada zikretmeyi faydalı gördüğümüz son örnek de şöyledir: Yine Hz. Aişe r.a. Validemiz naklediyor:
   Rasulullah s.a.v., rüzgar estiği zaman şu duayı okurdu: “Allahım! Senden bunun hayrını ve bunun getireceği neticelerin de hayrını dilerim. Bunun şerrinden ve bunda olanın şerrinden, bununla gönderilen şeylerin şerrinden de sana sığınıyorum.” (Buharî, Müslim, Tirmizî)

   Bütün bu rivayetlerin ve burada zikretmediğimiz daha pek çok benzerlerinin bize öğrettiği hakikat şudur: Başımıza gelecek olan şeylerin hakkımızda hayırlı mı, şerli mi olacağını önceden bilemeyeceğimiz için Yüce Allah’tan daima hayır dilemeli, şerri de bizden uzak tutmasını istemeliyiz.

   Duanın önemi burada kendisini göstermektedir. Hakkımızda kesinleşmemiş takdirin hayra tebdilinde duanın oynadığı bu rol sebebiyledir ki, Efendimiz s.a.v., “dua ibadetin özüdür” buyurmuştur.

   Bu noktada Hasan Basrî k.s. Hazretleri’nden bir hikmet incisiyle sözü bağlayalım: “İnsanlar bir hayrı bekledikleri müddetçe, o hayrın içindedirler.”
   

     Ebubekir Sifil

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/olaylarin-gercek-kiymet-olcusu-hayir-ve-ser-t5855.0.html




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
“İnsanlar bir hayrı bekledikleri müddetçe, o hayrın içindedirler.”

Allah(c.c) razı olsun.

 :X06  X:33X  :X06





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

İbadet yap, tövbe et! Her Şeyin Bir Vakti Vardır ... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.533 saniyede oluşturulmuştur


Olayların Gerçek Kıymet Ölçüsü: Hayır ve ŞerGüncelleme Tarihi: 23/10/19, 08:38 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim