Ölümsüzlük Ağacı - Günün Sohbeti
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22884 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Ölümsüzlük Ağacı , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3054 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Ölümsüzlük Ağacı }   Okunma sayısı 3054 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Ölümsüzlük Ağacı
« : 04/05/13, 01:41 »

İnsanoğlu yaratıldığı zamandan beridir aramaktadır ölümsüzlüğü. Kâh Hızır (a.s.)’dadır ölümsüzlüğün sırrı, kâh Lokman Hekim’de. Kâh âb-ı hayat gibi bir sudur; kâh ağaçtır, ölümsüzlük meyvesi olan.
 

Padişahın biri de sadık bendesinden işitir, bu ölümsüzlük ağacını… Meyvesini yiyen ne ölüyordu ne de yaşlanıyor. Genç, dipdiri ve ölümsüz. Bu ağacın meyvesine âşık oldu padişah. Büyük bir aşkla istedi o meyveye sahip olmayı. Şiddetli bir arzu duydu ölümsüzlük meyvesine. Bilmiyordu bunun bir masal olduğunu, bir efsane olduğunu. Efsanelerde olmaz mıydı böyle erişilmez şeyler. Nitekim âlimin biri de destan olarak, hikâye, masal yollu söylemişti bunu:“Hindistan’da bir ağaç vardır. Her kim o ağacın meyvesini yiyen ne ihtiyarlar, ne de ölür.” diye. Ağızdan ağıza, kulaktan kulağa derken ulaşmıştı bu padişahın gönlüne. Artık büyük bir iştiyakla o ölümsüzlük ağacını ve meyvesini istemekteydi. Gönderdi edeb divanından, kurenâsından (maiyetindeki yakın adamlarından) bir âlimi. Bulması için o ağacı, taa Hindistan’a.
 

Görevli bu kişi yıllarca dolaştı Hindistan ve çevresinde. Şehir şehir gezdi, dağ dağ… Ova ova, ada ada… Araştırmak için, bulmak için bu ölümsüzlük ağacını. Gezmediği yer ve aramadığı dip bucak kalmadı. Karşısına kim çıkarsa sordu. Alay ettiler onunla. “ Bu ne arıyor, deli mi, ne?”diye güldüler. Zincire bağlanacak delilerden sandılar. İstihzâ tokadını vurdular yüzüne. Latife yollu vurup ensesine, dediler ki: “Senin gibi sinesi saf olan bir kimsenin böyle arayışı nasıl hikmetten halî olur (?) Nasıl boş olur (?) Elbette sen boşuna aramazsın vardır bir hikmet (?)” Bu tarz konuşmalar gerçek bir tokattan daha çok acıtıyordu âlimin canını. Daha çok sarsıyordu ruhunu. Bazıları daha da ileri gidip, methederek onu akılsız yerine koydu. Methederken alay etti. “ Ey ulu kişi pek korkunç, pek geniş bir iklim olan filân iklimde, filan ormanda yemyeşil bir ağaç vardır. Pek yüce, pek korkunç… Her dalı koskocaman ve kapkalın…” dedi. Kim ne dediyse inandı ve gayret kemerini kuşanıp, onların yönlendirdikleri yere gitti, yorulmadan, canla başla… Yıllarca aradı ölümsüzlük ağacını. Padişah da ona gerekli olan malları paraları gönderiyordu biteviye… Padişahın kurenâsı yaban ellerde pek çok eziyete, yorgunluğa katlandı, ölümsüzlük ağacının uğruna. Artık ümit ipliği üzüldü. Aradığı aranmaz oldu. Usandı. Arama maksadından ve o ölümsüzlük ağacı haberinden başka bir şey görünmüyordu ufukta. Geri dönmeye, padişahına varmaya karar verdi. Ağlaya ağlaya yol alıyordu. Gözyaşları yoluna dökülüyordu.
 

Bir yerde konakladı. Ye’se kapılıp geri dönerken konakladığı bu yerde kerem sahibi, Allah dostlarından, kutupluğa ermiş âlim bir şeyh vardı. Bunu öğrenen padişahın nedimi: “Ben o kutbun dergâhına varıp huzûruna gireyim. Onu ziyaret ettikten sonra yine yollara düşerim. İstediğimi bulamadım, ümidim kesildi. Belki o büyük zatın duası yoldaşım olur.” diye düşündü. Yağmur bulutu gibi döke döke gözyaşlarını girdi Şeyhin huzuruna... Ona dedi: “Ey şeyh! Acımanın, esirgemenin tam zamanı. Ümidim kesildi. Ümitsizim. Lütuf zamanıdır bu saat. Lûtfedecek ân, bu ân!” Şeyh-i kâmil padişahın nedimine sordu: “Açık söyle! Ne derdin var? Bu ümitsizliğin nedendir? İsteğin ne idi? Neye yüz tutmuş, neye yönelmiştin de olmadı?”Biçare adam cevap verdi: “Sultanlar sultanı bir ağacı bulmak için beni seçti. Dünyada eşine pek az rastlanır bir ağaçtı aradığı. Öyle bir ağaç ki o meyvesi âb-ı hâyatın mâyesi, aslı imiş. O meyvede ölümsüzlük yani âb-ı hâyat gizliymiş. Ben bu ölümsüzlük ağacını yıllarca aradım. Sarhoşların alayından ve istihzâsından başka bir nişan, bir iz bulamadım.” Şeyh gülerek: “ Ey gönlü temiz, saf kişi! Ey selîm! O ağaç, âlim de oldu ilim! O ağaç bilen kişideki ilim ağacıdır, bilgi ağacıdır. Sen surete kapılıp kalmış, bayağı ağaç sanmışsın, bu ilim ağacını. O yüzden de o ağacın dalından meyveyi derememişsin! Surette aradığın için mânâ ağacını görüp toplayamamışsın mânâ meyvelerini. …Peygamberimiz (s.a.v.), ashabına; ‘Cennet ağaçlarından bir ağaca rastladığınız zaman onun gölgesinde gölgelenin, yemişinden yiyin!’ demiş de sahabe şaşırarak sormuştu: ‘Ya Resûlullah! Biz Cennet ağacına hayatta iken nasıl rastlayabiliriz ki?’ Efendimiz (s.a.v.) de: ‘Gerçek bir bilgine rastladığınız zaman cennet ağaçlarından bir ağaca rast gelmiş olursunuz.’ Demiştir. İşte o ağaç âlim bir zatın vücudundaki ilim ağacıdır” diye anlatarak devam etmiş tarif etmeye ölümsüzlük ağacını:
 
“Ey selim! O ağaç, âlim bir kişide oldu ilim!
 İlim ağacı pek yüce, pek büyük ve etrafa yayılmış bir ağaçtır! Allah’ın bahr-i muhitinden, uçsuz bucaksız, her şeyi kaplayan büyük denizinden meydana gelmiş olan âb-ı hayattır!” [Mevlâna, Mesnevi (Gölpınarlı, c.II, 3669-3670) / (Can, c.II, 3668-3669) / (Tahir, c.VIII, 7594-7595) / (Konuk, c.IV, 3658-3659)]
 
Biçare adamın hayretengiz bu sözler karşısında gözyaşları dindi. Can kulağıyla dinlemeye başladı mürşidi kâmili. O da anlatmaya devam etti bu ölümsüzlük ağacını, bu bilgi, bu ilim ağacını:
 “O bilgiye, o ilme gâh ağaç derler, gâh güneş. Gâh deniz adını takarlar, gâh bulut!
 Aslında o birdir. Lakin yüz binlerce eseri vardır. Eserlerinin en ehemmiyetsizi sahibine ebedî bir hayat bağışlamasıdır.”[Mevlâna, Mesnevi (Gölpınarlı, c.II, 3682-3683) / (Can, c.II, 3671-3672) / (Tahir, c.VIII, 7597-7598) / (Konuk, c.IV, 3661-3662)]
 

Evet, sahibine ölümsüzlük vermektedir ilim ağacı! Mevlânâ Hazretleri hâlâ yaşamaktadır 738 yıldan beridir… Bunun gibi nice âlim gelmiş ve göçmüştür bu fani dünyadan… Fakat yüzlerce yıldır yaşamaktadırlar ölümsüzlük ağacının meyveleri sayesinde… Bu ağacın meyvesini tadan asla ölmez, dipdiridir. Bunlar gâh âlimdir, gâh yol gösteren, irşad eden mürşid. Gâh Allah dostudur, gâh Peygamber varisi! Devam etti bizim şeyh de o ağacı vasfetmeye:
 “O, bilgi olarak tekdir, ama binlerce eseri, nişanesi olduğu için, o tek bilginin sayısız adı vardır.
 Bir adam senin baban olur, ama o bir başkasının da oğludur. O bir kimse hakkında kahır ve düşman olur, yekdiğerine ise lütûf ve iyilik. Bir kimsenin muhtelif sıfatlarına göre birçok namı olabilir. Bir tek insan olduğu halde onun yüz binlerce adı vardır. Onun bir vasfını bilen, diğer vasıflarına karşı kördür. Kendi bile bazı sıfatlarından habersizdir. Kim onu bir ad olarak ararsa, bir ada takılıp kalırsa, bu ad doğru ad diye o isme güvenip, onu doğru olarak kabul ederse, senin gibi ümitsizliğe düşer, perişan olur gider.”
 

Burada o mürşidin penceresinden bir ân ayrılıp, günümüz penceresinden bakalım bu söylenenlere. Mesela; Mevlânâ Hazretlerini fukaha sınıfından olanlar fâkih, fıkıhçı olarak görürler, şuara ve üdeba sınıfından olanlarsa edib ve şair. Kur’an’ı hıfzedenler, hafız derlerken ona, hadisçiler de derler muhaddis. Veliler onu velî olarak görür, sûfîler de sûfî. Onu her sınıf kendi zümrelerinden addeder. Onların hepsi Mevlânâ’nın zât-ı şerîflerinden bi-haberdirler. Bunun gibi, herkes kendi penceresinden görür. Biz yine mürşid-i kâmilin penceresine dönüp bakalım neler olduğuna: Şeyh sordu padişahın bu nedimine: “Sen bu ağaç ismine neden takılıp kalıyorsun da muradına eremiyorsun? Ve de talihsiz oluyorsun? Sen neden o kâmilin ağaç ismine yapışıp, onu suret âleminde ararsın, onu sıradan bir ağaç sanırsın? Onu böyle sandığın için de üzgün ve bedbahtsın.” Sonra mânâ incilerini saçtı, bir bir toplayalım diye ona ve bizlere:
 
“İlim, bilgi Hakk’ın sıfatlarındandır. İsimden geç, sıfatlara bak ki o sıfatlar seni Zât’a yani Allah’a ulaştırsın.
Halkın ayrılığa ve aykırılığa düşmesi hep isim yüzündendir. İsimden müsemmaya ve mânâya gidilince rahat ve huzur hâsıl olur, mânâya ulaşan rahat eder.” [Mevlâna, Mesnevi (Gölpınarlı, c.II, 3690) / (Can, c.II, 3679-3680) / (Tahir, c.VIII, 7604-7605) / (Konuk, c.IV, 3668-3669)]
 Ölümsüzlük ağacını arayan bu kurenâ onu bu mürşidin yoluyla bulup götürebildi mi padişahına; bunu Allah bilir. Ama bize de bir mürşid-i kâmili aramak yolu göründü, bu ölümsüzlük ağacının meyvelerinden tatmak için.
 

“Ey gafil! Sen karınca gibi dane peşinde ne diye koşup durmadasın? Kendine gel, daneyi aramayı bırak da Süleyman’ı ara! Niye azıyor sapıtıyorsun dane aramakla?
 Madde peşinde koşana, dane arayana, aradığı dane tuzak olur, tuzak yemi olur. Süleyman arayan ise hem Süleyman’ı bulur, hem daneyi.”[Mevlâna, Mesnevi (Gölpınarlı, c.II, 3715-3719) / (Can, c.II, 3704-3705/ (Tahir, c.VIII, 7629-7630)/ (Konuk, c.IV, 3693-3694)]
 

Bizi Hakk’a ulaştıracak ilmi ve Süleymanları bulmamız umuduyla…
 

Fatma TOKSOY

 
 KAYNAKLAR:
 Mevlâna Mesnevi, Terc. Abdülbâki Gölpınarlı, İstanbul: İnkılâp ve Aka, 1981, c. I-II, s.s. 659-662.
 Mevlâna, Mesnevi, Şerh. A. Avni Konuk, İstanbul: Kitabevi,2008, c.IV, s.s. 481-492.
 Mevlâna, Mesnevi,Terc. Şefik Can, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2008,c. I-II, s.s. 528-532.
 Mevlâna, Mesnevi, Şerh. Tahirül Mevlevî, İstanbul: Şamil Yayınevi, [t.y.], c. VIII, s.s. 1062-1076.
 Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat: Eski ve Yeni Harflerle, Ankara: Aydın Kitabevi, 1989.
 Arif Etik, Ferheng-i Farisi: Farsça-Türkçe Lugat, İstanbul: Salah Bilici Kitabevi, 1968.
 İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi Kütüb-i Sitte, İstanbul: Akçağ Yayıncılık, [t.y.].
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/olumsuzluk-agaci-t33280.0.html




Çevrimdışı gülyüzlüm

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.258
  • Konu: 131
  • Derviş: 9365
  • Teşekkür: 166
Okundu: Ölümsüzlük Ağacı
« Cevapla #1 : 04/05/13, 12:31 »
 




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Yok daha neler Bu da benim HAN IM” demiş. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.129 saniyede oluşturulmuştur


Ölümsüzlük Ağacı Güncelleme Tarihi: 17/09/19, 04:10 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim