Ramazân–ı Şerif - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.194 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 146.070 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 23065 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Ramazân–ı Şerif , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1810 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Ramazân–ı Şerif }   Okunma sayısı 1810 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 6
Ramazân–ı Şerif
« : 11/08/10, 20:09 »
Ramazan ayı, oruç ibâdetiyle birlikte, namaz, sadaka ve nefis mücâdelesi yoluyla güzel ahlâka nâil olabilmek için müstesnâ bir kazanç mevsimidir. Feyiz ve bereket dolu bir Kur’ân hayâtı yaşatması ile de, ayrı bir kıymeti hâizdir. Ramazan ayı, fânîlikten bekâya uzatılmış bir nevî fazîlet köprüsü mesâbesindedir.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu ayın kıymetini ve bereketinden istifâde yollarını, bir Şâban ayının son gününde şöyle ifâde buyurmuşlardır:

“Ey insanlar! Sizi mübârek ve büyük bir ay gölgelemiştir. O, içinde bin aydan daha hayırlı bir gece bulunduran aydır. Allâh Teâlâ’nın oruç tutulmasını farz kıldığı, gecesinde ibâdet yapılmasını sevap kıldığı bir aydır. Kim bu ayda hayırlı bir amelle Allâh’a yakınlık gösterirse diğer aylardaki bir farzı yerine getirmiş gibi olur. Kim de bu ayda bir farz ameli yerine getirirse diğer aylardaki yetmiş farzı yerine getirmiş gibi olur. O, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir. Bu ay, başkalarının dert ve sıkıntısına ortak olma ayıdır. Bu, mü’minin rızkının artırıldığı bir aydır.

Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfâtından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.”


Bunun üzerine sahâbîler:

“–Ey Allâh’ın elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sâhip değiliz.” dediklerinde, Rasûlullâh

-sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allâh ona bu sevâbı verir.”
buyurdu ve sözlerine şöyle devâm etti:

“Bu öyle bir aydır ki, önü rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azâbından kurtuluştur. Kim bu ayda, emrindeolan insanlara kolaylık gösterir de yüklerini hafifletirse, Allâh onun günahlarını bağışlar ve onu cehennem azâbından âzâd eder. Bu ayda dört önemli hususa daha fazla riâyet edin. Onlardan ikisi Allâh’ın rızâsını kazanmak için, diğer ikisi de kendilerinden hiçbir zaman uzakta kalamayacağınız şeylerdir. Kendileri ile Rabbinizin rızâsını kazanacağınız şeyler, bol bol kelime-i tevhîd getirip istiğfâr etmeniz ve kendilerinden uzakta kalamayacağınız iki şey de Allâh’tan dâimâ cenneti taleb etmeniz ve kendisi ile cehennem ateşinden muhâfaza istemenizdir. Kim bir oruçluyu iftarda su ile doyurursa, Allâh Teâlâ da onu benim havuzumdan içirerek doyurur. Hattâ o, cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmez.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, VIII, 477/23714)

Görüldüğü üzere, bu hadîs-i şerîfin muhtevâsında her biri ebedî saâdet sermâyesi durumunda olan pek çok müjdeler bulunmaktadır. Bu müjdelere erişebilmek için her mü’min öncelikle bunların kıymetini iyi takdir etmeli ve ciddî bir gayret ile bunları tatbike yönelmelidir. Ehemmiyetine binâen, hadîs-i şerîfteki bu noktaların bâzıları üzerinde biraz durmakta fayda mülâhaza ediyoruz:

Ramazân-ı Şerîf’in büyük bir lutuf ayı olmasının en mühim sebeplerinden biri, “Kadir Gecesi” gibi muazzam bir ilâhî ikrâmı içinde bulundurmasıdır. Kadir Gecesi, ilâhî mağfiretin dolup taştığı, ümmet-i Muhammed ’e sonsuz hazînelerin bahşedildiği bir gecedir. Onun ihtişâmına binâen, hakkında müstakil bir sûre indirilmiştir. Bu gece, Kur’ân-ı Kerîm’in nüzûlüyle nurlanmış, Cebrâil -aleyhisselâm- ve diğer meleklerin yeryüzüne indirilmesi ile de rûhânîleşmiştir.

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/ramazani-serif-t22849.0.html



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 6
Cevaplandı: Ramazân–ı Şerif
« Cevapla #1 : 11/08/10, 20:11 »
Mü’minlere görülmez nûrânîler tarafından selâm verilen feyz ve bereket dolu bu gece; Rabb’in kullarına bir merhamet gecesi ve Ramazan ayının bahar faslıdır. Bu gecenin kıymetini bildiren şu hadîs-i şerif, ne kadar ferahlatıcıdır:

“Kadir gecesini, fazîlet ve kudsiyyetine inanarak ve sevâbını yalnız Allâh’tan bekleyerek ibâdet ve tâatle geçiren kimsenin -kul hakkı hâriç- geçmiş günâhları bağışlanır.”
(Müslim, Müsâfirîn, 175/760)

Kadir gecesi yalnız ümmet-i Muhammed ’e bahşedilmiş, müstesnâ bir lutuf, af ve merhamet gecesidir. Rabbimiz bu geceyi ihyâ edenlere bin ayın, yâni 83 küsûr senenin ecrini lutfeder ki, bu da Cenâb-ı Hakk’ın bu ayda mü’min kullarına olan ikrâmının azametini ifâdeye kâfîdir.

c

Ramazân-ı Şerîf, oruç tutmanın farz kılındığı bir aydır. Hazret-i Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr’inde bu mübârek ay için bizleri şu şekilde îkâz eder:

“Ramazan geldi, artık maddî yiyeceklerden elini çek ki, gökten mânevî rızıklar gelsin. Bu ay, gönül sofrasının kurulduğu aydır. Gönlün, bedenin hatâlarından kurtulduğu aydır. Gönüllerin aşk ve îmân ile dolduğu aydır.”

Gönüller, fânî hazlardan uzaklaşmadıkça bâkî lezzetlere kavuşamaz. Tıpkı çocukların sütten kesilmedikçe yüksek gıdâlara ve hayâtî lezzetlere eremedikleri gibi. Oruç, günün belli bir kısmında bizi bâzı helâllerden dahî uzaklaştırarak, haram ve şüphelilerden ne kadar kaçınmamız gerektiğini de hatırlatan bir ibâdettir. Hadîs-i şerifte buyrulur:

“…Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri orucunu açtığı andaki; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir…”
(Müslim, Sıyâm, 164)

Oruçlarımızı açmadan önce yaptığımız iftar duâsında:

• “Ey Allâh’ım! Senin için oruç tuttum. Sana îmân ettim. Sana tevekkül ettim. Senin verdiğin rızıkla orucumu açtım.” diyerek Hakk’a ilticâ ediyoruz. İftar duâsı, esâsen orucun mânevî cihetini de îzâh etmektedir. Yâni orucun nasıl bir hâlet-i rûhiye ile tutulması gerektiğini de bildirmektedir. Buna göre:

“•” yâni “Ey Allâh’ım! Senin için oruç tuttum.” derken, oruçtaki kalbî seviyemizi yâni riyâdan uzak niyetimizi belirtmiş oluyoruz.

“•” yâni “Sana îmân ettim.” derken, ibâdetlerin ana zemininin îmân olduğunu beyân etmiş oluyoruz. Yâni namaz ve oruç gibi ibâdetleri bedenî zindelik ve sıhhat gibi tâlî faydaları için değil, sırf îmânımızın bir gereği olduğuna inanarak îfâ etmek gerekmektedir. Zîrâ Hakk’a ibâdet ve kulluğun mânevî derecesi, îmânın gücü nisbetindedir.

“•” yâni “Sana tevekkül ettim.” demek sûretiyle de acziyetimizi îtiraf etmiş, Rabbin sonsuz kudret ve azametine teslimiyetimizi ifâde etmiş oluyoruz. Demek ki, fânîlere değil, Bâkî olan Rabbimize tevekkül hislerimizi de güçlendirmek sûretiyle ibâdetlerimize ayrı bir mânevî kıvam kazandırmamız gerekmektedir.

“•” yâni “Senin verdiğin rızıkla orucumu açtım.” derken de rızıktan çok “Rezzâk”a yönelme şuuruyla, Rabbimizin mülkünde yaşadığımızı ve rızkın Allâh’tan geldiğini kalben de îtiraf etmiş oluyoruz.

Makbûl bir oruç tutabilmek için dikkat etmemiz gereken esasların başında riyâdan korunmak gelir. Riyâ ve gösterişten uzak, kalbî bir kıvâm ile edâ edilen oruç ibâdeti, en fazîletli kulluk tezâhürlerinden biridir. Fakat dünyevî gâyelerle bulandırılmış, gösteriş ve gafletle yaralanmış oruç ve namazlar hakkında Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21/1690)

Oruçtaki bu kalbî hassâsiyet, namazın da Hak katında kabûlü için zarûrîdir. Namaz kılarken kalbin riyâ ve ucuptan korunmasının lüzûmuna dâir Şeyh Sâdî’nin Gülistan adlı eserinde anlattığı şu hâtırası ne kadar ibretlidir:

“Çocukluğumda zühde, riyâzete, gece ibâdetine çok düşkündüm. Bir gece babamın yanında oturuyordum. Bütün gece gözümü yummamış, Kur’ân-ı Kerîm’i elimden bırakmamıştım. Birtakım kimseler etrâfımızda uyuyorlardı. Babama:

«–Şunların bir tanesi bile başını kaldırıp iki rekât teheccüd namazı kılmıyor; sanki ölü gibi uyuyorlar.» dedim. Bu sözüm üzerine babam:

«–Oğlum Sâdî! Başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de onlar gibi uyusaydın! Zîrâ senin hor gördüklerin, şu anda ilâhî rahmetten mahrûmiyet içindelerse de, onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfî bir şey yazmıyor. Senin amel defterine ise, din kardeşlerini küçük görme ve gıybet günahı yazıldı.» karşılığını verdi.”




Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 6
Cevaplandı: Ramazân–ı Şerif
« Cevapla #2 : 11/08/10, 20:14 »
Nasıl ki namazı gayr-i ciddî bir şekilde ve gafletle kılanlar hakkında “yazıklar olsun” itâb-ı ilâhîsi sâdır olmaktaysa, orucun da Hak katında makbûl olarak îfâ edilebilmesi için kalbî bir kıvâm ve huşû şarttır. Namaz, sür’atli kılınarak bir hazım vâsıtası, oruç da kuru bir açlık ve perhiz hâline getirilmemelidir. Bunun içindir ki namazda olduğu gibi oruçta da kulu hassâsiyet ve ihlâsa yönlendiren pek çok incelik bulunmaktadır. Zîrâ oruç ve namaz, yalnız bedenin değil, kalbin de iştirâk ettiği mânevî bir âhenk netîcesinde kâmil bir sûrette îfâ edilebilir.

Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten, dil, göz, kulak gibi diğer uzuvları da günahlardan muhâfaza etmek gerekmektedir. Nitekim, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-birgün:

“Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” buyurdu. Ashâb-ı Kirâm:

“(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” diye sorunca

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Yalan ve gıybetle...” (Nesâî; Sıyâm, 43) cevâbını verdiler.

Bilhassa -Kur’ânî ifâdeyle- “hümeze” ve “lümeze”, yâni dedikodu-gıybet yapmak, kaş-göz hareketleriyle eğlenmek, mü’min kardeşini küçük düşürmek ve yalan söylemek gibi orucun rûhâniyetini zedeleyecek hâllerden sakınmak gerekmektedir. Zîrâ bir hadîs-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır:

“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allâh’ın, o kimsenin yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyâcı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8)

Ramazân-ı şerîf; oruç, terâvih namazı, sahur ve seher uyanıklığı bakımından da çok mühimdir. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur:

“Allâh -celle celâlühû-, size Ramazan orucunu farz kılmıştır. Ben de onun kıyâmını, yâni Ramazan gecelerindeki terâvih namazını sizin için sünnet kıldım. Eğer bir kimse îmânlı bir yürekle ve sevâbına ermek ümidi ile Ramazan orucunu tutar, terâvih namazını (tâdil-i erkân ve huşû ile) kılarsa, anadan doğduğu gibi günâhlarından kurtulur.” (İbn-i Mâce, Salât, 173)

Hakîkaten bu ayın gündüzleri gibi gecelerinin ve bilhassa seher vakitlerinin de ayrı bir feyiz ve rûhâniyeti vardır. Esâsen yılın hangi ayında olursa olsun her seher vakti, ârif gönüller için paha biçilmez ve müstesnâ bir kazanç vesîlesidir. Çünkü o anlar, Allâh’ın kulunu halvetine dâvet ettiği demlerdir. Hak Teâlâ, seher vakti ve seherleri ihyâ edenler hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Kuşluk vaktine ve sükûna erdiğinde geceye andolsun ki...” (ed-Duhâ, 1-2)

“Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibâdet ettikleri için), vücutları yataklarından uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allâh yolunda harcarlar.” (es-Secde 16)

Yine Rabbimiz, cennet nîmetleriyle taltif edeceğini va‘dettiği has kullarının vasıflarını bildiren âyet-i kerîmelerde şöyle buyurmaktadır:

“Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.”
(el-Furkan, 64)

“(Onlar) geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.”
(ez-Zâriyât, 17-18)

Kalbler, ancak Hak Teâlâ ile berâberlik sâyesinde, yâni kalbin bir nazargâh-ı ilâhî hâline gelmesi netîcesinde uyanır. Bunun en feyizli yolu ise bilhassa seherlerde îfâ edilen zikirdir. Zîrâ insanda fıtraten mevcud olan “nisyan” ve “gaflet”ten doğan zararların telâfîsi için, Allâh’a kulluk idrâkinin dâimâ canlı tutulması ve bunun için de zikre ihtiyaç vardır. Zîrâ her tekrar, tekrar edilen şeyin idrak ve iz’andaki yâni kalbdeki yerini kuvvetlendirir.

Cenâb-ı Hak, kulunun sûret yapısına değil, kalbine nazar eder. Bu bakımdan her mü’min, kalbini gafletten koruyup zikir ile ihyâ etmeyi vazîfe bilmelidir. Kulluk vazîfeleri içindeki bu husûsî ehemmiyeti sebebiyledir ki, zikir kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de iki yüz elliden ziyâde yerde geçmektedir. Cenâb-ı Hakk’a hakîkî mânâda kulluk yapabilmek, zikrin kalbde kazandığı mevkî nisbetinde gerçekleşir. Cenâb-ı Hak, kullarının, zikrin rûhâniyetinden gâfil kalmamaları için âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır:

“Îmân edenlerin, zikrullâh ve Hak’tan inen Kur’ân sebebiyle kalbleri­nin huşû içinde ürperme zamanı henüz gelmedi mi?” (el-Hadîd, 16)

İşte zikir ve tesbihâtla ihyâ edilen seherler, -tıpkı güzelliklerini inbat etmek için hasretle yağmur bekleyen bir bahar toprağı gibi- gönlündeki istîdâdları inkişâf ettirmek isteyen mü’minler için; kritik, hassas, rûhânî ve feyizli vakitlerdir. Bir Mevlânâ muhibbi, seher vakitlerinin rûhâniyetini şu şekilde ifâde eder:

“…Derûnî olarak vicdanlardan gelen sesler, mü’mini seher vaktinde ibâdete çağırmaktadır. Bu ses, aşk müezzininin okuduğu mânâ ezânının sesidir. Bu ses mü’mine; «Uykudan uyan, çünkü Hakk’a muhabbet uykudan hayırlıdır.» demektedir. Çünkü mü’min, seher vakitlerinde Rabbini zikrederken; gönlünde Hak, hakîkat ve mârifetullâh tecellî edecek; namazları ise, mîrâc hâline gelecektir. Rahmetin âdetâ tuğyân ettiği bu zamanda uyumak büyük bir tâlihsizliktir. Nasıl ki on iki aylık bir sene içinde Ramazan ayı mü’minlere rahmet ayı olarak gelmişse, yirmi dört saatlik bir gün içinde de seher vakitlerine âit birkaç saat çok mübârektir. Bu saatlerde Allâh’ın has kulları uyanmışlar, hakîkî mahbûblarını bulmuşlardır.”

Seherlerde rahmet kapıları açılır, uyanık gönüllere “buyrun” denilir. Üstelik bu dâvet, ayların sultânı olan Ramazân-ı Şerîf’in feyiz ve rûhâniyeti ile taçlanmış seherlerde olursa, elbette ecir ve nâiliyetler de o mübârek ayın şânına lâyık bir sûrette tecellî edecektir.

Ramazan-ı Şerîf’in bir adı da “Şehru’s-Sabr” yâni “sabır ayı”dır. Sabır, güzel ahlâkın ağırlık merkezi, îmânın yarısı, ferah ve saâdetin anah­tarıdır. Cennet nîmetlerine kavuşturan büyük bir fazîlettir. Sabır, hoşa gitmeyen ve ıztırap veren hâdiseler karşısında muvâzeneyi bozmadan sükûnete bürünmek, Hakk’a teslîm olmaktır. Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Hiçbiriniz oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa «ben oruçluyum» desin.” (Buhârî, Savm, 9)

Ramazan ayında bilhassa öfkeden şiddetle kaçınmak îcâb eder. Zîrâ oruç, bir yönüyle, davranış ve muâmelelerin kontrol altına alınması ve disipline edilmesidir. Oruç; sahibini, azm ü sebât, hâle rızâ, metânet ve bilhassa sabır gibi fazîletlere erdiren bir ibâdettir. Şartlarına riâyetle tutulan oruç; rûhu, nefsânî temâyüllere esir olmaktan kurtarır. Oruç, içimizdeki nefs canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnunda fıtraten meknuz olan merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Bize merhameti en iyi tâlim eden ve onu en iyi besleyen ibâdet, oruçtur. Nefsin açlıkla terbiye olarak, hodgâmlıktan diğergâmlığa doğru seviye alması îcâb eder ki; gönlümüz merhamet duygularıyla dolsun, yardım elimiz zayıf ve bîçârelere uzansın, yüreğimiz onların dertlerini paylaşsın ve mâtemlerin civârında yer alsın. Zîrâ, insanlığımızın bu âlemdeki bir şâhidi olan merhamet, bizi kalben Allâh’a yaklaştıran ilâhî bir cevherdir.

Oruçluda, nefsin tasallutundan kurtulan rûhun, mânevî fetihleri başlar. Öyle ki, katılık ve merhametsizlikle körelen can gözleri açılır, rûhlar selâmet semâlarına yükselir. Orucun öğrettiği ve bizi içerisinde yaşattığı merhamet, öyle engin bir fezâdır ki, onda nice âlemler gizlenmiştir. Merhametsiz insan ise, âlemi kendi benliğinin dar ufkundan seyrettiği için gâfilâne bir gidişât içinde hayatını ziyân eder.

İşte gönüllerimiz, lutf-i ilâhî ile, hâdiseler karşısında bir hamiyet dergâhı hâline gelerek; af, hilm, tevâzû, iffet, kanaat, şefkat, merhamet, nezâket ve müsâmaha gibi meziyetlerle tezyin edilmeli ki gönül bahçelerimizden cennet râyihaları yükselsin.

Mü’minlerin ıztıraplarına ortak olmanın, bilhassa Ramazân-ı Şerîf’te daha büyük bir ehemmiyeti vardır. Ramazân-ı Şerîf, kardeşlik duygularını kuvvetlendiren bir aydır. İslâm’da kardeşlik, birbirini yıkayan iki el gibidir. Ramazan-ı Şerîf’te tutulan oruçlar, mahrûmiyet ve açlık temrinleriyle nîmetlerin kadrini bildirip şükür duygularını kuvvetlendirir. Muhtaçların hâllerini düşündürerek, infak ve ikrâm yoluyla, onların gönüllerini ve duâlarını alma temâyülleri uyandırır. Bu bakımdan Ramazan ayı, güzel bir infak ayıdır. Bu ayda nâfile infaklara da farz ibâdetlerin ecri ihsân edilir. Nitekim Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bu aydaki infak heyecanını Abdullâh bin Abbas -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Allâh’ın Rasûlü insanların en cömerti idi. Ramazan ayında ise cömertliği daha da artardı. Çünkü Cebrâil -aleyhisselâm-, her sene Ramazan’da gelir, ayın sonuna kadar beraber olur, Efendimiz ona Kur’ân-ı Kerîm’i arz ederdi. İşte bu günlerde Allâh Rasûlü, esen rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Müslim, Fezâil, 50)

Malın hayırlısı, sağlıkta infâk edilen ve sâhibinden evvel ukbâya gönderilendir. Ömrün hayırlısı Allâh yolunda geçendir. İnsan bu âleme gözlerini kaparken, fânî hayâtın hâtıralarıyla gömülecektir. Nitekim hadîs-i şerîfte:

“Mü’min öldüğü zaman, namazı baş ucunda, zekâtı sağında, orucu solunda bulur.” (Heysemî, III, 51) buyrulmaktadır. Öte yandan:



Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 

Çevrimdışı Aşka_Meftun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Konu: 375
  • Derviş: 5881
  • Teşekkür: 6
Cevaplandı: Ramazân–ı Şerif
« Cevapla #3 : 11/08/10, 20:15 »
“Kişi ölünce melekler; «–Ne getirdi?» derler. İnsanlar da; «–Ne bıraktı?» derler.” buyrulması da, mü’minin istikbâlini ve geride bıraktıklarını düşünmeye mecbûr olduğunu bildirmektedir. Zîrâ akıllı kişi, yarınını bugünden düşünendir.

Ramazan, bir takvâ mektebi, bayram ise onun rûhânî bir şehâdetnâmesidir. Bayramlar, tâtil günleri değil, sıla-i rahim ve ictimâî ibâdet günleridir. Îmân kardeşliğinin cemiyet planında yaşandığı mübârek vakitlerdir. Bu sürûr günlerinde bilhassa muhtaçların ve gariplerin gönüllerini hoşnud etmeliyiz. Zîrâ merhamet ede­ne merhamet edilir, Hak rızâsı için sevindireni, Hak Teâlâ sevindirir.

Ramazan gecelerinden sonra kavuşulan bayram geceleri de ince rûhların kavrayabileceği nûrânî tecellîlerle doludur. Zîrâ hadîs-i şerifte:

“Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, sevâbını Allâh’tan umarak ibâdetle ihyâ edenlerin kalbi,

-bütün kalblerin öldüğü günde- ölmeyecektir.”
(İbn-i Mâce, Sıyâm, 68/1782) buyrulmuştur. Bu cihetle bayram geceleri de ganîmet bilinmelidir. Unutulmamalıdır ki esas bayram; mü’minle­rin takvâ imtihanından muvaffakıyetle Hakk’ın huzuruna çıktıkları gündür.

Hülâsa Ramazan-ı Şerîf’te orucun fazîletine ermeli ve bilhassa gece namazları olan terâvih ve teheccüdlerle, kalblerimizi ihyâ etmeliyiz. Bu mübârek ayda namazlara daha da îtinâ göstermeli, Kur’ân-ı Kerîm’i huşû ile okumalı, zikirle rûhumuzu inceltmeli, zekât, infak ve sadakalar ile de, vicdan huzûruna kavuşmalıyız. Kur’ân-ı Kerîm’in dünyâ semâsına indirildiği bu mübârek ayda; “Hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz…” (İbn-i Ke­sîr, Tef­sîr, I, 27) beyânı mûcibince, kulluk hayatımızı Kur’ân terbiyesi istikâmetinde bir daha gözden geçirmeliyiz.

Rabbimiz, Ramazan’ın rûhânî iklîmini ömrümüzün muhtevâsına yaygınlaştırıp feyizli bir hayat yaşamayı cümlemize müyesser eylesin. Âhirete açılacak kapımızı, saâdet tecellîleri ile gelen ebedî bir bayram kılsın. İçinde bulunduğumuz Ramazan ve bayram günlerini, vatanımıza, milletimize, İslâm dünyâsına saâdet ve huzur kaynağı eylesin.

Âmin!


Osman Nuri Topbaş

 


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

“Allâhümme innî es’elüke’l-hüdâ ve’t-tükâ ve’l-‘afâfe ve’l-gınâ:

Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim”      *R-H* 


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Mezhepler Arasında İhtilaf Sanılan Konular.. Dost yürekli gözlerin bakışında hile olmaz ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.053 saniyede oluşturulmuştur


Ramazân–ı Şerif Güncelleme Tarihi: 20/01/22, 16:14 Dervisler.Net © 2008-2021 |Lisans(SMF) |Sitemap | İletişim