Son İletiler
Dervişler.Net Anasayfa

Son İletiler

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
21
GECELERİ ÜŞÜYORUM AMA SOĞUKTAN DEĞİL

Alışamadım Birtanem,
Geceleri üşüyorum ama soğuktan değil..
Tutamamaktan sıcak ellerini,
Tutunamamaktan yüreğinin sıcaklığına.
Gecelerin sensizliğine alışamadım.
Alışamadım birtanem,
Karanlığın beni yalnızlığa atmasına.
Alışamadım birtanem,
Yalnızlığın her gece benim ile yatmasına.
Alışamadım,
Sensizliğin yüreğime diken olup batmasına.
Alışamadım,işte alışamadım.
Geceler soğuk ve sensiz,
Yokluğuna akıyor zaman,
Yine sabah oldu,
Bugün günlerden sensizlik,
Ellerim yine yalnızlık cicekleri topluyor,
oysa o cicekler senin saçlarında olmalıydı.
Vakitsiz yaşiyorum günleri
Yine Sensizlik dünde kaldı,
Yaşadımmı bilmiyorum.
Bu gün yine sensizim,
Bu günde,dünde kalacak,
Yarının Sensizliğinde nasıl yaşarım,
Onu da bilmiyorum.
Ya sensiz saatler,
Ve ardından gelecek, isyankar geceler.
Göz yaşlarım içime aktığında,
Yine sen olmayacaksın, yine buz gibi bir yalnızlık.
Ama yalnızlığın buz tuttuğu yerde,
Yine yanan bir kalp olacak,ve yine,
O kalp senin için yanan, benim kalbim olacak,
Bu isyanım sana değil, sen olamazsın,
Kaderimin oyunu bu,
Tek başına bozamazsın.
Hayat Bize, mutlu olma şansı vermiyor sevgili.
Çünki biz, kendimizden başka,
Herkesin üzüntüsünü Üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık.
Çünki tanımadığımız bir göz yaşı bile,
İçimizi parçaladı.
Çünki biz insanlığı seçtik,
Çünki biz insan olduk.
Çünki biz olmaya devam ediyoruz.

Atakan KORKMAZ


22
Edebiyat Kültür Sanat / Yeni: Lâle'nin Hazin Öyküsü
« Son İleti Gönderen: Has_Derviş 31/12/19, 11:16 »
Allah razı olsun paylaşımınız için çok teşekürler.

23
Edebiyat Kültür Sanat / Yeni: Tek Ayakkabı Hikayesi
« Son İleti Gönderen: Has_Derviş 31/12/19, 11:14 »


- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!.
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- Babam haklıymış!. dedi. 'Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!'
demişti.''



Çok güzel bir üslüpla yazılmış güzel bir öykü paylaşımınız için çok teşekkürler.
24

Munzur Dağı öyle yüce bir dağdır ki,
o heybetiyle taa ezelden beri yiğitlerin doğal kalesi olup, bu zamana kadar kendisine sığınan hiçbir
isyancıya ihanet etmemiştir. İşte onun için Munzur Dağı bizim gözümüzde dağların en delikanlısıdır.
 

Gerçekten de çok akıcı ve aynı zamanda da çok samimi bir üslüpla yazılmış çok güzel bir öykü paylaşımınız için çok teşekkürler.
25
TOROSLARIN ZİRVESİNDE BİR NEFES: DEMİRKAZIK

Denize sıfırdan yola çıkıp, 1700 metre rakımdan 3756 metre yüksekliğe bakıyoruz. 3 saat yolculuktan sonra 170 kilometre mesafe kat ediyoruz. Bahsedilen seyahat Mersin- Silifke’den başlayıp Niğde-Camardı’ya yakın Toroslar’ın zirvesi Demirkazık arasında yer alıyor.

Anadolu, kısa yolculuklarda bile birçok şeyin değiştiğini gösteren manzaralarla doludur. Renkler, meyveler, coğrafi şekiller hep değişir; lakin yol ve yolculuklar hep aynı kalır. Akdeniz’den İç Anadolu’ya yol alırken renkler maviden yeşile, yeşilden boza çalıyor. Pozantı’dan Niğde’ye çam ormanları dağları sararken, Akdeniz ikliminden çıkınca dağların boyu uzadıkça rengi soluyor. Bor’da lahana tarlaları yerini Niğde’de patatese Çamardı’da kiraz ve elma ağaçlarına bırakıyor. Tarlalar yer altı suyundan yağmurlama sistemi ile sulanırken dağların zirvesi kara hasret, kışı bekliyor.
Dağın gölgesinde bir köy

Üzerinden geçtiğimiz Aladağlar, Toros dağ silsilesinin orta kısmında bulunuyor. Demirkazık Tepesi’ni 40 kilometre öteden görsek de hemen varılacak gibi değil. Uzakta, boz rengin üstünde kar beyazlıkları; üstünde tertemiz, masmavi gökyüzü…

Sıcaklık deniz kenarından 10 derece daha azalıyor, rakım ise Demirkazık Tepesi’ne yakın Bulduruşta 1700’ün üzerinde. Demirkazık ise 3756 metre ile Aladağlar’ın zirve noktasında. Dağın vadilerine kurulu Çamardı ilçesi ise Demirkazık Tepesi’nin gölgesinde kalıyor. Öyle ki Demirkazık’ın dibinde yer alan Çukurbağ Köyü, güneşi doğduktan iki saat sonra görebiliyor.

İlçenin içinden geçen Ecemiş Çayı ise geçtiği yerleri yeşile boyuyor, hayat emarelerinin varlığını işaret ediyor. Devamında Seyhan Nehri’ne karışıp 1700 metre’den 0’a, denize dökülüyor. Torosların karı Akdeniz’in suyu oluyor. Aslında yeşile boyanan bereket timsali Çukurova, Torosların boz dağlarından akıp gelen su ile rengine kavuşuyor. Demirkazık; Adana, Kayseri ve Niğde’nin ortak noktasında bir abide gibi duruyor.

Zirveyi zorlayanlar

Dağın dibinde tırmanma evi bulunuyor. Hemen yanında Cımbar Boğazı’nda tırmanma alıştırmaları dağcılar tarafından uygulamalı olarak gösteriliyor. İyi bir eğitim almadan dağa tırmanmak akıl kârı değil. Zira zirvede tutunmak aşağıdan bile zor görünüyor. Demirkazık zirvesine ilk defa 1927 yılında Demirkazık köyünden Veli Çavuş adı ile bilinen bir genç köylü rehberliğinde çıkılmış. O zamandan bu güne 18 kişi de tırmanma esnasında ölmüş. Maceraya ayıracak vaktimiz olmadığından gözümüzü dağ keçilerine çeviriyoruz.
Demirkazık’ta yabani hayat Aladağ Milli Parkı ile koruma altına alınmış. Geyik ve dağ keçisi dağlarda
serbestçe dolaşabiliyor. Ancak dağ keçilerinin, kurt ve vaşak dışında insan gibi bir düşmanları bulunuyor. Yavruları ise kartal, çakal ve tilkilere av olabiliyor. Zirvede hayat onlar için o kadar kolay değil. Sebebi ise tabiat şartlarının zorluğu değil, açılan ölüm ihaleleri.

Zirvedeki “ölüm ihalesi”

Dağ keçilerinin Toroslar’da av turizmine kurban edilmesi ‘ölüm ihalesi’ şeklinde söyleniyor. 1000 kadar yaban keçisinin bulunduğu dağda 2015 yılında av kotası, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından 12 adet olarak belirlenmiş. 12 dağ keçisi avlamak için açılan açık artırmada fiyat 200 bin liraya kadar çıkabiliyor. Koruma altındaki yaban dağ keçilerini izinsiz avlayanlara ise 40 bin lirayı bulan cezalar kesiliyormuş. 10 günlük avlanma hakkında boynuzu 100 santimetreyi aşan 8 yaşından büyük bir erkek dağ keçisi avlanabiliyor. Bu da resmi görevlinin ‘vurabilirsin’ izni ile gerçekleşiyor. Geçen yıl 12’si yabancı 15 avcı, ücret karşılığında dağ keçisi avına çıkmış. 19 yaşındaki ABD’li bir kız öğrenci 10 yaşında ve boynuz uzunluğu 104 santimetre olan bir keçi avlamış.
Vurulan keçilerin sadece boynuzu götürülebiliyor. Keçilerin bu ihaleleri bitmeyecek gibi duruyor.

Demirkazık’ta yabani hayat Aladağ Milli Parkı ile koruma altına alınmış. Geyik ve dağ keçisi dağlarda serbestçe dolaşabiliyor. Ancak dağ keçilerinin, kurt ve vaşak dışında insan gibi bir düşmanları bulunuyor. Yavruları ise kartal, çakal ve tilkilere av olabiliyor.

Lakin neslinin tükenme sinyalleri verdiği de dillendiriliyor.

Çelik gibi kaynak suyu ve alabalık

Zirvenin bir diğer ev sahibi de çelik gibi soğuk kaynak suyu. 3756 metreye kar yağar da dağ susuz kalır mı? Zirveden dağın içinden süzülen sular, dağın hemen dibinden çağıldıyor. Pınarbaşı; ismindeki güzellik suyun mukavemetini ve letafetini aksettiriyor. Kaynağın çıktığı yere varmadan suyun soğukluğu yaz sıcağında hissedilebiliyor. Bidonları doldurmaya gelenlerin heyecanı ayağını daha fazla suda tutma yarışıyla kızışıyor. Bazısı 5 bazısı10 bazısı ise 15 saniye dayanabiliyor buz gibi suya. Akabinde ise suyun çelik yüzünün sızlattığı ayaklarını ovalıyorlar. Lakin, suyu içerken o sertlik hissedilmiyor.

Suyun kaynağındaki alabalıklar, suyun devir daim yaptığı havuzlarda süzülürken, dağ başında bir geçim kapısı olarak ikram edilmek üzere bekliyor. Görüldüğü gibi zirvede ayakta ve hayatta kalmak kolay değil. Ancak, hayat mücadelesinden bir lahza sıyrılıp tertemiz havayı ciğerlere çekerken su sesi refakatinde tefekküre dalmaksa size kalmış.


26
BABA BUGÜN DAĞLAR YEŞİLE BOYANDI!..

Yamyam dişinden nazarlık takmış ilişkiler.
Ruh alıp makam veren çerçilerin bakır rengi avuçlarına kefe diye sığdırılmış yeni dünya... Nafaka rengi tebessümlerin lordlar kamarasında rehin tutulduğu, alacaklara inat korsan olmama, aşılı gerçeğin efkarına girmeden ve naylon çiçek boyamadan, aksiyon derken kravat kadar kıymet teşkil edebilmişlere dilekçe uzatmadan, fikir derken fakir kadar kaçan, saçlarına hipodromun en şampiyon atının kuyruğundan kaynak yaptıran yada hoşgörü satın alma pahasına sahteye tezgahtarlık yapan yaşama adlı yalana inat, buradayız deme zamanı!.. El-etekçilerin ‘oyalama hayattır ’ tertiplerine, iki eli cebinde olmakla, şakaklarında olmak arasındaki farkı hatırlatıp, az olan Tarih neslini efkardan ve enkazdan uzak tutmak görevindeyiz.

Biz duru aktıkça yalan tabuların ‘Kırk Çeşme’de sabun köpüğüne karışacakları umulur…

Öyle ya, her dönem kendi cebine sığar. Önce cüzdanlara olta atılır, sonra yüreklere, sonra yürektekilere. Kitle isteyenler ısmarlama muvazeneyi ve kefeleri çabuk bulur.

Madem huzurumuz sahte, tart bakalım!.. Ucuzlarla kafa yapan tiryaki geleneği… Kilo işi kitap kafada değil sobada yanar, üç beş gram supara idrakte değil muskada yanar, şu Sümmani avazı sürgün su şırıltısında yanar , şu Kuyucaklının namusu epeyimdir namluda yanar…

Teslimiyetçi irade, ısmarlama kitle, sonunda umut çıkmazında çömelip kalan akıl.
Her sefer, umulan yıllar tarihin tohumudur, diyen akıl. Tarihin çöplerinde inananlar bulunmaz, diyen akıl…
Acep tarih hafızasını bulacak mı?..
Tarih hep yeni doğarsa, sırada kim var, acep?.. Tarih bu hafızalarda sarhoş edilse bile, ışık yutarak güneş kaybedilemediğini bilen kaç kalem kaldı?..
Affetmeyen zamandır. Ateş nasıl külün hafızasıysa, bu tip gecelerde şafağın hafızasıdır.

Rengi sararanların yolu her dem hasta bir hakikate çıkar!.. Tarih boyu yanlış ölenlerle azalmadı kalabalığımız… Güneş gibi batıdan batıp da her göz gibi yeniden doğuya yaslandı elbet. Bu yıllar rengi sararanların ufka benzediği yıllar. Güneşin doğacağı ufukta sala verme yılları. Kimin ayı cebine koyacağı, kimin güneşi kibrit kutusuna sığdıracağı, şehitlerin sayılacağı sabahlarda fark edilecektir.

Sevinen düşman, üzülen dost.. Çağın çevirdiği drama…
Bugün işimiz, şeytanı ıslah etmeye çalışmak. O bunu dedi, bu şöyle olmalıydı ahkâmları, eski alkış yeni tiyatro, kahvehanede soba başında ısınırken sırt kaşınması türünden asabiyetler, şeytana sakal bıyık yapan, fes örten, şarlatanlık yapan cüceleşmelerden ibaret.

Nasıl çiçeği renk bekler, nasıl sıcak beklerse alevi; bizi de kıtaların en mazlum ırkının ana duası bekler… Hali anlayanların renginin kaçması kaçınılmaz. Yüreğini satanla salan arasında, tükürenle yutkunan, kaçanla koşan arasında büyük bir fark var elbet.. Akıl ırmakları güneşe akmaya başladı nihayet... Güneş soğuyacak ve biz yeniden yürümeye başlayacağız.

Vesselam; Sabır emanette, tavır ihanette, vicdan kermeste, tarih kümeste.. Kül tablası yaptıkları coğrafyamız Anadolu olsa da, hala Asya kadarız…

Cahit OKÇU


27
YÖRÜK'LERİN TOROS DAĞLARI ETEKLERİNDEKİ HAYATI

“Gelecek için Pedalla” adını verdiğim proje kapsamında 2012 yılında bisiklet ile dünya turuna çıktım. Verdiğim çeşitli burslarla genç bisikletçileri ve sporcuları desteklemekteyim. Genç Kaşifler projesi de bu burslardan bir tanesidir.
“Genç Kaşifler” projesi, az bilinen/bilinmeyen Anadolu rotaları ile hikayesi olan rotaların araştırılması ve çıkarılmasına yönelik bisikletli gençlerin, özellikle üniversite öğrencilerinin, çalışmalarını yönlendirerek destekleyen kapsamlı ve bütünleyici bir proje ağıdır. Bu çerçevede ilk proje olarak Karaman-Mersin arasındaki unutulmaya yüz tutmuş eski Roma yollarının bisiklet rotaları olarak kazandırılmasını içeren “Likaonya – Kilikya Birota (Bisiklet) rotaları / Lycaonia – Cilicia Birota routes” seçilmiştir. Projenin ilk bursiyerleri olan Çukurova Üniversitesi Bisiklet Topluluğu üyesi öğrencileri, 2014 yazı çalışmalarına ait izlenimlerini “Geçmişe pedallamak” ve “Yörüklerin izinde” başlıkları ile paylaşmışlardır.

2014 yazında gerçekleştirdiğimiz ilk çalışmanın çıktılarını değerlendirirken, yanıtını aradığımız “Genç Kaşifler 2015 nasıl bir çalışma olmalı?” sorusu ardından yeni sorular doğurdu. Bisikletli keşif nasıl olmalı? Sadece bir noktadan diğerine gitmeyi mi amaçlamalı insan? Yoldan çekilen birkaç fotoğraf, varılan şehir tabelalarından ve nerede yenilir içilir bilgilerinden mi ibaret olmalı paylaşılan? 5 günde 5 ülke anlayışında bir turistik gezi mi olmalı? Ne kadar yol almalı bir günde 40 km, 60 km, 100 km, 120 km? Koyulan hedefe doğru nefes almadan her gün mü yola devam edilmeli?
 
Oysa yolun bizzat kendisidir özel olan, hedeften daha önemlisi yolculuğun bize kattıklarıdır. Öteki ile buluşmak üzere yola çıkılmalı bisikletle. Çünkü öteki ile iletişime geçtiğimizde kendimizi anlamaya başlarız. Kuru bir laftan ötedir bu, gerçekten hissederek anlamak, kendi kalıplarını kırarak ötekinin yaşadığı koşulları öğrenmek yolculuğun belki de temelidir.

Genç Kaşifler projesi neyi hedeflemeliydi? Tur bisikletçiliği üzerine uygulamalı bir eğitim süreci içermeliydi elbette. Aynı zamanda yol gösterici olmalıydı, sadece ben olgusunun ötesine geçebilmeliydi. Görmediğimiz, bilmediğimiz hayatlar olduğunu bize öğretmeliydi. En önemlisi örnek olmayı başarabilmeliydi.

Bu nedenle 2015 Genç Kaşifler projesini biraz farklı kurguladık. Projemiz Mersin’den Karaman’a eski Roma yollarını izleyen bisiklet rotalarının çıkarılmasını içeriyordu. Bu belki de projenin en kolay yönüydü. Eski Roma yollarını günümüzde Yörükler göç yolu olarak kullanıyor. Bu nedenle bu yaz çalışacağımız rotanın başlangıç noktasında bulunan bir Yörük obasını ana kampımız olarak seçtik. Yazın Mirtilli yaylasına göç eden Kadıncık Yörüklerinden Ahmet Şahin ve ailesi misafir çadırlarına yerleşmemize izin vererek eşsiz bir deneyim yaşamamızı sağladılar.
Yazının Seslendirmesi

Bu yaz iki rota üzerinde çalıştık. İlk rota Höyük alanından başlayarak Kemer yayla (Tetrapyrgia) üzerinden Dedeli yaylası (tahminen Ad Fines), Manazan mağaraları, Karaman ve Karadağ Binbirkilise ile Değle ören yerinde son buldu. İkinci rota ise geçen sene geçtiğimiz Dağpazarı köyünden başlayarak kısmen İngiliz Sait Paşa yolunu takip ederek Kırobası (Mara) üzerinden Sarıaydın ve Uzuncaburç (Diocaeseria) ören yerinde son buldu. Her iki rota arasında kalan zamanımızı yine Yörük obasında geçirdik. Genç kaşifimiz Yörük ailesi ile iç içe yaşadı. Daha önce hiç bilmediği bir kültürü, yaşam tarzını yakından gözlemleme fırsatını buldu. Cocakdere vadisinin içinde bisiklet sürmenin keyfini yaşadı, bulunduğu bölgedeki en yüksek dağlardan bir tanesi olan Yıldız Dağı’na tırmandı.

Nasıl bir deneyim oldu? Kendisine bir kulak verelim…..

Genç Kaşif Ata Barsbay anlatıyor…
Bu projeyi ilk duyduğumdan beri çok benimsedim bir parçası olmak istedim. Katılımcıların açıklanmasını sabırsızlıkla bekledim. Gürkan Abinin verdiği haber karşısında sevincim inanılmaz oldu. Daha önce Akdeniz bölgesinde bulunmadım. Buraların kültürüne, insanına, iklimine yabancıyım. Bu yüzden her yönüyle bir keşif olacağına inanıyorum. Yörüklerle bir arada olacağımı biliyordum, bu insanların hakkındaki güzel sözleri de duydum. Bu insanların yaşayışları, düşünceleri, kültürlerinin bana çok önemli katkı sağlayacağı düşüncesindeyim. Zorluklar çekeceğimi de biliyorum ama alacağım keyif ve bilgi karşısında bunların lafı bile olmayacaktır.

Proje sonunda daha olgun, daha büyümüş bir Ata olacağıma inanıyorum. Sadece bisiklet sürmekten ibaret olmayan aynı zamanda insanları, hayvanları, doğayı gözlemleyebileceğim bir proje olmasını bekliyorum. Burada yaşadıklarımı her zaman güzel hatırlayacağıma eminim. Geleceğime yön vereceğini de düşünüyorum.

Beni çok sıcak karşıladılar sanki daha önce tanıyorlarmış gibi davrandılar. Tüm aile ile tanıştım hepsi sıcakkanlı ve misafirperver davrandılar. Akşam yemeği için Ahmet abinin çadırına geldik. Güzel bir yer sofrası kurulmuştu. Bizim için hazırlanmış bir sofraydı. Genelde kendi ürettikleri besinlerden oluşan bir yemek yedik. Hayvancılık ile uğraşıldığından yiyecekler koyun ve keçi ürünlerinden oluşuyor, tabi ki market ürünleri de mevcut. Ekmek, peynir, yoğurt, yağ gibi gıdalar kendi üretimleri, taze ve lezzetli ürünler. Yemek yer sofrasında yeniliyor ve herkesin ayrı tabağı olmuyor, genelde ortadan yeniyor. Bu duruma alışık olmadığım için bana farklı geldi, ama burada olduğuma göre buranın yaşam tarzına uymalıyım dedim. Yemek bittikten sonra hemen çay demlendi. Burada çay çok içiyorlar. Her öğünden sonra çay demleniyor, misafir çay ile ağırlanıyor. Çay Yörükler için olmazsa olmazlardan diyebilirim.

Misafir Çadırımız

Obada bulunduğumuz sürece çadırımızın misafiri hiç eksik olmadı. Obanın hanımları gün içinde hayvanlarla ilgilendiği için yemekleri çoğunluk beraber pişirdik, beraber yedik. Temmuz ayı olmasına karşın güneş battıktan sonra hava soğumaya başlıyordu. Mersin’e indiğimizde ilk işimiz bir soba edinmek oldu.

Gürkan GENÇ

28
Şairlerden Şiirler / Gene O Dağ Yollarında - Cevat Çapan
« Son İleti Gönderen: Has_Derviş 31/12/19, 10:54 »
GENE O DAĞ YOLUNDA

Yıllar sonra Alplerden inerken
Bir dağ yolu mu bu diye kendine sorarsan
Daha binbir soru varken zihnini kurcalayan
Elinde bir dağ lalesiyle seni karşılayan
Şu küçük kızı alnından öp
Ve dinlen biraz.
Yıllar önce, uzaklarda,
Doruklarına tırmandığın,
Rüzgarlarını ezberlediğin,
Başka dağları düşün.
O bildik dağların koyaklarında biriken,
Sonra eriyip boz bulanık ırmaklara karışan
Kadarıyla ak git sen de
Uzaklara, dağların ardına,
Kavruk çöllere.
Uçak gürültülerinin, kum fırtınalarının içinden,
Düşlerinde o küçük kız,
Bir dağ lalesi elinde.

Cevat ÇAPAN


29
Şairlerden Şiirler / Doğa'ya - Erol Dura
« Son İleti Gönderen: Has_Derviş 31/12/19, 10:52 »
DOĞAYA

Doğaya bakarsam aşık olurum
Doğayı seversem maşuk olurum
Doğayı korursam ışık olurum
Aşık maşuk ışık doğa değil mi
Doğaya kulak as biraz sevgi ver
Aşkın çilesini çektiğimiz yer
Nefes aldığımız verdiğimiz yer
Bizim için nefes doğa değil mi
Doğaya zulmeden kendine eder
Yaşam kaynağını dibinden budar
Kendisi yok olup ortadan gider
Her zaman kalıcı doğa değil mi
Doğa verir sana ekmek aşını
Üstünde görürsün her bir işini
Zulmeden belaya sokar başını
Doğayla barışan güler değil mi
Doğa da kurala uyan kazanır
Çok mutlu yaşayıp ömrü uzanır
Herkes kendisini çok güçlü sanır
Doğa hepimizden güçlü değil mi
Yeri göğü insan kirletmiş neden
Ozon tabakası delinmiş birden
Buna sebep olmuş uzaya giden
Dünya da sıcaklık artar değil mi
Kuzey de sıcaktan buzul eridi
Eskiden doğal bir düzen varidi
Ozon tabakası delinmiş miydi
Fazla ışın kanser yapar değil mi
Herkes ne yaparsa kendine yapar
İnsanlar yolundan ne çabuk sapar
Şu kara toprak da çok insan yatar
Doğa çok güçlüdür doğru değil mi

Erol DURA



30
BENİM KÖYÜM

Baharda şenlenir bağı, bahçesi
Kokusu başkadır benim köyümün
Unutturur adama gamı, kederi
Havası başkadır benim köyümün
XXX
Akşam olur herkes döner evine
Can kurban inan ki benim köyüme
Gülabi'nin torunları derler bizlere
Özü başkadır benim köyümün
XXX
Yeşil yeşil meşeleri var dağında
Meyve ağaçları çiçek açar bağında
Her çeşit otlar yeşerir toprağında
Yeşili başkadır benim köyümün
XXX
Köyümün kenarından akar çayı
Kıvrım kıvrım dolanır sular tarlayı
Unuttum sanma orda olmayı
Dostluğu başkadır benim köyümün
XXX
Yaz gelince çıkarlar yaylaya
Gurbetçiler hasretle döner sılaya
Benden selam olsun Aziz Ağa'ya
Sevgisi başkadır benim köyümün

İbrahim SEVİNDİK




Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
Komik Itiraflar, Demekki Neymis:) Sen yoksan gönlümde neyim var kii.... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.079 saniyede oluşturulmuştur


Güncelleme Tarihi: 23/02/20, 11:04 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim