Sadaka'nin Fazileti - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.061 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.640 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 1 ileti gönderildi.. Toplam : 22909 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Sadaka'nin Fazileti, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 4476 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Sadaka'nin Fazileti}   Okunma sayısı 4476 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Sadaka'nin Fazileti
« : 27/07/09, 16:28 »
Elhamdulillahi Rabbil âlemîn.
Vesslâtü vesselâmü alâ  seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

SADAKANIN FAZİLETİ

“ Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre eremezsiniz ” (Âl-i İmran/92)
   
 Yüce Kitabımız. Bu ayette geçen “birr” kelimesi, yine Kur’an’da şöyle açıklanmakta:
   
       “ Birr, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl birr o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar. Namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır. ” (Bakara/117)
   
       Bu ayette özellikleri zikredilen “birr ehli”nin, müttakiler olduğu belirtilirken, yine Kur’an’da, “ İşte onlar, Rabblerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır ” (Bakara/5) buyurulmak suretiyle müttakilerin durumu dikkatlerimize sunulur.
   
       Abdullah b. Ömer sadaka olarak sık sık şeker dağıtır ve ardından, ‘’ Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe, fazilet ve üstün sevaba erişemezsiniz ‘’ (Al-i İmran, 92.) âyetini okuyarak , ‘ Allah benim şekeri çok sevdiğimi biliyor bende ondan şeker dağıtıyorum’ derdi.
   
      Yüce Rabbimiz başka bir âyet-i kerimlerde ise şöyle buyurur: “ Allah faizi(n bereketini) giderir, sadaka(sı verilen mal)ları ise artırır. ” (Bakara/276)
   
     “ İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat artıranlardır. ” (Rum/39)
   
      Bu hususta Rasul-i Ekrem A.S. Efendimiz de şöyle buyurur: “ Sadaka maldan herhangi birşey eksiltmez. ” (Müslim)

Menkıbe
Bir dilenci, Hz. Ali'den bir şeyler istedi. O da Hasan, Hüseyin Efendilerimizden birisine, "Annene git, kendisine verdiğim altı dirhemden birini al getir." dedi. Giden, geri geldiğinde, "Annem onları un almak için sakladığını söylüyor." dedi. Hz. Ali, "Kişi kendi elinde bulunandan çok Allah'a itimat etmedikçe tam iman etmemiştir. Git, o paraların hepsini getir." dedi. Hz. Fatıma, bu sefer paraların tamamım yolladı. Hz. Ali r.a.  hepsini dilenciye verdi.
Bu hadisenin üzerinden birkaç dakika geçmemişti ki bu­lundukları yere bir deve satıcısı geldi. Hz. Ali r.a., ona devenin kaç para olduğunu sordu, yüz kırk dirhem olduğunu öğrenince, "Paranı sonra almak üzere bana satar mısın?" dedi. Satıcı kabul etti ve devesini oraya bağlayıp gitti.
Biraz sonra birisi geldi ve devenin kime ait olduğunu sor­du. Hz. Ali ra., kendisine ait olduğunu söyledi. Adam, "Satar mısın?" diye sorunca, Hz. Ali Efendimiz iki yüz dirheme ada­ma sattı. Yüz kırk dirhemini deveyi satın aldığı adama ver­dikten sonra evine gitti. Biraz evvel altı dirhem aldığı Hz. Fatıma'ya, atmış dirhem verdi. O, hayretle, "Bu nedir?1' diye sordu. Hz. Ali r.a. : "Allah Teala'nın, Peygamberimiz (s.a.v) vası­tasıyla 'Kim (Allah'ın huzuruna) bir hayır ile gelirse, ona onun on misli verilir' (En'am/160) şeklindeki vaadinin netice­sidir." buyurdu.
Efendimiz (s.a.u), "Cömertlik kökü cennette, dalları dünyada olan bir cennet ağacıdır. buyurarak insanlara cömertliği tavsiye ediyor, Hz. Ali Efendimiz de, bu hadi­se ile güven dersi veriyordu.
   
       Ve yine acilen fark etmeliyiz ki, “müttakiler” derecesine erişmenin vaz geçilmez şartlarından birisi “infak”tır. Hem de öyle bir infak ki, sadece maddî durumumuzun müsait olduğunu düşündüğümüz zamanlarla sınırlı olmayıp, “elimizin dar” olduğu zamanlarda da kesilmeyecek, ömür boyu devam edecek. Zira Yüce Rabbimiz müttakilerin özelliklerini anlatırken, “ Onlar ki, darlıkta da bollukta da infak ederler ” (Âl-i İmran/134) buyuruyor.
       Abdü’l Azre bin Umeyr r.a. şöyle buyurmuştur: ‘’ Namaz seni yolun yarısına ulaştırır, oruç da hükümdarın kapısına ulaştır. Sadaka ise hükümdarın huzuruna çıkarır. ‘’ (Allah Dostlarından Yaşayan Sözler)
   
      İnfak, Cenâb-ı Hakk’ın bize emanet olarak verdiği mal, mülk, sevgi ve diğer imkanları O’nun gösterdiği şekilde kendimize, ailemize, akraba çevremize, din kardeşlerimize ve bütün insanlara harcamamızdır.
   
     Her mümin, önce kalbindeki imanı ve Allah sevgisiyle zengindir. Onun güzel ahlakı ve merhameti, kanaat ve sabrı ayrı birer sermayedir. Bir gönüle Allah aşkı girdi mi, o gönül sahibi bütün iyilik ve hayırların kaynağı olur. O kimse, kendinde başkalarına vereceği çok şey bulur.
   
   Allah Rasulü s.a.v. buyuruyor:

   “ Sadaka, Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü engeller. ” (Tirmizî)   
   “ Herkes, kıyamet günü insanlar arasında hüküm verilinceye kadar, sadakasının gölgesi altında bulunur. ” (Ahmed, Hakim)

   Bu hadisi rivayet edenlerden Yezid b. Ebi Hubeyb Rh.A. demiştir ki: “ Bana bu hadisi nakleden Ebu’l-Hayr Mersed b. Abdillah Rh.A. bir parça tatlı veya bir soğanla da olsa, her gün muhakkak bir sadaka verirdi. ”
      
   Cüneyd-i Bağdadi ks., kendisinden bir şey isteyeni hiçbir zaman geri göndermez ve, ‘ Hz. Peygamber s.a.v.’in ahlakıyla ahlaklanmaya çalışıyorum’ derdi.
   
       İnsan, hiç bir şey yapamasa da iyi niyetiyle bütün hayır ve hizmetlere hissedar olabilir, olmalıdır da. Her işin ilk kaynağı kalptir. Niyet de kalbin ameli ve her işin temelidir. Hayırlı niyetin sevap getirmesi için kesin karar ve azim derecesinde olması gerekir. Çünkü irade ve istek olmadan, akıldan gelip geçen şeylerin bir sevabı veya günahı yoktur. Niyetle sevap almak için ayrıca hayır ve iyilikleri özlemek, yapmak için fırsat gözlemek, nasib olması için duâ etmek ve yapamadığına da üzülmek gerekir.
   
       Oysa belirttiğimiz gibi, kuluk yükselişi kibirle değil, tevazudadır. Efendimiz s.a.v., bu ilginç durumu şöyle ifade ediyor: “ Hiçbir sadaka malı eksiltmez. İnsan (kendisine yapılan haksızlıkları) affettikçe Allah da onun izzet ve şerefini artırır. Kim de Allah için tevazu ederse Allah onu yükseltir. ” (Müslim)

Hangi Guruptanız?   

   Sahabeden Ebu Kebşe el-Enmarî R.A. anlatıyor.  Rasulullah A.S.'ın şöyle buyurduğunu işittim:
   
   “ Üç şey var ki, onların gerçek olduğuna yemin ederim. Size ayrıca bir söz söyleyeceğim, onu da iyi belleyin. Üzerine yemin edeceğim üç şey şunlardır.

   1. Vereceği sadakadan dolayı hiç kimsenin malı eksilmez.
  2. Kendisine zulmedilen bir kul sabrettiğinde, muhakkak Allah onun şeref ve itibarını artırır.
  3. Dilenme kapısını açan bir kimseyi, Allah fakirlikten kurtarmaz.
      
Şimdi söyleyeceklerimi ise iyi belleyin. Dünyada dört grup insan vardır:

   Birinci gruptaki kula, Allah mal ve ilim verdi. O da bu malını değerlendirirken bu ilme göre hareket edip Allah'tan korktu, yakın akrabasını gözetti ve sahip olduklarında Allah'ın bir hakkı olduğunu bildi. Bu, derecelerin en üstünüdür.

   İkinci gruptaki kula, Allah ilim verdi fakat mal vermedi. O da sadık ve samimi bir niyetle: ‘Eğer benim de malım olsa idi, şu falanca gibi hayır yolunda harcardım’ dedi. Bu iki gruptakilerin sevabı eşittir,
   
   Üçüncü gruptaki kula, Allah mal verdi, fakat ilim vermedi. O da malını ilimsiz bir şekilde kullandı. Onu harcarken Allah'tan korkmadı, yakın akrabasının hukukunu gözetmedi ve malında Allah'ın bir hakkı olduğunu bilmedi. Bu hal, derecelerin en kötüsüdür.
   Dördüncü gruptaki kula ise, Allah mal da ilim de vermedi. O da: ‘Eğer benim de malım olsaydı şu filanca gibi harcardım’ diyerek üçüncü gruptakine özendi. Bu iki gruptakinin günahı da eşittir.” (Tirmizî)


Ca‘fer b. Burkân anlatıyor: Sâlih b. Mismâr, “ İnsanlara şaşıyorum? ” deyince, “ Hangi hususlarına şaşıyorsunuz? ” diye sordum. Şöyle cevap verdiler: “ Hazinelerini geride bırakarak dünyadan müflis olarak ayrılıyorlar. ” (Kalplerin Azığı, 3.Cilt)
         
       Bütün hayırların temeli Cenab-ı Hakk’ın tevfik ve hidayetidir. Mevlâ bir kalbi açar ve muhabbetiyle doldurursa, o insan bütün güzelliklerin menbaı olur. Şunu da belirtmek gerekir: Bir kişinin kalbi açılmadan eli açılmaz. Müminin kalbine yerleşen iman nurunun, kalpten çıkaracağı ilk şey şirkten sonra cimriliktir.
   
   Rahman sıfatıyla bütün mahlûkata rahmet eden, kendisini inkâr edenlere dahi hayat ve nimet veren Allah’a inanan bir müminin, diğer mümin kardeşlerine karşı kalbi katı ve eli sıkı olamaz.

Nükte

Bir kişi İbn Ömer'e 'Sana bir sual sormak istiyorum, fakat utanıyorum' dedi. İbn Ömer dedi ki:

-Utanma! Söyle!

-Herhangi birimiz def-i hâcet ettiği zaman kalkıp pisliğine bakabilir mi?

-Evet bakmalı, çünkü melek kendisine der ki: 'İşte cimrilik yapıp da vermediğine bak ne hale gelmiş'. (İhya)

   Yeryüzünde ilâhî rahmetle emrine verilen hayvanların her birinden türlü şekilde istifade eden bir insan, onlardan gördüğü ikramın daha güzeliyle başkalarına bir fayda veremiyor ve en azından onlar kadar olamıyorsa, nasıl kibirlenip gururlanabilir?   
Menkıbe
Molla Cami anlatıyor: Cömert birisine sormuşlar:
- Fakirlere ve muhtaçlara verdiğin, dağıttığın şeylerden ötürü gönlüne kibir geliyor, onları kendine minnettar görü­yor musun?
- Kesinlikle hayır. Ben kendimi aşçının elindeki kepçe gi­bi görüyorum. Verilen kepçeden geçse de veren aşçıdır. Kepçe, "rızkı veren benim" gibi bir hisse kapılabilir mi? de­miş.
Keşke insanlar, yaptığı hayırlı icraatlarda aşçının elin­deki kepçe kadar dahi pay sahibi olmadıklarım idrak ede­bilse ve gizli şirk gibi büyük bir çirkinliğe düşmeseler..
       Cenab-ı Hakk’ın bütün kainata Rahman ve Rezzak sıfatlarının tecellilerini görüp, O’nun güzelliğine hayran olmamak mümkün değildir. Binlerce varlık vasıta edilerek ulaştırılan bunca ikram ve iyiliğe karşı nankörce davranmak, kendisine ihsan ve iyilik edildiği gibi, kendisi de ihsan ve iyilikte bulunmamak, müminin ahlâkı olamaz.
   
       Ebü’d-Derdâ şöyle demiştir: “Bazı şeyleri emel ediyor, mal biriktiriyorsunuz. Oysa emellerinize ulaşamayacak, biriktirdiklerinizi de yiyemeyeceksiniz.” (Kitabu’z-zühd, Semerkand Yay.)
   
       Bir insan hem mümin, hem cimri olamaz. Hep kendisini düşünüp, komşusunu ve din kardeşini unutamaz. Mümin, maddi olarak verecek hiçbir şeyi bulunmasa bile, kalbinden iyilik hesabı, gönlünden hayır duası, dilinden samimi selamı ve yüzünden sıcak tebessümü eksik etmemelidir. İmanı ve irfanı onu ihsana sevketmelidir.

      Dinimizin bizleri sorumlu kıldığı ahlâka göre mümin, kardeşine kendi nefsi gibi sahip çıkmak ve onunla elindekini paylaşmak zorundadır. Zekât, sadaka, hibe, hediye gibi harcamalar, her müminin yapabileceği cömertlik çeşitlerindendir. Asıl cömertlik, bir müminin diğer mümin kardeşini kendi nefsi gibi görüp gözetmesi, kendisi için sevdiği hayırları onun için de istemesidir. İşte bu ahlâk ileri derecede bir imanın meyvesidir.

       İbn Abbas r.a. şöyle buyurmuştur; “ Müslümanlardan bir ailenin bir aylık, bir cuma veya Allah’ın dilediği zamana kadar geçimini temin etmem, benim için ikinci kez hac yapmaktan daha iyidir. ” (Kalplerin Azığı, 3.Cilt)
İyiliğin ve hayrın en faziletli olanı, fakir kardeşlerine yaptığın iyiliktir.

       Hz. Ali’nin şöyle dediği nakledilmiştir: “ İhtiyaç sahibi bir kardeşime bir dirhem sadaka vererek hukukunu gözetmem, bana, başkasına yirmi dirhem sadaka vermekten daha sevimlidir. Kardeşime yirmi dirhem sadaka vererek iyilik yapmam, başkasına, yüz dirhem sadaka vermekten daha sevimlidir. Yine kardeşime yüz dirhem sadaka vermem, benim için bir köle âzât etmekten daha sevimlidir ” (Kalplerin Azığı, 3.Cilt)
   
     
Çünkü Allah’u Teala, yakın dostları akrabaların arasında zikretmiştir. (Nur, 61.) Buna göre akrabaya verilen zekatın yabancılara verilen zekata üstünlüğü, yabancıları bırakıp da yakın akrabaya sadaka vermenin fazileti gibidir. Çünkü akrabalık bağından sonra en güçlü bağ din kardeşliği bağıdır.

       Seleften birisi şöyle demiştir: “ Amellerin en faziletlisi, kardeşlik hukukunu devam ettirmektir. ” (Kalplerin Azığı, 3.Cilt)

       Âlimlerden bir zat, sadaka ve zekât için sufilerin fakirlerini tercih ederdi. Ona: “Hayrını bütün fakirlere yaysan olmaz mı?’ denildiğinde: “Hayır, ben onları diğerlerine tercih ediyorum.” Dedi: ‘Niçin?’ diye sorulduğunda şu cevabı verdi: “ Çünkü onların bütün derdi Allah’u Teâlâ’dır. Onlardan birisinin başına bir sıkıntı geldiğinde, bu onun düşünce ve gönlünü dağıtabilir. Onlardan birisinin düşüncesini Allah’u Teâlâ’ya çevirmem benim için, onların dışında düşüncesi dünya olan bin kişiye hayır yapmaktan daha sevimlidir. ”  (Kalplerin Azığı, 3.Cilt)

       İbnu Mübarek (rah) de zekâtını özellikle ilim ehline verirdi. Kendisine: “Başkalarına da versen olmaz mı?” diye sorulduğunda şu karşılığı vermiştir: “Ben, peygamberlik makamından sonra âlimlerin makamından daha faziletli bir makam bilmiyorum. Âlimin kalbi, ihtiyaç ve aile derdiyle meşgul olduğu zaman kendini ilme veremez ve insanları eğitmeye yönelemez. Bu nedenle onların kalplerini ilme vermeleri ve gönül hoşluğu ile insanların eğitimi ile meşgul olmaları için kendilerine yardımcı olup ihtiyaçlarını gidermeyi daha hayırlı gördüm.” (Kalplerin Azığı, 3.Cilt)

       Diğer taraftan, bir kimse dünya ve ahiret işlerinin güzel olmasını, kazancının artmasını, dağınık işlerinin toplanmasını, gönlünün rahatlamasını, akibetinin hayırla sonuçlanmasını diliyorsa, hep kendi derdine düşmemeli, diğer muhtaç kardeşlerinin yardımına koşmalı ve onların işleriyle uğraşmalıdır. Çünkü o mümin kardeşinin işleriyle uğraşırken, Rabbimiz de onun işlerini üstleniyor ve özel olarak yardımında bulunuyor. Efendimiz s.a.v. şöyle buyuruyor:

       “ Kim bir müminin dünya sıkıntılarından birisini giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim mümin kardeşinin ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve ahirette ayıplarını örter. Bir kul din kardeşinin yardımında bulunduğu sürece, Allah da ona yardım eder. ” (Ebu Davud)
   
       Hz. Ali r.a. şöyle derdi: “ İhtiyacını karşılayabileceğimi veya benim vasıtamla işlerinin kolaylaşacağını umarak bana gelen bir kimsenin ihtiyacını karşılamaktan daha büyük bir nimet bilmiyorum. Bir müslümanın ihtiyacını karşılamak, benim için, dünya dolusu altın ve gümüşümün olmasından daha iyidir. ” (Kalplerin Azığı, 3.Cilt)
   
       Zaten insanın keremi ve şerefi, diğer insanların zahmetini çekmesiyle ölçülür. Kerem sahibi insanlar, bütün maddi-manevi imkânları, her türlü mevki, sanat, fen ve zenginlikleri, Allah rızası için insanlara hizmet etmek gayesiyle isterler.
   
       Seyyid Burhaneddîn Tirmizî k.s. hazretleri şöyle buyurmuştur: ‘’ Allah dostları malları varsa onu verirler, malları yoksa bedenlerini verirler, kendilerini yakıp yandırırlar, eritirler; Allah’a kavuşmaktan başka bir şey istemezler. ‘’ (Allah Dostlarından Yaşayan Sözler)
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/sadakanin-fazileti-t13433.0.html;topicseen



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Gavs Kölesi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 847
  • Konu: 66
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 6
Yanıt:Sadaka'nin Fazileti
« Cevapla #1 : 27/07/09, 16:29 »
Devami..


Onların Mazereti Yoktu
   
       Pak selefimiz hakkında kitaplarda okuduğumuz, sohbetlerde dinlediğimiz hususiyetler başka bir dünyada ve başka şartlar altında yaşanmış şeyler değil. Hele bir lüks ve fantazi asla değil! Onlar, hiçbir tevile, kaçamağa ve mazerete sığınmadan yaşanması gerekeni yaşadılar ve bizlere ideal hayat tarzının paha biçilmez örneklerini bıraktılar.
Nükte
Arifin birisi, bir zengine: "Malı mı, yoksa günahı mı daha çok seviyorsun?" diye sordu. Zengin: "Malı seviyorum." de­di. "Doğru söylemiyorsun!" dedi arif... "Günahı ve vebali da­ha çok seviyorsun ki ölürken beraberinde malım değil de on­ları götürüyorsun. Eğer, er isen, malı günahsız olarak bera­berinde götürmeye çalış. Malım seviyorsan, onu kendinden önce Rabbinin yanma gönder ki, gittiğinde onları orada bu­lasın, işine yarasınlar."
Akıllı adam, hazırladığı erzakım yollarda bırakan de­ğil, kalacağı yere gönderendir. Allah yoluna veren, malını dünya yolunda bırakmamış, götürmüş olur. Yoksa sa­dece günahım götürür
     

 Onların da çoluk-çocukları vardı, eğer taşısalardı yarın endişesi onlar için de söz konusuydu ve eğer istemiş olsalardı rahatlık, konfor ve lüks içinde yaşamaları işten bile değildi. Bugün şeytan ve nefis bizleri yardımlaşma ve dayanışmadan alıkoymak için kulağımıza neler fısıldıyorsa, aynı şeyler onların kulaklarına da fısıldanmıştı. Ancak onlar bu fısıltılara zerre kadar itibar etmediler ve bu sayede Allah’ın sevgili kulları olarak ebedi âleme göçtüler...

       Hz. Ali eline bir dirhem para alırdı ve sonra şöyle derdi: ' Sen öyle bir şeysin ki benden çıkmadıkça bana fayda vermezsin! ' (İhya)

Menkıbe

   Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, Allah ikisinden de razı olsun, sevdiği şeyleri infak etmeyi prensip edinmişti. Öyle ki, bir gün üzerine bindiği devesinin yürüyüşü hoşuna gidince, hemen deveden indi ve hizmetçisine, bu deveyi kurbanlıklar arasına katmasını söyledi.

   Abdullah b. Ömer R.A. hastalanmıştı. Canı üzüm istedi. Bir dirhem ödeyerek bir salkım üzüm alıp getirdiler. Tam yemek üzereyken, fakir bir adam gelip üzümü kendisine vermesini istedi. O da hiç dokunmadan üzümü verdi. Adam oradan henüz ayrılmıştı ki, birisi gelip, bir dirhem karşılığında üzümü kendisine satmasını istedi. O da sattı. Üzümü satın alan adam Abdullah b. Ömer R.A.’a verdi. Fakat o fakir yine gelip üzüm istedi. O da üzümü tekrar ona verdi. Bu durum üç kere tekrar etti. Sonunda orada bulunanlar fakir adama müdahale ettiler ve tekrar gelmesine mani oldular.

   Bu olayı nakleden kişi diyor ki: “ Eğer İbn-i Ömer üzümün başına gelen bu olaydan haberdar olsaydı, yine de onu yemez, o fakir adama yedirirdi.

Tenbihü’l Gâfilin’de ise şöyle buyrulmuştur:

       Az veya çok demeden sadaka vermelisin. Sadakada on güzel özellik bulunur. Beşi dünya da, beşi de ahirettedir.
Dünyada olanlar şunlardır:

1 – Malı temizler.

     Nitekim bu manada, Resulullah s.a.v. şöyle buyurdu:

    ‘’ Satışa lüzumsuz sözler karışır, yemin karışır, yalan karışabilir. Onu sadaka ile temizleyip ağartınız. ‘’

2 – Bedeni günahlardan temizler.

     Nitekim Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:

    ‘’ Onların mallarından, zekat al ki, bununla onları günahlardan temizleyesin, onları arıtıp yüceltesin… ‘’  (Tevbe, 103.)

3 – Onu bela ve hastalıklardan korur.

     Resulullah s.a.v. bu konuda şöyle buyurdu:

    ‘’ Hastalılarınızı, sadaka ile tedavi ediniz. ‘’

4 – Fakirleri sevindirir.
   
    Amellerin en hayırlısı ise müminleri sevindirmektir.

5 – Rızkı bollaştırır, malı berketlendirir.

    Bu konuda gelen âyet-i kerime şöyledir:
   
 ‘’ …Bir şeyi sadaka olarak verirseniz Allah, yerini doldurur. ‘’ (Sebe, 39.)
Ahirette olacak beş şey ise şunlardır:

1 – Sadaka, sahibini, kıyametin sıcağından gölgeler.
2 – Malın hesabını vermek kolay olur.
3 – Terazinin sevap gözü ağır gelir.
4 – Sırattan kolaylıkla geçilir.
5 – Cennete dereceler artar.

     

Hâsılı: Sadakaların hiçbir faydası olmasa, yalnız fakirlerin duasına vesile olması akıllı olan kimse için yeterlidir. Onun için kişi, sadaka vermeye rağbet etmelidir.

     Niçin böyle olmasın ki, sadaka, Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olduğu gibi şeytanın da yüzüstü düşmesine sebebiyet verir.
   
    Bu konuda hadis-i şerifte şöyle buyruldu:
   
‘’ İnsan, yetmiş şeytanın sakalını yolmadan sadaka vermeye muktedir olamaz. ‘’
   
    Sadaka vermek, Salih kimselerin yaşayışına uymak demektir. Çünkü Salih zatların bütün gayreti, sadaka vermeye yönelikti.
Hadis-i Şeriflerden Zikredilen Maddi Manevi Kısaca Sadaka Çeşitleri

Kendine ve çoluk çocuğuna yapılan harcamalar sadakadır. Beyhaki
      
Her iyilik, sadakadır. Tirmizi
   
İyilik yapamıyorsa, kötülükten uzak durmak bir sadakadır. Buhari, Müslim
      
Güzel söz, sadakadır. İ.Ahmed

Güler yüzle selam vermek, sadakadır. Beyhakî
      
Din kardeşine güler yüz göstermen, sadakadır. Tirmizî

Bir ağaç tan yenilen veya çalınan şeyler, o ağacı diken için bir sadakadır. Müslim

Hastanın nefes alıp vermesi sadakadır. Hatib
      
Camiye giderken atılan her adım bir sadakadır. İ.Ahmed

Borç vermek sadakadır. Taberanî

Zevcine hizmet etmek sadakadır. C.Sagır

Haramdan sakınanla, istişare etmek sadakadır. Deylemi

Nikâhlısıyla beraber olmak bir sadakadır. Müslim

Birini iyi şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek, sorana yol göstermek, sokaktaki zararlı şeyleri temizlemek, birer sadakadır. Tirmizî

Herkesin eklem yeri kadar sadaka vermesi gerekir. Subhanallah, Elahmdülillah, Allahüekber, La ilahe illallah demek birer sadakadır. İyiliği tavsiye etmek, kötülüğü önlemeye çalışmak birer sadakadır. İki rekat kuşluk namazı kılmaksa, b ütün bunların yerine geçer. Müslim
                                                                           
     Sohbetimizi Efendimiz s.a.v.’in bir hadisi ile sonlandıralım inşaAllah: ‘’ Ey insanlar, ölüm gelmeden önce tövbe ediniz. Meşgul olmadan önce Sâlih ameller işleyiniz. Rabbinizle aranızdaki bağı onu çokça zikrederek ve gizli-âşikâr çokça sadaka vererek güçlendiriniz. Bununla rızklanır, ilahî yardım görürsünüz, dualarınız kabul edilir, eksikleriniz giderilir. ‘’ İbn Mâce, Salât, 117; Münzirî, et-Tergîb, nr. 1081.

Ayrıca unutulmamalıdır ki ne yapmamız lazımsa hayatta iken yapmak lazım geldiği şu hadiste en güzel şekilde belirtilmiştir: ‘’ Kişinin hayatında ve sıhhatli halinde verdiği bir dirhem sadaka, öldükten sonra kendisi için verilen yüz dirhem sadakadan daha hayırlıdır. ‘’  Ebû Davud, Vesâyâ, 3; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 3334.
 
Kaynaklar : Kitabu’z-zühd, Semerkand Yay. - Kalplerin Azığı 3. Cilt, Semerkand Yay. - İhyau Ulumiddin – Tenbihü’l Gâfilin, Bedir Yay.
                    – Allah Dostlarından Yaşayan Sözler, Semerkand Yay. – Semerkand Dergisi, Sy: 1, Syf:30 – Semerkand Dergisi – Sy:12,
                    Syf:16 – Semerkand Dergisi, Sy:31, Syf:34 – Semerkand Dergisi, Sy:34, Syf:2,3,4


� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

nick degişikliği Hz. HÛD (a.s) ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.539 saniyede oluşturulmuştur


Sadaka'nin FaziletiGüncelleme Tarihi: 20/11/19, 22:39 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim