Sahabelerin Her Haraketlerinde Resûlullah’a [s.a.v] İttiba Etmeleri - Sahabeler, Ashab-ı Kiram
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Sahabelerin Her Haraketlerinde Resûlullah’a [s.a.v] İttiba Etmeleri, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2690 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Sahabelerin Her Haraketlerinde Resûlullah’a [s.a.v] İttiba Etmeleri}   Okunma sayısı 2690 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30

Sahabelerin Gece Namazlarında Dahi Resûlullah’ı [s.a.v] Taklit Etmeleri
Hz. Âişe (r.anh) anlatıyor: “Resûlullah’ın [s.a.v] bir hasırı vardı. Geceleyin onu (diklemesine koyarak insanların kendisini görmesini veya yanına yanaşmasını engelleyecek bir) hücre edinerek namaz kılar, gündüzleri ise sererek üzerine otururdu. Hz. Peygamber [s.a.v] böyle nafile namaz kılarken insanlar onun namazına uyup namaz kılmaya başladılar, Resulullah [s.a.v] ne kadar namaz kılarsa onlar da o kadar kılarlardı. Nihayet geceleri Resûlullah’ın yanına gelenler çoğalınca, Peygamber Efendimiz [s.a.v] yüzünü onlara döndürdü ve şöyle dedi:

Ey insanlar! İbadetlerden ancak gücünüzün yettiği kadarını yapınız! Çünkü siz usanmadıkça Allah (c.c) usanmaz. Biliniz ki, Allah (c.c) katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.’”133

Resûlullah’ın Altın Yüzüğü Çıkarması Üzerine Sahabelerin de Çıkarması
İbn Ömer [r.a] anlatıyor: “(Haram kılınmadan önce) bir ara Resulullah [s.a.v] altın yüzük takıyordu. Daha sonra Resulullah [s.a.v] bu yüzüğü çıkarıp attı ve,

- Bundan sonra kesinlikle (altın yüzük) takmam, dedi. Bunun üzerine herkes parmağındaki altın yüzükleri çıkardı.”134

Hz. Osman’ın [r.a] Resulullah Gibi Giyinişi
İyâs b. Seleme, babasından rivayetle şöyle anlatmıştır: “Kureyşliler, Hudeybiye Antlaşması’ndan önce, müslümanların durumlarını öğrenmesi yani casusluk yapması için Hârice b. Kürz’ü Medine’ye gönderdiler. Hârice b. Kürz, Mekke’ye döndüğünde müslümanları övdü ve onların güzel hallerinden bahsetti.

Bunun üzerine Kureyşliler,

- Ne olacak; neticede sen bir bedevisin. Silahlarının şakırtısıyla seni korkutmuşlar. Sen ne dediğini bilmediğin gibi ne yapman gerektiği hususunda sana anlatılanları anlamamışsın, dediler ve aynı görev için Medine’ye Urve b. Mesud’u gönderdiler. Urve Medine’ye gelerek Resûlullah’ın [s.a.v] huzuruna çıktı ve,

- Ey Muhammedi Senin bu davadaki amacın nedir? Hem Allah’a inanılmasına çağırıyorsun, hem de tanıdığın-tanımadığın pek çok insanı etrafında toplayarak akrabalık bağlarını koparıyorsun, onların hürmetlerini ihlâl ediyorsun ve de mallarına-canlarına kastediyorsun, dedi.

Resulullah [s.a.v],

- Vallahi, aksine ben onların akrabalık bağlarını daha da sağlamlaştırmak için gönderildim. Allah onların batıl dinlerini kendileri için hayırlı bir dinle değiştirmiş ve onlara şu yaşantılarından daha hayırlı bir yaşam göstermiştir, buyurdu.

Urve b. Mesud Mekke’ye döndüğünde o da müslümanları övdü ve onların güzel hallerinden bahsetti.”

Hadisin ravilerinden Seleme [r.a] diyor ki: “Bundan sonra Mekkeli müşrikler, ellerindeki Müslümanlara olan işkence ve eziyetlerini iyice fazlalaştırdılar. Bunun üzerine Resulullah [s.a.v] Hz. Ömer’i yanına çağırarak,

- Ey Ömer! Mekke’de, müşriklerin elinde esir bulunan kardeşlerimize benden mesaj götürür müsün, dedi. Hz. Ömer [r.a],

- Yâ Resulullah! Ben Mekke’ye gittiğimde beni himaye edecek, mesajının tebliğinde bana yardımcı olacak bir aşiretim yok! Fakat benden başka, Mekke’de çok sayıda akrabaları bulunan kimseler var, dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem [s.a.v] Hz. Osman’ı yanına çağırarak onun Mekke’ye gitmesini söyledi. Hz. Osman [r.a] devesine binerek Mekke yoluna koyuldu. Yolda, bir yerde müşriklerin askerleriyle karşılaştı. Askerler onunla alay ettiler, ona saygısızlıkta bulundular ve kötü lâflar ettiler. O sırada askerlerin arasında bulunan amcasının oğlu Ebân b. Saîd b. Âs onu koruması altına aldı. Atının eğerine bindirerek Mekke’ye kadar ona eşlik etti. Mekke’ye vardıklarında Ebân, gözünü Hz. Osman’ın ayaklarına doğru dikerek,

- Ey amcamın oğlu! Neden elbisen bu kadar kısa? Biraz uzun tutsan ya, dedi. Hz. Osman [r.a],

- Çünkü bizim sahibimiz, dostumuz Hz. Muhammed  böyle yapıyor, ondan, diye cevap verdi. Daha sonra Hz. Osman [r.a] Mekke’de tek bir esir müslüman kalmayana dek hepsini dolaşarak Resûlullah’ın [s.a.v] mesajını onlara tebliğ etti.”

Seleme [r.a] anlatıyor: “Bir gün bizler kaylule uykusuna (öğle uykusu) yatmış iken, Resûlullah’ın [s.a.v] münadilerinden biri,

- Ey insanlar! Biat etmeye koşun, biat etmeye koşun! Rûhü’l-Kudüs inmiştir, diye seslendiğini işittik. Hemen kalkıp Resûlullah’ın [s.a.v] yanına gittik; semüre ağacının altında oturuyordu ve ona biat ettik.

İşte, ‘Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.’™5 ayetinde kastedilen biat bu biattir. Bu biat yapılırken Osman [r.a] Mekke’de idi. Bu sebeple Resûl-i Ekrem [s.a.v] bir elini öbürünün üzerine koyarak Osman’ın [r.a] yerine de biat etti. Daha sonra oradakiler,

- Ebû Abdullah’a (Hz. Osman’ın künyesi) ne mutlu! O şimdi Kabe’yi tavaf ediyor, biz ise buradayız, dediler. Onların bu sözleri üzerine Resulullah [s.a.v],

- O, senelerce orada beklese dahi ben Kabe’yi tavaf etmeden etmez, buyurdu.

İbn Sa’d'ın Tabakâtta, İyâs b. Seleme’den muhtasar olarak tahric ettiği rivayette, Ebân b. Saîd b. Âs, Hz. Osman’a [r.a],

- Ey amcamın oğlu! Neden elbisen bu kadar kısa? Sen de kavminin yaptığı gibi biraz uzun tutsan ya, demiş. Hz. Osman da [r.a],

- Çünkü bizim sahibimiz, dostumuz Hz. Muhammed  elbisesini böyle kısa tutuyor da ondan! diye cevap vermişti.

- Ey amcamın oğlu! Kabe’yi tavaf etmek istersen et, dediğinde de,

- Biz, sahibimiz, dostumuz Hz. Muhammed  bir şey yapmadan yapmayız. Her işimizde onun izinden gideriz, diye cevap vermişti. 136

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/sahabelerin-her-haraketlerinde-resulullaha-sav-ittiba-etmeleri-t23691.0.html




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Kur'an’ın Toplanıp Biraraya Getirilmesinde Sahabelerin Titizliği   
Vahiy kâtiplerinden biri olan Zeyd b. Sabit el-Ensârî [r.a] anlatıyor: “Hz. Ebû Bekir [r.a], Yemâme’de (yalancı peygamber Müseyleme ile savaşan) sahabelerin şehid olduğunu bildiren bir mektup yazmış ve beni yanına çağırmıştı. Gittiğimde yanında Hz. Ömer de [r.a] bulunuyordu. Ebû Bekir [r.a] bana şunları söyledi:

- Ömer bana geldi ve, ‘Yemâme olayında Kur’ân hafızı sahabelerin öldürülmesiyle olay hayli kızışmıştır. Bütün bölgelerde Kur’ân hafızlarına karşı bu tür olayların olacağından endişe etmekteyim. Aksi takdirde pek çok Kur’ân hafızı yok olup gidecektir. Bu yüzden Kur’ân’ın derlenip toplanması için emir vermeniz görüşündeyim’ dedi.

Bunun üzerine ben de Ömer’e [r.a],

- Resûlullah’ın [s.a.v] yapmadığı bir şeyi ben nasıl yaparım, dedim. Ömer [r.a],

- Bu iş vallahi hayırlıdır, dedi. Hz. Ömer bu konuda bana ısrarda bulundu. Neticede Allah (c.c), Ömer’in gönlünü açtığı konuda benim gönlümü de açtı. Ben de Ömer’in görüşüne uydum.”

Zeyd b. Sabit [r.a] devamla şöyle anlatıyor: “Hz. Ömer [r.a] hiç konuşmadan Hz. Ebû Bekir’in [r.a] yanında oturuyordu. Ebû Bekir [r.a] bana hitaben şöyle konuştu:

- Sen gençsin, akıllısın; sana güveniyoruz. Biz seni hiçbir kusurla itham etmiş değiliz. Sen Resûlullah’ın [s.a.v] vahiy kâtiplerindendin. Bu sebeple Kur’ân’ı sen bir araya topla!

Zeyd b. Sabit [r.a],

- Vallahi, eğer bana dağlardan bir dağın taşınması istenmiş olsaydı, o iş, Ebû Bekir’in bana emrettiği bu Kur’ân’ı toplama işinden daha ağır gelmezdi, dedi. Devamla dedim ki:

- Resûlullah’ın [s.a.v] yapmadığı bir şeyi siz nasıl yapacaksınız, dedim. Hz. Ebû Bekir [r.a],

- Vallahi, bu iş hayırlı bir iştir, dedi.

Ebû Bekir ve Ömer bu konuda bana çok ısrarda bulundular. Neticede o ikisinin gönlünü açtığı şeye Allah benim gönlümü de açtı; Kur’ân’ı kâğıt ve deri parçalarından, hurma ağacı kabuklarından, taşlar üzerindeki yazılardan ve hafızların ezberlerinden bir yere topladım. Tevbe suresinin 128, 129. ayetlerini ise sadece Huzeyme b. Sâmit’te buldum. Neticede içlerinde Kur’ân toplanılan bu sahifeler, vefat edinceye kadar Ebû Bekir’in [r.a] yanında kaldı. Sonra vefat edinceye kadar Ömer’in [r.a], bundan sonra da Ömer’in [r.a] kızı Hafsa’nın (r.anh) yanında kaldı.”137

Hz. Ebû Bekir’in [r.a] Üsâme’nin Ordusunu Göndermesi
[Resulullah [s.a.v] âlem-i bekaya irtihal edince sahabeler pek çok ağır sınavlarla karşı karşıya kaldılar. Çünkü bir takım Arap kabileleri irtidat etmişti. Bu sebeple Medine-i Münevvere’ye hücum etmek istediler.

Bu derece zor haller ve ağır şartlara rağmen daha önce Resulullah [s.a.v] Allah’ın düşmanlarıyla Medine’den uzak diyarlarda savaşmak üzere hazırlamış olduğu Üsâme’nin ordusunu gönderme emri verildi. Çünkü bu ordu Allah Resûlü’nün hastalığının ağırlaşması, sonra da Dar-ı Beka’ya Rabbinin rahmetine kavuşması dolayısıyla bekletiliyordu. Resûlullah’ın [s.a.v] vefatından iki gün sonra Ebû Bekir’in münadisi seslendi: «Üsâme (askerleriyle) gönderilsin! Sakın Üsâme askerlerinden herhangi bir kimse Medine’de kalmasın. Mutlaka el-Curf denilen yerdeki karargâhına gitsin.» Üsâme, durumlardaki değişiklikleri göz önünde bulundurarak ordu ile birlikte Medine’ye dönmek için Ebû Bekir’den izin isteyince ona şu satırları yazdı:]

“Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, benim gökten düşerek parça parça olmam, Resûlullah’ın [s.a.v] göndermek istediği bir orduyu yolundan alıkoymamdan daha iyidir.”

Daha sonra Hz. Ebû Bekir [r.a] irtidat eden Araplarla İslâmiyet’e dönünceye dek savaştı. 138

Ebû Hüreyre [r.a] şöyle demiştir: “Resulullah [s.a.v] vefat ettiği zaman, Ebû Bekir [r.a] halife olup Arap kabilelerinden bazıları irtidat ettiğinde, Hz. Ebû Bekir [r.a] hemen onların üzerine ordular göndermeye başladı. Bunun üzerine Hz. Ömer [r.a],

- Sen bu insanlarla nasıl savaş yaparsın? Hâlbuki Resulullah [s.a.v], ‘İnsanlar, Lâ ilahe illallah, Muhammedu’r-Resûlullah, deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim, bunu yaparsa malını ve canını benden korumuş olur. Ancak İslâm’ın hakkı müstesnadır. Onun asıl hesabı ise Allah’a kalmıştır’ buyurduğu halde, nasıl olur da sen insanlarla savaşırsın? Ebû Bekir şöyle cevap verdi.

- Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekât vermek arasını ayıran kimselerle muhakkak savaşırım. Çünkü zekât, mâlî bir haktır. Allah’a yemin ederim ki, bunlar Allah’ın Resûlü’ne veregeldikleri bir dişi oğlağı (yani umumî olarak zekâtı) benden esirgerlerse, bundan dolayı onlarla savaşacağım.”139

Hz. Ebû Bekir [r.a] konuyla ilgili bir başka konuşmasında da, “Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, şayet köpeklerin Resûlullah’ın [s.a.v] hanımlarının ayaklarından tutup sürüklediklerini görsem dahi, yine de Allah Resulü [s.a.v] tarafından gönderilmek istenen bir orduyu yolundan alıkoymam ve onun bağladığı bir bayrağı çözmem” demiş ve Üsâme’yi askerleriyle birlikte savaşa göndermişti.

Seyf b. Urve’de Hz. Ebû Bekir’in [r.a] şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Ebû Bekir’in canı elinde olan Allah’a yemin otsun ki, eğer yırtıcı hayvanların beni parçalayacaklarını bilsem yine de Üsâme’yi ve birliğini Resûlullah’ın [s.a.v] emrettiği şekilde gönderirim. Çevremde benden başka kimse kalmayacak olsa dahi yine onu gönderirim.”

İbn Asâkir’in Urve’den rivayet ettiğine göre, Hz. Ebû Bekir [r.a] şöyle demiştir: “Benim, Resûlullah’ın [s.a.v] gönderdiği bir orduyu yolundan alıkoymam pek büyük bir cüretkârlık olur. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, Arapların üzerime gelmeleri Resûlullah’ın [s.a.v] gönderdiği bir orduyu alıkoymaktan beni daha çok sevindirir. Ey Üsâme! Şimdi sen ve askerlerin Resûlullah’ın size emrettiği yere gidiniz. Sonra Resûlullah’ın [s.a.v] emrettiği şekilde Filistin ve Mûte civarlarında düşmanlarla savaşın! Noksan kalıp terk ettiğin hususlarda da Allah Teâlâ sana kâfi gelecektir.”

Hz. Ömer’in [r.a] Kızı Hafsa’ya (r.anh) Tavsiyeleri
Sâid b. Ebî Vakkâs [r.a] anlatıyor: “Bir gün Hz. Hafsa (r.anh) babası Hz. Ömer’e [r.a],

- Ey müminlerin emîri! Şu giyindiğin elbiseden daha yumuşak bir elbise giyinsen! Şu yediklerinden daha hoş ve leziz olanları yesen! Allah (c.c) bol rızık ve geniş imkânlar vermiştir, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer [r.a],

- Sana, nefsini düşman bilip onunla mücadele etmeni tavsiye ediyorum. Sen Resûlullah’ın [s.a.v] nasıl bir hayat yaşadığını hatırlamıyor musun, dedi.

Hz. Ömer [r.a] bu sözlerini o kadar çok tekrarladı ki, sözleri Hz. Hafsa’yı (r.anh) ağlattı. Sonra söyle devam etti:

- Vallahi bir daha böyle şeyler söylememelisin! Eğer Hz. Resûlullah’ın [s.a.v] ve Ebû Bekir’in [r.a] o sıkıntılı hayatlarını yaşayabilirsem ben de yaşayacağım. Belki böylelikle onların o rahat ve geçimi kolay (uhrevî) hayatlarına kavuşurum.”140

Hz. Ömer’in [r.a] Yeni Bir Elbise Giydiğinde Yaptığı Dua
Ebû Ümâme el-Bâhilî [r.a] anlatıyor: “Bir gün Hz. Ömer’e [r.a] pamuktan mamul güzel bir gömlek getirildi. Hz. Ömer [r.a] onu aldı ve giymeye başladı. Boynundan geçirirken şu duayı okudu:

“Avret yerimi örttüğüm ve kendisiyle güzel göründüğüm bu elbiseyi bana hayatımda giydiren Allah’a hamd olsun.” Sonra insanlara döndü ve,

- Bu kelimeleri neden söylediğimi biliyor musunuz? diye sordu. Oradakiler,

- Bilmiyoruz! Anlatırsan öğreniriz, dediler. Hz. Ömer [r.a],

- Bir gün Resûlullah’a [s.a.v] yeni bir elbise getirilmişti. Resulullah [s.a.v] onu giyerken, ‘Avret yerimi örttüğüm ve kendisiyle güzel göründüğüm bu elbiseyi bana hayatımda giydiren Allah’a hamd olsun’ duasını okudu. Sonra şöyle dedi: ‘Beni hak peygamber olarak gönderen Allah adına yeminle söylüyorum ki, Allah Teâlâ bir müslümana yeni bir elbise giydirince o da daha önceki elbisesini müslüman bir fakire verse ve bunu da sırf Allah rızası için yapsa, o fakirin üzerinde o elbiseden tek bir iplik parçası kaldığı müddetçe, hayat ve memâtın-da Allah’ın hıfz-u emânında (koruması altında) olur.”141

Daha sonra Hz. Ömer [r.a] gömleğini aşağıya doğru çekerek bedenine oturttu. Ancak baktı ki, kolları biraz uzun… Hemen oğlu Abdullah’a seslendi:

- Evlâdım! Bana bir bıçak getir, dedi. Abdullah kalktı ve bir bıçak getirdi. Hz. Ömer [r.a] kollarını uzatarak gömleğinin parmaklarından uzun olan kısmını kestirdi. Biz,

- Ey müminlerin emîri! Bir terzi çağırsaydık! Bu böyle hiç olmadı, dedik.

- Gerek yok, buyurdu.”

Ebû Ümâme [r.a] demiştir ki: “Bu hâdiseyi müteakip birkaç gün sonra Hz. Ömer’i [r.a] gördüm; gömleğinin yenleri di-kilmediği için sökülmüş ve iplikleri parmaklarının üzerine sarkıyordu.” 142

Abdullah İbn Ömer [r.a] ise hâdiseyi kendi gözlemleriyle şöyle anlatmıştır: “Babam Ömer [r.a] yeni gömlek giymiş ancak kolları kendisine uzun gelmişti. Bana bir bıçak getirmemi söyleyerek yanına çağırdı.

- Oğlum, şu gömleğimin yenlerini uzat, ellerini benim parmaklarımın geleceği yere koy ve oradan kes, dedi. Ben de bıçakla her iki taraftan kestim, ancak bıçakla kesildiği için bir kolu öbüründen kısa oldu.

- Babacığım! Getir onu makasla düzeltelim, dedim.

- Boşver, ben Resûlullah’ın da böyle yaptığını görmüştüm, dedi.

Vallahi Hz. Ömer [r.a] gömlek eskiyip yırtılana kadar onu bu vaziyette giydi. Çoğu zaman gömleğinin yenlerinden sarkan iplerin elinin üzerine doğru sarktığını görürdüm.”




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Hz. Ömer’in [r.a] Hacerû’l-Esved’i Selâmlarken Söyledikleri 
Zeyd b. Eslem’in babası Eşlem [r.a] anlatıyor: “Ömer İb-nü’l-Hattâb [r.a], bir tavaf esnasında, Rükn yani Hacerü’l-Es-ved’in yanına geldiğinde,

—Vallahi, ben senin zarar veremez, fayda sağlamaz bir taş olduğunu pekiyi biliyorum. Eğer Hz. Peygamber’in [s.a.v] seni istilâm ettiğini (dokunduğunu ve öptüğünü) görmüş ol-mayaydım seni istilâm etmezdim, dedi ve akabinde Hacerü’l-Esved’e dokunup onu öptü. İstilâmdan sonra,

- Biz neden böyle hızlı hızlı (remi)143 yürüyoruz (yani buna neden devam ediyoruz)? Biz bu hızlı yürüyüşle ancak müşriklere kuvvet gösterişi yapar idik. Hâlbuki Allah onları helak etmiştir, dedi.

Sonra da (bu düşünceden dönerek),

- Bu remi, yani hızlı yürüyüş, Peygamber’in yaptığı bir şeydir; işte bunun için biz remi yürüyüşünü terketmek istemiyoruz, dedi.”144

Hz. Ebû Bekir’in [r.a] Hacerû’l-Esved’i Öpmesi
İsa b. Talha [rah], Resûlullah’ı [s.a.v] gören bir adamdan şöyle naklediyor: “Hacda tavaf esnasında Resûlullah’ı [s.a.v] gördüm; Hacerü’l-Esved’in yanında durdu ve,

- Ben biliyorum ki, ne zarar veren ne de faydası olan bir taşsın, dedi ve ardından onu öptü.

Bir zaman sonra Hz. Ebû Bekir’i gördüm; tavaf ediyordu. Hacerü’l-Esved’in yanında durdu ve,

- Biliyorum ki, sen ne zararı ne de faydası olan bir taşsın! Eğer Resûlullah’ı [s.a.v] seni öperken görmeseydim seni öpmezdim, dedi.”145

Hz. Ömer’in [r.a] Hacerû’l-Esved’i Selamlamadaki Titizliği
Ya’lâ b. Ümeyye [r.a] anlatıyor: “Hz. Osman [r.a] ile birlikte tavaf ediyorduk. Hacerü’l-Esved’e geldiğimizde selâmlıyor ve elimizi sürüyorduk. Ben Kabe tarafında yürüyordum. Kabe’nin Hacerü’l-Esved’e bitişik batı (Rükn-ü Irâkî) köşesine geldiğimizde, selâmlaması için Hz. Osman’ın elini çektim. Bana,

- Ne yapıyorsun, dedi.

- Hacerû’l-Esved’i selâmlayacak mısın, dedim. O da bana,

- Sen hiç Resûlullah’la [s.a.v] birlikte tavaf yapmadın mı, dedi.

- Yaptım, dedim.

- Sen Resûlullah’ı [s.a.v] bu batı köşelerinden istilâm ederken (selâm verip elini sürerken) gördün mü? dedi.

- Hayır, görmedim, dedim.

- Resulullah [s.a.v] senin için güzel bir örnek değil midir, dedi.

- Haklısın, dedim. Hz. Osman [r.a],

- O zaman böyle yapmayı bırak ve yürümene devam et, dedi.”146

İbn Abbâs’ın [r.a] Halka Şıra Dağıtması
Bekir b. Abdullah [rah] anlatıyor: “Bir gün bir bedevî (babam) Abdullah İbn Abbâs’a [r.a] gelerek,

- Muâviye ailesi insanlara temiz su ve bal dağıtıyor. Falancanın ailesi de süt dağıtıyor. Sizler ise şıra (nebîz) dağıtıyorsunuz. Bunu cimriliğinizden mi, yoksa gücünüzün ancak bu kadarına yettiğinden mi yapıyorsunuz, dedi.

Abdullah İbn Abbâs [r.a] şöyle cevap verdi:

- Bunu ne cimriliğimizden ne de yokluktan yapıyoruz! Bir gün Resulullah [s.a.v] bizim yanımıza geldi. Devesinin arkasında da Üsâme b. Zeyd vardı. Resûl-i Ekrem [s.a.v] bizden içecek bir şey isteyince biz de hacılara ikram etmekte olduğumuz şıradan ikram ettik. Resulullah [s.a.v] içtikten sonra şöyle buyurdu:

- Çok güzel olmuş! Böyle yapmaya devam edin.”147

Cafer b. Temmâm anlatıyor: “Adamın biri Abdullah İbn Abbâs’a [r.a] gelerek,

- Şu kuru üzümden yapıp insanlara dağıtmakta olduğunuz şıra hakkında ne diyorsunuz? Bu Resûlullah’ın bir sünneti mi ki bunu devamlı yapıyorsunuz, yoksa bunu yapmak size bal ve süt dağıtmaktan daha kolay mı geliyor, dedi. Bunun üzerine Abdullah İbn Abbâs [r.a] şöyle dedi:

- Bir gün (babam) Abbas [r.a] insanlara bu şıradan dağıtırken Resûl-i Ekrem [s.a.v] çıkageldi ve,

- Bana da o şıradan verin, dedi. Babam Abbâs [r.a] büyük bir tas getirilmesini istedi. Tası doldurdu ve Resûlullah’a uzattı. Resulullah [s.a.v] şırayı içtikten sonra şöyle dedi:

- Güzel olmuş! Böyle yapmaya devam edin.

İbn Abbâs [r.a] demiştir ki: “Şayet ben bal ve süt dağıtmış olsaydım, bu beni Resûlullah’ın, ‘Güzel olmuş! Böyle yapmaya devam edin’ sözü kadar sevindirmezdi.”148





Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Abdullah b. Ömer’in [r.a] Resûlullah’a [s.a. v] Mutabaatı
İbn Şîrîn [r.a] anlatıyor: “Abdullah b. Ömer [r.a] ile birlikte Arafat’ta idik. O hareket ettiği zaman biz de beraberinde hareket ediyorduk. İmamın (emîrü’l-hâc) gelmesini bekliyordu. İmam gelince onunla birlikte öğle ve ikindi namazını kıldı. Sonra Arafat’ta vakfeye durdu; biz de onunla beraber durduk. Hacılar ve imam Arafat’ta vakfesini bitirip dağılınca bizler Abdullah b. Ömer’in yanında yola devam ettik. Arafat ile Müzdelife arasındaki Me’zim denilen geçide geldiğimizde Abdullah b. Ömer [r.a] devesini çöktürdü; bizler de çöktürdük. Namaz kılacağını zannediyorduk. Ancak devesinin yularını tutan hizmetçisi bize,

- Namaz için durmadı. O, Resûlullah’ın [s.a.v] burada durup abdest aldığını hatırladığı için durdu. Resûlullah’a mutabaat olması için burada abdestini tazeliyor, dedi.”149

Abdullah ibn Ömer [r.a] Mekke ile Medine arasında yolculuk ettiği zaman bir ağacın altında eğleşir ve, “Resulullah da [s.a.v] bu ağacın altında istirahat etmişti” derdi.

Nâfi [rah] naklediyor: “Abdullah İbn Ömer [r.a] her yerde Resûlullah’ın [s.a.v] yaptıklarını araştırıyordu. Nerede namaz kılsa o da orada namaz kılıyordu. Hatta Resûlullah’ın [s.a.v] bir ağacın altında oturduğunu veya namaz kıldığını öğrense hemen o ağacı ıslah edip kurumaması için onu suluyordu.”

Mücâhid [rah] anlatıyor: “Abdullah b. Ömer [r.a] ile bir yolculuğa çıkmıştık. Bir mevkiden geçerken Abdullah kafileden ayrılıp bir sağa bir sola saptı. Kendisine neden böyle yaptığını soranlara da, ‘Çünkü Resulullah [s.a.v] buradan geçerken aynen böyle yapmıştı’ diye cevap vermişti.”150

Nâfi’ [rah] naklediyor: “Abdullah İbn Ömer [r.a] Mekke yoluna girdiği zaman devesinin yularını bir sağa bir sola doğru çekerek ilerliyor ve, ‘Belki böylelikle ayağım Resûlullah’ın [s.a.v] devesinin ayağının bastığı yere değeri’ diyordu.”151

Nâfi’ [rah] diyor ki: “Şayet Abdullah İbn Ömer’i [r.a] Resûlullah’ın izlerini takip ederken bir seyretseydiniz, ‘Bu adam delirmişi’ derdiniz.”152

Hz. Âişe de (r.anh), “Resûlullah’ın konakladığı yerlerde onun izini tozunu arayanlar içinde Abdullah b. Ömer’den daha hırslısını görmedim” demiştir. 153

Eşlem [r.a] anlatıyor: “Hiçbir deve çölde kaybettiği yavrusunu, Abdullah b. Ömer’in [r.a], Resûlullah’ın [s.a.v] izlerini araması gibi aramamıştır.”

Abdurrahman b. Ümeyye [rah] anlatıyor: “Abdullah b. Ömer’e [r.a],

- Bizler Kur’ân-ı Kerîm’de korku namazını ve mukim (hazar) namazını görebiliyoruz, ancak seferde namazın nasıl kılınacağını ise göremiyoruz, dedim. Şöyle cevap verdi:

- Allah Teâlâ onu bize peygamber olarak gönderdiği zaman biz kaba, sert ve cahil idik (ne biliyorsak onun öğrettikle-riyle biliyoruz). Resulullah [s.a.v] bir şey yaptığı zaman biz de onun aynını yapardık (o yolculukta namazı kısaltırdı).”154

Davud b. Ebû Âsim [r.a] bir defasında Minâ’da Abdullah b. Ömer’le [r.a] karşılaşmış ve ona seferde (yolculukta) iken namazın nasıl kılınacağını sormuştu. Abdullah b. Ömer [r.a],

- (Dört rekatlı farzları) iki rekat olarak kılarsın, dedi. Davud [r.a],

- Nasıl olur?! Biz şimdi Minâ’dayız; ne kervanlarımızın kaybolma korkusu ne de herhangi bir meşakkat! Yine de mi iki rekat kılacağız, dedi. Davud’un bu sözleri üzerine Abdullah b. Ömer’i [r.a] bir titreme tuttu.

- Yazık sana! Sen Resûlullah’ın sohbetinde bulundun mu, dedi.

- Evet, bulundum ve iman ettim, dedi. Abdullah b. Ömer [r.a] ona şöyle dedi:

- Resulullah [s.a.v] bir yolculuğa çıktığı zaman (dört rekatlı) namazlarını kısaltarak iki rekat olarak kılardı. Şimdi, sen istersen kısalt istersen kısaltma! 155

Ebû Münîb el-Cüreşî [rah] anlatıyor: “Bir defasında bazı kimseler Abdullah b. Ömer’in [r.a] yanına gelerek,

‘Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.’156 ayetini okudular ve,

- Bizler şimdi emniyet ve güven içindeyiz; korkacak bir durum yok! Namazlarımızı yine de kısaltarak mı kılacağız, dediler. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer [r.a] cevap olarak sadece şu ayeti okumakla yetindi:

‘Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.’157″158

Zeyd b. Eşlem [r.a] anlatıyor: “Bir keresinde Abdullah b. Ömer’i elbisesinin düğmeleri açık bir vaziyette namaz kılarken gördüm. Böyle yapmasının sebebini sorduğumda, bir defasında Resûlullah’ı [s.a.v] böyle namaz kılarken gördüğünü ve ona uyduğunu söyledi.”159

Urve b. Abdullah b. Kuşeyr [rah] diyor ki: “Muâviye b. Kurre babasından rivayetle bana şöyle anlattı:

‘Müzeyne kabilesinden bir grup ile beraber Resûlullah’ın [s.a.v] yanına gittik ve ona biat ettik. O sırada Resûlullah’ın [s.a.v] gömleğinin yenleri ilikli değildi; aradan elimi soktum. Elim onun yüzüğüne değmişti.’”

Urve demiştir ki: “Ben bundan dolayı Muâviye’yi ve oğlunu kış ve yaz mevsimlerinde daima (gömlek) düğmeleri açık olarak görürdüm.”160


133 Buhârî, Libâs, 43.
134 Ebû Davud, Hâtem, 2.
135 Fetih 48/18. Fetih suresi, hicretin altıncı yılı zilkade ayında nazil olmuştur. Resulullah (s.a.v) ve ashabı umre vazifesini yerine getirmek üzere yola çıkmış ancak Hudeybiye’de müşrikler tarafından engellenilmiştir. Bunun üzerine Allah Teâlâ, müminleri teselli etmek ve onlara muştulu bir haberi bildirmek için bu sureyi indirmiştir.
136 Birbirini tamamlayan rivayetler için bkz. İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 14/442-443; ibn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, 1/461; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 1532.
137 Buhârî, Cihâd, 27; Tirmizî, Tefsir, 10; Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, nr. 7995, 8288; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/10, 13, 5/188; ibn Hıbbân, es-Sa-hîh, nr. 4506, 4507.
138 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/19, 47.
139 Buhârî, Zekât, 1.
140 Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, 1/48; ibn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, 3/277.
141 Tirmizî, Deavât, 107
142 Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 41833, 41836, 41846.
143 Reml (Remel): Hac ibadeti yerine getirilirken, tavafın ilk üçünde, erkeklerin kısa adımlarla, omuzları silkerek, çalımlı yürümeleri. Remi, haccın sünnet-lerindendir. Resulullah efendimiz, Mekke’yi fethedip Kabe’yi tavaf esnasında, sahabeler ile birlikte remi yaparak tavaf ettiler. Bu şekilde yapmalarının sebebi; karşıdan onları seyreden ve müslümanların zayıf düştükleri kanaatinde olan Mekkeli müşriklere, müminlerin güçlü ve azimli olduklarını göstermek içindi. Kabe’nin etrafında yedi defa tavaf eden (dönen) bir kimse, ilk üçünde remi yapar. Diğer dört tanesini de normal yürüyüşle yapar.
144 Buhârî, Hac, 57. İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 5/153.
145 Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 12506.
146 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/70-71.
147 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/369, 372.
148 ibn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, 4/25-26. ,49Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/131.
150 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/32.
151Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, 1/310.
152 Ebû Nuaym, Hılyetü’l-Evliyâ, 1/310; Hâkim, el-Müstedrek, 3/561;.
153 ibn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, 4/145.
154 Abdürrezzâk, el-Musannef, nr. 4276. 155Abdürrezzâk, el-Musannef, nr. 4279. 156Nisâ4/101.
157 Ahzâb 33/21.
158 Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 22747.
159 ibn Huzeyme, Sahih, nr. 779, 780; Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübrâ, 2/240.
160 ibn Mâce, Libâs, 11; ibn Hıbbân, es-Sahîh, nr. 5452.



 Onu Böyle Sevdiler (s.a.v.) – M. YUSUF KANDEHLEVİ



Çevrimdışı İntisab

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.488
  • Konu: 4
  • Derviş: 9353
  • Teşekkür: 1

Çevrimdışı İsmî Sûbhân

  • Üye
  • **
  • İleti: 83
  • Konu: 0
  • Derviş: 12542
  • Teşekkür: 0
Ufka dalsa da gözlerim .. İçimde saklı olsa da kederim ..Benim en büyük derdim.. Hakka kul olmaktır Efendim ..


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Ana Baba Hakkı Bana birşeyler söyle!...” ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.271 saniyede oluşturulmuştur


Sahabelerin Her Haraketlerinde Resûlullah’a [s.a.v] İttiba EtmeleriGüncelleme Tarihi: 21/09/19, 23:56 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim