Sedat'ın Üniversite Günlüğü - Biraz Tebessüm
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22907 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Sedat'ın Üniversite Günlüğü , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1353 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Sedat'ın Üniversite Günlüğü }   Okunma sayısı 1353 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Sedat'ın Üniversite Günlüğü
« : 05/01/11, 19:40 »
Sedat'ın Üniversite Günlüğü

Geleneksel öğrenci aflarının sonuncusundan yararlanıp, yıllar sonra döndüğümde üstümdeki tedirginliği bir türlü atamamıştım. Yıllar geçmiş, asistanlar değişmiş ama hocalar değişmemişti. Aynı sütunlar, aynı taş duvarlar...

Altmışına gelmiş, evlenememiş hocalar canına okuyordu öğrencilerin. Okul aynıydı aslında, buzdolabının derin dondurucusunda unutulmuş bir tavuk gibi donmuş. Öğrencilerin tipleri değişmişti biraz. Kız öğrenciler yine ön sıralara defter koyup yer tutma yarışında, oğlanlar bilmem hangi dizinin esas oğlanı gibi poz kesmekte. Bir de derskolik tipler vardı sahi. Bunlar her zaman olmuştu. Konuyla ilgili-ilgisiz soru sorup, mutlaka not tutan, her ders bitiminde hocanın yanına gidip konuşmaya çalışan bir tür bitki türü...

Bu arada bizim okul modernleşmiş, okulun yarım metre olan bahçe demirleri 4 metreye çıkartılmış. Girişlerde de güvenlik elemanları kimlik kontrolü yapmakta. Bana neredeyse hiç kimlik sormadılar. Bir keresinde güvenlikçilerden biri günaydın hocam deyince vaziyet anlaşıldı. Evet beni hoca zannediyorlardı. Çıkarılacak çok ders var ama kendimize acımanın sırası değil.

Bu arada eskiden sınıflarda üç-beş de olsa bulunan başörtülü kızlar kaybolmuş. Genelde onların oturduğu yerde şimdi daha çok sayıda şapkalı ve peruklu kızlar oturuyor. Kızlar okulun girişinde başörtülerini çıkartıp bu şeylerle örtüyorlar başlarını. Bütün bu olan bitenler üniversitenin aslında içeride bir şeyler sakladığını ve bunu özellikle birilerinden korumaya çalıştığı izlenimini uyandırdı bende. Öyle ya, 4 metrelik demirler, özel güvenlik elemanları...

Bu arada içerde paralı tenis kortları, paralı otopark, halı saha ve yüzme havuzu da hizmete açılmış. Yeni bir laboratuvar açmak da mümkünmüş ama bu para getiren bir şey olmadığından, yerine lokal açılmış. Bu lokali hatırladım. Girişinde havadaki sinekleri elektrik verip çarpan lamba gibi şeyler vardı. Basket potalarının olduğu yerde. Tek katlı ahşap malzemeyle dekore edilmiş... Okulun stresini atmak için alkol serbest bırakılmış filan...

Kısaca bizim okul yarı ticarethaneye, yarı açık cezaevine, biraz da üniversiteye benziyor. Buraya girmek için yıllarını harcayan gençleri, bir de giremeyip ailesinin yüzkarası olarak iteklenenleri düşünüyorum, diyecek söz bulamıyorum. Of of deyip derse giriyorum.

Neyse, ben benim gibi birkaç çilekeş daha yediğimiz sillenin şefkatiyle olgunlaşmış, sus-pus dersi dinliyorduk. Eskiden çıkıntılık için can atan tipler, şimdi ağılın en yaşlı koyunları gibi umursamaz bir halle zamanın dolmasını bekliyoruz. Üniversite bir kıyak yapmış, belki de onlarca kez aldığımız dersleri bir kez daha takip etme zorunluluğu getirmişti. Oh oh, ne âlâ! Zoraki afla gelenler sanki gâvur tohumu. Buradaki insanları gördükçe hep tek bir cümle dilimin ucuna geliyor: Sahte!

Her şey bu kadar kötü değil tabii. Yıllar önce aynı mekânlarda bulunmuş öğrenciler bir araya geldiğimizde tuhaf bir sinerji doğuyor. Bir konuşmaya başlıyoruz, ortalık birden kalabalıklaşıyor. Bir keresinde bahçede etrafımızda öyle bir kalabalık birikti ki, biz bile şaşırdık. Birkaç arkadaş derse gitmek zorunda oldukları için özür dilediler benden. Keşke devamsızlıkları olmasaymış, bir daha ne zaman görüşebilirmişiz... Birisi dedi ki “Bu okulda şu kadar yıldır okuyorum, ilk defa bu kadar sahici şeyler dinledim, sağ olun!” Neredeyse ağlamaklı, arkasını dönüp gitti. Çimenlerin üstünde oturan diğer arkadaşlar da bu insanı uyandıran anın şaşkınlığıyla bakıştık. Sanki ciğerleri yanmak üzere balıklardık da suya bırakıldık. İşin daha da tuhaf yanı, bu insanlar öyle karışıktı ki... Şucu, bucu, yani bir sürü aklı karışık, gönlü sahibini bulamamış insan evladı...

Birdenbire konuştuğumuz şeylerin bütün bu binalarından akademisyenlerden bile daha sahici ve çekici olması ne tuhaf şey! Üniversiteden mezun olamamıştık ama böyle bir şey olmuştuk. “Bu komik işte!” dedi eskilerden biri, “Çünkü esas dersi biz veriyoruz, parayı içerdekiler alıyor!” Herkes gülüştü. Çimlerden kalkıldı, vedalaşıldı, dersi olanlar derse gitti, evli evine, köylü köyüne gitti.

Bizleri bir üniversiteye gönderip adam olacağımıza inanan büyüklerimiz bunları okusa bize kızar. Ama çileyi çeken biliyor, vesselam...

Dayı Heyhat Cevap Veriyor

Toplum olarak belleklerimize kazınmış bazı şeyler vardır ki, nereye gidersek gidelim, kim olursak olalım peşimizi bırakmaz. Biz bunlarla varızdır. Olmazsa olmaz değildir ama bir türlü vazgeçemediğimiz, vazgeçilmesi düşünülemez şeylerdir bunlar. Örnek mi: Yeşili koruyalım. Küçüklerimizi koruyalım, büyüklerimizi sayalım. Hayvanları sevelim. Öğretmenlik kutsaldır.

Bir anda akla geliveren bu saydıklarımız, ünite dergilerinden çıkmış ilkokul hezeyanlarımızdır. Aslında böyle kabul edilmekle birlikte, gerçekte çok da yaşanılmayan, inandırıcı olmayan, uygulanmayan bilgilerdir bunlar. Bunun böyle olduğunu sokak söyleşilerine verilen cevaplardan anlamak mümkün. Özellikle de muhabir, Dayı Heyhat’a sormuşsa soruları:

- Efendim hayvanları seviyor musun?

- Seviyorum.

- Nasıl seviyorsunuz?

- Uzaktan.

- Efendim?

- Bana ilişmedikleri sürece seviyorum.

- Peki yeşili korumak?

- O ölmedi mi! Öldü canım, öldü öldü... Koruyamamışlar demek ki!

- Öğretmenliğin kutsal olduğuna inanıyor musunuz?

- Tabi canım.. Kutsaldır öğretmenler... Öğretmenlerimiz bizim yegane kutsallarımızdır. Şahsen ben bu kadar kutsal başka bir meslek tanımıyorum. Bizim okulda bir öğretmenler odası vardı Allah sizi inandırsın, içeri girmeye korkardık, o kadar kutsaldı yani.

- Başka bir şey sorabilir miyim?

- Tabii, bir sigara verirsen... Bu arada biz de haybeye konuşmayalım di mi? Aa onu mu içiyorsun? Dur dur, benden yakalım. Evet sor bakalım..

- Sigara içmek sağlığa zararlı diyorlar, siz ne diyorsunuz?

- Doğru tabi... Çok zararlı. Ben şahsen bir bacağımı bu yüzden kaybettim.

- Ciddi misiniz? Gerçek gibi duruyor ama!

- Aslanım, atraksiyon olsun biraz! Ne öyle yavan yavan? Sen sor sor, başka sor!

- Türkiyenin AB’ye girmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilecek miyiz?

- Bu soruyu sorduğunuza soracağınıza teşekür ederim. Girmek mühim değil, nasıl çıkarız onu düşünelim biraz. Biz Tanzimat’tan beri AB’deyiz aslında. Eğitim şart! Bizim zamanımızda fişler vardı. Güzel güzel öğreniyorduk. A, b, c… Abd filan derken eğitim zayiatı olacağız. Memleket böyle harfli sisteme hazır değil. Bizim eskisi gibi hecelememiz lazım. Bunu anlayıncaya kadar gazetelerin promosyon servisi provakatör oyunları verecek. Hani yılbaşında tombala veriyorlar ya! İçki yasağı birinci çinko. Bence milli takım çağdaş uygarlık seviyesine erişti. Eğer hepimiz bu işe gönül verirsek AB filan hikaye! Bırakacaksın Fatih Hoca’ya ülkenin yönetimini, verecekasin amigolara, kulüp başkanlarına da birer bakanlık... Ondan sonra seyret cümbüşü. Yok Fenerliler şurada kadrolaşıyor da, yok fenersizler burada ihale cukkalıyor da... Ohoo! Ondan sonra şu renkler siyasi, bu renklerle üniversiteye girilmez, şununla balkona çıkılmaz... Sen geçmişte Sakarya’da oynamışsın, bu kramponla buraya giremezsin… Özetle bu maç bitmez. Önümüzdeki maça bakmayı da salaklık olarak kabul ediyorum.

- Son bir soru.. Çankaya’ya kim çıkacak?

- Petrolcüler.

- Ne alaka?!

- Çankaya’da büyük petrol rezervleri bulunacak, bunun üzerine orada sondaj yapmak için petrolcüler yerleşecek. Böylece oraya çıkmak bir sorun olmaktan çıktığı gibi, memleketin ekonomisine de büyük ölçüde fayda sağlanacak.

- Dalga geçiyorsunuz!

- Evet, ama bu meseleleri ciddiye almaktan daha iyi gelmiyor mu?...


Ferzan TOPATAN • 85. Sayı / TENCERE
SEMERKAND - Aylık Tasavvufî Dergi

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/sedatin-universite-gunlugu-t24914.0.html




Çevrimdışı Emsey

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 2.091
  • Konu: 139
  • Derviş: 297
  • Teşekkür: 136
Cevaplandı: Sedat'ın Üniversite Günlüğü
« Cevapla #1 : 05/01/11, 20:10 »
 X:01


“En büyük ameli Salih birlik ve beraberliktir"
Gavs-i sani (k.s)


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Salik ve meczub kime derler? Aralarındaki fark nedir?.. Harika dinlendirici bir ses ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.629 saniyede oluşturulmuştur


Sedat'ın Üniversite Günlüğü Güncelleme Tarihi: 18/11/19, 02:29 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim