Semerkand'ı Görmeden... - Edebiyat Kültür Sanat
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22884 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Semerkand'ı Görmeden..., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 3830 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Semerkand'ı Görmeden...}   Okunma sayısı 3830 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Semerkand'ı Görmeden...
« : 02/04/11, 02:03 »
Semerkand'ı hiç gördünüz mü? Okuduğunuz dergiye ad olan o güzeller güzeli şehri.


Semerkand'ı hiç gördünüz mü? Okuduğunuz dergiye ad olan o güzeller güzeli şehri. Semerkand'da birbirinin içinde meczolmuş büyük bir tarih ve medeniyet karşılar sizi.

Şair Süleyman Nazif'in "Dâüssıla" yani Vatan Hasreti adlı bir şiiri vardır. Söylendiğine göre Şair, Malta'ya sürgün olarak gönderilirken daha gemide, Akdeniz'in dalgalarında bata çıka giderken kaleme almıştır bu şiiri. İlk iki mısraı şöyledir:

"Bu şeb de cuşîş-i yâdınla ağladım durdum / Gel ey kerime-i tarih olan güzel yurdum."

Bugünün Türkçesiyle söylersek: "Bu gece de seni anmanın coşkusuyla ağladım durdum / Gel ey tarihin kızı olan güzel yurdum."

Kelimelerle oynamayı, yeni söyleyişler bulmayı pek seven şairin buradaki "kerime-i tarih" yani tarihin kızı ifadesi hayli ilginç, bir o kadar düşündürücüdür.

Vatana neden tarihin kızı denilir? Güzelliği, nazeninliği, kırılganlığı, dost düşman bütün gözlerin üzerinde oluşu, ona duyulan bağlılığın bir babanın kızına duyduğu derin hislere benzer oluşu, vs... Bu ifadenin çağrışımları artık okuyucunun hayal gücüne kalmış.

Fakat kişi birazcık tarih ve mekân bilgisini yoklayınca her ülkeye tarihin kızı denilemeyeceğini fark edebiliyor. Ve yine anlıyor ki bu ifadeyi memleket kadar, belki ondan daha fazla kimi şehirler hak eder. Süleyman Nazif söz konusu olunca da bu şehir elbette İstanbul'dur.

Kimi şehirler de, ne kadar zorlarsanız zorlayın, kendine asla tarihin kızı dedirtmez, dedirtemez. İnsanı gri duvarlarının soğuk yüzüyle karşılayan, tabiatıyla, mimarisiyle gönül okşamayan bir şehre tarihin kızı denilebilir mi? Kimliksiz sokaklarıyla, sanatın estetiğin uğramadığı semtleriyle size bir hikâye anlatmayan, anlatamayan nasipsiz şehirler hangi güzel sıfatı hak edebilir?
Buna dair örnekleri siz kendi gezip gördüklerinizden bulabilirsiniz, biz burada söylemeyelim.

Fakat Semerkand'ı hiç gördünüz mü? Okuduğunuz dergiye ad olan o güzeller güzeli şehri. Süleyman Nazif'in naif benzetmesini sonuna kadar hak eden o yerin hiç değilse fotoğraflarına baktınız mı?

Sanat tarihçisi Prof. Nusret Çam gidip gördükten sonra "Şaşırdım, demişti, orası ölümün bile güzelleştiği yer." Belli ki Şah Zinde kabristanından söz ediyordu. Orta Asya ve Arap mimarisinin müthiş buluşmasından doğan lahuti atmosferin ancak ruhun anlayabileceği sırlı dilinden...

Semerkand'da birbirinin içinde meczolmuş büyük bir tarih ve medeniyet karşılar sizi. Bir Orta Asya kentinde olduğunuzu bilirsiniz. Ama kubbeler, minareler ve revaklı avlular üzerinden Medine'yi, Şam'ı, Bağdat'ı, Mağrib'i ve İstanbul'u selamlarsanız. Bu öyle şaşırtıcı bir mimaridir ki sanırsınız bütün İslâm coğrafyası orada bir araya gelmiş, Orta Asya'nın turkuaz göğünde boyanmış.

Şimdi Özbekistan Cumhuriyeti'nin önemli bir kültür kenti olan Semerkand'da, bir şehre nasip olabilecek en büyük tarihlerden biri karşılar sizi. Tarihin en büyük ticaret yollarından ikisinin, İpek ve Baharat Yolunun kesişme noktasında bulunan Semerkand, ilk devirlerinden beri daima önemli bir ticaret ve kültür merkezi. Şehrin Milattan önce 535 yılında Perslerle başlayan büyük macerası Büyük İskender'le, sonrasında Greklerle devam eder. Milattan önce I. yüzyılda Türkler çıkar sahneye, Semerkand'ı başkent yaparlar. Sonra Hun Türkleri, Göktürkler, Çin hakimiyeti derken devran döner, Mekke'de doğan hidayet güneşinin ışıkları buralara düşmeye başlar.

Semerkand'a müslümanların ilgisi, 676 yılında Emevîlerin Horasan valisi Said b. Osman'ın düzenlediği seferle başlar. Şehir kuşatılır, çarpışmaların ardından belli şartlarla barış yapılır. Şehitler arasında bir sahabi, Hz. Peygamber s.a.v.'in amcası oğlu Kusem r.a. da bulunmaktadır.

Fakat müslüman hakimiyetine direnir Semerkand. Anlaşma bozulur, 680'de ikinci kez fethedilir, yine elden çıkar, nihayet Kuteybe b. Müslim tarafından 711 yılında kalıcı olarak fethedilir ve ilk cami inşa edilir. Semerkand'ın İslâmlaşması büyük ölçüde bu fetihten sonra Halife Ömer b. Abdülaziz'in görevlendirdiği tebliğ heyetlerinin çabası sonucudur. Sonraki dönemlerde yakın çevredeki hanedanların, yerel unsurların ilgisi eksik olmaz Semerkand üzerinde. Ayaklanmalar, isyanlar, karışıklıklar şehir Abbasî hakimiyeti altındayken de devam eder. Nihayet Abbasî hilafetinin kontrolünde ayrı bir devlete dönüşen Sâmânîlerin başkenti olur. Bu dönem ekonomik ve kültürel bakımdan altın çağlarından birini yaşatır Semerkand'a.

1220 senesinde büyük Moğol istilasında harap edilir bu güzeller güzeli şehir. Bu büyük kıyımın şahidi İbn Batuta, Semerkand'da harabeler arasında çok az meskûn ev gördüğünü anlatır. Bir asrı aşkın süre bu yıkımın izleri silinemez.

Sonra, her kışın ardında saklı bahar yeniden gelir şehre, ikinci ihtişamlı dönemi başlar. Maveraünnehir bölgesini hakimiyeti altına alan Timur, 1369'da Semerkand'ı başkent yapar. Alim ve sanatkârları buraya toplar. Camiler, medreseler, hanlar, rasathaneler inşa ettirir. Bugün zarafet ve ihtişamı ile ziyaretçileri şaşırtan tarihî yapılar bu döneme aittir.

1500 yılında Özbek hükümdarı Şeybânî Han tarafından zaptedilen Semerkand, 1868'e kadar Özbek hanlarının idaresinde kalır. 1868'de Ruslar tarafından istila edilir. Timur'un inşa ettiği şehrin batısında yeni bir şehir oluşturulur. Demiryolu sayesinde yeniden önem kazanır ve canlanmaya başlar. Bugün Semerkand, Sovyet sisteminin çökmesiyle 1991'de bağımsızlığını kazanan Özbekistan Cumhuriyeti'nin on iki idarî bölgesinden birinin merkezi.

Semerkand'ı sıradan, herhangi bir şehir olmaktan çıkartan özelliği elbette çok kısa değindiğimiz bu zengin tarihi değil. İpek ve Baharat yolunun meraklı hikâyelerle dolu izleri de değil. Semerkand'ın büyüklüğünü, önce ilim ve maneviyat dünyamızdaki derin etkilerinde, sonra da bir açık hava müzesi gibi bugün hâlâ ayakta duran sarsıcı mimarî hatıralarında aramak gerekir.
Semerkand'ın ilim dünyamız açısından büyüklüğünü anlamak için Necmeddin en-Nesefî'nin "el-Kand fî Zikri Ulemâi Semerkand" adlı eserinde Semerkand'da yetişmiş 1000'den fazla alimden söz ettiğini söylemek bile yeter. Kimler yoktur ki bunlar arasında.

Meşhur muhaddis Abdurrahman ed-Darimî, Şafiî fıkhının büyük isimlerinden İbn Hibbân, meşhur fakih Ebu'l-Leys Semerkandî ve büyük kelâm ve akaid alimi İmam Maturidî... Cümlesine Allah rahmet eylesin. Ayrıca tarihçi Abdurrahman el-İdrisî, Alâeddin es-Semerkandî, Şeyh Nizameddin Hâmuş k.s., astronom Uluğ Bey, Ali Kuşçu ve ilim ve kültür tarihimizde iz bırakmış diğerleri...

Maneviyat dünyamıza Semerkand?ın etkisi ise, din ve fen bilimlerindeki etkisinden çok daha büyük. Başta Hâce Ahmed Yesevî, Emir Külâl, Hâce Muhammed  Bahaeddin Şah-ı Nakşibend (Allah cümlesinin sırrını mukaddes kılsın) olmak üzere Selçuklu'dan itibaren Anadolu'nun manevi harcını yoğuran pek çok büyük velî Semerkand'ın ilim ve tasavvuf havzasından. Hatta denilebilir ki Selçuklu ve Osmanlı'nın ruhu büyük oranda oralıdır.

10. yüzyıldan itibaren peyderpey başlayan Anadolu'nun İslâmlaşma sürecinde "Türkistan Erenleri" denilen sufîlerin büyük etkisi bilinir. Sonradan tekke, dergâh ve Ahîlik gibi kurumsal yapılarla Anadolu'ya tasavvuf mührünü vuran bu hareketin önemli merkezî çıkış noktalarından biridir Semerkand.

Osmanlı'yı "Allah'ın sözünü yüceltmek ve yaymak" ideali peşinde bir dünya devleti yapan aşı, sûfiliğin bu adanmış, bütün yeryüzünü bir hizmet alanı olarak gören anlayışıdır.

Bugün Semerkand'a, Semerkand'ın medreselerine, kabristanına evliya merkad ve makamlarına bakarken, aslında kimliğimizin önemli unsurlarından birinin mücessem haline bakıyoruz.

Ve... Semerkand'da bir büyük hatırayı canlı tutmak, dahası 70 yıllık fetretten sonra yeniden o kimlikle buluşmak için çaba gösteren, o mekanları büyük bir özenle koruyan Özbek halkına ve idarecilerine şükranlarımızı sunuyoruz.


Kaynak:serhaber
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/semerkandi-gormeden-t26146.0.html




Çevrimdışı Mostar

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 891
  • Konu: 21
  • Derviş: 3265
  • Teşekkür: 3
Cevaplandı: Semerkand'ı Görmeden...
« Cevapla #1 : 02/04/11, 10:53 »
 X:01 :X06


RABBİMİZ " Soracak : " BEN Hep Seninleydim , Ya Sen Kulum Kiminleydin ???

Çevrimdışı zselvi

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 36
  • Konu: 0
  • Derviş: 14320
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Semerkand'ı Görmeden...
« Cevapla #2 : 02/04/11, 15:13 »
 X:01 isminin önemini,kıymetini ve güzelliğini biliyorduk.ama görmüş olmak da güzel.. XgülllX


''OKU!
Yaratan Rabb'inin adıyla OKU! ''

''Eğilerek yükselmenin adıdır NAMAZ ''
 ''Ya Rabbi..ben pişmanım..''


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Misali Köprü O Bize Dost Olduktan Sonra... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.37 saniyede oluşturulmuştur


Semerkand'ı Görmeden...Güncelleme Tarihi: 18/09/19, 01:01 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim