Şiirlerle Menkibeler!... - Kıssalar ve Menkıbeler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.049 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.590 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22896 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Şiirlerle Menkibeler!..., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 5395 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Şiirlerle Menkibeler!...}   Okunma sayısı 5395 defa

0 Üye ve 2 Misafir konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Şiirlerle Menkibeler!...
« : 18/10/08, 21:39 »
Nefis muhasebesi

İmam-ı Gazali ki, müctehid, âlim bir zat.
Kimya-yı saadet’te, şöyle eder nasihat:

Hak teâlâ, Kur'anda buyurdu bir âyette:
(Terazi kuracağım, mahşer günü elbette.

O gün, asla kimseye zulmedilmeyecektir.
Herkes ne işlediyse, ortaya gelecektir.

Zerre kadar olsa da, her ameli, muhakkak,
Mizana koyacağım meydana çıkararak.)

Bunu haber verdi ki, mahşer günü gelmeden,
Her kişi, hesabına baksın henüz ölmeden.

Zira hazret-i Ömer buyurdu ki: (Ey insan!
Gör kendi hesabını, gelmeden vakt-i mizan.)

İşte bu yüzdendir ki, eski din büyükleri,
Saydılar bu dünyayı, sanki bir pazar yeri.

Kendi nefislerini, koyup ortak yerine,
Şirket kurup, şartname yaptılar hemen yine.

Henüz işe girmeden, dediler ki: (Ey nefsim!
Herbiri hazinedir benim her bir nefesim.

Çünkü o nefeslerden ibarettir sermayem.
Yani ömrümden başka, bir şeyim yok benim hem.

Öyle kıymetlidir ki bu ömür, bu nefesler,
Zira geçen her anım, artık geri gelmezler.

Her nefes alışta da, azalır bu sermayem.
Halbuki saadete ermektir benim gayem.

Öyleyse ticarete başlayalım, vakit az.
Ahiret uzunsa da, ticaret yapılamaz.

Aman nefsim, dikkat et, yitirme sermayeyi.
Giderse, ne yapsan da gelmez o tekrar geri.

Farz et ki ecel geldi, istedin bir gün izin.
Ve lakin verilmedi, o zaman ne edersin?

Farz et ki, daha sonra verdiler sana onu.
Düşün şimdi o günün içinde olduğunu.

Ne yapacak idiysen ey nefsim o son günde,
Yap onu işte bu gün, zira fırsat elinde.

Cenneti, o günde de eğer kazanamazsan,
Olur mu senin için, bundan büyük bir ziyan?

Yedi adet kapısı vardır ki Cehennemin,
Onlar da, yedi adet uzvundur işte senin.

Sen bunları, haramdan korumaz isen şayet,
Ve onlarla, Allah’a yapmazsan çok ibadet,

Sana ceza veririm, kendine gel ey nefsim!
Bil ki, Cehennemdeki azaplar gayet elim.

Zira Resul buyurdu: (Aklı olan bir insan,
Ölmeden, hesabını görendir zaman zaman.

Ve ölüm'den sonraki hayatı düşünerek,
Kulluğunu yapandır, Allah’a şükrederek.)

Nefis asi ise de, nasihat dinler ancak.
Ona çok tesir eder, isteğini yapmamak.

Ömrü uzun ve ibâdetleri çok olana müjdeler olsun.
Hadîs-i şerîf




**************************************************

İşe giderken niyet

İmam-ı Gazali'nin, Kimya-yı saadet nam,
Kitabında, şunları buyurur yüce İmam:

Dünya ticaretini yaparken dikkat et ki,
Zarara uğramasın ahiret ticareti.

Sabah evden çıkarken, niyet et: (Ya ilahi!
Rızkımı temin için gidiyorum ben dahi.

Helal götürmek için çocuğuma, eşime,
Senin emrine uyup, gidiyorum işime.)

Çalışırken, dine de edersen tam riayet,
Yaptığın dünya işi, olur ayrı ibadet.

Düşün ki, senin gibi binlerce kimse, şu an,
Senin faiden için çalışıyor durmadan.

Eğer çiftçi olmasa, fırıncı çalışmasa,
İnsanlar ne yiyecek her gün ekmek çıkmasa?

Dokumacı, demirci, manav, kasap ve berber,
Düşün ki, senin için hep hizmet etmekteler.

Eğer onlar olmasa, rahat yaşayamazsın.
Öyleyse sen bunların herbirine muhtaçsın.

Madem ki, senin için çalışır bunca insan,
Sen de çalış, boş durma, vaktini etme ziyan.

İnsanlar bir yolcudur, aynı yere giderler.
Yolcular, birbirine yardım etmelidirler.

İşte böyle düşünüp, çalışır her müslüman.
Gayrinin zararını istemez hiçbir zaman.

Herkese faideli olmaya eder gayret.
Bilir ki böyle yapmak, sayılır bir ibadet.

Hem dünya işlerini yaparken bir müslüman,
Beş vakit namazını kaçırmaz hiçbir zaman.

Zira Allah buyurur: (Mal ve çocuklar, sakın,
Rabbinizi anmaktan sizi alıkoymasın.)

Önceki müslümanlar, çok titizlerdi bunda.
Camiye koşarlardı ezan okunduğunda.

Demirciler vardı ki, döverken demirleri,
Ezanı işitseydi, bırakırdı dövmeyi.

Çekici havadaysa, vurmazdı onu daha.
Yerde ise kaldırmaz, koşarlardı namaza.

Terziler var idi ki, soktuğunda iyneyi,
Ezanı işitseydi, çekmezdi onu geri.

Yani ne halde ise, kalırlardı o halde.
İtina ederlerdi namaza fevkalade.

Çünkü bilirlerdi ki, herkese farzdır namaz.
O vakitte, namazdan daha mühim iş olmaz.

Ahiret işlerine verince böyle kıymet,
Allah dahi, onlara verirdi çok bereket.

Halbuki ehemmiyet vermeselerdi dine,
Kazançları daha çok olmazdı elbet yine.

Üstelik de Allah’a olurlardı isyankâr.
Çok kazansalardı da, neye yarar öyle kâr?

Hak yolda olan kimse, seçilmişlerdendir.

 Doğru ile yanlışı karıştıran cefa çeker.
Bennân-ı Hammâl “Rahmetullahi aleyh”




Konu Adresi: http://www.dervisler.net/siirlerle-menkibeler-t5283.0.html;topicseen




Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #1 : 18/10/08, 21:41 »
Nefsi hesaba çekmek

Nefse karşı yapacak, üçüncü bir iş vardır.
O da, her bir amel'den, ona hesap sormaktır.

Her gün akşam yatarken, o günkü işler için,
Nefsine sormalı ki: (Bunu niçin işledin?)

İnsan, iş ortağına aldanmaması için,
Nasıl hesaplaşırsa onunla peşin peşin,

Nefse karşı, daha da uyanık olmalıdır.
Çünkü nefis, hiyleci, hain ve yalancıdır.

Kendi arzularını, sana iyi ve güzel,
Gösterip, yaptırmaya çalışır pek mükemmel.

Onun için her şeyi, ona sual etmeli.
(Bu işi ne niyetle, niçin yaptın?) demeli.

Zararlı, fena bir iş yapmışsa o gün eğer,
Ona bir ceza verip, ödetmek icab eder.

İbni Samed, âlim ve büyüklerden bir zattı.
Altmış yıllık ömrünün, bir hesabını yaptı.

Yirmibirbin altıyüz gün idi geçen hayat.
Bu rakamı görünce, şaşırdı birden o zat.

Derin bir (Ah!) ederek, dedi ki o gam ile:
(Her gün, en az bir günah işlemiş olsam bile,

Yirmibirbin altıyüz günah eder bu cem’an.
Ben nasıl kurtulurum bu kadar çok günahtan?

Hem de öyle günlerim oldu ki benim eyvaah!
İşlemiştim bir değil, yüzlerce hatta, günah.

O halde, yüzbinlerce günah oldu şu anda.
Öyleyse benim halim, ne olacak Mizan’da?)

Yıkıldı sonra yere, düşünerek o bunu.
Halk gelip baktılar ki, teslim etmiş ruhunu.

Lakin herkes, günahı, böyle dert etmiyorlar.
Yani kendilerini hesaba çekmiyorlar.

Bir tane kum koysaydı, odaya her günahta,
Birkaç sene içinde, dolardı kumla oda.

Omuzlarımızdaki vazifeli melekler,
Her bir günahımızı tek be tek kaydederler.

Bir günaha, bir lira isteselerdi bizden,
Malımızın tamamı giderdi elimizden.

Halbuki arada bir, hem de pek gaflet ile,
Bir iki (Sübhan) diyecek olsak bile,

Tesbih alır ve sayar, onu hesab ederiz.
Sonra da, (Ben şu kadar, şunu söyledim) deriz.

Hazret-i Ömer Faruk buyurdu ki: (Her insan,
Tartmalı kendisini, gelmeden vakt-i mizan.)

Her akşam, kamçı ile vurarak kendisine,
(Ne için böyle yaptın?) der idi hep nefsine.

Ve derdi ki: (Ey nefsim, gaflete gelme zinhar.
Bak, emir-ül müminin diyor sana insanlar.

Buna layık olmazsan, yazıklar olsun sana.
Allah’tan kork, yahut da hazırlan azabına.)

Rızık hususunda endişeye düşmeyiniz! İnsan, son rızkını da yemeden ölmez.
Allahtan korkunuz, iyi ameller yapınız! Helâli alıp, haramı terkediniz!
Hadîs-i şerîf
******************************************************************



Nefsi kontrol etmek

Nefsi, her an kontrol altında tutmalıdır.
Ondan bir lahza bile, gafil olmamalıdır.

Eğer bırakılırsa nefis kendi haline,
Acele dönmek ister, kendi şehvetlerine.

Tenhada da günahtan kaçmalı ki muhakkak,
Herşeyi görüyor ve biliyor cenab-ı Hak.

İnsanların, sadece dışını görürüz biz.
Lakin içlerini de görür elbet Rabbimiz.

Buna, kati olarak inanırsa bir kişi,
Edepli, düzgün olur her niyeti ve işi.

Zaten inanmayanın, imanı yok demektir.
İnanarak isyan da, ne büyük bir cürettir.

Zira cenab-ı Allah buyurur ki: (Ey insan!
Bilmiyor musun, seni, görüyorum her zaman.)

Biri, Resulullaha dedi: (Çoktur günahım.
Şimdi tövbe edersem, affeder mi Allah’ım?)

(Affeder) buyurunca, dedi: (Ya Resul!
Ben onları işlerken, görüyor muydu Allah?)

(Görüyordu) deyince, bir (Eyvaah!) dedi o an.
Ve yıkılıp can verdi, budur haya ve iman.

Hadiste buyurdu ki yine Peygamberimiz:
(Allah’ı görür gibi ibadet eyleyiniz.

Siz görmüyorsanız da, görmektedir O sizi.
Sizden iyi biliyor, O sizin içinizi.)

Allah’ın gördüğüne inanan bir müslüman,
Asla yapabilir mi Ona günah ve isyan?

Büyüklerden birisi, talebesi içinden,
Birini, daha fazla severdi cümlesinden.

Diğer talebeleri, buna üzülürlerdi.
(Niçin onu daha çok seviyor ki?) derlerdi.

Üstadları, onların böyle düşündüğünü,
Anlayıp, herbirine bir kuş verdi bir günü.

Dedi ki: (Bu kuşları, alın şimdi hepiniz.
Kimsenin görmediği yerde kesip geliniz.)

Gidip, tenha bir yerde kesip geldi herbiri.
Lakin o, hiç kesmeden getirdi kuşu geri.

Hemen sual etti ki hoca o talebeye:
(Sen ne için kesmeden alıp geldin geriye?)

Dedi ki: (Bulamadım öyle tenha bir yeri.
Zira cenab-ı Allah, görüyor her yerleri.)

Diğer talebeleri duyunca bunu ondan,
Onun üstünlüğünü anladılar o zaman.

Cüneyd-i Bağdadi'ye, bir genç gelip bir ara,
Dedi: (Çok bakıyorum kadınlara, kızlara.

Hiç koruyamıyorum gözümü namahremden.
Ne ile kurtulurum acaba ben bu halden?)

Buyurdu: (Sen onları görmenden daha fazla,
Düşün ki, seni her an görüyor Hak teâlâ.)

Kim gülerek günah işlerse, ağlayarak Cehenneme gider.
Abdullah Müzenî “Rahmetullahi aleyh”





Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #2 : 18/10/08, 21:42 »
Dünyayı tanımak

Ahiret yolcusudur esasında bu kullar.
Dünya, bir konaktır ki, burada az dururlar.

Asıl maksat şudur ki bu dünyada durmaktan:
Hep hazırlık yapılsın ahirete durmadan.

Bu dünyada, insana iki şey gereklidir.
Biri kalp, yani (gönül), ötekisi (beden)dir.

Kalbin asıl gıdası, Allah sevgisidir ki,
Gıdası verilmezse, ölür o, kalmaz diri.

Bir gönül, tutulmuşsa Halık'ından gayriye,
O kalp hasta demektir, muhtaçtır tedaviye.

Bedeni de koruyup, beslemek lazım elbet.
Çünkü onunla olur Hakk’a kulluk ve hizmet.

Lakin lüzumu kadar uğraşmalı ki buna,
Zira maksat bu değil, kalp ve ruhtur bir kula.

Bu beden fanidir ki, akıbet ölecektir.
Lakin ölmez kalp ve ruh, insan da ruh demektir.

Hacca giden insanın olur ya bir bineği,
İşte bunun gibidir ruh'a göre bedeni.

Ne miktar uğraşırsa bu binekle o yolda,
O kadar uğraşmalı kendi vücuduyla da.

Hep ona ayırırsa bütün vakitlerini,
Yolundan geri kalıp, helak eder kendini.

Zaruri ihtiyaçlar ne ise beden için,
Bu kadar uğraşması kâfi gelir kişinin.

Bunlar da (yemek) ile, (elbise) ve (mesken)dir.
Bunları temin etmek, elbette ki elzemdir.

Lakin bundan daha çok harcederse vaktini,
İhmal eder bu sefer, ruhu ile kalbini.

Halbuki beden değil, kalp idi gaye asıl.
Cennet nimetlerine, onunla olur vasıl.

Dünya, devamlı gibi gösterir kendisini.
Lakin yok olacaktır, aldatır öyle seni.

Dünya, sana dost gibi görünürse de şu an,
Halbuki sonra sana kesilir büyük düşman.

Dünyanın dışı süslü, taze, güzel sanılır.
Lakin zehirdir içi, yiyenleri aldatır.

Dünyaya, lüzumundan daha çok sarılanlar,
Sonunda pişman olup, hakikati anlarlar.

Kalbi, dünya malına bağlı ise kulun hem,
Ölürken, daha fazla çeker acı ve elem.

Onlar, deniz suyunu içenlere benzer ki,
Tuzlu suyu içtikçe, çoğalır harareti.

Yandıkça daha içer, içtikçe daha yanar.
İçe içe ölür de, suya kanmaz o zinhar.

Bir misafirhanedir bu dünya esasında.
Yolcunun, gözü olmaz bu yerin eşyasında.

Çünkü o, muvakkaten ikamet etmektedir.
Birkaç gün kalıp sonra, ayrılıp gidecektir.

Bu hanın eşyasına gönül bağlarsa eğer,
Onlardan ayrılınca, üzülür, feryad eder.

Lakin hiç göz dikmezse, hanın eşyalarına,
Ayrılıp gittiğinde, üzüntü olmaz ona.

Çünkü insan, dünyada ahiret yolcusudur.
Varacağı yer ise, dehşetli, korkuludur.

Burada o yer için yapmazsa bir hazırlık,
Azaplara düşerek, kendine eder yazık.

Kul, haramdan kaçınıp, yaparsa farzı eğer,
Azaplardan kurtulup Cennete duhul eder.
*************************************************


Nefs ile mücadele

Mücahede şudur ki, nefse acı, zor gelen,
şeyleri yaptırmaktır ona mütemadiyen.

Mesela namaz kılmak ve her türlü ibadet,
Tabiatı icabı, zor gelir ona gayet.

Halbuki dinimizin men ettiği ne varsa,
Yani ona, her günah tatlı gelir bilhassa.

İşte bu yüzdendir ki, bazı din büyükleri,
Nefisle uğraşmakta gitmişlerdi ileri.

Mesela nefisleri yapsaydı bir kabahat,
Hemence cezasını verirlerdi kat be kat.

Ceza olarak ise, ibadet ederlerdi.
Çünkü nefs-i emmare, istemez ibadeti.

Sahabe-i kiramdan Abdullah ibni Ömer,
Bir vakit cemaate yetişmeseydi eğer,

Bir gece, uyumadan yapardı hep ibadet.
Zira o, kendisine etmişti böyle adet.

Sahabeden biri de, birgün, bila ihtiyar,
Bir akşam namazını geciktirdi bir miktar.

Öyle çok üzüldü ki buna o mübarek zat,
İki kölesi vardı, onları etti azad.

Bunlar, binlercesinden bir iki nümunedir.
Zira ufacık bir su, deryayı haber verir.

Nefsin, ibadetlerden lezzet alması için,
Yanında olmalıdır bir evliya kişinin.

Onun ibadetlerden zevk, lezzet aldığını,
Görüp, o da zevk ile yapar her yaptığını.

Zira biri diyor ki: (Nefsimde ne zaman ki,
İbadet ve taatte gevşeklik olsa vaki,

Bir Allah adamının sohbetine giderim.
Çıkınca, tatlı gelir bana ibadetlerim.)

Böyle kâmil bir veli bulunmuyorsa eğer,
Onların hayatını okumak icab eder.

Ahmed bin Zerrin vardı, gönül ehli evliya.
Hep önüne bakardı bu kişi ekseriya.

Sebebini sordular, dedi ki: (Cenab-ı Hak,
İbretle bakmak için gözleri eyledi halk.

Zerreden Arşa kadar, herşey nasıl muntazam.
Karışık hiçbir şey yok, bu, ne ahenk, ne nizam!

Bu muazzam sanata, bu sonsuz kainata,
İbretle bakılmazsa, olur büyük bir hata.

Her zerre, bir mabudun varlığını bildirir.
Ve her şey, o Allah’ın emriyle oluverir.)

Tabiinden Alkame adında bir zat vardı.
Nefsi ile çok fazla mücahede yapardı.

Dediler ki: (Efendim, acaba ne ki sebep,
Nefsinizle bu kadar uğraşıyorsunuz hep?)

Buyurdu ki: (Nefsimi çok fazla sevdiğimden,
Kurtarmak istiyorum, onu Nar-ı cahim'den.)





Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #3 : 18/10/08, 21:43 »
Nefse ceza vermek

İmam buyuruyor ki Kimya-yı saadet’te:
(Nefse, ceza vermeli her günahta elbette.

Hiç affetmemelidir onun bir hatasını.
Her günah işledikte, vermeli cezasını.

Eğer göz yumulursa, daha azar, şımarır.
Önüne geçilemez tehlikeli hal alır.

Mesela haram yerse, aç bırakmalı biraz.
Harama baktı ise, mubaha baktırılmaz.

Biri, cünüb olmuştu rüyasında bir gece.
Ve lakin tembellikten, gusl etmedi hemence.

Çünkü nefsi dedi ki: (Hava soğuk bu vakit.
Sabret, sabah olsun da, o zaman hamama git.)

Nefsi, bu vesveseyi verince kendisine,
Fırladı yatağından inad için nefsine.

Gusledip, hem nefsine ceza olsun diyerek,
İbadetle geçirdi geceyi sabaha dek.

Ve dedi ki: (Rabbinin emrettiği bir işte,
Gevşek davranan nefsin cezası budur işte.)

Ebu Talha vardı ki Sahabe-i kiramdan,
Namaz kılıyor idi bağ içinde bir zaman.

O ara, güzel bir kuş gelip kondu yanına.
Kaç rekat kıldığını şaşırdı bakıp ona.

O da, kendi kendine dedi ki: (Bak ey nefsim!
Benim, dünya malında, asla yok bir hevesim.

Rabbimin huzurunda ederken Ona taat,
Ondan gayri bir şeye edilir mi iltifat?

Madem ki düşüyorsun sen böyle bir hataya,
Ben de tasadduk ettim bu bağı fukaraya.)

Biri de anlatır ki: Babamız uyuyordu.
O sırada birisi, geldi ve onu sordu.

Ben de, (Babam uyuyor) deyince o kimseye,
(Bu zaman uyunur mu?) deyip döndü geriye.

Merak edip, ardından gidince onun biraz,
Baktım, kendi kendine diyor ki: (Ey boşboğaz!

Nene gerek, gayrinin işine karışırsın.
Niçin bir başkasının haliyle uğraşırsın?

Eğer uygun değilse akşama yakın yatmak,
Zararı ona olur, sana ne behey ahmak!

Bu günden itibaren bir sene müddet ile,
Her gecen, uyumadan geçecek ibadetle.)

Temim-i Dari vardı, Sahabedendi o da.
Bir akşam namazını, kaçırmıştı uykuda.

Uyanıp, çok üzüldü ve dedi ki nefsine:
(Sana, ceza olarak uyku yok tam bir sene.)

Yine Mecma adında bir kimse vardı ki hem,
Bir gün, bir pencerede kadın gördü namahrem.

O andan itibaren ahd etti ki o dahi:
(Artık bakmayacağım yukarıya Vi.)

*******************************************

Nefsi azarlamak

Bu nefs-i emmare ki, kaçar hep iyilikten.
Koşar kötülüklere, hoşlanır tembellikten.

Saadete ermeye büyük engel, kendidir.
Yani kendi gafleti, kendi cahilliğidir.

Bazan tatlı sözlerle, nasihat eylemeli.
Bazan de sert söyleyip, haddini bildirmeli.

Demeli ki: (Ey nefsim, akıllıyım diyorsun.
Sana ahmak diyene, darılıp kızıyorsun.

Halbuki senden ahmak kim var ki şu cihanda,
Ömrünü, boş şeylerle geçirirsin şu anda.

Sen şuna benzersin ki, katil olmuş bir adam.
Polisler tarafından aranıyor durmadan.

Bilir ki, yakalanıp hemen idam edilir.
O yine zamanını, eğlenceyle geçirir.

Ey nefsim şunu bil ki, ecel ani geliyor.
Cennet ve Cehennemden biri seni bekliyor.

Ne malum biraz sonra ecelin gelmeyecek?
Bu gün gelmese bile, elbet bir gün gelecek.

Çünkü ölüm, kimseye, vakit bildirmemiştir.
Gece gündüz, erken geç gelirim dememiştir.

Eğer hazır değilsen, ne için duruyorsun?
Ne ahmaksın ey nefsim, sana yazıklar olsun!

Senin halin benziyor, şu çocuğun haline.
Talebedir ve lakin çalışmaz derslerine.

Zanneder ki, hepsini öğrenirim bir anda.
Lakin günü gelince, kaybeder imtihanda.

Eğer hafif görürsen Allah’ın azabını,
Bir kibrit alevine yaklaştır parmağını.

Bir zerrecik ateşe, bak, dayanamıyorsun.
Cehennem ateşini, sen ne zannediyorsun?

Oradan bir kıvılcım dünyaya gelse eğer,
Onun hararetinden, bu dünya erir, biter.

Sonra buyuruyor ki kitabında Rabbimiz:
(Bazı günahkârlara, biz azab ediciyiz.)

Bunu bildiğin halde, kendine gelmiyorsun.
Biraz utan ey nefsim, sana yazıklar olsun!

Eğer ki (O rahimdir, O kerimdir) diyorsan,
Affeder ümidiyle, günaha giriyorsan,

Bil ki, mahluklarına çok ise de şefkati,
Lakin azabının da, pek fazladır şiddeti.

Belki diyeceksin ki: (İnanırım bunlara.
Lakin gelemiyorum fazla sıkıntılara.)

Fakat bu sıkıntılar, çok olsa da, nihayet,
Ahiret sıkıntısı yanında hiçtir elbet.

Eğer dayanamazsan bu az sıkıntılara,
Nasıl dayanacaksın mahşerde olanlara?

Bunları bile bile, günaha giriyorsun.
Kendine gel ey nefsim, sana yazıklar olsun!)
__________________






Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #4 : 18/10/08, 21:44 »
Ölümü hatırlamak

İmam-ı Gazali’den, (Ölüm)ü sordu bir zat.
Cevaben o kimseye şöyle etti nasihat:

Bir mümin bilirse ki muhakkak ölecektir.
Kabir, Mahşer, Mizanı, Sıratı görecektir.

Ebedi kalacak yer, ya Cehennem, ya Cennet.
Ya ebedi bir azap, ya da sonsuz saadet.

Bunu iyi bilir ve inanırsa bir kişi,
Ölümü düşünmekten, olamaz mühim işi.

Nitekim Resulullah buyurdu: (Aklı olan,
Ölüm'ü hatırlayıp, hazırlanır durmadan.)

Kim hazırlık yaparsa mahşer için bu günde,
Cennet bahçesi olur mezarı öldüğünde.

Ve her kim de ölüm'ü etmezse hiç tasavvur,
Olur onun kabri de, Cehennemden bir çukur.

Zira buyuruyor ki Peygamber Efendimiz:
(Lezzetlere son veren ölüm'ü yad ediniz.)

Yine ölüm hakkında buyurdu: (Ey insanlar!
Ölüm'ü, sizin gibi bilse idi hayvanlar,

Bir lokmacık yağlı et, asla yiyemezdiniz.
Zira kederlerinden olurlardı hiç etsiz.)

Biri sual etti ki Allah’ın Resulünden:
(Şehidlik rütbesine olur mu hiç yükselen?)

Cevaben buyurdu ki: (Kim ölüm'ü, bir günde,
Yetmiş kez hatırlarsa, şehiddir öldüğünde.)

Yine buyurdular ki Resulullah bir ara:
(Ölüm, vaiz olarak kâfidir insanlara.)

Başka gün de, methini yaptılar bir kişinin.
Buyurdu ki: (Kalbinde ne vardır ölüm için?)

Dediler ki: (Ölüm'den bahsetmez hiç o kimse.)
Buyurdu: (İyi adam değildir öyle ise.)

Bir gün, Resulullaha sordu biri Ensar’dan:
(En akıllı kimlerdir acaba insanlardan?)

Buyurdu ki: (Ölüm'ü en çok yad edenlerdir.
Ve hazırlık yapmakta acele edenlerdir.)

Bir veli buyurdu ki: (Kalbim sıkıldığında,
Ölüm'ü hatırlayıp, rahatlarım anında.)

Ömer bin Abdülaziz, toplayıp âlimleri,
Ölüm ve ahiretten konuşurdu ekseri.

O kadar ağlardı ki sonra da kederinden,
Cenaze çıkmış gibi olurdu evlerinden.

Hasan-ı Basri dahi otursaydı bir yere,
Ölüm ve ahiretten bahsederdi ilk kere.

Hazret-i Aişe’ye sual etti bir hanım.
Dedi ki: (Kalbim katı, acaba ne yapayım?)

(Ölüm'ü çok hatırla, yumuşar) dedi ona.
Dediği gibi yapıp, kavuştu muradına.

Rebi bin Heysem dahi, bir mezar kazdı evde.
Çoğu vakitlerini geçirirdi o yerde.

Derdi ki: (Az bir zaman unutsam ölüm'ü ben,
Kalbimin karardığı belli olur halimden.)

Ömer bir Abdülaziz buyurdu ki bir zata:
(Ölüm'ü düşünürsen, kavuşursun rahata.)

Resulullah gördü ki bir gurup insanları,
Çalıp oynamak ile geçiyor zamanları.

Yaklaşıp buyurdu ki: (Siz, bu toplantınızda,
Lezzetleri bozanı hatırlayın biraz da.)

(O nedir ki?) deyince, buyurdu ki: (Ölüm'dür.
O, bütün lezzetleri, temelinden götürür.)

**************************************************

Dört çeşit hatırlamak

Ölüm'ü hatırlamak, esasen dört kısımdır.
Birincisi, (gafil)in ölüm'ü anmasıdır.

O, hatırlasa bile ölüm'ü zaman zaman,
Alamaz kendisini dünyaya sarılmaktan.

Hatta hatırladıkça, sarılır daha fazla.
Ayrılığı düşünüp, ölüm'ü sevmez asla.

Bu yüzden kötü bilip, zemmeder ölüm'ü hep.
Der ki: (Bu, başımıza ne zaman gelir acep?

Yazık ki, ben de bir gün ölüp ayrılacağım.
O zaman ne olacak evim, barkım, ocağım?

Arzu ve emellerim, hep yarıda kalacak.
Benim kazandığımı, varislerim alacak.)

Ölüm'ü düşündükçe, keder çöker içine.
Ve düşer bu dünyadan ayrılık ateşine.

Gafillerin, ölüm'ü bu türlü anmaları,
Daha uzaklaştırır Rablerinden onları.

İkinci kısım ise, (tövbe eden bir kul)dur.
Ölüm'ü hatırlayıp, pişmanlığı çok olur.

Yaptığı günahlara üzülüp, olur nadim.
Der ki: (Bu günahlarla ne olur benim halim?)

Kaçırdığı fırsatı çalışır telafiye.
Çok ister kavuşmayı gufran-ı ilahiye.

O, kötü bilmese de, ölüm'ü onlar gibi,
Erken gelmesini de istemez tabii ki.

Çünkü hazır değildir ölüm için o daha.
İstemez o haliyle, vasıl olsun Allah’a.

Her ne kadar ölmeyi istemese de erken,
Lakin olmaz zararı, bu halis niyetinden.

Çünkü arzu eder ki, baksın hazırlığına.
Öyle çıksın mahşerde, Rabbinin huzuruna.

Üçüncü kısım ise, arif ve velilerdir.
Bunlar istemezler ki, eceli etsin tehir.

Çünkü onlar, aşıktır Allahü teâlâya.
Can atarlar ölüp de Rablerine varmaya.

Ölüm'ü, yadlarından çıkarmazlar bunlar hiç.
Çünkü ölüm'le gelir bunlara büyük sevinç.

Kavuşmaktan başkaca olmaz bir gayeleri.
Bundan ileri gelir ölmek istemeleri.

Bunlar, yalnız ölümle bulurlar huzur, rahat.
Çünkü ancak ölüm'le mümkün olur bu vuslat.

Zaten ölüm, köprüdür, dünyadan ahirete.
Bunlar da ölüm ile kavuşurlar rahmete.

Bunların da üstünde bir derece vardır ki,
Onlar da düşünürler ölüm'ü, şu farkla ki,

Ölüm'ün gelmesinde, bu çok yüksek zevatın,
Yoktur bir fikirleri, geç olmuş, ya da yakın.

Hakk’a bırakmışlardır, onlar her hadiseyi.
O, ne takdir ederse, beğenirler o şeyi.

Kendi arzularından ileri geçmişlerdir.
Murad-ı ilahiyi, murad edinmişlerdir.

Rıza derecesine varmışlardır ki onlar,
Kalmamıştır onlarda şu veya bu arzular.

Takdir-i ilahiye eğmişlerdir tam boyun.
O, ne takdir ederse, derler ki: (Budur uygun.)

Ölüm ile hayatın, onlarca farkı yoktur.
Ancak böyle bulurlar onlar rahat ve huzur.

Öyle dalmışlardır ki aşkullaha bu kullar,
Onları, başka şeyler etmez pek alakadar.







Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #5 : 18/10/08, 21:45 »
Sen de öleceksin !

İmam-ı Gazali’nin halka nasihatında,
Şöyle buyurmaktadır (ölüm, kabir) hakkında:

Ölüm, büyük bir iş ve korkunç bir tehlikedir.
Lakin bunu insanlar iyi bilmemektedir.

Hatırlasalar bile ölümü ara sıra,
Fazla tesir etmiyor gafletten insanlara.

Öyle dalmışlardır ki, dünya meşgalesine,
Başka şey gelmez olmuş malesef kalplerine.

Hatta onlar, Allah’ı ansalar da bir müddet,
Lakin hiç alamazlar bundan bir tad ve lezzet.

Bundan kurtulmak için çekilip bir kenara,
Şöyle söylemelidir nefsine ara ara:

(Ey nefsim, ömür geçti, yakında öleceksin.
Lakin görüyorum ki, sen hala gaflettesin.

Sana, hiç bilmediğin karanlık bir dehlize,
Gir deseler, girmezsin, tehlike vardır diye.

Halbuki bir gün ölüp, sen de kabre girersin.
Bu, aşağı değildir ondan, iyi bilesin.

Eğer uzak görürsen şimdi henüz eceli,
Düşün ani olarak ölüp de gidenleri.

Birlikte oturduğun, yiyip içip güldüğün,
Nice tanıdıkların, nerdeler hani bu gün?

Düşün o senden önce ölen yoldaşlarını.
Nasıl kara toprağa koydular başlarını.

Onlar da, senin gibi yaşarlardı dünyada.
Nasıl ölüp gittiler hiç ummadık bir anda.

İşte, nasıl yuttuysa onları kara toprak,
Çok yakında, seni de yutacaktır muhakkak.

Mezardaki halini hiç düşünmüyor musun?
Nasıl birbirlerinden ayrılacak her uzvun.

Sonra mezarındaki o kurtlar, o böcekler,
Gözlerini, dilini kemirip yiyecekler.

Sen o vaziyetteyken, gelirler varislerin.
Hemen taksim edilir bıraktığın servetin.

Hatta hanımın dahi, başkasıyle evlenir.
Bunları göreceksin yakında sen de bir bir.

Senden evvel ölenler pişmansa nasıl şu an,
Sen de gaflet edersen, olursun öyle pişman.

Halbuki sen onlardan kaldın da az geriye,
Hala bir ders ve ibret almazsın, acep niye?

Her gün görüyorsun da geçen cenazeleri,
Niçin düşünmüyorsun hiç ölüm ve eceli?

Zannetme ki onları seyredersin böyle hep.
Bir gün götürmezler mi seni de böyle acep?

Ey nefsim uyan artık, ömrün sona geldi bak.
Az daha yaşasan da, öleceksin muhakkak.

Bir şey muhakkak ise, onu oldu bilmeli.
O halde uzak değil, yakında bil eceli.

Düşün ki, ona göre yapasın bir hazırlık.
Sonsuz bir yolculuğa çıkıyorsun sen artık.

Pişman olmamak için yarın Mizan önünde,
Bütün hazırlığını yap ve bitir bu günde.

Zira o gün, mahşerde, hesap var her bir işten.
Hesap kötü giderse, kurtulunmaz ateşten.

Öyleyse çok oku da öğren ilmihalini.
Ve hemen buna göre düzelt bütün halini.

İlim, amel ve ihlas lazımdır önce sana.
Yoksa, kavuşamazsın ahirette ihsana.)

**********************************************

Çok yaşama arzusu

İmam-ı Gazali ki, âlim ve veli bir zat.
(Dünya hırsı) hakkında şöyle eder nasihat:

Çok yaşamak hırsının sebepleri ikidir.
Biri (dünya sevgisi), öteki (cahillik)tir.

Birinci şöyledir ki, kim severse dünyayı,
Bu sevgiden ötürü, istemez ayrılmayı.

Ölüp ayrılanları görünce de, bu sefer,
Hiç sevimli bulmayıp, ölümden nefret eder.

Uzaklaştırmak ister ölüm'ü kendisinden.
Hatırlamak istemez, silmek ister zihninden.

Onu unutmak için, dalar yeme içmeye.
Verir hem kendisini oyun ve eğlenceye.

İster ki, bu dünyada çok uzun yaşayayım.
Didinip fazla para, fazla eşya yığayım.

Hep bunları düşünür, hep buna kafa yorar.
Dünyalık ne görürse, elde etmek arzular.

Hatırına gelse de ahiret arada bir,
Der ki: (Daha vakit var, o, sonra olabilir.)

Yaşı ilerledikçe, der ki o bu sefer de:
(Sabret, ahiret için çalışırsın ilerde.)

Az daha yaşlanınca, der ki: (Henüz çok erken.
Şu işlerimi dahi bitireyim ölmeden.

Çocuklarımı dahi iş sahibi yapayım.
Ve onları, kimseye muhtaç bırakmayayım.

Şu dünya işlerine vereyim de nihayet,
Daha sonra oturup, yaparım hep ibadet.)

Onları da yapınca, der ki: (Kaldı bir işim.
Onu da yapayım da, rahat etsin şu içim.

Sonra ben yığamazsam yeterince mal, servet,
Yaptığım ibadetten, alamam tad ve lezzet.)

Bitirmeye bakarken lakin o bu işleri,
Bitenlerin yerine, eklenir yenileri.

Ahiret işlerini tehir eder durmadan.
Lakin hiç kurtulamaz, düştüğü bu bataktan.

Yarın, öbürgün derken, nihayet ölüm gelir.
Hasret ve üzüntüyle ayrılıp gidiverir.

Ekseri dolduranlar Cehennemin içini,
Bu tehir edenlerdir hep ahiret işini.

Nitekim Resulullah buyurdu ki: (Ey insan!
Her neyi seversen sev, ayrılacaksın ondan.)

Çok yaşamak arzusu, cahillikten de gelir.
İlmi olmadığından, gençliğine güvenir.

Bilmez ki bu ölenler, değil sırf ihtiyarlar.
Çocukken ve genç yaşta ölen nice insan var.

Çünkü ecel, tanımaz genci ve ihtiyarı.
Hatta genç ölenlerin daha çoktur miktarı.

Sonra o zanneder ki, ölmeden daha önce,
Bir hastalık gelir de vefat eder öylece.

Halbuki niceleri vardır ki ölenlerden,
Aniden ölmüşlerdir, bir hastalık gelmeden.

Nitekim bir çokları otururken, ayakta,
Yürürken, yemek yerken ölüyor kimi hatta.

Hastalık gelse dahi, ani gelir o da hep.
Bunları görmemeye, cahilliktir tek sebep.

O halde ölüm her an, herkese gelebilir.
Ahiret işlerini etmemeli hiç tehir.

Güneş gibi, daima tutmalı göz önünde.
Böyle yapan, kurtulur yarın mahşer gününde.





Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #6 : 18/10/08, 21:46 »
Ölüm çok yakın

İmam buyuruyor ki: İnsan kendi ömrünü,
Çok uzun farzederse, düşünmez ölümünü.

İnanmış olsa bile ahirete gönülden,
Lakin yapmaz hazırlık şöyle düşündüğünden.

Der ki: (Daha vakit var, bak şimdi rahatına.
Sonra hazırlanırsın ahiret hayatına.)

Bir kul da yakın görse ecel ve ölüm'ünü,
Hep hazırlık yapmakla geçer gece ve günü.

Onun tek düşüncesi, ölüm ve ahirettir.
İşte bu, insan için en büyük saadettir.

Resulullah buyurdu Abdullah bin Ömer’e:
(Hazırlan, çok yakında öleceğine göre.)

Sabahleyin kalkınca, o gün akşama kadar,
Yaşıyacağım deme, çok yakında ölüm var.

Ve yine buyurdular: (Vardır ki iki haslet,
Bunlardan, sizin için korkudayım begayet.

Biri, her arzunuza hemence uymanızdır.
Öteki, çok yaşamak hırsında olmanızdır.)

Üsame hazretleri, satın alıp bir malı,
Dedi ki: (Bir ay sonra vereceğim parayı.)

Lakin vakıf olunca Resul bu meseleye,
Hemen buyurdular ki: (Şaşılır Üsame’ye.

Parayı, bir ay sonra öderim demektedir.
Bu kadar uzun ömür ümit eylemektedir.

Şunu söyleyeyim ki size ben yemin ile,
Ne zaman gözlerimi yumacak olsam bile,

Henüz göz kapaklarım birbirine değmeden,
Vefat edeceğimi düşünürüm ben hemen.

Sonra da, gözlerimi açacak olsam dahi,
Yine, aynı şekilde düşünürüm Vi.

Yani göz kapaklarım ayrılmamışken daha,
Hemen öleceğimi düşünürüm o ara.

Ve ne zaman ağzıma, bir lokmacık ekmeği,
Alıp, düşünmediğim olmamıştır ölmeyi.)

Buyurdu: Ey insanlar, siz akıllı iseniz,
Dünyada kendinizi , ölmüş kabul ediniz.

Yeminle söylerim ki, sizlere vadolunan,
Bu ölüm, gelecektir, kurtuluş yoktur ondan.

Peygamber-i zişanın şöyleydi ki adeti,
Bozulsaydı, anında tazelerdi abdesti.

Ve hatta küçük abdest yapsaydı her ne zaman,
Teyemmüm alırlardı hemence arkasından.

(Su yakındır) denseydi, buyururdu Eshaba:
(Yaşıyabilir miyim suya kadar acaba?)

Bir gün de buyurdu ki yine Resul-i zişan:
(Her geçen gün, az daha ihtiyarlar şu insan.

Fakat iki şey var ki, daha gençleşiyorlar.
Yaşamak arzusu ve para hırsıdır onlar.)

Birine buyurdu ki o Resul-i mücteba:
(Sen Cennete girmeyi ister misin acaba?)

(Evet ya Resul) dediğinde o kimse,
Buyurdu: (Kısa olsun emelin öyle ise.

Ölüm'ü de, yadından çıkarma, hatırla hep.
Ve her zaman Allah’tan eyle haya ve edep.)

Velilerden birisi buyurdu ki: (Bu dünya,
Sanki hayal gibidir, yahut kısa bir rüya.

Uyanıklık diyarı, ahirettir ki esas,
Bu uykudan, ölümle uyanırlar cümle nas.)

***********************************************

Can verme acısı

İmam-ı Gazali'nin, İhya-yı ulum’unda,
Şöyle buyurmaktadır (can verme) hususunda:

Can verme'nin acısı öyle şiddetlidir ki,
Başka bütün acılar, ona göre nedir ki?

Bir kimsenin önünde, yalnız bu olsa şayet,
Dünyada hiçbir şeyden alamaz tad ve lezzet.

Bir kimse düşünse ki, çok zalim, gaddar biri,
Her an için, evinden girebilir içeri.

Hatta vurup bir şeyle, kendisini öldürür.
O kimse, her an için ancak bunu düşünür.

Ve asla bu korkuyla yatamaz, uyuyamaz.
Yediği yemekten de hiçbir lezzet alamaz.

Hatta yemek yiyemez, bunun düşüncesinden.
Yatıp uyuyamaz da, ölüm endişesinden.

Ölüm de, her an için gelebilir herkese.
Hatta ecel, herşeyden yakındır daha bize.

Ayrıca can vermenin öyledir ki şiddeti,
Yoktur onun yanında, başka şeyin kıymeti.

Yetmiş kılıç darbesi vurulsa da birine,
Can verme acısının yanında hiçtir yine.

Susuyor görünse de, can çekişen bir insan,
Tükendiği içindir takati o acıdan.

Çünkü o şiddet ile, çekilir el ve ayak.
Bunun ne olduğunu, tadanlar bilir ancak.

Resulullah, gitmişti bir hastanın yanına.
Gördü ki, onun ruhu dayanmış boğazına.

Buyurdu: (Ben bilirim, bunun ne olduğunu.
Damarları içinden çekiyorlar ruhunu.)

Hazret-i Ali dahi buyurdu ayriyeten:
(Bana, kılıç darbesi kolaydır can vermekten.)

Peygamberlerden biri, bir gün bir kabristanda,
Gelip durdu, herhangi bir mezarın yanında.

Allahü teâlâya yalvardı ki o vakit:
(Ya Rabbi, bu mevtaya hayat ver, onu dirilt!)

Onun bu duasıyle, dirilip kalktı hemen.
Dedi: (Buyur efendim, emriniz nedir benden?)

Ona, ölüm hakkında sorunca o Peygamber,
Dedi: (Bu büyük işten, vereyim sana haber.

Öleli, elli sene olduğu halde bu gün,
Hala unutamadım acısını ölüm'ün.)

Mümin, ameli ile bazı derecelere,
Kavuşsa da, eremez daha da yücelere.

Lakin can acısını çekince o an insan,
O yüksek dereceler, edilir ona ihsan.

Bir kâfir de, dünyada yaptıysa bir iyilik,
Ona da, bu acıdan verilir bir hafiflik.

Onun karşılığını, dünyada almış olur.
Ahirette rahmetten, onlara zerre yoktur.

Teslim eylediğinde Musa Nebi ruhunu,
Sordu Allah, acının ne miktar olduğunu.

Dedi: (Sanki içimde, bir dikenli çalı var.
Onu tutup, ağzımdan kuvvetle çekiyorlar.

Çalının her dikeni, takılmış bir yerlere,
Çektikçe, o yerleri ediyor pare pare.)

İsa Peygamber ise buyurdu ki bir zaman:
(Bana dua edin de, can vermem olsun asan.)

Resul-i ekrem dahi dua etti ki şöyle:
(Ya Rabbi, can vermeyi bana da kolay eyle.)
__________________







Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #7 : 18/10/08, 21:46 »
Mezara girince

Peygamber Efendimiz buyurdu ki: İnsanlar,
Ölüp kabre girince, konuşur ona mezar.

Der ki: (Ey insan oğlu, beni biliyordun da,
Niye gururlanırdın, geldiğin o yurdunda?

Benim, dar ve karanlık, içimde yılan, akrep,
Böcekler olduğunu, duymadın mı sen acep?)

Eğer salih biriyse, o an bir ses işitir:
(Ey mezar öyle deme, bu, salih bir kişidir.

Dinin emri üzere geçirdi hayatını.
Bırakmadı elinden öğüt nasihatını.

Yani emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker,
Yaptı ki, dokunmayın buna siz ey melekler!)

Eğer münafık ise, yaparlar türlü azap.
Kabir komşuları da, ederler ona gazap.

Derler: (Ey kötü kişi, biz senden önce geldik.
Niçin ibret alıp da, yapmadın bir tedarik?

Bizden sonra, dünyada kaldın da bunca zaman,
Niçin tövbe etmeyip, eyledin yine isyan?)

Resulullah buyurdu: Ölü, kabre girince,
Mezar, dile gelerek nida eder ilk önce.

Der ki: Benim hakkımda, nice şeyler duyardın.
Öyleyse, benim için şimdi ne hazırladın?)

Yine Resul buyurdu: (Ölünce, Münker-Nekir,
Adında iki melek, az sonra kabre gelir.

Siyah renkli, gök gözlü, gözleri şimşek çakar.
Gök gürültüsü gibi gelip sual sorarlar.

Doğru cevap verirse, büyültürler yerini.
Öyle ki yetmiş arşın olur boyu ve eni.

Derler ki: (Müsterih ol, yat uyu haşr’e kadar.
Zira sana burada, kimseden gelmez zarar.)

Eğer münafık ise, çok sıkar onu yeri.
Öyle ki, birbirine geçer hep kemikleri.

Resulullah buyurdu: (Kâfir ise ölen zat,
İki azap meleği, olur ona musallat.

Bulunur ellerinde, iri demir topuzlar.
Ta kıyamete kadar, hiç durmadan vururlar.

Onun feryatlarından, olmazlar mutazarrır,
Zira iki melek de, hem kördürler, hem sağır.)

Yine buyurdular ki: (Kâfirse ölen insan,
Doksan dokuz ejderha, sokar onu durmadan.

Kabir, bu yolculuğun, henüz ilk konağıdır.
Bu kolay geçer ise, sonu, daha kolaydır.

Eğer zorluk olursa bir insana kabirde,
Daha çok çetin olur ondan sonrakilerde.

Sonraki konaklardan ilki, Sur korkusudur.
Öyle şiddetlidir ki, olunmaz hiç tasavvur.

Sonra mahşer yerinde durdurulur cümle halk.
Günahlarına göre herkes olur tere gark.

Güneş, bir mızrak boyu yaklaşır o zamanda.
Bin sene beklenilir o müthiş izdihamda.

Bu vaktin sonunda da, başlar hesap ve mizan.
Her işten, ince ince hesap verir her insan.

Burada, korku ile başlar öne eğilir.
Beklerler, haklarında nasıl hüküm verilir?

Sonra Sırat köprüsü ve altında Cehennem.
Bir an dayanılmayan ateş, acı ve elem.

Sırat’ta, yedi yerde vardır sual durağı.
Kul hakkında, herkesin çözülür dizi bağı. )
************************************************


Su-i hatime (kötü akıbet)

Âlimler buyurdu ki: Mühim olan (son an)dır.
Bundan, büyükler bile çok fazla korkudadır.

Çünkü iyi olsa da önceleri bir insan,
Lakin değişebilir maz kalbi son an.

Zira ölüm zamanı, gayet tehlikelidir.
Ne yöne döneceği kalbin belli değildir.

Bir veli buyurdu ki: (Kırk yıllık bir müslüman,
Yanımdan, bir şey için ayrılsa kısa bir an,

Ben şahitlik edemem onun hüsn-ü haline.
Zira değişebilir son anda kalbi yine.)

Bir veli de, bu bapta buyurur şunu keza:
(Bana, şöyle bir sual sorulsa ki faraza:

Şu kapıda, imanla ölmeyi mi istersin,
Yoksa, biraz ilerde şehidlik mi, ne dersin?

Şu kapıda, imanla ölmeyi derim hemen.
Zira biraz ilerde ne olur, hiç bilemem.)

Hazret-i Ebüdderda buyurdu: (Hiçbir mümin,
Son andaki halinden olamaz rahat, emin.)

Sehl-i Tüsteri dahi buyurdu ki: (Sıddıklar,
Bu su-i hatime’den, her an korkudadırlar.)

Hem Süfyan-ı Sevri de, ağladı son anında.
İnsanlar bunu görüp, şaşırdılar yanında.

Dediler ki: (Allah’ın affı ve mağfireti,
Sonsuzken, ağlamanın nedir acep hikmeti?)

Buyurdu: (İman ile öleceğimi bilsem,
Dağlar kadar günahım olsa da, hiç üzülmem.)

Bir kimse de ölürken, şu oldu vasiyeti:
(Ölünce, varsa bende saadet alameti,

Alınız şu parayla badem içi ve şeker,
Şehrin çocuklarına dağıtın teker teker.

Sorarlarsa, deyin ki: Bu, filanca müminin,
Hakiki bayramıdır, bol bol alın ve yiyin,)

(Su-i hatime)nin de, iki sebebi vardır.
Birisi, bâtıl inanç, yani bozuk imandır.

Zira bozuk olursa eğer iman, itikat,
Yarın mahşer gününde, ateşten olmaz azad.

Hatta iman, itikat doğru olmazsa eğer,
Hiçbir ibadetine verilmez kıymet, değer.

İman, ehl-i sünnete uymalı ki bu dinde,
Ancak böyle itikat makbuldür Hak indinde.

Son nefeste, imanı tehlikeye götüren,
Bir sebep de, dünyaya muhabbettir gönülden.

Ölüm, onu dünyadan ayıracağı için,
Onu kötü bilir ve buğz eder için için.

Eğer ki olmasaydı dünyaya muhabbeti,
Ayıracağı için, kötü bilmezdi mevti.

İşte dünya sevgisi, başıdır her günahın.
En büyük zararı da, ölürken olur yarın.

İnsan, dünyada iken neyi çok söyler ise,
Son nefesinde dahi onu söyler o kimse.

Ömrü, para saymakla geçerse bir insanın,
Elbet para sayıklar ölürken yine yarın.

Kim (Allah) kelamını çok anarsa ömründe,
O da, normal olarak (Allah) der son gününde.

Kumar oynamak ile geçirdiyse ömrünü,
Ona ait kelamlar sayıklar ölüm günü.

(Allah) demek isterse kim ölüm zamanında,
Başlasın söylemeye şimdiden her anında.




Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #8 : 18/10/08, 21:48 »
Tövbe etmek

Tövbe, pişman olmaktır işlenilen günaha.
Halisen boyun büküp, sığınmaktır Allah’a.

Hiç kimse kurtulamaz tövbe ve istiğfardan.
Zira uzak değildir kul kusur ve hatadan.

Hiç günah işlememek, meleklere mahsustur.
Günah işleyemezler, çünkü onlar masumdur.

Bütün Peygamberler de, günahtan uzaktırlar.
Onlar, Hak teâlânın korumasındadırlar.

Fakat lain şeytanın, ahvali şudur ki hep,
Allahü teâlâya isyan eder ruz-ü şeb.

İkisi arasında yer alır bu insanlar.
Günah işler ve lakin eder tövbe, istiğfar.

Tövbe için, Kur'anda buyurur ki Rabbimiz:
(Ancak tövbe etmekle kurtulabilirsiniz.)

Ve şöyle buyurur ki hadiste Resulullah:
(Hiçbir insan yoktur ki, yapmasın hata, günah.

Lakin tövbe ederse her günahın peşinden,
Onlardır en iyisi, günahkârlar içinden.)

Yine buyurdular ki o Server buna dair:
(Günaha tövbe eden, hiç yapmamış gibidir.)

Marifet nuru ile bakan şöyle anlar ki,
Günah zehir gibidir, yahut da ateş gibi.

Zehir yiyebilir mi bir insan bile bile?
Yahut tutabilir mi ateşi eli ile.?

Lakin nefis ve şeytan, zehiri bal gösterir.
Ancak arif olanlar, bu sırrı görebilir.

Süleyman-ı Darani buyurur ki şöylece:
(Kul, boşa geçirdiği ömrü için sadece,

Gözünden, yaş yerine kan gelinceye kadar,
Ağlasa, yeri vardır devamlı leyl-ü nehar.)

Çok kıymetli cevhere sahip olan bir kimse,
Üzülür, içi yanar onu kaybetti ise.

Ceza da görecekse hele o bunun için,
Daha fazla üzülür, doğrusu budur işin.

İşte insan ömrünün her nefesi de aynen,
Çok kıymetli mücevher hükmündedir esasen.

Çünkü o nefeslerin bilinirse kıymeti,
Ele geçirebilir ebedi saadeti.

Gelince melek-ül mevt kula mevt zamanında,
(Ölüyorum) diyerek, telaşlanır anında.

Ve der ki: (Ey Azrail, bir miktar ver de izin,
İstiğfar eyleyeyim Rabbime affım için.)

O der ki: (Nice günler vardı senin önünde,
Ve lakin şimdi bitti, kalmadı bir tek gün de.)

Halisane bir tövbe, elbet kabul edilir.
Ve lakin şartlarına uymak da lazım gelir.

Şüphe etme, tövbenin kabul edildiğine.
Şüphe et ki, şartları getirdin mi yerine?

Gönüller, temiz ayna gibidir sanki birer.
Siyah leke bırakır onda kötü fiiller.

Peşinden iyi bir iş icra edildiğinde,
Birer nur peyda olur o ayna üzerinde.

Resulullah buyurdu: (Günahtan sonra, hemen,
Bir iyi amel yap ki, silsin onu tamamen.

Su, nasıl temizlerse, elbisenin kirini,
Sevaplar da, temizler günahın pisliğini.

Göke varacak kadar yapsan da fazla günah,
Halis tövbe edince, affeder onu Allah.)

***************************************************

Tul-i emel

(Tul-i emel) şudur ki, dünyayı sevenlerin,
Burada, çok yaşamak arzusudur zevk için.

Emel ve arzuları, hem uzun, hem de çoktur.
O, bu emellerinin ardınca koşup durur.

Kurtulabilmek için insan tul-i emel’den,
Dünya muhabbetini atmalı kalpten hemen.

Söküp atmak için de dünya muhabbetini,
İyi tanımalıdır onun hakikatini.

Dünyanın içyüzünü anlarsa biri eğer,
Bunu, kendi nefsine anlatıp şöyle söyler:

(Ey nefsim, ne ki Hak’tan uzaklaştırır seni,
İşte dünya onlardır, zararlı bil hepsini.

Dinin yasak ettiği haram ile günahlar,
Bu tarif mucibince, hepsi dünya olurlar.

Dünyanın zevkleri de, kısa sürer esasen.
Onlar da, ölüm ile elinden çıkar zaten.

Dünya gölge gibidir, önün sıra gider hep.
Gölgesine yetişen bir kimse var mı acep?

Ey nefsim, sen kaçarsan eğer dünya malından,
Aksine, dünya senin koşup gelir ardından.

Dünya, çok vefasızdır, bir üzüntü, bir sevinç.
Böyle bir yalancıya insan inanır mı hiç?

Böyle iken, bir mümin, bırakıp ahireti,
Dünyaya sarılırsa, ne olur akıbeti?

Bak, ömrün azalıyor, ölüme gidiyorsun.
Hazırlığın bile yok, niçin üzülmüyorsun?

Ey nefsim, bu dünyanın böyledir işte hali.
Niçin hala gezersin uyur-gezer misali?

Dünyanın bu halini madem ki biliyorsun,
Peki, tul-i emele niçin sarılıyorsun?)

Lakin bu tul-i emel, farklıdır her insanda.
Bazısı (devam üzre) kalmak ister dünyada.

Böyle istemese de, yine bazı kimseler,
(Yaşlanıncaya kadar) yaşamayı isterler.

Bazı müslümanlar da vardır ki yine fakat,
İstemez bir seneden fazla sürsün bu hayat.

En çok, (bir sene) için yapar her hesabını.
Daha ilerisine, hiç yormaz kafasını.

Bazısı da, (bir gün)ün bakar hazırlığına.
Ertesi günü bile, getirmez hatırına.

Bazısı da vardır ki bunlardan da ileri,
(Bir saat)tır onların dünya düşünceleri.

Yine bazıları da vardır ki müminlerden,
Ölüm'ü, bir an bile unutmazlar katiyen.

Her insan, kendisini sanır kısa emelli.
Lakin bu, her insanın halinden olur belli.

Kim ahiret işine veriyorsa öncelik,
Ve yoksa gevşekliği dininde bir zerrecik,

Eğer unutmuyorsa ölüm'ü kısa bir an,
İşte kısa emelli, böyle olur bir insan.

Şöyle der ki eshaptan Huzeyfe hazretleri:
Zaman-ı saadette, muhakkak her gün biri,

Çıkıp, seslenirdi ki şöylece: (Ey insanlar!
Göç için hazırlanın, ölüm'e az zaman var.)

Hazret-i Ömer’in de şöyleydi ki adeti,
Her gün, biri, kendine hatırlatırdı mevti.

O kimse, ücret ile, her gün gelip bir sefer,
Şöyle seslenirdi ki: (Öleceksin ya Ömer!)





Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #9 : 18/10/08, 21:49 »
Günahta ısrar etmek

Günahta ısrar etmek, iki sebepledir ki,
Dinin haberlerine inanmamaktır ilki.

İkinci sebep ise, nefsi çok kuvvetlidir.
Günahın lezzetinden vazgeçememektedir.

Lakin nefis, güçlü bir düşmanıdır insanın.
Gayesi, sahibini yakmaktır çünkü yarın.

Resulullah buyurdu: Ateşi, cenab-ı Hak,
Yaratınca, Cibril’e emretti ki: (Ona bak!)

Cehenneme bakınca Cibril-i emin dahi,
Dehşet ve şiddetinden dedi ki: (Ya ilahi!

Bunu, bu hali ile insanlar bilse eğer,
Bu şiddetli azaba, asla girmez kimseler.)

Bu sefer etrafında şehvetler eyledi halk.
Ve Cibril-i emine buyurdu: (Bir daha bak!)

Baktığında gördü ki, nefse tatlı, hoş gelen,
Ne varsa, Cehennemin etrafında tamamen.

Dedi ki: (Bu kadar çok olunca lezzet ve haz,
Cehenneme girmeyen, bir kişi bile kalmaz.)

Daha sonra Cenneti yarattı cenab-ı Hak.
Ve Cibril-i emine buyurdu: (Buna da bak!)

Cennet nimetlerini görünce etti ki arz:
(Bu Cennete girmeyen, bir kişi bile olmaz.)

Onun da etrafında bu sefer cenab-ı Hak,
Çeşitli sıkıntılar, mihnetler eyledi halk.

Sonra da buyurdu ki: (Bir daha eyle nazar!)
Baktı ki, orada hep her dert ve sıkıntılar.

Dedi ki: (Bu kadar çok sıkıntı, dert ve bela,
Olunca, buna giden bir kimse olmaz asla.)

Günahlara ısrarda, ikinci mühim sebep,
Tövbe ve istiğfarı sonraya bırakır hep.

Der ki: (Şu da olsun da, sonra tövbe ederim.)
Böylelikle tövbeyi, tehir eder her daim.

Çünkü o, uzak görür ölüm'ü kendisine.
Halbuki çok yakındır ölüm ona aksine.

Ölüm'ü, göz önüne her an getirmelidir.
Çünkü hiç belli olmaz, belki de şimdi gelir.

Hayır! diyemiyorsa nefsinin şehvetine,
Nasıl dayanacaktır Cehennem ateşine?

Doktor, yasak edince çok sevdiği bir şeyi,
Sıhhatini düşünüp, terk eder o nesneyi.

Lakin buyuruyor ki Kur'anda cenab-ı Hak:
(Günah işleyenleri, yakacağım muhakkak.)

Allah’ın kelamına, bir doktor sözü kadar,
Ehemmiyet vermeyip, işleniyor günahlar.

(Yarın tövbe ederim) diyene, demeli ki:
(Yarına çıkmak için, senedin var mı peki?)

Resulullah buyurdu: (Cehennemdekilerin,
Çoğu, tehir yüzünden feryad eder pek hazin.)

Bunlar şuna benzer ki, bir kimseye, faraza,
(Şu ağacı kes!) diye, bir emir veren olsa,

Der ki: (Onu kesmeye, şimdi yoktur kuvvetim.
Dursun da, öbür sene daha kolay keserim.)

Lakin öbür seneye, kök salar daha fazla.
Daha da kavi olup, kesemez onu asla.

(Allah affeder) diye düşünürse biri de,
Denir ki: (Hak teâlâ affetmeyebilir de.)

İman, ibadetlerle kuvvet bulmazsa eğer,
Susuz ağaç misali, bir gün kurur ve biter.

**********************************************

İhlaslı olmak

Hak teâlâ buyurdu: (Kul, Allah’a ihlasla,
Taatten başka şeyle emr olunmadı asla.)

Yine buyuruyor ki: (İhlas, sırrımdır benim.
Dostlarımın kalbine, onu yerleştiririm.)

Muaz bin Cebel der ki: (İhlas ile amel et.
Az da olsa, mahşerde eder sana kifayet.)

Maruf-i Kerhi der ki: (Ey nefsim, bakma halka.
İhlas ile amel et, kurtulursun mutlaka.)

Ebu Süleyman der ki: (İhlas ile bir adım,
Atana müjde olsun, budur benim muradım.)

Bir âlim de diyor ki: (Niyet etmek ihlasla,
O işin kendisinden müşkildir daha fazla.)

Rüyada sordular ki büyüklerden birine:
(Hak teâlâ ne yaptı senin amellerine?)

Buyurdu: Allah için yapmışsam her ne amel,
Onların hiç birine, gelmemiş asla halel.

Bir yoldan, ihlas ile aldığım bir taş vardı.
O bile, mizanımın sevap tarafındaydı.

Fakat buna mukabil, bin altın değerinde,
Verdiğim sadakayı, göremedim yerinde.

Dedim ki: (Ya ilahi, sebep ne, bilmiyorum.
O hayrım, mizanımda yoktur, göremiyorum.)

O sırada gaibden geldi ki şöyle nida:
(Gönderdiğin yerdedir, ne ararsın burada!)

Hemen hatırladım ki, verirken o şeyi ben,
Birisi görmüştü de, sevinmiştim içimden.

Süfyan-ı Servi der ki: (İşlediğin bir işin,
Aleyhinde değilse, nimettir senin için.)

Biri de, cihad için, ihlasla gitti harbe.
Bir kimseyi gördü ki, satıyor ucuz heybe.

Dedi ki: (Şu heybeyi, bu fiyata alayım.
Filan yerde satarak, para da kazanayım.)

Onu aldı ise de, rüya gördü o gece.
Baktı ki, iki melek yere indi hemence.

Birisi, diğerine dedi ki: (Bu gaziler,
Allah için cihada ederler seyr-ü sefer.

Tek tek isimlerini yazıver her kişinin.
Ve not et ki: Cihada giderler Allah için.

Ve lakin filan adam, giderse de cihada,
Onun bu niyetine, karışıyor riya da.

Çünkü desinler diye ve gösteriş olarak,
Gidiyor ki, bu hali beğenmez cenab-ı Hak.)

Sonra onu gösterip, dedi ki: (Şu kimse de,
Ticarete gidiyor, kendisi bilmese de.)

O bunu işitince, dedi ki: (Ey melekler!
Ben dahi Allah için ederim seyr-ü sefer.)

Melek dedi: (Ey filan, niyetin madem iyi,
Ne için satın aldın öyleyse o heybeyi?)

O kimse ağlayarak, dedi ki ona tekrar:
(Bunu ilerde satıp, edecektim biraz kâr.)

O melek, diğerine dedi ki: (Yaz öyleyse.
Bu, önce Allah için yola çıktı ise de,

Yolda, satın almıştır bir heybeyi, kâr için.
Allah nasıl isterse, öylece hükmeylesin.)

O kimse uyanınca, anladı hatasını.
Silip attı kalbinden para ve kâr faslını.

Bunun için büyükler, şöyle buyurmuşlardır:
(Yalnız halis işlerden insana fayda vardır.)





Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #10 : 18/10/08, 21:50 »
Tövbe kabul edilir

Resulullah buyurdu: (Vardır ki bazı kullar,
Günahı sebebiyle, Cenneti kazanırlar.)

(Nasıl olur?) denildi, buyurdu ki: (Günaha,
Tövbe istiğfar edip, unutmaz onu daha.

Öyle pişman olur ki, şeytan da hayret eder.
Ve keşke bu günaha sokmasaydım onu der.)

Allah, bir Peygambere buyurdu: (Git müjde ver.
Mümini affederim, tövbe ederse eğer.)

Bir veli buyurdu ki: (Tövbe edip yatınız.
Ertesi güne dahi, tövbeyle başlayınız.)

İsrailoğulları zamanında bir kişi,
Vardı ki, fasık olup, günah idi her işi.

Fakat günün birinde, oldu nadim ve pişman.
Tövbe etmek istedi bütün günahlarından.

Ve lakin düşündü ki: Pek fazladır günahım.
Acaba tövbe etsem, affeder mi Allah’ım?

Bunu öğrenmek için, acele bir âlime,
Gidip dedi: (Cevap ver benim şu sualime.

Doksandokuz kişiyi öldürmüş bir adamım.
Eğer tövbe edersem, affeder mi Allah’ım?)

(Hayır etmez) deyince, öldürdü onu dahi.
Yüz oldu böylelikle onun öldürdükleri.

Gitti başka âlime, sordu yine durumu:
(Yüz kişiyi öldürdüm, tövbem kabul olur mu?)

Dedi: (Olur ve lakin terk et sen bu diyarı.
Filan köye hicret et, iyidir insanları.)

Tövbe edip, o köye giderken fakat bu zat,
Ömrü nihayet bulup, o yolda etti vefat.

Azap melekleriyle, rahmet melaikesi,
Ruhunu götürmeye, oraya geldi hepsi.

Ve lakin bir hususta eylediler ihtilaf.
(Bu mevta, bize ait) diyordu iki taraf.

Hak teâlâ buyurdu: (Tartışmayı bırakın!
Ölçün iki tarafı, nereye daha yakın?)

İyi köye, bir karış yakın bulunca onu,
Rahmet melaikesi aldı onun ruhunu.

Lakin halis tövbenin vardır ki işareti,
Pişmanlık ateşiyle kavrulur, yanar içi.

Ne kadar çok olursa pişmanlığı kişinin,
Öyle çok tesir eder affa kavuşmak için.

Günahlar sebebiyle, kalpteki siyah izler,
Pişmanlık ateşiyle ancak temizlenirler.

Resulullah buyurdu: (Tövbekârlarla otur.
Çünkü o kimselerin kalpleri ince olur.)

Bir gönül, ne kadar çok temiz ve safsa eğer,
O kişi, günahlardan o kadar nefret eder.

Vaktiyle bir Peygamber, günahkâr bir kişinin,
İsteğiyle, Allah’a yalvardı affı için.

Ona vahiy geldi ki: (Yerde ve göktekiler,
O kulun affı için şefaat etse eğer,

Affetmem o kimsenin günahını ben asla.
Zira pişman olmuyor günahına ihlasla.)

Günahlar, ayrılsa da büyük-küçük diyerek,
Günahların hepsi de, aslında büyüktür pek.

Zira düşünmeli ki, günah ile o insan,
Kime karşı gelmiştir, kime etmiştir isyan?

Madem ki Halık'ına isyan etti o kimse,
Günahın küçüğü de, büyüktür öyle ise.

************************************************

Amelsiz ilim

İmam-ı Gazali’nin talebesinden bir zat,
Mektup yazıp, İmam’dan istedi bir nasihat.

O dahi cevap yazıp, buyurdu ki: Evladım!
Sana, sonsuz saadet ihsan etsin Allah’ım.

Peygamber Efendimiz buyurdu ki: (Bir insan,
Dünya ve ahirete faidesi olmayan,

Şeylerle uğraşırsa, bu, vakti öldürmektir.
Bu da, Allah o kulu hiç sevmiyor demektir.)

Ve yine buyurdu ki: (İman eden bir kimse,
Bir saatlik vaktini günahta geçirirse,

Bunun için, ne kadar üzülse yeri vardır.
Çünkü af olunmazsa, azaba yakalanır.)

Oğlum, kolay ise de, nasihat, öğüt vermek,
Lakin nefse zor gelir, dinleyip kabul etmek.

Hele dünya zevkleri ardınca koşanlara,
Nasihat acı gelip, hiç bakmazlar bunlara.

Oğlum, kurtulmak için ahirette, en evvel,
Emir ve yasakları bilmelidir mükemmel.

Sonra da, buna göre amel eylemelidir.
Zira amelsiz ilim, insana zarar verir.

Çünkü mahşer yerinde, bu ilim sahipleri,
(Bilmiyordum) dese de, geçmez bu özürleri.

Cüneyd-i Bağdadi’yi, biri görüp rüyada,
Sordu: (Sizin haliniz nice oldu burada?)

Buyurdu: (Tasavvufta edindiğim bilgiler,
Keşf ve kerametlerim, heba olup gittiler.

Yalnız bir gece vakti, kıldığım iki rekat,
Namazım var idi ki, o bana etti imdat.)

Oğlum, insan, çok ıssız bir dağda ilerlerken,
Karşısına, yırtıcı bir arslan çıksa birden,

Yanındaki silahı kullanamazsa eğer,
O arslandan kurtuluş olur mu hiç müyesser?

Ve yahut da bir kişi, hasta olsa faraza,
Teşhisini öğrenip, ilacını da alsa,

İlaç, o hastalığa gelse de gayet iyi,
Onu kullanmadıkça yapar mı tedaviyi?

Bunun gibi bir insan, her ilmi, ince ince,
Bilse de, fayda görmez amel eylemeyince.

İman, kalben inanmak olsa da her ne kadar,
Fakat ibadetlerle cilalanır ve parlar.

Hatta iman, bir (mum)a benzetilirse eğer,
(Cam fener) gibidirler etrafında ameller.

Nasıl çabuk sönerse, mum, feneri olmadan,
İman da çabuk söner, ibadet yapılmadan.

İbadet yapmak dahi, gerektirir ihlası.
İhlassız amellerin, olmaz kula faydası.

İyi bir iş yaparken, bir kimse görse eğer,
Sevinç hasıl olursa, bu, ihlası zedeler.

Çünkü amel, yapılır, sadece Allah için.
Bu ihlas olmadıkça, kurtulamaz ins ve cin.

İlim, amel, ihlası edinse de bir insan,
Cennete girmek için, gerekir yine ihsan .

Hiçbir kimse, Cennete giremez ameliyle.
Ancak girebilirler ihsan-ı ilahiyle.

Fakat Hak teâlânın ihsanına kavuşmak,
Onun emirlerini yapmakla olur ancak.

Kim ihlasla yaparsa Rabbine ibadeti,
Elbette vasıl olur ona Hakk’ın rahmeti.




Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #11 : 18/10/08, 21:51 »
Güzel ahlak


Habibine, Kur'anda buyurdu cenab-ı Hak:
(Sen elbet yaratıldın, güzel huylu olarak.)

Çok insanın, islama girmelerine sebep,
Onun iyi huyu ve güzel ahlakıdır hep.

Resulullah buyurdu: (Mizana konanların,
İçinde en ağırı, güzel ahlaktır yarın.)

Biri, Resulullaha (Din nedir?) diye sordu.
Resulullah cevaben, (Güzel huydur) buyurdu.

Sordu aynı suali, sağdan, soldan, arkadan.
Aldı aynı cevabı yine Resulullahtan.

(Amellerin üstünü nedir?) diye sordular.
Buna da, (Güzel huylu olmaktır) buyurdular.

Bir kimse de, Resul'den isteyince nasihat,
Buyurdu ki: (Herkesle iyi geçin her saat.)

Bir kadını, Resul'e methedip dediler ki:
(Gece, hep namaz kılar, oruçtur gündüzleri.

Lakin komşularını incitir bazı işte.)
Buyurdu ki: (O kadın, Cehennemliktir işte.)

Buyurdu: (Güneş nasıl eritirse karları,
Güzel huylu olmak da, yok eder günahları.)

Ve buyurdu ki: (Sirke, bozarsa balı nasıl,
Kötü huy da, ameli öyle bozar velhasıl.)

Buyurdu ki: (Her kimin ahlakı güzel ise,
İbadet yapmış gibi, sevap alır o kimse.)

Abdullah bin Mübarek, ahlakı kötü olan,
Biriyle, bir seferde yoldaş oldu bir zaman.

Ondan ayrıldığında, başladı ağlamaya.
Niçin ağladığını sordular gidip ona.

Buyurdu ki: (Ayrılıp gittiyse de yanımdan,
Lakin kötü huyları ayrılmadılar ondan.)

Hasan-ı Basri der ki: (Ahlak iyi değilse,
Eziyet etmiş olur kendisine o kimse.)

Enes bin Malik der ki: (Güzel huy sahipleri,
Kazanırlar Cennette yüksek dereceleri.

Huyu kötü olan da, etse de çok ibadet,
Cehennem azabına düşebilir nihayet.

Nasıl ki her binanın temeli, aslı vardır,
İslamın temeli de, yine güzel ahlaktır.)

Bir gün Hasan Basri’ye sual etti bazı halk.
Dediler ki: (Efendim, nedir bu güzel ahlak?)

Buyurdu: (Güler yüzlü, tatlı dilli olmaktır.
Ve bir de hiç kimseye kötülük yapmamaktır.)

Hazret-i Ali der ki: (Üç şeydir güzel ahlak.
Haramları terk edip, emirlere sarılmak.

Biri de, ev halkıyle olarak alakadar,
Kolaylık göstermektir mümkün olduğu kadar.)

Güzel huy, fıtrat ile yakından ilgilidir.
Lakin çalışmakla da elde edilebilir.

En kolay yolu ise, ahlakı güzel olan,
Kimselerin yanında bulunmaktır çok zaman.

Yani salihler ile bulunmalıdır ki hep,
Huyun düzelmesine, en iyi budur sebep.

Kötü kimselerle de arkadaşlık yapmaktan,
Arslandan kaçar gibi kaçmalıdır her zaman.

Çünkü arslan, insanın alırsa da canını,
Alır kötü arkadaş, dinini, imanını.

Bu mübarek zatların hürmetine ilahi!
İyi huylu olmayı ihsan et bize dahi.
****************************************

SÛ-İ HÂTEME (Kötü âkıbet)



Âlimler buyurdu ki: Mühim olan “Son An”dır.

Bundan, büyükler bile çok fazla korkudadır.



Çünkü “İyi” olsa da önceleri bir insan,

Lâkin değişebilir mâz kalbi son an.



Zîr⠓Ölüm zamanı”, gâyet tehlikelidir.

Ne yöne döneceği kalbin belli değildir.



Bir velî buyurdu ki: “Kırk yıllık bir müslümân,

Yanımdan, bir şey için ayrılsa kısa bir an,



Ben şâhitlik edemem onun hüsn-ü hâline.

Zîrâ değişebilir son anda kalbi yine.”



Bir velî de, bu bapta buyurur şunu kezâ:

“Bana, şöyle bir suâl sorulsa ki faraza:



“Şu kapıda, îmânla ölmeyi mi istersin,

Yoksa, biraz ilerde şehîtlik mi, ne dersin?”



“Şu kapıda, îmânla ölmeyi” derim hemen.

Zîrâ biraz ilerde ne olur, hiç bilemem.”



Hazret-i Ebüdderdâ buyurdu: “Hiçbir mü’min,

Son andaki hâlinden olamaz rahat, emîn.”



Sehl-i Tüsterî dahî buyurdu ki: “Sıddîklar,

Bu sû-i hâtemeden, her an korkudadırlar.”



Hem Süfyân-ı Sevrî de, ağladı son ânında.

İnsanlar bunu görüp, şaşırdılar yanında.



Dediler ki: “Allahın affı ve mağfireti,

Sonsuzken, ağlamanın nedir acep hikmeti?”



Buyurdu: “Îmân ile öleceğimi bilsem,

Dağlar kadar günâhım olsa da, hiç üzülmem.”



Bir kimse de ölürken, şu oldu vasiyyeti:

(Ölünce, varsa bende seâdet alâmeti,



Alınız şu parayla bâdem içi ve şeker,

Şehrin çocuklarına dağıtın teker teker.



Sorarlarsa, deyin ki: “Bu, filânca mü’minin,

Hakîkî bayramıdır, bol bol alın ve yiyin,”)



“Sû-i hâteme”nin de, iki sebebi vardır.

Birisi, “Bâtıl inanç”, yâni bozuk îmândır.



Zîrâ bozuk olursa eğer îmân, îtikad,

Yarın mahşer gününde, "Ateş"ten olmaz âzâd.



Hattâ îmân, îtikad doğru olmazsa eğer,

Hiçbir ibâdetine verilmez kıymet, değer.



Îmân, ehl-i sünnete uymalı ki bu dinde,

Ancak böyle îtikad makbûldür Hak indinde.



Son nefeste, îmânı tehlikeye götüren,

Bir sebep de, “Dünyâ'ya muhabbet”tir gönülden.



Ölüm, onu dünyâ'dan ayıracağı için,

Onu kötü bilir ve buğz eder için için.



Eğer ki olmasaydı dünyâ'ya muhabbeti,

Ayıracağı için, kötü bilmezdi mevti.



İşte “Dünyâ sevgisi”, başıdır her günâhın.

En büyük zararı da, ölürken olur yarın.



İnsan, dünyâ'da iken neyi çok söyler ise,

Son nefesinde dahî onu söyler o kimse.



Ömrü, “Para saymak”la geçerse bir insanın,

Elbet "para" sayıklar ölürken yine yarın.



Kim “Allah” kelâmını çok anarsa ömründe,

O da, normal olarak “Allah” der son gününde.



“Kumar oynamak” ile geçirdiyse ömrünü,

Ona âit kelâmlar sayıklar ölüm günü.



“Allah” demek isterse kim ölüm zamanında,

Başlasın söylemeye şimdiden her ânında.






Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #12 : 18/10/08, 21:52 »
İhlas bozulursa

İsrailoğulları zamanında, bir kişi,
Vardı ki, hep ibadet yapmaktı onun işi.

Halk ona dediler ki: (Filan yerde bir put var.
Allah diye tapıyor ona bazı insanlar.)

O bunu işitince, içerledi pek fazla.
O putu kırmak için, yola çıktı ihlasla.

O, halis niyet ile giderdi ki o yöne,
Bir insan kılığında (şeytan) çıktı önüne.

Ve mani olmak için, dedi ki: (Ey arkadaş!
Böyle nere gidersin, balta ile pür telaş?)

Dedi ki: (Bir put varmış, gidiyorum kırmaya.
Böylece insanları, o puttan kurtarmaya.)

Dedi ki: (Onu kırmak, senin işin değildir.
Sana, ibadet etmek daha faidelidir.

Sen onu kırsan bile, yenisini yaparlar.
Hemen dön ki geriye, bu, çok yanlış bir karar.)

Lakin o, ihlas ile çıktığından yoluna,
Aldanmadı şeytanın bu alçak oyununa.

Bu sefer şeytan dedi: (Geçemezsin buradan!)
Şiddetli bir kavgaya tutuştular o zaman.

Abid, onu bir anda tuttu ve yere vurdu.
Sonra, öldürmek için üzerine oturdu.

Şeytan dedi: (Ey abid, müsade et de biraz,
Çok mühim bir hususu edeceğim sana arz.)

O müsade edince, ayağa kalktı şeytan.
Dedi ki: (Beni dinle, o putu kırma şu an.

Çünkü onu kırmayı etseydi Allah murad,
Elbet Peygamberine verirdi bir talimat.)

Abid yine dedi ki: (Kıracağım mutlaka!)
Şeytan (Olmaz!) deyince, başladı yine kavga.

Abid, yine şeytanı kaldırıp vurdu yere.
Şeytan dedi: (Ey abid, bak dinle son bir kere.

Sen fakir bir kimsesin, muhtaçsın el eline.
O putu kırmak ile, ne geçecek eline?

Yastığının altına, her sabah, iki altın,
Bırakayım, al kullan, o putu kırma sakın!)

Bu defa aldanarak, bu fikre etti meyil.
Dedi: (Doğru söylüyor, bu benim işim değil.

Altınların birini, kendime sarfederim.
İkincisini dahi bir muhtaca veririm.)

Eve gelip yattı ve sabaha kalktığında,
Gördü iki altını yastığının altında.

İkinci gün de yine, yastığının altından,
Aldı iki altını, memnundu hayatından.

Ve lakin üçüncü gün, altın göremeyince,
Kaçtı bütün neşesi, hiddetlendi bir nice.

Baltasını kaparak, bir an beklemeksizin,
Düştü yine o yola, o putu kırmak için.

Az ilerde, önüne çıktı yine o şeytan.
Dedi ki: (Dön geriye, geçemezsin buradan!)

Kavgaya tutuştular, lakin şeytan bu kere,
Abidi, bir tutuşta kaldırıp vurdu yere.

Abid dedi: (Pekala, senindir şimdi zafer.
Fakat nasıl oldu da, galip geldin bu sefer?)

Dedi: (Önce, ihlasla gidiyordun kırmaya.
Yetmez bizim gücümüz ihlaslı insanlara.

Şimdiyse, gidiyordun nefse tâbi olarak.
Nefse uyanı ise, biz yeneriz muhakkak.

**********************************************

Ahiret hayatı


İnsan öldükten sonra, bir hayat daha vardır.
O hayat sonsuz olup, (ahiret hayatı)dır.

Et ve kemik çürüyüp, olsa da toz ve toprak,
Sonra diriltecektir herkesi cenab-ı Hak.

Her insan dirilince, kalkacak mezarından.
İşte kıyamet günü başlayacak o zaman.

Bu dünya hayatına hiç benzemez ahiret.
Hatta Akıl ile de anlaşılmaz o elbet.

Öyle yaratmıştır ki bu aklı cenab-ı Hak,
Bu dünya işlerini anlayabilir ancak.

Bunda bile çok defa, hata eder büsbütün.
Bu gün yaptığı işi, beğenmez ertesi gün.

Ahirette olacak bütün işleri ise,
Yalnız Peygamberler ve Kitap vasıtasıyle,

Hak teâlâ, haberdar etmiştir biz kulları.
Başka yolla anlamak, mümkün değil onları.

Dışında olduğundan bunlar aklın ve fennin,
İnanmaktan başka bir çare yok insan için.

Bu yolda söz sahibi, yalnız Peygamberlerdir.
Onlara da, melekle Hak teâlâ bildirir.

Haber verdiği için onlara cenab-ı Hak,
Bildirdikleri şeyler, tam doğrudur muhakkak.

Birer amel defteri vardır ki her insanın,
Mahşer günü, herkese verilir bunlar yarın.

Salihlerin defteri, verilir sağ taraftan.
Kâfir ve fasıklara, gelir sol ve arkadan.

İyi kötü, az ve çok, gizli ve aşikâre,
Her amel, yazılmıştır tek be tek bu deftere.

Allah’ın dilediği her türlü gizli şeyler,
Meydana çıkacaktır mahşerde birer birer.

İnsan, cin ve meleğe, hatta Peygamberlere,
O gün sorulacaktır, mevkilerine göre.

Meleklere denir ki: (Yerde ve göklerde siz,
Vazifelerinizi nasıl icra ettiniz?)

Ve sual edilir ki, Peygamberlere dahi:
(Nasıl tebliğ ettiniz siz emr-i ilahiyi?)

İnsan ve cinlere de sorulur ki: (Peki siz,
Bu dini hükümleri nasıl tatbik ettiniz?)

O gün bütün insanlar, melekler, şeytan ve cin,
Hatta cümle hayvanlar, toplanır hesap için.

O gün boynuzsuz koyun, hak ister boynuzludan.
Alır bütün hakkını zalimden, mazlum olan.

Kimin, kimde bir hakkı var ise zerre kadar,
Huzur-u ilahide, hesaplaşıp alırlar.

Hem o gün kurulur ki, (Mizan), yani terazi,
Tartılır büyük küçük, her taat ve measi.

Kimin ağır gelirse, sevabı günahından,
Cennete gönderilir bu hesabın ardından.

Her kimin de günahı, gelirse eğer ağır,
Şefaat olunmazsa, Cehenneme atılır.

Sonra (Sırat) kurulur, Cehennem üzerine.
Herkese emredilir, burdan geçmelerine.

Müminler kolay geçip, Cennete kavuşurlar.
Kâfirler Nar’a düşüp, azaba olur duçar.






Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #13 : 18/10/08, 21:53 »
İstikbali kazanmak

İmam-ı Gazali’den nasihat isteyene,
İmam, bir mektup ile buyurdu şöyle yine:

Ey oğlum, iyi bil ki, biz aciz birer kuluz.
Allahü teâlâya ibadete memuruz.

Kavuşabilmek için ebedi saadete,
Sarılmamız lazımdır taat ve ibadete.

Günahtan da şiddetle lazımdır ki kaçınmak,
Cehennemden kurtuluş, umulur böyle ancak.

Resulullah buyurdu: (Ölün, ölüm gelmeden.
Görün hesabınızı, hesaba çekilmeden.)

Hazret-i Ali dahi buyurur ki: (Bir kimse,
Çalışmadan, Cennete girmeyi arzu etse,

O kişi, boş hayale kapılıyor demektir.
Çünkü kavuşmak için, çalışmak lazım gelir.)

Hasan-ı Basri dahi buyurdu: (Çalışmadan,
Cenneti talep etmek, günahtır, kaçın bundan.)

Büyüklerden biri de bu bapta buyurdu ki:
(Aklı olan bir kimse, bırakmaz ibadeti.

Gece gündüz, daima ibadete sarılır.
Çünkü sonsuz rahata, ibadetle varılır.)

Oğlum, kitap okuyup ilim öğrenmek için,
Bir çok gecelerini harcadın, acep niçin?

İlim öğrenmekteki asıl maksat ve gayen,
Dünya menfaatleri idi ise esasen,

Yani bu ilim ile, diğer bazı insana,
Caka satmak idiyse, yazıklar olsun sana!

Demek ki, bunca sene boşa gayret etmişsin.
Ve kendini azaba, kendin sürüklemişsin.

Yok eğer bunda gayen, islama hizmet ise,
Ve huy ve ahlakını temizlemek idiyse,

Ne güzel eylemişsin, müjdeler olsun sana.
İnsan, böyle kavuşur sonsuz olan ihsana.

İşte muvaffak insan, buna denilir ancak.
Buna denir hakiki istikbali kazanmak.

Ey oğlum, bu dünyada yaşasan da ne kadar,
Sonunda öleceksin, bu, açık ve aşikâr.

Sımsıkı sarılsan da bu dünya zevklerine,
Bir gün ayrılacaksın hepsinden tek tek yine.

Ve yine bu dünyada ne istersen onu yap.
Lakin bil ki, sorarlar hepsinden bir bir hesap.

İmanı, ibadeti tam öğrenmeden önce,
Para kazanmak için çalışırsan gün gece,

Ömrünü, boş şeylerle heba etmiş olursun.
Eğer böyle edersen, sana yazıklar olsun!

İncil’de okudum ki, öldüğünde insanlar,
Tabuta konulup da, ta ki mezara kadar,

Hak teâlâ, o kula kırk sual soracaktır.
Bunlara cevap vermek, kolay olmayacaktır.

Birincisi şudur ki: (Ey kulum, ne ki sebep,
Yaşadığın müddetçe, dünyaya çalıştın hep?

İnsanlar sevsin diye uğraştın da bu kadar,
Neden benim sevgime etmedin hiç itibar?

Halbuki düşünseydin, görürdün ki esasen,
Benim ihsanlarıma gark olmuşsun tamamen.)

Ey oğlum, Allah bunu soracaktır tabii,
Lakin sen, oyunlara dalmışsın çocuk gibi.

Dünya lezzetlerine bir türlü doymuyorsun.
Sağır ve Körler gibi görmüyor, duymuyorsun.


*****************************************************


Nasihatin özü

İmam-ı Gazali’nin birine nasihati,
Şudur ki: Ey evladım, geçirme boşa vakti.

Öğren ilmihalini her şeyden daha evvel.
Sonra da, mucibince yap ibadet ve amel.

Bu gün, seni günahtan korumazsa bu ilmin,
Yarın Cehennemden de korumaz, var mı bilgin?

Öyle ise aklını başına al da önce,
Oraya, sermayesiz gitmeyesin ölünce.

Hazret-i Ebu Bekir buyurdu: (Bu bedenler,
Ya bir kuş kafesine, ya da ahıra benzer.

Kapısını açınca, kuş uçar ve kurtulur.
Hayvansa, yük çekmeye, zahmetlere koşulur.)

Düşün ki, sen bunlardan hangisine benzersin?
(Kafes) isen, kuş gibi uçar ve yükselirsin.

Eğer Allah korusun, benziyorsan (ahır)a,
Allah, şöyle buyurur kitabında onlara:

(Düşünmediklerinden onlar olacakları,
Hayvanlara benzerler, hatta daha aşağı.)

Bir gün Hasan-ı Basri, serin şerbet içerken,
Birdenbire bayılıp, bardak düştü elinden.

Ayılınca, sordular kendisine bu hali.
Buyurdu: Hatırladım Cehennemdekileri.

Onlar seslenirler ki: (Şu sizin içtiğiniz,
Cennet şerbetlerinden, bize de içiriniz!)

Bir gün, Resulullaha birinden bahsettiler.
(Şöyle iyi halleri var) diye methettiler.

Buyurdu ki: (İyidir, biliyorum ben dahi.
Teheccüd de kılsaydı, olurdu daha iyi.)

Lokman Hakim, oğluna şöyle etti nasihat:
(Horoz, senden akıllı olmasın sakın evlat!

Zira tesbih ediyor o her sabah Rabbini.
Sen ise uyuyorsun, ıslah et bu halini.)

Velhasıl ey evladım, nasihatların özü,
İslama uydurmaktır her bir işi ve sözü.

Eğer Resulullaha uymaz ise bir işin,
İbadet olsa bile, günahtır senin için.

Nitekim bayram günü, oruç tutmak günahtır.
Zira dinin sahibi böyle buyurmaktadır.

Yine haksız alınan, haram elbise ile,
Namaz kılmak, günahtır, ibadet olsa bile.

Nikahlı hanımıyla latife yapsa fakat,
Oyun olduğu halde, alır ecir, mükafat.

Yine bir adetleri var idi ki Resul’ün,
Kaylule yapar idi, öğleden önce her gün.

Yani gün ortasında, uyurdu ki bir müddet,
Bu niyetle uyursa, bu da olur ibadet.

Şibli hazretleri de buyurur ki şöylece:
Dörtyüz kadar hocadan ders gördüm senelerce.

Onlardan dört bin hadis öğrenip ezberledim.
Lakin bir tanesini, kendime rehber ettim.

Çünkü diğer hadisler, vardır onun içinde.
Şöyle buyurmaktadır Resul bu hadisinde:

(Dünya için, dünyada ne kadar kalacaksan,
Ona göre çalış ki, kısa sürer bu devran.

Ahiret için ise, o kadar gayret et ki,
Asıl hayat oradır, sonsuzdur elbette ki.

Allah’a ibadet et, muhtaç olduğun kadar.
İsyan et, Cehenneme dayanacağın miktar.)





Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.296
  • Konu: 1265
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 121
Ynt: Şiirlerle Menkibeler!...
« Cevapla #14 : 18/10/08, 21:54 »
Beni yavaş götürün

Hazret-i Aişe’den radıyü anha,
Nakledilir: Evimde idim ki tek ve tenha,

İçeri, Resulullah teşrif etti bir yerden.
Saygı için, ayağa kalkıyordum ki hemen,

(Kalkma!) deyip, oturdu gelip yanıbaşıma.
Sonra, koyup uyudu başını kucağıma.

Sakal-ı şerifinde saydım tam dokuz adet,
Beyazlanmış kıl vardı, mahzun oldum begayet.

Düşündüm ki: Dünyadan giderse benden önce,
Ümmeti, Peygambersiz kalacaktır böylece.

Ağlayıp, gözlerimden boşandı yaşlar o gün.
Düştü bir damlası da, nur yüzüne Resul'ün.

O zaman Resulullah uyanarak uykudan,
Buyurdu: (Ya Aişe, nedir seni ağlatan?)

Arz ettim düşüncemi, buyurdu: (Ya Aişe!
Hangi hal şiddetlidir ölü olan kişiye?)

Dedim ki: (Hanesinden götürüldüğü hali,
Çok üzüntülü olup, ağlar bütün iyali.)

Buyurdu: (Ya Aişe, doğru, bu çok çetindir.
Bundan daha şiddetli acaba hangisidir?)

Dedim: (Kabre konup da, üzeri örtülünce,
Ameliyle başbaşa kalır, herkes gidince.)

Buyurdu: (Ya Aişe, doğrudur söylediğin.
Bundan daha şiddetli ne vardır meyyit için?)

Sükut edip, edeple arz ettim ki hem dahi:
Allah ve Resulullah bilirler daha iyi.

Buyurdu: Ya Aişe, daha da zoru vardır.
Gasilin yıkamaya başladığı zamandır.

Parmağından, yüzüğü çıkarıp, başlar işe.
Elbisesi, rütbesi, çıkarır ne var ise.

O zaman çıplak görüp, ruh kendi bedenini,
Bir üzüntü, pişmanlık kaplar hemen kendini.

O kederli haliyle eder ki öyle feryat,
İnsan ve cinden gayri işitir her mahlukat.

Bu çıplak hali, ona, gelir ki öyle acı,
Başucuna gelir ve der ki: (Ey yıkayıcı!

Yavaş tut bedenimi, zira çok çekti zahmet.
Dikkat et de, çekmesin daha fazla eziyet.)

Teneşire gelince, der ki: (Ricam var benim.
Suyu sıcak etme ki, incinmesin bedenim.)

Kefene sarılırken, nida eder bir daha.
Der ki: (Yakınlarımı göreyim son bir defa.

Beni bu halde görüp, hiç feryat etmesinler.
Onlar da, çünkü yarın ölürler birer birer.)

Musallaya gelince, seslenir: (Ey iyalim!
Bakın, ibret alın ki, böyledir işte halim.

Ayrılık günü yoktur bunun gibi dünyada.
Elveda! kıyamette görüşürüz bir daha.)

Namazı kılınıp da, omuzlarda giderken,
Der ki: (Yavaş götürün, incinirim yoksa ben.)

Kabirde seslenir ki: (Ey dostlarım, şimdi siz,
Beni, bu ıssız yerde bırakıp gidersiniz.

Başbaşa kalırım ki mezarda amelimle,
Olmaz hiç ilgilenen bu kabirde benimle.)

Rızık hususunda endişeye düşmeyiniz!
İnsan, son rızkını da yemeden ölmez.
Allahtan korkunuz, iyi ameller yapınız!
Helâli alıp, haramı terkediniz!
Hadîs-i şerîf
*********************************************


Kâfirlerin cevabı

İtikadı bozuksa bir kimsenin maz,
(Rabbin kim?) sualine, diyemez (Rabbim Allah.)

Melekler, bu kimseye çok şiddetli vururlar.
O anda, o kimsenin kabrine ateş dolar.

Çok kimse de vardır ki, diyemez (Dinim islam.)
Bunun da itikadı değildir çünkü sağlam.

Melekler, buna dahi vururlar şiddet ile.
Onun da kabri dolar Cehennem ateşiyle.

Bazısı da (İmamım Kur’andır) diyemezler.
Çünkü Kur'an yolunda gitmezdi o kimseler.

Kimi de, (Peygamberim, hazret-i Muhammed ’dir)
Demek istese bile, olamaz buna kadir.

Çünkü dünyada iken yapmıyordu sünneti.
Tam tatbik etmiyordu dini, islamiyet’i.

Modaya uymuş idi o islamdan ziyade.
Haram ve günahlara dalmıştı fevkalade.

Kimi, (Kıblem Kâbe’dir) diye söyleyemezler.
Çünkü az yönelmişti kıbleye o kimseler.

Ve yahut almazlardı usulünce bir abdest.
Ve tadil-i erkana etmezlerdi riayet.

Ve yine kâfirlere, kabirde Münker-Nekir,
Sual ettiklerinde: (Rabbin kim, dinin nedir?)

Onlar, buna (La edri), yani (Ben bilmem) derler.
O zaman, kamçı ile vurur ona melekler.

Girerler o vuruşta yedi kat yer dibine.
Yer silkinip, çıkarlar yine kabirlerine.

Ve yine her kâfire sorar ki Münker-Nekir:
(Muhammed  Resulullah hakkında fikrin nedir?)

Derler: (Ben bilmem ama, çoğundan duyar idim.
Bir şeyler söylerlerdi, ben de onu söylerdim.)

Melekler ona der ki: (Olmazsan Ona tâbi,
Onun kim olduğunu bilemezsin tabii.)

Toprağa, (Sıkış!) diye emr olunur o zaman.
Ve mezar, sıkıştırır onu iki yanından

Öyle feci sıkar ki mezarı o kâfiri,
Birbirine geçer hep kaburga kemikleri.

Onlar, yattığı yerde, kıyamete kadar hep,
Çeşitli azaplarla olurlar hep muazzep.

Sonra çirkin suratlı, pis, kirli elbiseli,
Ve gayet fena kokan biri girer içeri.

Bu geleni görünce, iğrenir, nefret eder.
(Sen de nereden çıktın, yanımdan çekil git!) der.

O da der ki: (Ben senin, kötü amellerinim.
Ta kıyamete kadar seninle beraberim.)

Bazısının ameli, bir (köpek) şekli alır.
Ta kıyamete kadar, devam üzre ısırır.

Kimisinin ameli, olup büyük bir (yılan).
Kıyamet gününe dek, sokar onu durmadan.

Kiminin ameli de, girer (hınzır) şekline.
Ta kıyamete kadar ısırır onu yine.

Kimisinin ameli, olur koca bir (akrep).
Devamlı o kâfiri ısırır kabrinde hep.

Sevdiğin kullarının hürmetine ya Rabbi!
Bizi, mezarımızda eyleme bunlar gibi.

Bedeninle dünyada, kalbinle ahirette ol!
Ebû Bekir Kettânî “Rahmetullahi aleyh”





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Ebu Zerr El Gıfâri (r.a) Bizim mi yoksa onların mı farkı olmalı? ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.48 saniyede oluşturulmuştur


Şiirlerle Menkibeler!...Güncelleme Tarihi: 14/10/19, 01:16 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim