Sınav ve Başarı - Çocuk Eğitim Öğretim
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.656 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22914 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Sınav ve Başarı, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2054 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Sınav ve Başarı}   Okunma sayısı 2054 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.891
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 9
Sınav ve Başarı
« : 04/11/08, 02:57 »
  SINAV VE BAŞARI

   
   Okumanın bir alışkanlık olduğu söylenir. 11 yıl süren ilk ve orta öğrenim döneminde 1000 defa sınanarak zorlanan okuma işi halâ alışkanlığa dönüşmüyorsa, suçlu okuyucu olabilir mi? O kitaplarda neler bulunduğuna, okumanın notla zorlandığına, kısaca bütün eğitim sistemine bakmak gerekmiyor mu?
   
   Modern hayat, her alanda yeterliliğimizin ispatını istiyor bizden. Evde, okulda, işte, her yerde... Ama çoğu zaman, yeteneklerimizin, iyi karakterimizin, ne kadar orijinal ve güzel fikirlerimizin veya nasıl olumlu bir insan olduğumuzun değil.

   Özellikle mevcut eğitim sistemimizde okullarda, hangi derde deva olduğu meçhul bilgi yığınlarını nasıl sular seller gibi ezberlediğimizin ispatı her şeyden önemli. Kişilik özelliklerimizle, yeteneklerimiz ve eğilimlerimizle, hedeflerimizle hiç bir ilgisi bulunmayan konulardaki bilgilerimizin ispatı gerekiyor.

   Kişisel yetenekleri geliştirmek bir yana dursun, alabildiğine köreltmeye dayalı bu modele ilişkin her dönemde yapılagelen tartışmalar hiç bir makul çözümle sonuçlanmadı. Sonuçlanacağa da benzemiyor. 80’li yıllarda toplumu önüne katan meşhur değişim rüzgarı bile yalnızca kurbağaların sindirim sistemini çıkarabildi ders kitaplarından. O da, kitaplardaki gereksiz bilgi yığınının karikatür bir örneği olarak herkesin diline pelesenk olduğu için. Ama kınkanatların eklem yapısı, salyangozun ağız özellikleri halâ ezberletilmeye devam ediliyor. Çocuk ileride zoolog olacaksa bir sözüm yok elbette. Ama ya elektronikçi veya matematikçi olacaksa? Ya da mesela yazıp çizmeye meyilliyse? Ne acıdır ki insanlığın dönüm noktası olarak propaganda edilen 2000 yılına aylar kala, temel bilgilerin neler olduğu suali ülkemizde halâ çözümsüz. Yeteneğe göre yönlendirme mi? Ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

   Öğrenim hayatı boyunca ne işe yaradığı, yetenek ve eğilimlerine ne kadar uygun olduğu hiç belli olmayan bir bilgi yığınından sorgulanıp durmakta çocuklarımız. Yazılısıyla, sözlüsüyle, testleriyle tam bir işkence maratonu. Bu iş öyle ciddiye alınıyor ki, bir öğrenci üniversite sınavına gelinceye kadar yaklaşık 1000 kez sınanıyor ezberlediklerinden. Sınıfını geçebilmesi, öğretmenin gözüne girebilmesi, ailesi tarafından takdir edilmesi, işte bu ezberlenen bilgilerden alınan notlara bağlı. Başarının ölçüsü, eğitim teorisyenlerinin eğitimöğretimin katili olarak nitelendirdiği notlar. Çoğu, sınavdan sonra unutulacak ve bir daha asla hatırlanmayacak bilgilerin sınanmasından alınan notlar.

   Hiç şüphesiz 1000 engelli bu koşu, çocuk denecek yaşta yorgunluk, bıkkınlık, ilgisizlik gibi önemli sorunların kaynağı. Mesela ülkemizde kitap okuma oranının çok düşük olmasını biraz da bu bıkkınlığa bağlamak gerekmez mi? Ben, yaz tatiline girerken o ders yılının bütün kitaplarını yakan arkadaşlarımı hatırlıyorum.

   Okumanın bir alışkanlık olduğu söylenir. 11 yıl süren ilk ve orta öğrenim döneminde 1000 defa sınanarak zorlanan okuma işi halâ alışkanlığa dönüşmüyorsa, suçlu okuyucu olabilir mi? O kitaplarda neler bulunduğuna, okumanın notla zorlandığına, kısaca bütün eğitim sistemine bakmak gerekmiyor mu?

   İlk ve orta öğrenim döneminde biraz da grup psikolojisi sebebiyle olumsuz sonuçları çok göze batmayan bu çetin maraton, asıl üniversite sınavında yapacağını yapıyor. Tam birbuçuk milyon genç, bir ölüm kalım savaşına çıkıyor. Silahlı gladyatörlere, vahşi hayvanlara karşı dövüştürülen zavallı Roma esirleri gibi. Bu, aslında neticesi önceden belli bir dövüş. Bir milyon kişi kaybedecek, beşyüz bini hayatta kalacak. Hayatta kalanların çok büyük çoğunluğu da, hiç kendine uygun olmayan bir yüksekokul ve ardından bir işte (ve muhtemelen işsizlikte) ölüp ölüp dirilecekler. 11 yıllık emeğin boşa gittiği varsayılacak. Başaramayanların yüzüne ailesi suçlu gibi, arkadaşları da acıyarak bakacaklar. 17-18 yaşında hayatının henüz baharındaki bir gencin hayatı bitmiş varsayılacak. Artık onun ne yetenekleri, ne becerileri, ne de taşıdığı onca güzellik önemli.

   Bu arada kazanmanın heyecanı, kaybetmenin üzüntüsü arasında ülkemizde yaşanan bu eğitim faciası yine gözden kaçacak. Ne ailenin aklına çocuğunun 60 kişilik sınıflarda bezelye konservesi gibi ezilip büzüldüğü gelecek, ne öğrenci o gereksiz bilgi bombardımanı altında beyninin ne hale geldiğini hatırlayacak. Özel okullarda okunamadığı veya pahalı dersanelere gidilemediği için fakirliğe bir kez daha isyan edilecek.

   Her yıl biraz daha çözümsüzlüğe giden bu karmaşanın artık bir an evvel iğneden-ipliğe elden geçirilmesi gerekiyor. Bunun için ilgili herkesin sorunların farkına varabilmesi ve bilinçli davranması temel şart.

   Sisteme ilişkin dağ gibi sorunlar ve üniversite öğrenimi konusundaki yanlış şartlandırmalar gözden kaçırıldığında, elbette bu sınav başarının gerçek ölçüsü olarak algılanacak. Bir ölüm-kalım meselesi olarak görülecek.

   Keşke öğretmenler anlatabilseydi, aileler ve gençler anlayabilseydi;

   O sınav, asla gerçek başarının ölçüsü değildir.
   O sınav, 11 yılda hayata dair edinilen nice güzellikleri test etmekten fersah fersah uzaktır.
   O sınav, asıl başarı sayılması gereken zihin esnekliğini, yorum gücünü ve orijinal fikirleri kesinlikle ölçemez.
   O sınav, bir ölüm kalım sınavı değildir. Ne kazananlar başarıyı garantiler, ne de kaybeden başarısızlığa mahkumdur.
   Asıl başarı, bir tamirci çırağı olarak başlanılsa da hayata, işinin hakkını verebilen, namuslu, dürüst insan olabilmektir.
   Asıl başarı, kendine, diğer insanlara ve bütün varlıklara karşı sorumluluğunu farkedebilmektir.
   Asıl başarı, zengin olunsa da, fakir olunsa da gönlü zengin olabilmektir.
   Asıl başarı, artık her yerde kol gezen sahtekarlık, yalancılık, riyakarlık, şahsiyetsizlik gibi kötülüklere direnebilmektir.
   Asıl başarı, kişinin kendisiyle, bütün kainatla ve o kainatın sahibiyle uyumlu bir hayat sürebilmektir.

   Ve her şeyin bittiği o an, o en son nefeste, seni yaratanın senden razı ve senin de O’ndan razı olarak, bir kıyıdan yavaşça demir alırcasına ebedi mutluluğa yelken açabilmektir.

   Üniversite sınavı?... O da geçer...



   Sabahattin Aydın

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/sinav-ve-basari-t5747.0.html




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Sınav ve Başarı
« Cevapla #1 : 16/08/11, 23:54 »
Alıntı
Asıl başarı, kişinin kendisiyle, bütün kainatla ve o kainatın sahibiyle uyumlu bir hayat sürebilmektir.

   Ve her şeyin bittiği o an, o en son nefeste, seni yaratanın senden razı ve senin de O’ndan razı olarak, bir kıyıdan yavaşça demir alırcasına ebedi mutluluğa yelken açabilmektir.

   Üniversite sınavı?... O da geçer...


 :aro2:




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Tefsir ve Müfessir kavramları.. Radyo Semaver Türkü Fon ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.119 saniyede oluşturulmuştur


Sınav ve BaşarıGüncelleme Tarihi: 09/12/19, 10:52 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim