Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.656 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22915 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 6593 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati}   Okunma sayısı 6593 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kalender

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 5.708
  • Konu: 1190
  • Derviş: 1
  • Teşekkür: 212
Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati

"Şerîat, vahiyle sâbit din kurallarını ifade eden bir kavramdır. Tarîkat, şerîat esaslarına riayetle dinin özüne erişme riyazetinin belirli bir disiplin içinde gerçekleştirilmesini hedefleyen tasavvuf müessesesi veya kısaca Allah'a ulaşan yol demektir."

Başlangıçtan beri sûfîler, tasavvuf ilminin şer'-i şerîfe bağlılığını sık sık vurgulamışlardır. Vuslata en yakın ve kâmil yolun tasavvuf olduğunu belirten İmam Rabbânî K.S. (ö. 1034/1624), tasavvuf yolunda mesafe kat etmenin şartlarını; "ehl-i sünnet ve'l-cemaat itikadına sahip olmak, Peygamber Efendimizin sünnetine uymak, bid'atlerden ve nefsânî arzulardan kaçınmak, ruhsatları terk edip azimetle amel etmek" şeklinde sıralarken,  ilk dönem sûfîlerinden Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (ö.283/896) de tasavvuf ilminin sınırlarını; "Kur'ân'a bağlılık, sünnete uymak, helal lokma yemek, başkalarını üzmekten kaçınmak, günahlardan uzak durmak, sık sık tövbe etmek ve herkesin hakkını gözetmek" diye belirlemektedir.[1] Şu bir gerçek ki, dinî hükümleri başkalarına telkin eden sûfîler, onlar için genelde kolay olanı öngörürler. Ancak onlar, dinin gereklerini bizzat kendileri yerine getirirken oldukça sıkı davranırlar. Takvâ, vera' ve azîmet yolunu tercih ederler.[2]

Diğer İslâmî ilimlerde olduğu gibi Tasavvuf ilminin dayanakları Kur'ân ve hadislerdir. Meselâ Ebû Süleyman ed-Dârânî K.S. (ö.215/830), kalbine doğan tasavvufî his ve nükteleri Kur'ân ve hadisten delillerle desteklemeyi şiar edinirken,[3] Ebû Hamza el-Bağdâdî (ö.289/901) de tasavvufî vuslatın ancak sünnete bağlı kalmakla sağlanabileceğini belirtmektedir.[4]
Biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarımız, ailevî sorumluluklarımız, içtimaî yükümlülüklerimiz gündelik hayatımızın önemli koşuşturmalarındandır. Allah ile beraberlikten aldığı mânevî huzuru daim kılmak isteyen Bâyezîd-i Bistâmî K.S. (ö.243/848) Allah'tan kendisini yemek külfeti ve kadın sıkıntısından kurtarması için dua etmek isteyecek olur. Fakat Peygamber Efendimizin böylesi bir yola tevessül etmediğini düşünerek vazgeçer. Sevenlerine de sünnete muhalif hal ve hareketlerden kaçınmayı öğütler.[5]

Tasavvuf yolunu tercih edeceklere Zünnûn el-Mısrî (ö. 245/859) şu tavsiyede bulunmaktadır: "Cehâletini gidermek isteyenler âlimlere, arzularını dengelemek isteyenler zahitlere, yerinde söz söylemek isteyenler mârifet ehline gitsin." [6] Benzer hassasiyeti Ahmed İbn Atâ Edemî (ö. 309/921) göstermekte ve şu tavsiyede bulunmaktadır: "Senden ilâhî hakîkatler ile ilgili bir husus sorulursa onu ilim sahasında ara. Eğer orada bulamazsan hikmet meydanında ara. Eğer orada da bulamazsan aradığın şeyi tevhîd akîdesi ile ölç. Bu üç yerde de bulamazsan, öyle meseleyi götür şeytanın yüzüne çarp. Çünkü bu ilim değil, vesvesedir."[7]

Sûfîlerin zâhir-bâtın, ilim-amel, şerîat-hakîkat ilişkisi çerçevesindeki genel tavırlarını İmam Mâlik (ö.179/795) şu tesbiti ile ortaya koymaktadır: "Fıkıh okumadan tasavvufa yönelen zındık, tasavvufu bilmeden fıkha dalan ise fâsık olur. İkisinin birleştirilmesinden ise hakîkat doğar."[8]

Şerîat, vahiyle sâbit din kurallarını ifade eden bir kavramdır. Tarîkat, şerîat esaslarına riayetle dinin özüne erişme riyazetinin belirli bir disiplin içinde gerçekleştirilmesini hedefleyen tasavvuf müessesesi veya kısaca Allah'a ulaşan yol demektir. Hakîkat, işin gerçeği ve mâhiyeti demektir.  Bu üç kavram birlikte kullanıldığında hakîkat, Allah'a ibadet (şerîat) ve O'na ubûdiyeti talep (tarîkat) sonucunda O'nu müşâhede etmeyi ifade eder. Bu sebeple İslam bilginlerince şerîat, tarîkat ve hakîkatin bir bütün olarak görülmesi gerektiği belirtilmiştir.[9]

Şer'-i şerîfe ve zâhirî ahkâma sadâkati öngören tasavvuf büyükleri, tasavvuf veya hakîkat adına şer'î hükümlerden ödün vermeyi istikametten sapma olarak değerlendirmişlerdir. Çünkü şer'-i şerîfi dışlayan hakîkat iddiaları esassız ve anlamsızdır. Şer'-i şerîf insanlar üzerinde geçerli olan ilâhî hükümlerken, hakîkat ise ilâhî inâyetin fiilini görmektir. Şerîat, Allah'a kulluk etmek, hakîkat ise Allah'ı müşâhede etmektir. Şerîat Allah'ın emirlerine itaat etmek, hakîkat ise basîretle Allah'ın kadir olduğu, izhâr veya gizlediği şeyleri bilmektir. Allah (c.c.) şerîatın edeplerini nefsine egemen kılanların kalbini marifet nuru ile ışıklandırır. Aynı şekilde iç dünyasını murâkabe ve ihlâsla sağlamlaştıranların zâhirini Hak Teâlâ, mücâhede ve sünnete tâbî olma hâli ile süsleyecektir.[10] Kişinin hâl ve hareketleri, söz ve söylemleri, edep ve ahlâkı ile Peygamber Efendimize tâbi olmasından daha üstün bir pâye yoktur.[11] Kitap ve sünnete uygun hareket etmeyen, edebe aykırı tavır sergileyen, farzları edâ etmeyen ve sâlihlerle beraber olmayan kimseler mânevî hâllere giriftar olamazlar.[12] Nakşibendiyye meşâyıhından Alâeddîn-i Attâr'ın ifadesiyle dervişin cismi ile şerîatta, aklı ve ruhu ile tarîkat ve hakîkatte, sırrı ile de keyfiyetsiz bir şekilde vuslat halinde olması gerekmektedir.[13]

Müritlerinden biri olan Hacı Lahûrî'ye bir mektubunda şöyle seslenmektedir: "Şerîat üç kısımdan mürekkeptir; ilim, amel ve ihlas.  Bu üçü mevcut olup gerçekleştirilmedikçe şerîatın îfâ edildiği söylenemez. Şerîat îfâ edildiğinde Allah (c.c.)'ın rızası gerçekleşir ki dünya ve âhiretteki saâdetin bütün biçimlerinden daha üstündür… Şerîat hem dünya, hem de âhiretteki bütün saâdetlerin teminatıdır ve insan için şerîattan gayrı ihtiyaç duyacağı herhangi bir nesne bulunmamaktadır… Tasavvuf ehlini toplumun diğer kısmından ayıran tarîkat, şerîatın hizmetkarıdır ve onun üçüncü unsuru olan ihlasın kemâle erdirilmesi vazifesini görür. Tarîkata ulaşmanın amacı şerîata ilave bir şeyler oluşturmak değil, sadece şerîatın kemâlidir… Mânevî halleri ve cezbe anlarını bu yolun amaçları arasında hayal eden ve keşfi tecrübenin bu yolun amaçlarından olduğunu varsayan o basîreti kıt kimseler, kaçınılmaz olarak kuruntu ve hayalin hapsine kapılacaklar ve şerîatın mükemmelliklerinden mahrum kalacaklardır.[14]

Saîd Havvâ, Ruh Terbiyemiz isimli çalışmasında kendi tecrübesinden şu şekilde bahsetmektedir: "Çok denedim, çok gördüm. Ama İslâm esaslarına uygun temiz bir tasavvufî terbiye almış kişiler dışında nefiste kemâl, sulûkta ihsân ve akıllıca muâmele gücüne sahip nadir kimseler görebildim. Gerçek tasavvuf, gerçek akîdenin zevkine ermektir. Bunu aşarsa tasavvuf zındıklık olur. Tasavvuf olmaktan çıkar. Çünkü tasavvuf ilminin sınırlarını gösteren akâid ilmidir. Akâid ilmini de ikmal eden, tasavvuf ilmidir."[15] Rus İslamoloğu E.Mallikski ise geçmişte olduğu gibi çağımızda da tasavvufun diriltici nefesinin önemine şu sözleri ile dikkat çekmektedir: "İslâm dininin özünü yakalamadan ritüellerin kuru tekrarı inancın donuklaşmasına yol açmaktadır. İslam dünyasındaki entelektüel hareketlerin başarısı¸ tekrar tasavvuf bayrağına sarılmalarına bağlıdır. İslâmî düşüncenin yeniden doğuşu ancak tasavvufun etkisi ile gerçekleşebilir."[16]

Tarîkat erbabını dervişlik edebine uygun hareket etmeye çağıran Eşrefoğlu Rûmî'nin şu dizeleri ile makalemizi özetlemek istiyorum:

Bu dervişlik yoluna sıdk ile gelen gelsin,
Hak'tan özge ne ki var gönlünden silen gelsin.
Dervişlik dedikleri bî-nihâyet denizdir,
Bu pâyansız denizin mevcini duyan gelsin.
Dervişlik dedikleri bir tükenmez kân olur,
Hâss u âmm kul u sultân bu kândan alan gelsin.
Derviş dolu nur doğar her lâhza göğe ağar,
Ben diyem doğru haber cânına kıyan gelsin.
Dervişin gözü açık, dünü-günü uyanık,
Bu söze Tanrım tanık¸, bakmadan gören gelsin.
Dervişin kulağı sak, Hak'tan alır ol sebak,
Depremden dil dudak, sözü işiten gelsin.
Dervişin kolu uzun çıkarır münkir gözün,
Şarkdan garba düpdüzün sunmamak iren gelsin.
Dervişler Hakk'ın dostu, canlar ezel mesti,
Aşk şem'ini yaktılar pervâne olan gelsin.
Bu Eşrefoğlu Rûmî dervişliğe geleli,
Nefsindedir çektiği, nefsin öldüren gelsin.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] İmam Gazali, el-Munkızu mine'd-dalal, haz.Abdülhalim Mahmud, Daru'l-Kitabi'l-Lübnanî, Beyrut 1990, s. 278.
[2] Ebü'l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye fi ilmi't-tasavvuf, haz. Ma'ruf Zerrik ve  Ali Abdulhamid Baltacı, Daru'l-Hayr, Beyrut 1993, s. 390-391.
[3] Abdurrahman es-Sülemî, Tabakâtu's-sûfiyye, Mısır 1953, s. 78; Kuşeyrî, er-Risâle, s. 411.
[4]  Kuşeyrî, er-Risâle, s. 395
[5] Kuşeyrî, er-Risâle, s. 396.
[6]Abdullah Aydınlı, Doğuş Devrinde Tasavvuf ve Hadis, Seha Neşriyat, İstanbul 1986, s. 84.
[7] Kuşeyrî, er-Risâle, s. 391.
[8] Sülemî, Tabakâtu's-sûfiyye, s. 224; Mustafa Kara, Din hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, İstanbul 1990, s. 80.
[9] Mustafa Kara, Dervişin Hayatı, Sûfînin Kelâmı Hal Tercümeleri-Tarikatlar-Istılahlar, Dergâh Yayınları, İstanbul 2005, s. 31-32.
[10] Kuşeyrî, er-Risâle, s. 429.
[11] Kuşeyrî, er-Risâle, s. 391.
[12] Kuşeyrî, er-Risâle, s. 394.
[13] Ahmet Cahid Haksever, XI. Yüzyıl Bir Türk Türk Sufisi Yakub-ı Çerhî, Basılmamış Doktora Tezi, A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, dan. Prof.Dr. Ethem Cebecioğlu, Ankara 2005, s. 152-153.
[14] Hamid Algar, "Nakşibendi Tarikatının Kısa Tarihçesi", Nakşibendilik, haz.: A. Cüneyt Köksal, ter.: Nurullah Kotlaş, İnsan Yayınları, İstanbul 2007, s. 35.
[15] Said Havva, Ruh Terbiyemiz, İstanbul 1986, s. 27,94.
[16] Alexandre Bennigsen, ve Chantal Lemercier-Quelquejay, Sûfî Ve Komiser Rusya'da İslâm Tarikatları, Frn.ter.Osman Türer, Akçağ Yayınları, Ankara 1988, s. 231.

Kadir ÖZKÖSE

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/tasavvuf-ehlinin-seri-serife-sadakati-t30414.0.html;topicseen



"Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez." Mevlana (K.S.)

Çevrimdışı Mostar

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 891
  • Konu: 21
  • Derviş: 3265
  • Teşekkür: 3
Okundu: Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati
« Cevapla #1 : 29/03/12, 23:55 »
Allah(cc)razı olsun. :X06


RABBİMİZ " Soracak : " BEN Hep Seninleydim , Ya Sen Kulum Kiminleydin ???

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Okundu: Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati
« Cevapla #2 : 30/03/12, 01:27 »
Allahu Teala razı olsun.. XgülllX


Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...

Çevrimdışı Derviş

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 993
  • Konu: 15
  • Derviş: 18535
  • Teşekkür: 0
Okundu: Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati
« Cevapla #3 : 30/03/12, 10:55 »
Allah (cc) razı olsun inşâAllah.  :X06



Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez, gafil olma, ilme çalış, geçen günler geri gelmez...
Bizim şöhretimiz ''MÜSLÜMANLIĞIMIZDIR''

Çevrimdışı merhamet

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 4.197
  • Konu: 794
  • Derviş: 6679
  • Teşekkür: 110
Okundu: Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati
« Cevapla #4 : 11/06/12, 22:29 »
 :X06 X:01


"Sıkıntılarınızı Allah bilsin yeter. Başkalarının lafları sizi yıldırmasın.Yaptığınız işi Allah rızası için yapın"
"Hizmet ederken, size iftira eden, hakaret edenler olacaktır.
Sevdiğinizin hatrına sabredin."
"Ömür 60-70 yıldır, ahiret ise ebedül ebeddir."
Gavs-ı Sânî Hz.(k.s.)

Çevrimdışı insirah

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 564
  • Konu: 79
  • Derviş: 12193
  • Teşekkür: 17
Okundu: Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife Sadakati
« Cevapla #5 : 07/08/12, 15:45 »

Bu dervişlik yoluna sıdk ile gelen gelsin,
Hak'tan özge ne ki var gönlünden silen gelsin.

Dervişlik dedikleri bî-nihâyet denizdir,
Bu pâyansız denizin mevcini duyan gelsin.

Dervişlik dedikleri bir tükenmez kân olur,
Hâss u âmm kul u sultân bu kândan alan gelsin.

Derviş dolu nur doğar her lâhza göğe ağar,
Ben diyem doğru haber cânına kıyan gelsin.

Dervişin gözü açık, dünü-günü uyanık,
Bu söze Mevlam tanık, bakmadan gören gelsin.

Dervişin kulağı sak, Hak'tan alır ol sebak,
Depremden dil dudak, sözü işiten gelsin.

Dervişin kolu uzun, çıkarır münkir gözün,
Şarkdan garba düpdüzün sunmamak iren gelsin.

Dervişler Hakk'ın dostu, canlar ezel mesti,
Aşk şem'ini yaktılar pervâne olan gelsin.

Bu Eşrefoğlu Rûmî dervişliğe geleli,
Nefsindedir çektiği, nefsin öldüren gelsin.

Eşrefoğlu Rûmî

 




“O gün, ne mal fayda verir, ne de evlâd. Ancak Allâh'a kalb-i selîm ile gelenler müstesnâ. " (eş-Şuarâ, 88-89).


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Sofi - Beni Efendime Götürün - Ilahi,Kaside Bal Özlüm (Birtaneme) ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.139 saniyede oluşturulmuştur


Tasavvuf Ehlinin Şer'-i Şerife SadakatiGüncelleme Tarihi: 12/12/19, 19:27 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim