Şaka kabul etmeyen İki Büyük Nimet : İman ve Nikah-2014/Dervisler.Net Tasavvuf Forum/
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 23.196 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 121.851 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 21208 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Şaka kabul etmeyen İki Büyük Nimet : İman ve Nikah, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1677 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Şaka kabul etmeyen İki Büyük Nimet : İman ve Nikah}   Okunma sayısı 1677 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı olmak

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 779
  • Konu: 61
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 2
Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdulillahi Rabbil âlemîn.
Vesslâtü vesselâmü alâ  seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

ŞAKA KABUL ETMEYEN İKİ BÜYÜK NİMET: İMAN ve NİKAH

Üç Büyük Nimet

S. Muhammed  Raşid ks. hazretlerinin sohbeti:

“Allah Teâlâ bize üç büyük nimet vermiştir. Bunlardan daha büyük nimet yoktur.

Bu nimetlerin birincisi iman sahibi olmaktır. Allah Teâlâ bizleri eğer kâfir olarak yaratmış olsaydı, ne yapabilirdik? Demek ki mümin olmak büyük bir nimettir. Çünkü iman sahibi olmak insanı cehennem ateşinden kurtarıyor. İmanı olmayan kişi, Allah korusun, yer ve gökyüzü kadar altını ve gümüşü olsa bunun ne faydası olur? İmanı olmayan kişi, peygamberlerin şefaatından, evliyanın himmet ve bereketinden fayda göremez. İmansız olan ebediyen ateşte kalır. Kurtuluşu yoktur. Cehennem ateşi hiçbir şeyle ölçülmez.

Meselâ hastalık bir azaptır; ağrı ve sızı azaptır, romatizma bir azaptır. Allah’ın binlerce çeşit hastalığı vardır. Bu azaplardan herhangi birine bile insanoğlu beş on dakika katlanamaz. İnsan elini ateşin üzerine koysa tahammül edemez, ciğerlerine kadar yanar, gözlerinden ateş fışkırır. İşte iman, azabın her türlüsünden mümini kurtarır. Onun için insana, bütün dünya dolusu altın ve gümüşü sana vereceğiz, yeter ki bir dakika şu ateşin içine gir denilse, razı olmaz.

İkinci büyük nimet, Allah Teâlâ bizleri Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) ümmeti olarak yaratmıştır. Peygamberimiz (s.a.v) insanlığın en hayırlısıdır. Peygamberlerin en mükemmelidir. ‘Kölenin şerefi efendisinden gelir’ diye bir söz vardır. Efendisi ne kadar şerefli ise köle de onun kadar itibarlı olur. Peygamberimiz’in (s.a.v) en şerefli olması ümmet-i Muhammed  için de bir nimettir. İşte bizler, böylesine şerefli bir peygamberin ümmeti olmuşuz, elhamdülillah...

Allah Teâlâ’nın bize ikram ettiği üçüncü büyük nimet ise Nakşibendî yolunun büyüklerine tâbi olmaktır. Bu yol, paha biçilemeyen bir inci gibidir. Çünkü Nakşibendî yolu, ta Peygamber Efendimiz’den (s.a.v), Ebû Bekir-i Sıddîk hazretlerine ve onun vasıtasıyla da günümüze kadar gelmiştir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) ashabı arasında en faziletli olan kişi Hz. Ebû Bekir Efendimiz’di (r.a). Onun büyüklüğü hakkında ne kadar da çok bahsedilmiştir. Bu yol, onun aracılığıyla gelmiş ve kıyamete kadar da gidecektir.

Nakşibendî yolu, insanın amellerinde hiç riya izi bırakmaz. Kişinin yaptığı ibadetlerin sevabı ve kıymeti kul ile rabbi arasında kalmasına vesile olur. Bir kimse ibadet ederken insanlar görsün diye yaparsa, o ibadet, Allah için yapılmış sayılmaz. Ama bu yolda yapılan ibadetlerin sevabından kimsenin haberi olmaz. Hatta meleklerin bile... Kıyamet gününde Rabbü’l-âlemin açıklamasını istediği zaman, yapılan ibadetlerin karşılığı ortaya çıkar. (Altın Silsile, Semerkand Yay.)

İman, kelime olarak bir şeyin varlığını kabul etmek, doğruluğunu tasdik etmek, güvenmek, itimat etmek manalarına gelir.

Dinimizde iman, Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine, O’nun yarattığı meleklerine, gönderdiği kitaplarına ve peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, ahiret gününe, hayr ve şerrin Allah’ın yaratmasıyla olduğuna yani kadere inanmaktır.

İman esasında kalp ile olur, dil ile ifade edilir. İmanın merkezi kalptir.

İman, daha çok görünmeyen şeylere olur. Buna ğayb denir. Ğayba iman farzdır. Ğayb, yok olan, varlığı bulunmayan değil, dünya şartlarında görünmeyen şey demektir. Ğayba imanın başında yüce yaratıcımız Allahu Teala’ya iman gelir. Allah’a imanın özü şudur:

Allahu Teala, vardır, birdir, eşi, benzeri, ortağı yoktur. Bütün alem ve içindekiler O’nun yaratmasıyla vücut bulmuştur. Hayat ve ölüm O’nun elinde ve iradesindedir. Her şey O’na muhtaçtır; O hiçbir varlığa muhtaç değildir. Diğer iman esasları Allah’a imana bağlıdır.

Kısaca iman, Peygamberin getirdiği ilahi emir, hüküm ve bilgileri samimi olarak kabul ve tasdik etmektir. İnsanı gerçek saadete ulaştıran iman budur. Allahu Teala’nın kulunu sevmesi bu imana bağlıdır. Bunun için iman esasları doğru, güzel ve tam bir şekilde öğrenilmeli ve gereği yerine getirilmelidir.

Her mükellefin iman, tevhid ve akaidle ilgili gerekli ilimleri öğrenmesi farzdır. İnancı düzgün olan kimsenin ameli güzel, akıbeti hayırlı olur. Ahirette ilk soru Allaha’a imandan olacaktır. İmanı olmayana amel terazisi kurulmayacaktır. Çünkü imanı olmayanın hiçbir hayrı kabul edilmez, doğrudan Cehenneme gönderilir.

Hâkim-i Tirmizî (k.s.)

İmânın gitmesine en çok sebeb olan günahların birincisi, imân nimetine kavuştuğuna şükretmemek. İkincisi, imânın gitmesinden korkmamak. Üçüncüsü, müminleri incetmek ve onlara eziyet etmektir. (Allah Dostlar Yaşa. Söz)

İMAN EN BÜYÜK SERMAYEDİR

İman öyle bir nûrdur ki, kalbe atıldığı zaman içindeki bütün küfrü ve şirk kirlerini tertemiz eder. O öyle bir ilâhî şuurdur ki, ondan kalbinde zerre kadar bulunduran kimse, dünyadan imanla gider ve sonuçta Cennet’e girer. Bu iman, Allah’ın vergisidir, kalbin amelidir, ruhun Yüce Rabbine karşı “kâlû belâ”dan başlayan gizli bir sevgisidir. Onun azı da çoktur ve değerinin dünyada karşılığı yoktur. Çünkü, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, imanın değerini şöyle açıklamıştır:

“Aziz ve Celil olan Allah, âhirette azabı en hafif olan kâfire:

“Dünya ve içindeki bütün şeyler senin olsaydı, bu azaptan kurtulmak için onu fidye verir miydin?” diye sorar o da:

“Evet, verirdim!” der. O zaman Allahu Teâlâ: “Sen daha Âdem’in sulbünde iken senden bundan daha kolay bir şey istedim; bana hiçbir şeyi ortak koşma seni ateşe sokmayayım dedim, sen bundan kaçındın, şirke girdin.” karşılığını verir.” (Buhârî, Rikak, 51; Müslim, Sıfatu’l-Kıyâme, 51)

Evet imanın bir zerresi, dünyanın bütün hazinelerinden daha kıymetli ve daha hayırlıdır. Çünkü, ayetin belirttiği gibi önümüzdeki ebedî âlemde azaptan kurtuluş için bütün dünya fidye verilse kabul edilmez iken; (Mearic suresi ayet-11-15) kalbinde zerre kadar imanı olan kimse için Allahu Teâlâ, meleklerine: “Onu Cehennem’den çıkarın!” emrini verecektir. (Tirmizî)

Bediüzzaman Said Nursi (k.s.)

Saçlarım adedince başım bulunsa, her gün biri kesilse; hakikat-ı Kur’aniye’ye feda olan bu baş zındıkaya ve küfr-ü mutlaka baş eğip bu iman hizmetinden vazgeçemem.

Allahım bu ne büyük bir sermayedir. Allah sevgisi ne güzel bir saâdettir. Rahmet Peygamberi Hz.Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in saadetli ağzından dökülen şu müjdelere bakınız:

“Kim, kalbinden hâlis bir şekilde, Allah’tan başka ilah olmadığına şehâdet eder ve bu şehâdet üzere ölürse Cennet’e girer.” (Tabarânî,el-Kebîr)

“Kim, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed ’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet ederse, Allah ona Cehennem’i haram kılar.” (Tirmizî,İman)
“Bana Cibril geldi ve şu müjdeyi verdi: “Senin Ümmetinden kim, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse Cennet’e girer.” Ben: “Zina etse, hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum, Cibril: “Evet, zinâ etse, hırsızlık yapsa da, (Rabbine şirk koşmadan ölürse, aff veya azaptan sonra Cennet’e girer.)” cevabını verdi.”
(Buhârî, Tevhid, 33; Müslim, İman,94)


Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:

“Allahu Teâlâ, kıyâmet günü meleklerine şöyle emir verir: “Dünyada bir gün olsun beni zikreden veya (insanların bulunmadığı) bir makamda benden korkan (ve beni inkar etmeden huzuruma çıkan) kimseyi ateşten çıkarın.“ (Tirmizî, Sıfatu Cehennem, 9)

İmanın fazileti ile ilgili şu müjdeyi de nakletmeden geçemiyeceğim: Fahr-i Kainat (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:

“Allahu Teala, kıyamet günü ümmetimden bir adamı halkın içinden çekip meydana çıkarır. Onun günahla dolu doksandokuz tane amel defterini önüne serer; her bir defter gözün görme mesafesi kadar uzundur. Sonra kendisine:

“Bunların içinden kabul etmediğin herhangi bir şey var mı, yazıcı meleklerim sana haksızlık etmişler mi?” diye sorar. Adam:

“Hayır Ya Rabbi, bir itirazım yok” der. Allahu Teala:

“Peki, huzurumuzda seni kurtaracak geçerli bir mazeretin var mı?” diye sorar. Adam: “Kendimi savunacak herhangi bir mazeretim yok Ya Rabbi!” der. O zaman Allahu Teala:

“Senin bizim katımızda saklı bir iyiliğin var; bugün sana zulum yapılmayacak.” buyurur ve içinde “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasülühü” yazılı bir kağıt çıkarır. Adam: “Ya Rabbi, bu kadar günah yazılı amel defterinin yanında bu kağıdın ne hükmü olacak!” diye hayretini ifade eder. Allahu Teala:

“Bugün sana haksızlık edilmeyecek” buyurur ve doksandokuz amel defteri terazinin bir kefesine, içinde kelime-i şehadet yazılı kağıt da diğer kefeye konur; kağıt bütün günah dosyalarına ağır gelir. Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismine hiçbir şey ağır gelemez.” (İbnu Mace)

Bütün mesele, bu iman ile Allahu Teala’nın huzuruna varmaktır. Hz. Muhammed  (s.a.v) Efendimiz’i Allah’ın peygamberi kabul eden bir insan, bu şehâdetiyle, onun getirdiği hak dini tasdik etmiş, bütün iman esaslarını, helalleri ve haramları toptan kabul etmiş olmaktadır. Böyle olmalıdır da. Temel farz ibâdetleri yapan bir müslümanın, diğer helal ve haramları kabul etmesi farzdır. Hadis-i şerifte belirtildiği gibi, insanı Cennet’e götüren iman budur. (Bu hükmü bildiren bir hadis için bkz: Müslim, İman, 15)

Böyle bir mü’min Allahu Teala’nın dostudur; kusurlu da olsa kardeşimizdir; üzerimizde hakları vardır ve bu haklar gerçekten çok büyüktür. Mü’min, inkar ve şirk hariç, hiçbir günah ve kusurundan dolayı imandan çıkmaz.

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz bu esası şöyle belirlemiştir:

“Üç şey imanın aslındandır (iman onlarla ayakta durur, kıvamını bulur):

1- “Lâ ilahe illallah” diyen bir kimseden elimizi ve dilimizi çekmek. Bundan sonra o kimseyi işlediği bir günah sebebiyle küfürle suçlayamayız ve yaptığı bir amelinden dolayı İslam’dan çıkaramayız.

2- Allah yolunda cihad devamlıdır. (Nefis, şeytan ve hak düşmanlarına karşı yapılacak) Cihad Allahu Teala’nın beni peygamber olarak gönderdiği günden itibaren başlamıştır, kıyamete kadar devam eder. Cihadı, ne bir adaletli kimsenin adaleti ortadan kaldırır ne de zalim bir kimsenin zulmu onu devre dışı bırakır.

3- Kadere iman.“ (Ebu Davud, Cihad, 33; Ebu Ya’la, Müsned, VII, No: 4311)

Arifler demişlerdir ki: Kainata ibret nazarı ile bakmak için kalbin uyanık olması gerekir. Kalbin uyanması ve basiret gözünün açılması için nur lazımdır. Bu nur, zikir ve takva ile elde edilir. Bunun için devamlı zikre sarılmak ve edebi korumak gerekir. Gafil ve kibirli insanların basiret gözü kördür. Basireti kör olanın gördüklerinden ibret alması, duyduklarıyla hikmete ulaşması imkansızdır. Bu durumu Cenab-ı Hakk şöyle haber veriyor:

Cüneyd (r.ah): "Gerçekten, Allahu Teâlâ müminlere iman, imana akıl, akla da sabır ile ikram etmiştir. O halde iman mü'minin, akıl imanın, sabır da aklın süsüdür." demiştir. (Avarifül Mearif, Gerçek Tasavvuf, Semerkand Yay.)

“Yeryüzünde haksız yere kibredenleri ayetlerimizi görmekten ve anlamaktan menedeceğiz. Bu durumda onlar bütün mucizeleri görseler yine iman etmezler. Doğru yolu görseler ona yönelmezler. Fakat eğri yolu görünce ona dalmakta gecikmezler. Onların bu hali, ayetlerimizi yalanlamalarından ve ondan gafil olmalarındandır.  (A’raf suresi ayet-146)

Nice insanlar bir ömür içiçe oldukları şu aleme hiç ibret nazarı ile bakamadan, bir kere olsun onu yaratanı hatırlayıp aşk ile Allah diyemeden ölüp gitmişlerdir. İlahi huzurda Allahu Teala kendilerine şu soruyu soracaktır:

“Size düşünecek bir kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. (Bunca delil ve uyarıcılardan sonra niçin beni tanımadınız?) Şimdi tadın azabı, artık zalimler için bir yardımcı yoktur. (Fâtır suresi ayet-37)

İman Konusunda İbretli Bir Olay

Meşhur alimlerden birisi bir beldeye uğramıştı. Yanında birçok talebe ve halk olduğu halde bir ihtiyar ninenin yanından geçtiler. İhtiyar nine kalabalığı görünce, oradaki birisine: “Bu kimdir, bu kalabalık nedir?” diye sordu. Alimin talabelerinden birisi bunu duydu ve :

“Onu tanımıyor musun? O, Allahu Teala’nın varlığı hakkında binbir tane delil ortaya koymuş bir alimdir.” diye cevap verdi. Nine gülerek:

“Eğer onun Allah’ın varlığı hakkında binbir tane şüphesi olmasaydı, binbir tane delile ihtiyacı olmazdı. Ben Yüce Allah’a delilsiz iman ediyorum” dedi. Bu söz alime ulaştı, çok hoşuna gitti, ellerini açtı:

“Allahım! Senden şu ihtiyar kadının imanı gibi bir iman ve kalb safiyeti istiyorum.” diye dua etti. Etrafındakilere de: “Benim gibi araştırın, ama bu nine gibi iman edin” tavsiyesinde bulundu. (Bkz: Edib el-Keylâni, Şerhu Cevhereti’t-Tevhid, I, 193)

El-Celâl el-Basrî demiştir ki: “Tevhid imanı gerektirir. İmanı olmayanın tevhidi de yoktur. İman da dini gerektirir. Dini olmayanın da imanı ve tevhidi yoktur. Din ise, edebi gerektirir. Şu halde edebi olmayanın; gerçek mânada dini, imanı ve tevhidi yoktur.” (Avarifül Mearif, Gerçek Tasavvuf, Semerkand Yay.)
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/tasavvufi-bilgiler/saka-kabul-etmeyen-iki-buyuk-nimet-iman-ve-nikah/



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı olmak

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 779
  • Konu: 61
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 2
Güzel Amellerin Kabulü İmana Bağlıdır

Bir güzel işin, faydalı hizmetin, sanat ve fennin sevap getirmesi için ilk şart, bütün alemleri yaratan Allah’a iman etmektir. İkinci şart da, ameli Allah’ın öğrettiği edeb üzere yerine getirmektir.
Hz. Âişe (r.ah) vâlidemiz anlatıyor: Hz. Peygamber’e (s.a.v), câhiliyye devrinde yaşayan ve iyilikleriyle meşhur olan Abdullah b. Cüdân’dan bahsettim; onun misâfirlerine ikramda bulunduğunu, akrabalarının hukukunu görüp gözettiğini, köle âzat ettiğini, fakirleri doyurduğunu, komşularına iyilikten geri durmadığını zikrettim. Bu yaptıklarının âhirette kendisine bir faydası olup olmadığını sordum, Hz. Peygamber (s.a.v): “Hayır, bir faydası olmayacaktır; çünkü o, bir gün olsun: “Rabbim beni affet!” demedi, buyurdu.“ (Müslim, İman)

Allah’a ve ahirete iman etmeyenlerin yaptıkları güzel işlere karşılık olarak ahirette bir sevap yoksa da, dünyada bir faydasını görürler. İnsanlar için yaptıkları faydalı işlere karşılık olarak vücutlarına afiyet, mallarına artış ve dünya rahatlığı verilir. Veya kendilerine iman ve İslam nimeti hediye edilir.
Ashabtan Hakim b. Hizam (r.a), Allah Rasülüne (s.a.v), gelerek: “Ben müslüman olmadan önce cahiliyye devrinde yaptığım iyiliklerin bir faydasını görecek miyim?” diye sordu; Efendimiz (s.a.v): “O iyiliklerinin bir karşılığı olarak müslüman oldun ya” buyurdu. (Buhari, Büyu’, 110; Edeb, 16; Müslim, İman, 194-196)

İnandım Demek Yeter mi?

Sadece “elhamdü lillah mü’miniz” demekle, Yüce Rabbimizi razı edemeyiz. Rabbimiz (c.c), imanımızda samimi olmamızı ve inandığımız değerleri korumak için bir gayret göstermemizi istiyor. Allahu Teala, bir ayetinde:

“İman ettim demekle kurtulacağınızı mı zannettiniz Nasıl iman ettiğinizi ve ne derece samimi olduğunuzu ölçeceğiz“ (Ankebut suresi ayet-2-3) buyuruyor. Dili ile iman ettiğini söylediği halde, iman edilen şeyleri kalbi ile tasdik etmeyen kimselere, Allahu Teala: “Onlar inandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama ‘boyun eğdik’ deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi.“ (Hucurat suresi ayet-14) uyarısında bulunuyor. Bu ayetler, şimdi bizlere hitab ediyor ve bu günün mü’minini uyarıyor.

İman Cevheri Muhafaza İster

İman taklitte kalırsa, insan gerçek müslüman olamaz. İmanı taklitten ve zayıflıktan kurtarmak için önce, iman edilen şeyler hakkında güzel ilim sahibi olmalıdır. Sonra kalpte Allah sevgisini besleyecek sebeplere sarılmalıdır. Bu sebeplerin en başında zikir, tefekkür, namaz, dua, helal lokma, sadaka verme ve haramlardan el çekme gelir. Kalbi örten, kirleten, daraltan günahlardan tevbe etmelidir. Sık sık “la ilahe illallah” kelime-i tevhidini kalb ve dil ile söyleyerek imanı tazelemelidir. Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki:

“Hiç şüphesiz iman sizin içinizde eskir, zayıflar. Tıbkı bir elbisenin eskidiği gibi. Öyleyse Allahu Teala’dan, kalbinizdeki imanı yenilemesini isteyiniz.“ (Hakim,Müstedrek)

Yine bir defasında Allah Rasülü (s.a.v), ashabına: “İmanınızı sık sık yenileyiniz” buyurdu. Ashab: “İmanımızı nasıl yenileyelim Ya Rasulelllah?”diye sordular, Fahr-i kainat Efendimiz (s.a.v): “Çokça ‘la ilahe illallah’ kelime-i tevhidini söyleyiniz” buyurdu. (Ahmed, Müsned)

Bir de imanı kuvvetli, edebli ve şerefli Allah dostları ile beraber olmalıdır. Allah dostlarını Allah için sevmek de imanın tadını tatmak ve onu artırmak için en güzel yollardan birisidir. En önemlisi, insan mü’min olduğuna sevinmelidir. Sabah akşam: “Rabb olarak Allah’a, peygamber olarak Hz. Muhammed  Habibullaha, din olarak da İslam’a razıyım” diye söylemelidir. Bu tedbirlere Ashab-ı Kiram dahi muhtaçtı. Öyle ki onların tek derdi imanlarını ve kalbteki Allah muhabbetini korumaktı. Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) vahiy kâtiplerinden Hanzala el-Üseydî (r.a) anlatıyor: “Bir gün Ebû Bekir Sıddîk (r.a) ile karşılaştım, bana:

“Nasılsın?” diye sordu. Ben de:

“Hanzala münâfık oldu!” dedim. O:

“Sübhânellah! Sen ne diyorsun?” dedi. Ben:

“Bizler Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) yanında bulunuyoruz. O bize Cennet ve Cehennem’i zikrediyor; öyle ki, sanki onları gözümüzle görüyor gibi oluyoruz. Sonra huzûrundan çıkıp çoluk çocuğa karışınca ve işlere dalınca orada aldığımız çok şeyleri unutuyoruz (İçeride bir türlü, dışarıda başka türlü hallere gidiyoruz. Bunun münâfıklık olmasından korkuyorum) dedim. Hz. Ebû Bekir de (r.a): “Vallahi bizde de benzeri şeyler oluyor!” dedi. Bu durumu kendisine arzetmek için berâberce Hz. Rasûlullah’ın (s.a.v) huzuruna gittik. Beni görünce:

“Ey Hanzala neyin var?” diye sordu, ben:

“Yâ Rasûlellah, Hanzala münâfık oldu!” dedim. Efendimiz (s.a.v):

“Bu nasıl sözdür?” diye sordu. Ben de:

“Yâ Rasûlellah. Bizler sizin huzurunuzda bulunduğumuzda bizlere Cennet ve Cehennem’i hatırlatıyorsunuz. Öyle bir hâle geliyoruz ki, onları gözümüzle görüyor gibi oluyoruz. Sonra huzurunuzdan çıkıp çoluk çocuğa karışınca ve işlere dalınca orada aldığımız çok şeyleri unutuyoruz!” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v):

“Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, eğer siz benim yanımda iken elde ettiğiniz duruma ve zikir hâline devam edebilseydiniz; melekler ziyâretinize gelir, sizinle yataklarınızda ve yollarınızda musâfaha ederlerdi. Fakat ya Hanzala! Bazen böyle bazen öyle olur.” buyurdu ve bunu üç defa tekrar etti. (Müslim,Tevbe)

Şeyh Eşref Ali Tânevî, (rah.) bu hadisten çıkardığı neticeleri zikrederken demiştir ki: “İnsanın bazı amellerinden dolayı nefsine kâfir, münâfık gibi onun çirkin sıfatını ifâde eden kelimeleri kullanması câizdir. Müşâhede ve melekût âleminin keşfi mümkündür. İnsan, bir halde sâbit kalmayıp devamlı değişim içinde, tasavvufî tâbirle “telvin” hâlinde bulunmaktadır. Ayrıca, mücâhedeler ve riyâzetlerle mânevî terakki elde edildiği gibi; kâmil şeyhin sohbeti ve nazarıyla da mânevî terakkî elde edilebilir. Fakat bunun etkisi riyâzetle elde edilen gibi derin ve kalıcı değildir. Hz. Hanzala’nın (r.a): “Biz Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) ayrıldıktan sonra daha çok dünya ile meşgul oluyoruz ve bu arada pek çok şeyleri unutuyoruz.” sözü, onun Peygamber Efendimiz’den uzakta kaldığında ma’nevî zayıflığa düşmesinden kaynaklanıyordu.” (Eşref Ali, Hadislerle Tasavvuf, 38)

Ashab-ı Kiram’ın ileri gelenlerinden Abdullah b. Revaha (r.a), arada bir Sahabeden karşılaştıklarına : “Gel, oturup bir saat iman edelim” derdi. Bir gün birisine aynı şeyi söyledi, adam kızdı, Hz. Peygamber’in (s.a.v) saadetli huzuruna gelerek: “Ya Rasulellah! Şu İbnu Revaha’nın yaptığına baksana. Sizin öğrettiğiniz imanı bırakmış, bizi bir saat iman etmeye çağırıyor.” dedi. Efendimiz (s.a.v):

 “Allah İbnu Revaha’ya rahmet etsin; o, meleklerin öğündüğü zikir meclislerini seviyor; sizi ona davet ediyor.” Buyurdu. (Ahmed,Müsned)

Abdullah b. Revaha (r.a), gelin iman edelim derken; ilim, sohbet ve zikirle meşgul olup imanımızı artıralım, kalbimizi kuvvetlendirelim, gerçek imanın tadına varalım demek isterdi. Buna ihtiyaç olduğunu belirtirdi.

Saadet ve nur asrındaki insanlar bu destek ve himayeye muhtaç olunca, gaflet, cehalet ve her türlü isyanın kol gezdiği bu devrinde yaşayan bizler, daha fazla imanımızı muhafaza ve kalbimizi ihya konusunda daha fazla endişe çekmemiz gerekmez mi?

Korumakla yükümlü olduğumuz iki büyük emanetimiz vardır. Bunlar kalp ve imandır. Güzel insanlık ve müslamanlık bunları korumaya ve haklarını vermeye bağlıdır. Bunun için ne yapılsa azdır. Önceki devirlerde akıllı insanlar, kalbindeki gafleti ve katılığı gidermek, onu kötü sıfat ve ahlaklardan temizlemek için memleket memleket dolaşır, derdine ilaç arardı. Bu işin ehli kamil bir mürşit bulmak için aylarca yolculuk yapardı. Böyle bir mürşit bulunca da ömrünün sonuna kadar onun terbiyesinden ayrılmazdı. Çünkü mesele iman meselesidir. Ebedi ahiret hayatını kurtarmak, sahih bir imana ve güzel ahlaka bağlıdır. Bu da en büyük hedeftir.

*İnsanın sabah evinden mü’min çıkıp akşama kafir olarak dönmesi. Akşam mü’min olduğu halde sabaha kafir olarak çıkması. Yaptıkları ve söyledikleri yüzünden imanını kaybetmesi. Bundan da haberi olmaması. (Kıyamet alametleri ile ilgili hadisleri topluca görmek için bkz: Ali Nasıf, et-Tâc, V, 331-341)

İmanı zedeleyen sözlerden ve haraketlerden sakınmalıdır.

İman şaka kabul etmez; iman edilen esaslarla alay edilmez. Yalan ve şakadan da olsa, Allah ve Rasûlü inkar edilemez, dinin esasları yalanlanamaz; dinin mübarek kıldığı şahıslar, yerler ve değerler karalanamaz.

Kur’an ve aklımız bize yeter; Hz. Peygamberin hadislerine gerek yoktur, yahut onlar bizi bağlamaz demek de haramdır, sapıklıktır.

Dine düşman olan kimselere özenmek, onların küfür içindeki hayat tarzını güzel görmek, günahları övmek, küfür ve isyan içindeki insanları takdir etmek, bu devirde din yaşanmaz, Allah’ın emirleri uygulanmaz demek imanı tehlikeye sokar. (Bkz: Kadızade, Amentü Şerhi, 61-64. Saadet yay. İst. 1993)

Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz sık sık şöyle dua ederdi:

“Ey kalbleri istediği tarafa çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzere sabit tut.” Ben kendisine:

“Ey Allahın Rasülü! Biz sana ve senin getirdiklerine iman ettik. Bundan sonra bizim için korkuyor musunuz?” diye sordum; buyurdu ki:

“Evet. Hiç şüphesiz kalbler Allahu Teala’nın iki parmağı arasındadır; onları istediği gibi çevirir. (Tirmizi, Kader, 7)

Diğer rivayetlerde hadis şöyle devam etmektedir:

“Allah doğruluk üzere tutmak istediği kalbi istikamette tutar, eğriltmek istediğini eğriltir. Mizan Rahman olan Allah’ın elindedir; kıyamete kadar dilediği kavmi yükseltir; istediğini alçaltır. (Ahmed,Müsned)

Büyük günah işledi, hata etti, farklı fikir söyledi diye hiçbir mü’mini küfürle suçlamayız. Ben müslümanım diyen bir kimsenin apaçık dinden çıktığını gösterecek bir söz veya fiiline şahit olmadıkça, ona “sen dinden çıktın” demeyiz.

Bir kimsede onun mümin olduğunu gösteren bir alamet görsek, aynı şahısta doksan tane de küfür ve fasık olduğunu hissettiren alametler gözükse, o kimsenin imanına şahitlik ederiz. Tek bir iman alameti, pek çok küfür alametine tercih edilir. Herkesin halini en iyi bilen ve hesabını eksiksiz görecek olan Allahu Teala’dır.

Büyük günah işleyen bir kimse, işlediği fiilin haram olduğunu kabul ediyorsa dinden çıkmaz, sadece günahkar olur. İşlediği günaha tevbe etmesi farzdır.

Yapılması emredilen bir farzı terkeden kimse, onun farz olduğunu kabul ediyorsa, o da dinden çıkmış olmaz. Günahkar olur, tevbe etmesi ve ilahi emri yerine getirmesi farzdır. (Ehli Sünnet İnancı, Dilaver Selvi, Semerkand Yay.)

İbret: Dinime Zarar Gelmesin Yeter!

Hz. Ömer (r.a) bir gün hanımı Atike’ye (r.a) kızarak, ”Vallahi seni perişan ederim!” dedi. Bunun üzerine hanımı,
“Allah beni hidâyete erdirdikten sonra, sen beni İslâm’dan mı uzaklaştıracaksın?” diye sordu. Hz. Ömer (r.a),
“Hayır, öyle bir şey yapamam” deyince, hanımı, “Öyleyse bana ne kötülük edebilirsin ki! (Dinime bir zarar gelmedikten sonra, başıma ne gelirse gelsin aldırmam)” karşılığını verdi. (Kûtu’l-Kulûb)

Demek ki insan, mala ve cana zarar veren musibetten değil, imâna ve insanlığa zarar veren isyan ve haramdan korkmalıdır.

Cennet yolunu bulan bir kimsenin, arayacağı başka bir saâdet yoktur. Bu yoldan mahrum olmaktan daha kötü bir felâket de yoktur.

Dinimize gelecek âfetten yüce Allah'a sığınırız. Dünyamız için de âfiyet isteriz. (Kadın ve Aile İlmihali, Dilaver Selvi, Semerkand Yay.)

Nikâh Nedir?

Nikâh, helâl ile haramı birbirinden ayıran kutsal bir akidtir.

Nikâh, kadın ile erkeği birbirine helâl eden bir işlemdir.

Nikâh, ilâhî bir izindir, onunla yüce yaratıcının koruma altına aldığı yasak bölgeye girilir, yasak kalkar, haram iş helâl olur.

Nikâh, cimâyı zinadan ayıran ince bir çizgidir. Onunla yuva kurulur, eşler ayıplanmaktan kurtulur, aile âfetten korunur.

Nikâh, ilk insanla birlikte bütün insanlığa yüklenen en büyük bir emanettir.

Nikâh, bütün peygamberlerin ümmetlerine öğrettiği ilâhî bir vazifedir.

Nikâh, insan cemiyetini hayvan topluluğundan ayıran bir alâmettir.

Nikâh, insanlığın farkı, aklın gereği, aşkın edebi ve iffetin isbatıdır.

Nikâhın büyük kerametleri vardır.

Nikâhsız olarak yapılan haram ilişki, insanı ateşe götürürken, aynı iş nikâhla yapılınca hayır olur, nur çeker, sevap kazandırır, cennete girmeye sebep olur.

Haram ilişkiye Allah, melekler ve müminler lânet ederken, nikâh ile gerdeğe girenlere yüce Allah rahmet, melekler istiğfar, müminler de hayır dua etmektedir.

Haram ilişkinin cezası gazap, azap ve dayak iken; aynı iş nikâhla olunca, tebrik edilmekte, alkış tutulmakta ve adayların üzerine güller atılmaktadır.

İşte bu nikâh bütün hak dinlerin emridir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 3/5; Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, 7/29.)

Rahmet Peygamberimiz’in (s.a.v) buyurduğu gibi: ‘’ İki sevgiliyi nikâh gibi birbirine bağlayan ve kaynaştıran hiçbir şey yoktur.” (İbn Mâce, Nikâh, 1.) Yüce Allah kadını kocası için, kocayı da hanımı için birer elbise yapmıştır. Bu elbise nikâhla giyilir.

Şuna da dikkat edilmeli. Nikâhta keramet vardır diye, birbirini yeterince tanımayan, rûhen hiç ısınmayan, fizikî olarak sevmeyen, fıtratları uyuşmayan, hedefleri farklı olan iki genci zorla evlendirmek doğru değildir. Nikâhta inceleme, istişare ve izin gereklidir. Yoksa keramet değil sevgiye ihanet olur.

Nikâh Kutsal Bir Emanettir; Şaka ile Zedelenemez

Nikâh ve boşama konusu şaka kabul etmez. Bu konu din ve iman gibi kutsal, kıymetli ve nazik bir iştir. Bir mümin şakadan, "Ben dinden çıktım!" diyemeyeceği gibi şakadan da olsa mukaddes hiçbir şeye dil uzatmaz, alaya almaz. Bunlardan her zaman sakınması gerektiği gibi; hanımına karşı kullanacağı boşama sözlerine de dikkat etmelidir. Dikkat etmezse sonucun ciddî olduğunu bilmelidir.

Yukarıdaki hadiste, bu işin önemi ortaya konmuştur. Demek ki bir koca, şakadan da olsa hanımına boşama sözlerini kullanmamalıdır. Bir kadını kocasının, "Seni boşadım veya boşamak istiyorum" sözü kadar inciten bir söz ve davranış yoktur.

Koca ailesini bu şekilde şakadan da olsa incitmesin diye boşamanın şakası da ciddî kabul edilmiştir.

Bir de erkek hanımını gerçekten boşadığı halde, sonradan, “Ben şakadan boşadım” diyerek bunu kötüye kullanmasın diye, şakadan boşama sözleri geçerli kabul edilmiştir.

Hata ve Dil Sürçmesi ile Boşama

Hata ile boşama geçerli değildir. Bir kimse hanımına, "Sen hoşsun" demek isterken, dili sürçüp, "Sen boşsun" dese, bu boşama olmaz. (Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 9/7887.)

Öfkelinin Boşaması

Kişi ne diyeceğini bilmeyecek derecede öfkeli ise boşama geçerli değildir. Değilse geçerlidir. (Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, 7/365.)

Soru: Bir kimse kendisini dinden çıkaracak bir söz söylese veya bir davranışta bulunsa hanımı boşanır mı?

Cevap: Evet, bu durumda hanımı hemen boşanır. İslâm’a tekrar dönünce her iki taraf isterlerse yeniden birbiriyle evlenebilir. (Şâfiîler’e göre iddet müddeti içinde İslâm’a dönerse yeniden nikâh kıyması gerekmez (bk. Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, 7/157). Küfre giren kadın ise ancak iddeti içerisinde eski kocasıyla evlenebilir.

KAYNAKLAR= (Altın Silsile, Semerkand Yay.)- (Allah Dostlar Yaşa. Söz)- (Buhârî, Rikak, 51; Müslim, Sıfatu’l-Kıyâme, 51)
(Tirmizî)- (Tabarânî,el-Kebîr)- (Buhârî, Tevhid, 33; Müslim, İman,94)- (İbnu Mace)- (Ebu Davud, Cihad, 33; Ebu Ya’la, Müsned)
(Avarifül Mearif, Gerçek Tasavvuf, Semerkand Yay.)- (Hakim,Müstedrek)- (Eşref Ali, Hadislerle Tasavvuf, 38)- (Kûtu’l-Kulûb)
(Bkz: Kadızade, Amentü Şerhi, 61-64. Saadet yay. İst. 1993)- (Ehli Sünnet İnancı, Dilaver Selvi, Semerkand Yay.)
      (İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 3/5; Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, 7/29.)- (Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî)


� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı Emsey

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 2.037
  • Konu: 134
  • Derviş: 297
  • Teşekkür: 7
Onun için insana, bütün dünya dolusu altın ve gümüşü sana vereceğiz, yeter ki bir dakika şu ateşin içine gir denilse, razı olmaz.
oysaki elinde dünyalık bir şey kalmayacağını bile bile kendi ateşini hazırlıyor insanoğlu.... X:04
 
 
“Senin bizim katımızda saklı bir iyiliğin var; bugün sana zulum yapılmayacak.” buyurur ve içinde “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasülühü” yazılı bir kağıt çıkarır. Adam: “Ya Rabbi, bu kadar günah yazılı amel defterinin yanında bu kağıdın ne hükmü olacak!” diye hayretini ifade eder. Allahu Teala:

“Bugün sana haksızlık edilmeyecek” buyurur ve doksandokuz amel defteri terazinin bir kefesine, içinde kelime-i şehadet yazılı kağıt da diğer kefeye konur; kağıt bütün günah dosyalarına ağır gelir. Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismine hiçbir şey ağır gelemez.” (İbnu Mace)

 :X06
 
Cüneyd (r.ah): "Gerçekten, Allahu Teâlâ müminlere iman, imana akıl, akla da sabır ile ikram etmiştir. O halde iman mü'minin, akıl imanın, sabır da aklın süsüdür." demiştir. (Avarifül Mearif, Gerçek Tasavvuf, Semerkand Yay.)

 :X06
El-Celâl el-Basrî demiştir ki: “Tevhid imanı gerektirir. İmanı olmayanın tevhidi de yoktur. İman da dini gerektirir. Dini olmayanın da imanı ve tevhidi yoktur. Din ise, edebi gerektirir. Şu halde edebi olmayanın; gerçek mânada dini, imanı ve tevhidi yoktur.” (Avarifül Mearif, Gerçek Tasavvuf, Semerkand Yay.)
      :X06
Ashabtan Hakim b. Hizam (r.a), Allah Rasülüne (s.a.v), gelerek: “Ben müslüman olmadan önce cahiliyye devrinde yaptığım iyiliklerin bir faydasını görecek miyim?” diye sordu; Efendimiz (s.a.v): “O iyiliklerinin bir karşılığı olarak müslüman oldun ya” buyurdu. (Buhari, Büyu’, 110; Edeb, 16; Müslim, İman, 194-196)
 :X06
Allah(c.c)razı olsun...
 
 


“En büyük ameli Salih birlik ve beraberliktir"
Gavs-i sani (k.s)

Çevrimdışı Mihenk

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 619
  • Konu: 100
  • Derviş: 6504
  • Teşekkür: 0


Allah razı olsun bilinmesi gereken önemli bir paylaşımda bulunmuşsunuz

 :X06


Bizi Bilen Bilir, Bilmeyen de Kendisi Gibi Bilir...

(Mevlana)

Çevrimdışı SuS

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 600
  • Konu: 109
  • Derviş: 16729
  • Teşekkür: 7
‎"Allah de ve sus!

Başka hiçbir şey söylemeye değmez... "

 

İsim benzeri olan konular aşağıda listelenmiştir...

  Konu / Başlatan Cevap Son İleti
0 Cevap
409 Gösterim
Son İleti 01/08/09, 11:15
Gönderen: Güllere Hasret
0 Cevap
403 Gösterim
Son İleti 19/06/10, 03:42
Gönderen: greSS
1 Cevap
730 Gösterim
Son İleti 14/06/11, 23:38
Gönderen: Evvah
3 Cevap
516 Gösterim
Son İleti 09/11/11, 01:13
Gönderen: Evvah
1 Cevap
485 Gösterim
Son İleti 23/03/13, 12:30
Gönderen: önemsiz


www.dervisler.net Etiketler, Arama Sonuçları...



Kur’an Öğrenmek Çok mu Zor? Sâliha Kadınlar, Itaatkar Olanlardır! Hiç böyle akvaryum gördünüz mü? Bosnalı Bektaş ailesinde hafız olmayan yok Büyük âlim Kâdî Iyâd Sarı Saltuk Ali Havas Berlisi Zaman Nereye Götürüyor? İcâbet Edilmemesi Gereken Dâvetler Cem Karaca Allah yar yar Küfre düşüren söz ve hallerden bazıları Kuşların Yuva Yapışı Mürşide İtiraz Ezvac-ı Tahirat [Rasulullah'ın Eşleri] Evlilik problemleri nasıl çözülür? ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| sitemap.html| sitemap.xml| sitemap2.xml| sitemap3.xml| sitemap4.xml| sitemap5.xml| sitemap10.xml| urllist.txt| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.393 saniyede oluşturulmuştur


Şaka kabul etmeyen İki Büyük Nimet : İman ve NikahGüncelleme Tarihi: 26/07/14, 04:04 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) | Site Haritası | Facebook | Twitter | İletişim