Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat-2014/Dervisler.Net Tasavvuf Forum/
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 23.247 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 122.221 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 1 ileti gönderildi.. Toplam : 21245 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 6574 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat}   Okunma sayısı 6574 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı olmak

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 779
  • Konu: 61
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 2
Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« : 24/07/09, 02:07 »
Elhamdulillahi Rabbil âlemîn.
Vesslâtü vesselâmü alâ  seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

SAMİMİYET, TESLİMİYET, SADAKAT

       Samimiyet, bir şeyi irade ve sevgiyle kabul etmektir. Gönülden istemek ve içten gelerek yapmaktır. Samimiyet, şüphesiz inanmak ve inancın edebini korumaktır. Samimiyet, her başarının anahtarıdır. İnsana dini de kazandırır, dünyayı da. İnandığını yapmayan, yaptığına inanmayan kimsede tad yoktur. İçinde samimiyet olmayan kimse huzurlu olamaz. İşinde samimi olmayan kimse başarıya ulaşamaz.
      
       Bütün fetihlerin, keşiflerin, sanatların, ilerleme ve yükselmenin temelinde samimiyet vardır. Önündeki işe inanmayan kimse, onun çilesine sabredemez, sabredemeyen hedefine eremez.
      
       Samimiyet, sabırla anlaşılır. İçinde samimi, işinde sabırlı olan insan, hedefine ulaşır.
      
       Bir mümin için en büyük hedef, Yüce Rabbinin sevgisi ve rızasıdır. Bir insan için bundan öte bir saadet yoktur. Çünkü Yüce Allah'ın hoşnutluğunu kazanan bir insan, dünyanın ve ahiretin şerefini elde etmiş, bitmeyen bir sevgi ve saadeti kazanmış olur. İşte bu iş için bütün müminlerden ilk önce istenen şey samimiyettir.
      
      Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerine şöyle sordular:

      “Allah Teâlâ’ya nasıl ulaşabiliriz?”

      “ Allah’ın emirlerine tutunmakla ulaşabilirsiniz. Bunun yolu da gerçek samimiyeti elde etmektir. ” (Altın Silsile)

Din, Samimiyettir

       Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “Din, bütünüyle samimiyetten ibarettir” buyurmuştur. Kendisine, “kime karşı samimiyet ve sadakat gösterilecek” diye sorulunca: “Allah'a, Kitabına, Rasülüne, müminlerin başındaki imamlarına ve bütün müminlere” (Buharî, Müslim) cevabını vermiştir.

       İçteki samimiyete ihlâs denir. İhlâs, gönlü tek bir hedefe kilitlemek ve her işte Yüce Allah'ın rızasını niyet etmektir. Kalpteki samimiyetin dışa yansımasına da edep denir. Yüce Allah bütün müminlerden içte samimiyet, dışta edep istemektedir. Biz bir insanın Allah yolunda ne kadar samimi olduğunu edebi ve ameli ile anlarız. Herkes kendi içindeki ihlâsın ve Allah sevgisinin tadını ancak edebi kadar tadabilir.

       Büyük müfessir Fahruddin-i Râzi r.ah hazretleri şöyle buyurmuştur; ‘’ İnsan büyük bir bağlılık ve samimiyetle Allah’ü Teâlâ’ya itaate devam ederse Allah’ın onun gözü ve kulağı olurum buyurduğu bir makama yükselir. ‘’ (Kaynaklarıyla Tasavvuf)

Bir adam, Allah dostu Zünnun Mısrî k.s. Hazretleri'ne gelerek:

   - Efendim bana özel olarak dua eder misiniz? diye rica etti. Hazret adama şu cevabı verdi:

   - Sen gönlünü Allah'a bağla, imanında sadık, dininde samimi ol, sana dua eden çok bulunur. Allah samimi kullarına dua etsin diye meleklerini ve velilerini görevlendirmiştir. Allah'a yönelen kula bütün varlıklar dua eder. Sen samimi ve edepli ol yeter! (Semerkand Dergisi, Sayı:55)
  
Vüheyb Bin Verd (k.s.)

Yerin kalay olduğunu ve göklerin bakır olduğun görsem rızkımdan endişe etmem. Eğer endişeye kapılacak olsam kendimi, Allahû Teâlâ’nın, bütün mahlûkların rızkını vermeye kefil olduğuna inanmamış kabûl ederim.
Muzaffer Taşyürek (Allah DostlarındanYaşayanSözler)

Her Yerde Her Zaman Samimiyet

       İman karışıklık istemez. İhlâs riyayı kabul etmez. Müminin ameli noksan da olsa, imanı sağlam olmalıdır. Ameldeki kusur bağışlanır, fakat ihlâs bozulmamalıdır. Yüce Allah'a iman ve itimat tam olmalıdır. İmanı samimi, fakat ameli sakat olana acınır, rahmet edilir, destek verilir. Yüce Allah, konuşunca hak söyleyen, hakkı tasdik eden,

devamlı haktan yana olan kimselerin geçmiş kusurlarını bağışlayacağını ve onlara kendisinin yeteceğini müjdelemiştir. (Zümer, 33-36)
       Dinimizde kalp esas alındığı için, bütün sonuçlar kalpteki niyet ve samimiyete göre şekillenmektedir. Bunun için peygamberler ve onların izini takip eden terbiyeciler, karşılarındaki insanın samimiyetine göre muamele ederler. Şu olayı bu gözle değerlendirelim. Ashaptan Abdullah İbnu Ömer r.a. anlatıyor:

   Hz. Peygamber s.a.v.'in yanında bulunuyordum. O esnada Ben-i Hârise kabilesinden Harmele b. Zeyd el-Ensârî geldi. Allah Rasulü s.a.v.'in huzurunda oturdu ve eliyle diline işaret ederek:
 
Ya Rasulallah! İman şu dilimde, fakat kalbimde nifak var. Kalbim Allah'ı çok az zikrediyor, dedi.

   Allah Rasulü s.a.v. sükût buyurdular. Harmele sözünü tekrar etti. Allah Rasulü s.a.v. Harmele'nin dilinin ucundan tutarak:

   - Allahım, buna doğru söyleyen bir dil, şükreden bir kalp ver. Ona benim sevgimi ve beni sevenlerin sevgisini ihsan et. Onun işinin sonunu hayırlı eyle, diye dua etti. Bunun üzerine Harmele:

Ya Rasulallah! Benim kardeşlerim var, fakat münafıktırlar. Müminiz diyorlar fakat içlerinden inanmıyorlar. Ben onların reisiyim. Onların size gelmelerini söyleyeyim mi? diye sordu.

   Rasulullah s.a.v. Efendimiz şu cevabı verdi:
   
   - Kim senin gibi gelip samimiyetle durumunu bize arzederse, biz sana yaptığımız gibi onun için de Allah'tan affedilmesini isteriz. Kim günahında ısrar ederse, onun hakkında en güzel hükmü Allah verir. Biz kimsenin perdesini yırtıp bizden sakladığı günahını ortaya çıkarmaya çalışmayız. (Ebu Nuaym, Tabaranî, vd.)
  
Allah, Kulundan Dürüstlük Bekler

       Kâmil mürşidler de, manevi terbiyelerine girmek isteyenlerden bu samimiyeti ve açık sözlülüğü isterler. Onların görevi, Yüce Allah'ın nuruyla manevi terbiye ve temizliktir. Kalbini düşünen, imanını dert edinen, zayıflığını gidermek isteyen bir kimse samimi olmalıdır. Yoksa ömrü biter, dertleri bitmez.

       Bir kudsi hadiste Yüce Allah, kendisi için yapılacak en sevimli kulluğun Yüce Zatına karşı samimiyet olduğunu haber vermiştir. (Ahmed, Deylemî, Suyutî)

       Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “İhlâsla amel yap, az da olsa sana yeter” buyurmuştur. (Hakim, Ebu Nuaym)

       Büyüklerimiz de bu hususta şöyle buyurmuştur: ‘’ Amelin tuz gibi, edebin ise un gibi olsun. ‘’

       Herkes, karşısındaki insandan samimiyet bekler. Yüce Allah kulundan, Hz. Peygamber s.a.v. ümmetinden, mürşid müridinden, hoca talebesinden, koca ailesinden, hanım efendisinden, amir memurundan, idareciler halkından, halk idarecilerden, arkadaş arkadaştan; kısaca herkes birbirinden, önce samimiyet ister.

       Dostların ameldeki kusurları affedilir, fakat niyetteki bozukluk dostluğu bozar. Kalbi, bozuk niyetlerden, kötü plânlardan, haince düşüncelerden ve hor bakışlardan temizlemeden, yani samimi bir tevbe etmeden, kimse imanın tadını tadamaz. Çünkü dinimiz her müminden herkese karşı samimiyet istiyor. Mümin, sevdiğini samimi olarak sevdiği gibi, kızdığı ve kızması gereken kimselere de samimi olarak kızmalı, haddini bilmeli, edebini korumalı; söz ve davranışlarında korkaklık, yağcılık ve iki yüzlülükten kurtulmalıdır.
  


Ne Kadar Samimiyiz?

       Dua ile temenniyi karıştırmayalım. Dua, bir şeyin olmasını irade ve arzuyla isteyip onu elde etmek için lazım olanı yapmaktır. Temenni ise, bir şeyin olmasını arzulayıp kendiliğinden olmasını beklemektir. Temenni ile ne din ne dünya kazanılır.

Dua sadece dil ile değil; kalp ve hâl ile yapılmalıdır. Dilin istediğine kalp de katılmalıdır. Vücut, istenen şeye ulaşmak için gücü kadar bir adım atmalıdır. İnsan isteğinde samimi ve arzulu olmalıdır. Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “ İstediğinizin olmasına kesin inanarak Allah'tan isteyin. Şunu iyi bilin ki, Allah, ne istediğini bilmeyen gafil ve boş kalbin isteğini kabul etmez” uyarısını yapmıştır. ‘’ (Tirmizî, Hakim)

       Arifler der ki: Dünya işlerinize bakıp ahiret işlerinizde karar verin. Karnı aç ve bedeni hasta olan bir kimse, açlığını gidermek, hastalığını tedavi ettirmek için ne yapıyorsa, kalbi aç, ruhu hasta olan bir kimse de öyle yapmalıdır.

       Karnı aç bir kimsenin açlığını fark etmesi, yemek yemesi gerektiğini bilmesi, hatta yemeği görmesi ve yemek yiyeni seyretmesi açlığını gidermez. Bu kadar bilgi ve görgü ona yetmez. Doymak için yemeğe ulaşmak ve bizzat yemek gerekir. Buna, “lazımı yapmak” denir. Bütün insanlar dünya işlerinde bunu bilirler ve ne lazım ise onu yaparlar.

       Karnını doyurmak konusunda hiç kimse temenni ile yetinmez, “Allahım senin her şeye gücün yeter, sen beni doyur” deyip yerinde oturmaz, oturamaz. Herkes: “Çalışmadan olmaz, aramadan bulunmaz, beklemek karın doyurmaz” deyip, rızkı ile buluşmanın yollarını arar ve bulur. Halbuki bir insanın yiyeceği rızık bellidir, ilâhi garanti altındadır. Böyle ilâhi garanti altında olan bir şey için bile çalışmadan olmaz diye inanırken, bize garanti edilmeyen cennet için sırf temenni ile yetinmek doğru mudur? Hele cehenneme sebep olacak işlerin içinde iken cenneti arzulamak, şeytanla dostluk yapıp Allah muhabbetini beklemek, günahların içinde kemale ve Cemal'e ereceğini düşünmek tam bir aldanış ve şeytanın tuzağıdır.

       Başkasının yediği yemek bizi doyurmadığı gibi, başkasının yaptığı zikir de bizim kalbimizi uyandırmaz. Karnımızı doyurmak için yemeği biz yemeliyiz; kalbimizi uyandırmak için zikri biz çekmeliyiz. Az da olsa bu işleri bizim yapmamız lazımdır. Diğer bütün ibadet ve hayırlarda da durum böyledir. Dua edip sonra tedbirini almak gerekir. Tedbirden sonra teslimiyet gelir. Biz elimizden geleni yaptıktan sonrasına karışamayız. Yüce Allah, isterse az amele çok karşılık verir. Dilerse kulun samimiyetine göre hesapsız verir.

       Peygamberler ve salih insanlar samimi duanın nasıl yapılacağını bize öğretmişler, cenneti ve Cemal'i isteyenlere bunun yolunu göstermişlerdir. Yapılacak iş şöyle özetlenmiştir: İman, dua, gayret, sabır, teslimiyet, istiğfar ve Yüce Allah'ın rahmetine güvenmek.
  
Sadakatin Meyvesi
 Allah tevbede samimiyet ve sadakat ister. Sen kendini kurtarmadıkça başkasına fayda veremezsin. Ama kalp temizlenip nefis nurlanınca, insanın başkalarına tesiri olur.

 Sahabenin ulularından yedi tane Abdullah var. Bunlardan birisi Abdullah b. Mes’ud ra.

Abdullah b. Mes’ud ra. Hazretleri bir gün Küfe nahiyelerinden birinden geçiyordu. Yolunun üzerindeki bir evde birtakım insanlar toplanmış, şarap içip şarkı söylüyorlardı. İçlerinde sesi çok güzel bir çalgıcı da vardı. İsmi Zazan idi.

Abdullah b. Mes’ud ra, evin önünden geçerken Zazan’ın hem udunu hem de şarkı söyleyen sesini duydu. Kalbi merhametle dolup şöyle dedi: “Bu ses Allah’ın kitabını okusaydı ne güzel olurdu!” Ve yürüdü.

Allah bir adamın kalbine hidayet verirse ona idrak de verir. Zazan, Abdullah b. Mes’ud’un oradan geçerken bir şey söylediğini fark etti. Yanındakilere o zatın kim olduğunu ve ne söylediğini sordu. “O, Abdullah b. Mes’ud’dur. ‘Bu ses, Allah’ın Kitabını okusaydı ne güzel olurdu’ dedi” dediler. Zazan’ın kalbi ürperdi, ilâhî bir coşkuya kapıldı. Udunu yere çarpıp, koşarak Abdullah b. Mes’ud’a yetişti. Ona yetişince ağlamaya başladı. İkisi de birbirlerine sarılarak ağlaştılar. Zazan tevbe etti. Abdullah b. Mes’ud’un sevdiği, ilim sahibi bir imam oldu.

Nasıl ki Abdullah İbni Mes’ud’un tek bir sözünden Zazan’a iyi hal geçtiyse, tövbesinde samimi ve sadık olan da başkalarına tesir eder.

Hiçbir bozuk kimse, senin elinde yararlı hale gelemez; ta ki sen kendi özünde yararlı olmadıkça... (Nefs Terbiyesi ve İlahi Huzur, Mehmet Ildırar)

Sadakatin Sonucu

Sahabeden Şeddâd b. el-Hâd r.a. anlatıyor:

   Bir adam Rasulullah s.a.v.'e geldi. İman edip ona tabi oldu. Sonra Rasulullah s.a.v.'e “sizinle hicret etmek istiyorum!” dedi. Efendimiz de onu sahabilerden birisine havale etti, onunla ilgilemesini istedi.

   Daha sonraları bir savaş oldu. Rasulullah s.a.v. bu savaşta bir miktar ganimet ele geçirdi ve onu savaşa katılanlar arasında taksim etti. Bir miktar da o adama ayırdı ve payını vermesi için yine sahabilerden birisine teslim etti. Çünkü adam askerin gerisinden geliyor, yolda düşen ve kalanları gözetiyordu. Orduya yetişince ganimet payını kendisine verdiler:

   - Bu nedir? diye sordu. Oradakiler:

   - Bu ganimet payıdır, Rasulullah senin için ayırdı, dediler. Adam payını eline alarak Rasulullah s.a.v.'e geldi ve:
      
   - Bu nedir ey Allah'ın Rasulü? diye sordu. Efendimiz s.a.v.:

   - Senin için ayırdım, buyurdu. Adam:

   - Ben sana böyle dünya malı için iman edip tabi olmadım. Ben sadece seninle cihad ederken şu boğazıma bir ok atılıp saplansın ve öylece ölüp cennete gideyim diye tabi oldum, dedi. Rasulullah s.a.v. Efendimiz adama:

Eğer Allah'a karşı bu niyetinde samimi isen, O seni tasdik eder, yalancı çıkarmaz, buyurdu.

   Biraz sonra, düşmanla tekrar savaşa girildi. Savaştan sonra adam elde taşınarak Rasulullah'ın huzuruna getirildi. Hakikaten tam işaret ettiği yerinden boğazına bir ok saplanmış ve şehit düşmüştü. Rasulullah s.a.v. onu görünce:

   - Bu, o adam mıdır? diye sordu:

   - Evet, dediler. Efendimiz:

   - O Allah'a karşı niyetinde sadık ve samimi oldu, Allah da onu doğru çıkardı, buyurdu.

   Sonra onu kendi cübbesiyle kefenledi, namazını kıldı. Namazda şöyle dua ediyordu:

   - Allahım! Bu senin kulundur. Senin yolunda hicret edip, şehit oldu. Ben de bunun şahidiyim. (Nesaî) (Semerkand Dergisi, Sayı:54)
Mürşide Karşı Teslimiyet , Sadakat, Samimiyet

       Müridlerin bir mürşide intisap ederken yaptıkları biat, verdikleri söz de bir ahittir. Buradaki ahdin manası, tam bir sadakat ve dürüstlükle kâmil mürşide bağlanacağına, harfiyen emirlerini yerine getireceğine söz vermek, bu uğurda her türlü meşakkat ve çileyi de göze almaktır.
  
       İmam-ı Şârânî ks. Şöyle buyurmuştur: ‘’ Mürşide samimi bir niyetle gelen  kimse onun ehli arasına girer. Kendisine ilahi sır ve ilimlerin yolu açılması mümkün olur, aksi durumda mürit boşuna yorulur. ‘’
  
       Allah'ın rızasını kazanmak büyük bir iştir. Velî olmak manasına gelir. Nefsi terbiye etmeden O'nun rızası elde edilemeyeceği gibi, Hak dostlarının kapısına varmadan nefsin terbiye edilmesi de zor ve neredeyse imkansızdır. Allah'a vasıl olanların hemen tamamı, az veya çok Hak dostlarının terbiyesinden geçmişlerdir. Meselenin ehemmiyetinden dolayı Cenab-ı Hak: “Bana yönelen kimsenin yoluna uy.” (Lokman, 15) diye emretmiş, diğer bir ayet-i kerimede ise: “Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119) buyurmuştur.

       Kalpleri Allah Tealâ'nın nazargâhı olan kâmil mürşidler, manevi Kâbe hükmündeki zatlardır. Hz. Rasulullah s.a.v.'in sevgilisi, vekili, vârisi ve emanetidirler.

       Dolayısıyla onlarla ahitleşmek, Allah ve Rasulü ile ahitleşmektir. Onlara itaat etmek, Alemlerin Rabbi'ne ve İki Cihan Güneşi'ne itaat etmektir. İsyan da yine onlara isyandır.

       İmam-ı Sühreverdî ks. Hazretleri ise: ‘’ İşin başı hak yolda imam seçilen mürşide içtenlikle sadakat ve teslimiyettir. Çünkü mürşide itiraz mürit için öldürücü bir zehirdir. Mürşide itiraz edip de kurtuluşa eren yok denecek kadar azdır. ‘’

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/tasavvufi-bilgiler/samimiyet-teslimiyet-sadakat/



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı olmak

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 779
  • Konu: 61
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 2
Yanıt:Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #1 : 24/07/09, 02:08 »
Menkıbe;
Gavs-ı Bilvanisi hazretleri zamanında oğlunu evlendirecek bir baba vardı. Alacakları gelin hususunda, iki kız kardeşten hangisi olsun diye tereddüt etti. Oğlu, küçük kızı istiyordu. Baba, Gavs-ı Bilvanisi hazretlerine fikir danıştı. “Küçük kızı alın. Hem oğlun memnun kalır, hem de siz mutlu olursunuz” buyurdu. Baba, “Ama efendim, büyük kızın şöyle meziyeti var” deyince Gavs hazretleri, “Siz bilirsiniz” dedi. Onlar da bu sözü “İstediğinizi yapın” manasına aldılar. Büyük kıza talip oldular. Nikah kıyıldı. Gelin eve geleceği gün öldü. Babanın aklı başından gitti. Şeyhi suçladı. Suç kimindi? Elbette şeyhin sözünü tutmayan babanın! (Mürşid ve Mürid Hukuku,syf:206)
     
  Mürşidi can u gönülden sevmek Allah ve Rasulü'nü sevmeye ve kâmil imanı elde etmeye sebep olur. Hadis-i şerifte: “Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, ben bir kimse için ailesinden, çoluk çocuğundan, anne babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, o kimse gerçek manada iman etmiş olmaz.” (Buharî, Müslim) buyrulmaktadır. Tasavvuf alimleri ittifak etmişlerdir ki, aynı şekilde bir mürid mürşidini sevmeden Hz. Fahr-i Kainat s.a.v.'i sevemez.

       Bu hususta Abdurrahman-ı Tahî ks. ‘’ Teslimiyet gerçekten zor iştir bir sofinin ben teslim oldum demesi yeterli değildir. Sözü ve özü bir olmalıdır. Bir müridin tasarrufatı ve feyzden istifade etmesi  ancak teslimiyeti kadar olur. ‘’

Hikmet Damlası: Teslimiyet
“Tâlip mürşidinin emrettiği dünyevî ve uhrevî, küllî ve cüz’î bütün işlerde tercihini bir kenara bırakıp teslimiyet göstermeli, emri yerine getirirken asla duraksamamalı ve tereddüt göstermemelidir. Mürşid ise her zaman tâlibin hallerini incelemeli ve onun vakt-i zamanına uygun ve terbiyesi için gerekli olan işi emretmelidir. Tâ ki tâlip de mürşidinin iradesine teslim olup o işi yerine getirsin.”
Şeyh Ferîdüddin Attâr Mantıku’t-Tayr adlı kitabında sülûk erbabının halini kuşların dilinden şöyle hikâye eder: Bütün kuşlar hüdhüdün sözüne uyarak sîmurga gitmek niyetiyle yolculuğa çıkmaya karar verirler. Yol başına geldikleri zaman onun korkunçluğunu görürler, pişmanlık duyarlar ve yolculuktan vazgeçmek isterler. Şöyle ki:
Yolun tehlikelerinden korkan kuşlar,
Ah edip inleyerek kanatlarını çırparlar.
Bakarlar ki bu yolun hiç sonu yok,
Üzülürler üzülürler buna çare yok.
Kuşlar bu mânaya ulaşmanın zorluğunu görüp, çeşitli bahanelerle geri dönmek istediklerinde hüdhüd onları şöyle uyarır:
Kuşların rehberi hüdhüd dedi ki o an,
Canından korkmaz âşık olan.     -REŞEHAT-

       O bakımdan ahde vefa ve civanmertlik odur ki, mürid yüzünü bir kere mürşidine döndürür ve başka dönmek nedir, ölünceye kadar bilmez. Var gücüyle ona muhabbet eder, sadakatle emirlerini yerine getirir. Hatta mürşidi onu kapıdan kovsa, Şah-ı Nakşibend Hazretleri gibi döner, mürşidinin ayaklarının altındaki merdiven gibi, usulca başını eşiğe kor.

      Davud’ül Kebir ks. hazretleri der ki; ‘’ Hiçbir irfan sahibi, kendisine bağlanan bir müridi: Hakk’a vasıl eylemeden, yüz üstü bırakıp ölmez. Amma müridin de, istidadı bulunması ve kendisine candan bağlı olması şartı esastır. ‘’

Menkıbe;
S. Emir Sultan ks. Hz.leri bir gün bir talebesini çarşıya bir ihtiyaç için gönderiyor.

Şeyhülislâm Molla Fenâri o sırada ulu camide vaaz verecektir. Derviş diyor ki; gelmişken şeyhülislâmın vaazını gidip dinleyeyim, onun hayır duasını alayım.

Bu niyetle camiye giriyor. Fakat o girdikten sonra cami başlıyor sallanmaya, yani deprem oluyor. Hemen cemaat korkuyla camiden dışarı kaçıyorlar fakat bakıyorlar dışarıda bir şey yok. Tekrar içeri giriyorlar, yine sallanıyor. 

O zaman feraset ehli büyük alim Molla Fenâri bir murakabe yapıyor diyor ki;

İçinizde kim Emir Sultan’ın bir vazifesi için çarşıya gelmişte, bu camiye gelmiş, o işi yapmamış. Derhal gitsin kendine emredileni yapsın.

Talebe durumu anlıyor, hemen dışarı çıkıyor. İşini görüp Emir Sultan ks. Hz.lerinin huzuruna varınca, hocası ona başını kaldırıp sadece bakıyor ve talebe düşüp yıkılıyor. Ayılınca hocası ona şöyle söylüyor;

‘ Ey oğlum! Dünyevi ve uhrevi ihtiyaçlarınız karşılanmadı mı ki başkalarından yardım beklersiniz? Bir kimse mürşidinden çeşit çeşit nimetlere kavuşurken gidip başkasından yardım istemesi, ona sual sorması, ilim öğrenmesi hem ayıp hem de gevşekliktir. ‘
 Mürid, mürşidinin sevdiği her şeyi sever. Onu üzen her şeye üzülür. Mürşidinin canını sıkan bir şey oldu mu, bunu ferasetiyle anlar ve derhal gereğini yapar. Huzura her varışta edeple varır. Gıyabında da edeple oturur, edeple kalkar. Zihninde, hayalinde, tasavvurunda, hatta rüyalarında bile onunla konuşur, onunla gezer. Hızır Aleyhisselâm yanına gelse, kendisiyle konuşsa, kalbinin asıl iltifatı yine mürşidinedir. Zira ahdinde ve muhabbetinde ihlâslıdır. Bilir ki, bir kalpte iki padişah olmaz. Gönlünde çatallaşma başlayanların hemen hepsi yolda kalmışlardır.

       Büyük veli Abdülkerim el Cili ks. hazretleri; İnsanı kamil kitabında bütün başarının hikmetteki samimiyete bağlı olduğunu belirtir ve şunu ekler; ‘’ İstediğinde samimi olanın iki alameti vardır; 1- Yöneldiği ve istediği şeyin olacağına kesin olarak inanmaktır. 2- Gücü nispetinde istenen şeylerin gereğini yapmaktır. ‘’ 

Hâce Ubeydullah hazretleri derdi ki:
“Başlangıçta ben maksuda erişmenin aziz ve kâmil bir mürşidin iltifatına bağlı olduğuna ve onun bir nazarıyla bunun gerçekleşeceğine inanırdım. Bu düşünceleri taşırken Hâce Alâeddin hazretlerine eriştim. O bana, ‘Bildirdiğimiz gibi meşgul olmak lâzımdır. Bu işte özenle çalışmanın payı çok büyüktür. Emeksiz kazanç kalıcı değildir.’ ”

Açıklama:
Ey kardeş! Tâlibin, “Takdir neyse o olur” diye ameli terketmesi uygun değildir. Rıza ve teslimiyet önemli olduğu gibi yerine göre çalışmak da mühimdir. Çalışmayı bırakıp, “Ben teslim oldum” demek boş iş ve hüsranın tâ kendisidir. Hikmet, sâlikin ifrat ve tefritten uzak durup gayret ve teslimiyeti birleştirerek amel etmesidir.
İnsanoğlunun her bir ferdi kendisine verilen rolü oynamak zorundadır. Fakat bu rolü oynarken davranış ve fiillerini seçmekte serbesttir. Yeter ki kendisi için belirlenen rolü mümkün mertebe iyi oynasın. Gerçi kabul, ilâhî bir lutuftur, çalışılarak elde edilemez, ama yine de tâlibin kabul yolunda durması gerekir.
Gönül ehlinin çoğunluğunun teslimiyeti öne çıkarması şöyle izah edilebilir: Bunlar kâbe-i maksuda gidilirken gayret ve teslimiyetin birlikte olması gerektiğine kanidirler. Bununla birlikte teslimiyete biraz daha önem vermişlerdir. Meselâ, Kâbe’ye giden bir kimse, yolun bir kısmını karadan bir kısmını da denizden gitmeyi kararlaştırmışsa, karadan giderken her gün hareket etmesi lâzımdır. Çünkü hareket ederek yol katetmezse hedefe varamaz. Buna karşın denizden gitmesi gerektiğinde bizzat onun hareket etmesine lüzum yoktur. Karadan giderken hareket ediyordum, o halde denizden giderken de hareket etmem lâzım deyip geminin içinde yürümeye kalkışmak, cahillikten başka bir şey değildir. Ancak teslimiyet davası güdüp, ameli terkeden kişi de herhangi bir netice elde edemez. Aksine ameli terketme konusunda çaba harcadığı için hata üstüne hata eder. Teslimiyet bunların hakkı değildir. Rıza gemisine binmedikleri için maksuda erişemezler. Oysa rıza gemisine binenler yolculuğun hakikatini bildiklerinden teslimiyet gösterir ve maksuda ulaşırlar. İşte bundan dolayı ekseriya mübtedînin (yolun başında olanın) makamı gayret, müntehînin (yolun sonuna ulaşanın) ise teslimiyet ve rızadır.      -REŞEHAT-

       Mehmet Ildırar anlatıyor: Tasavvufun en zor tarafı şeyhe teslimiyettir. Seyyid Muhammed  Raşit hazretleri (k.s), bir gün cami çıkışında bana şöyle dedi:

       “Mehmet, müride üç vasıf aranır. Şeyhe muhabbet, şeyhe teslimiyet ve şeyhe ihlas. Bunlar mürşidin cezbesinden ve tasarrufatından müride verilir. Ancak şeyhe teslimiyet, müridin kendi anlayış ve idraki derecesinde olur. Bir müridin, mürşidinden tam istihkakını alabilmesi için, şeyhine muhabbet, ihlas ve teslimiyetini ikmal etmesi/kemale erdirmesi gerekir. Bu hal, Allah’a ihlas, Allah’a teslimiyet ve Allah’a muhabbetin küçük bir numunesidir. Şeyhe teslim ola ola Resulullah’a, Resulullaha teslim ola ola Allah’a teslim olunur. ” (Mürşid ve Mürid Hukuku,syf:208)

       Güneş gibi dört bir yanı aydınlatan kâmil ve mükemmil bir mürşidi buluncaya kadar belki çok gezer ve çok yorulur. Fakat bulunca elsiz ve dilsiz emrine amade olur. Neden, niçin, nasıl sorularıyla gönlünü karartıp teslimiyetini yıkmaz. Hiçbir sırrını ondan saklamaz. Olanca gücüyle hizmet eder. Ondan iltifat beklemez. Çünkü kalpten kalbe iltifat edenler, zahiren iltifat etmezler. Kapıya yeni gelenlerden esirgemedikleri gonca güller gibi tebessümlerini, bazen kırk yıllık talipten esirgerler. Onların işi maneviyatladır, adetleri böyledir. Zahiren hep cefa eder gibidirler. Fakat talibe gereken vefadır.

       Nitekim, Sultan Ibrahim Edhem padişahlığı terkederek şeyhinin kapısına varınca, şeyhi kendisine bir balta ile ip verdi ve sırtında odun getirmesini emretti. 0 koca sultan, yıllarca sırtında şeyh kapısına odun taşıdı. Arkası, yaralardan delik deşik oldu.
   

  İşte, marifetullah isteyen kimseler, kendilerini ölü yıkayıcıya teslim eder gibi teslim ederler. Onun için, demişlerdir ki: Mürit ölü gibi, şeyh ölü yıkayıcı gibi olmalıdır.

Müzekkin Nüfus’ta bu hususta şöyle buyrulmaktadır;
       ‘’ Bu dervişlik dedikleri, paklık ve arılıktır. Bu ecnebilik dedikleri de cünüplük, murdarlıktır. Şeyhlik dedikleri ise, bu cünüpleri ve murdarları yıkayıp pak etmektir. Mürit, kendisini şeyhe teslim ettiği zaman, şeyh velayetinin suyu ile müridi yıkar ve ecnebilik cenabetinden kurtarır. Ondan sonra müride artık «Nasıl? Niçin?»  olmaz. ‘’

       Büyük arif imam Gazli’nin (rah) belirttiği gibi; manen hasta bir müridin mürşidinden tedavi olup fayda görmesi için şu üç şey çok önemlidir:

     1- Mürid önce kendisinin hasta olduğunu kabul etmeli, sonra kamil bir mürşidin elinde irşat olma ve manevi hastalıklarından kurtulma arzusunda samimi olmalıdır. Kendisini hasta kabul etmeyen kimse doktor aramaz, arayışında samimi olmaz, bu kimse doktoru bulsa bile teslim olamaz.

    2- Mürid kalbinin doktoru olan mürşidine güvenmelidir. Onun manevi tedavi işinde ehil olduğuna kesin olarak inanmalıdır. Çünkü kamil mürşidin bu işteki ehliyeti önceki mürşid tarafından tasdik ve ilan edilmiştir.

Mürşid ümmetin önüne çıkmadan önce çok ciddi bir terbiyeden geçmektedir. Nefsin bütün sıfatlarını tanımakta, onun hastalıklarını ve tedavi yollarını bilmektedir. Kendisi nefsin mutmainne makamını geçerek Allah’u Teala’nın sevgili bir kulu olmuş ve bundan sonra kendisine irşat izni verilmiştir.                     

     3- Mürid mürşidinin verdiği manevi reçeteyi aynen uygulamalıdır. Mürşide güvendiği gibi onun verdiği ilaçlara da güvenmeli ve nefsine acı da gelse onları sabırla ve gönül hoşluğu ile devamlı içmelidir. Bu şartlara uyan kimse -inşaallah- derdine derman bulacak, kalbi Allah ile huzura kavuşacaktır.

Mürşide teslim olmak, aklı bir kenara atmak, onu kiraya vermek, akılsız, şuursuz bir insan olarak ne denirse onu yapmak değildir. Teslimiyet, doğruyu tercih etmektir, hak yoldaki rehbere tabi olmaktır, doktora güvenmektir. Aklını kullanıp onun dediği gibi ilacını kullanmaktır. Kulluk için akıl lazımdır. Akılsız, niyet olmaz, amel yapılmaz, zikir çekilmez, fikir edilmez, yol alınmaz, Allah’a ulaşılmaz.

Mürşide teslim ol demek, nefsinin keyfine değil, Allah yolunda önündeki rehbere hak yolunda uy ve kurtul demektir. Mürşid terbiyesine giren kimseye bu teslimiyet gerekmektedir. Yoksa mürşid, kendisine inanmayan, teslim olmayan, kalbini önüne koymayan kimseye sanatını icra edemez, fayda veremez. (Arifler Yolunun Edebleri)

       Şah-ı Nakşibend ks. hazretlerine tanıdıklardan bir kimsenin hasta olduğunu bu yüzden kendisinden teveccüh ve himmetlerini arz ettiğini söyleyince şunu hatırlatır: ‘’ Hasta olan kimseye teveccüh edilmesi ve ihtiyacının giderilmesi için öncelikle hastanın isteğinde ihlaslı olması ve hastalığını kabul ederek samimiyetle şifa istemesi gerekir. Bundan sonra kendisine yönelme olur. ‘’ (Kaynaklarıyla Tasavvuf, Syf:391)

Talip, Hakk'a vasıl oluncaya dek adım adım sabır ve metanetle hedefine yürür. Sağa-sola başını çevirmez. Manevi zevklerle sarhoş olup yolda eğlenmez. Hakk'a vasıl olduktan sonra da rehberini hiç mi hiç unutmaz. Ne zaman bir sohbet açılsa, hemen ondan bahseder. O'nun ruhaniyetinden istimdad eder. Yıllar bir türlü onu sinesinde eskitemez. Mürşidini hatırlatan her şey, mürid için muhabbet kaynağı olur.

       Abdurrahman-ı Tahî ks. Şöyle buyurmuştur; ‘’ Bir mürit için en büyük dünya nimeti mürşidine olan teslimiyetidir. ‘’
       İmamı Şârânî ks. hz.leri ise; “Allahu Teala bir müridin kalbini kamil bir mürşidin gönlünde topladıktan sonra, artık onun dünyada hiç bir şeye iltifat etmemesi gerekir. Çünkü dünya ve ahirette ona ne nasip edilmişse; işte önündedir. Nasibini almaya baksın. ‘’ buyurmakta ve müride düşen vazifeyi veciz bir şekilde anlatmaktadır.

Hikmet Damlası: Şeyhe Teslim Olmak
Bir gün Ubeydullah hazretleri birini muhatap edip buyurdu ki: "Eğer Hâce Bahâeddin Nakşibend hazretlerinin sohbetinde sana bir nisbet hâsıl olmuş olsa, ondan sonra bir başka ulu zatın sohbetine varsan ve ondan da aynı keyfiyeti alsan Hâce Bahâeddin hazretlerini bırakır mısın, bırakmaz mısın?" Sordukları soruyu kendisi cevaplandırdı. Dedi ki: "O nisbeti nereden alırsan al, sana düşen, onun tamamen Hâce Bahâeddin'den olduğunu bilmektir."

Ardından bu mânayı delillendirmek için şu olayı nakletti: "Kutbüddin-i Haydar'ın müridlerinden biri Şeyh Şehâbeddin Sühreverdînin dergâhına gelir. Çok aç durumdadır. Yüzünü şeyhinin bulunduğu köye doğru döndürüp, ‘Allah rızâsı için bir şey ey Kutb-ı Haydar!’ der. Şeyh Şehâbeddin Sühreverdî onun bu haline vâkıf olup hizmetçiye seslenir ve ona yemek getirmesini emreder. Yemek gelir. Derviş yemeği yedikten sonra yine yüzünü pîrinin köyüne çevirir ve, ‘Allah için bir şey ey Kutbüddin-i Haydar! Hiçbir yerde bizi mahrum koymazsın!’ der. Hizmetçi dönünce Şehâbeddin hazretleri sorar, ‘Dervişi nasıl buldun?’ Kutbüddin-i Haydar'a teşekkür ediyor!’ der. Sühreverdî hazretleri buyurur ki: Müridliği ondan öğrenmelisin; ister maddî isterse mânevî, nereden bir fayda elde etsen, onu kendi şeyhinden bilmeli, nerede olursan ol, kendi şeyhinle işlerini yürütmelisin."   -REŞEHAT-

Seyyid Muhammed  Raşid k.s Hz.leri, bir sohbetlerinde kalbi kendi mürşidinde toplamakla ilgili şu olayı nakletmişti:

Menkıbe

Gavs-i Hizanî Hz.leri k.s bir sofisin yanına alarak mürşidi Seyyid Taha’nın k.s ziyaretine gittiler. O zaman Seyyid Taha k.s hayatta idi. Hakkari’nin Nehri köyünde ikamet ediyordu. Köye yaklaştıklarında, o gün Seyyid Taha’nın k.s teveccüh yapacağını öğrendiler. Gavs-i Hizani k.s buna çok sevindi. Seyyid Taha gibi bir zatın teveccühüne gireceğiz ne mutlu bize dedi ve yanındaki sofiye teveccühle ilgili bilgiler verdi, nasıl hareket edileceğini anlattı, peşinden de:

“Sabah bir şey yiyip içme, çünkü teveccühe aç karınla girilir.” dedi. Köye vardılar. Herkes teveccüh için hazırlık yapmaya başlamıştı . Gavs-i Hizani’nin sofisi ise heybesinden bir şeyler çıkarıp yemeye başladı. Bunu gören Gavs-i Hizani k.s sofisine:

“Ben sana teveccühe girerken bir şey yenmeyecek demedim mi, sen ne yapıyorsun, sanki inadına yiyorsun!” deyince, sofi:

“Kurban siz teveccühe girenler bir şey yemezler buyurdunuz. Ben teveccühe girmeyeceğim ki bir şey yemeyeyim. Seyyid Taha Hz.leri sizin şeyhinizdir, siz onun teveccühüne girebilirsiniz. Benim şeyhim ise sizsiniz, ben ancak sizin teveccühünüze girerim!” diye cevap verdi. Gavs-i Hizani k.s sofisinin bu edep ve ince anlayışından çok memnun kaldı. Daha sonra ben, bu sofisinin isminin Ali Can olduğunu  öğrendim.” (Arifler Yolunun Edepleri,s:155)

       Mürşide vefa göstermek, hakikatte Allah ve Rasulü s.a.v.'e vefa göstermektir ve ebedi selamete vesiledir. Böyle bir selamet, ebedi kurtuluş, cefa çekmeye değmez mi? (Semerkand Dergisi, Sayı:70)

Gavs-ı Sani Hz.leri'ne (ks) sormuşlar:

    Efendim bu gönlün ilacı, saadetli elinizde emanet edilmiştir, öylede ağır dertlerimiz var ki, başka ilaç bilmiyoruz.

       Şu cevabı vermişler zamanımızın irşad kutbu Gavs-ı Sani ks. hz. :

       Büyükler buyurmuşlardır ki, arapça olarak söylemişler: himmetür rical,taklaul cibal, manayı da vermişler:
Erlerin, Allah dostlarının himmeti onlara verilen ilahi rahmet ve yetki demek, himmeti dağları yerinden oynatır. Yani karşı taraftaki dağı oynatıp altından altın cevher çıkarmak için değil, keramet onun için gösterilmiyor, himmet onun için verilmemiş, işaretleri neye oldu, kalplerin üzerine dağlar gibi çullanmış
hastalıklar vardır. Gaflet vardır, cehalet vardır, kin vardır, haset vardır.

               Böyle dağlar gibi büyük derdiniz olsa, gelseniz bu hastaneye Allahü Teâlâ Sadat’lara öyle bir yetki vermiştir ki; o dağ gibi şeyleri temizlerler.

               Bu himmetin sebeplerine yapışmalıdır.

               Bunun için: Teslim olunuz, İhlaslı olunuz, Muhabbetli olunuz, Salih amel işleyin, Mürşidinizi sık sık ziyaret ediniz... Sebeplere yapışarak bu rahmeti alınız, çekiniz, buyurdular.

Ahmed b. Hadraveyh (k.s.) 
Allah Teâlâ’nın kendisiyle beraber olmasını isteyen kimse sıdk esasına dört elle sarılsın. Zira Allah Teâlâ “Şüphesiz ki Allah sadıklarla beraberdir” buyurmuştur.  Muzaffer Taşyürek (Allah DostlarındanYaşayanSözler)

Kaynaklar: Semerkand Dergisi, Sayı:55 - Nefs Terbiyesi ve İlahi Huzur, Mehmet Ildırar,  - Semerkand Dergisi, Sayı:54 - Semerkand Dergisi, Sayı:70 - Altın Silsile - Arifler Yolunun Edebleri - Müzekkin Nüfus - Kaynaklarıyla Tasavvuf- Muzaffer Taşyürek (Allah DostlarındanYaşayanSözler) -REŞEHAT



� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı onursahin

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 577
  • Konu: 65
  • Derviş: 137
  • Teşekkür: 3
Yanıt:Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #2 : 24/07/09, 14:44 »
 X:01...gavs kölesi kurbanım  :X42

uzunca ama kaynakları sağlam çookk güzel bir sohbetti,inşaAllah tekrar tekrar okuruz vakit oldukça,bir parça alıntı yapalım istedik ama yazının hepsini yapmak gerecekti sanırım :),gene de bu çok güzeldi...

Alıntı
Gavs-ı Sani Hz.leri'ne (ks) sormuşlar:

    Efendim bu gönlün ilacı, saadetli elinizde emanet edilmiştir, öylede ağır dertlerimiz var ki, başka ilaç bilmiyoruz.

       Şu cevabı vermişler zamanımızın irşad kutbu Gavs-ı Sani ks. hz. :

       Büyükler buyurmuşlardır ki, arapça olarak söylemişler: himmetür rical,taklaul cibal, manayı da vermişler:
Erlerin,  dostlarının himmeti onlara verilen ilahi rahmet ve yetki demek, himmeti dağları yerinden oynatır. Yani karşı taraftaki dağı oynatıp altından altın cevher çıkarmak için değil, keramet onun için gösterilmiyor, himmet onun için verilmemiş, işaretleri neye oldu, kalplerin üzerine dağlar gibi çullanmış
hastalıklar vardır. Gaflet vardır, cehalet vardır, kin vardır, haset vardır.

               Böyle dağlar gibi büyük derdiniz olsa, gelseniz bu hastaneye ü Teâlâ Sadat’lara öyle bir yetki vermiştir ki; o dağ gibi şeyleri temizlerler.

               Bu himmetin sebeplerine yapışmalıdır.

               Bunun için: Teslim olunuz, İhlaslı olunuz, Muhabbetli olunuz, Salih amel işleyin, Mürşidinizi sık sık ziyaret ediniz... Sebeplere yapışarak bu rahmeti alınız, çekiniz, buyurdular.


 X:04 X:04 X:04


Kelimelerim yalan,gözyaşlarım sahte,
Cezbelerim palavra,tefekkürlerim vahim,düşüncelerim vesvese,
Nasıl nasıl nasıııl anlatırım Seni bu durumda
...gir gönlüme sil beni
...sen anlat sana seni

Çevrimdışı olmak

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 779
  • Konu: 61
  • Derviş: 3752
  • Teşekkür: 2
Yanıt:Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #3 : 24/07/09, 16:48 »
Bunlar Mollamiz'in bize gönderdiği sohbetler , okumakta yarar var inşaallah.Zamanimiz oldukça okuruz insaallah


� Size amellerinizin en hayırlısını, Rabbimiz katında en temiz olanını, derecenizi en çok yükseltenini; altın ve gümüş infak etmekten, düşmanla karşılaşıp onları öldürmenizden veya şehit düşmenizden daha hayırlı olanını haber vereyim mi: Allahu Tealâ�yı zikretmek.� (Tirmizî, İbn-i Mace,Ahmed,Hakim)

Çevrimdışı onursahin

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 577
  • Konu: 65
  • Derviş: 137
  • Teşekkür: 3
Yanıt:Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #4 : 25/07/09, 00:04 »
Bunlar Mollamiz'in bize gönderdiği sohbetler , okumakta yarar var inşaallah.Zamanimiz oldukça okuruz insaallah

gerçekten çok güzel bir sohbet olmuş,mollamızdan ve tabii siz de bizimle paylaştığınız için   X:01... :X42


Kelimelerim yalan,gözyaşlarım sahte,
Cezbelerim palavra,tefekkürlerim vahim,düşüncelerim vesvese,
Nasıl nasıl nasıııl anlatırım Seni bu durumda
...gir gönlüme sil beni
...sen anlat sana seni

Çevrimdışı furkan61

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.894
  • Konu: 675
  • Derviş: 507
  • Teşekkür: 3
Yanıt:Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #5 : 25/07/09, 03:50 »
Allah (c.c) razı olsun.  :X06



Çevrimdışı Güllere Hasret

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.283
  • Konu: 1264
  • Derviş: 364
  • Teşekkür: 3
Yanıt:Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #6 : 25/07/09, 11:16 »
 X:01   :X42



Çevrimdışı Mihenk

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 619
  • Konu: 100
  • Derviş: 6504
  • Teşekkür: 0
Yanıt:Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #7 : 12/12/09, 10:49 »

 X:01 çok değerli bilgiler paylaşmışsınız.,

 :X06


Bizi Bilen Bilir, Bilmeyen de Kendisi Gibi Bilir...

(Mevlana)

Çevrimdışı Bi_iznillah

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 4.388
  • Konu: 624
  • Derviş: 5324
  • Teşekkür: 75
    • KEND!MCE(Bi_iznillah)
Cevaplandı: Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #8 : 11/02/10, 15:55 »
alıntı :

Gavs-ı Sani Hz.leri'ne (ks) sormuşlar:

    Efendim bu gönlün ilacı, saadetli elinizde emanet edilmiştir, öylede ağır dertlerimiz var ki, başka ilaç bilmiyoruz.

       Şu cevabı vermişler zamanımızın irşad kutbu Gavs-ı Sani ks. hz. :

       Büyükler buyurmuşlardır ki, arapça olarak söylemişler: himmetür rical,taklaul cibal, manayı da vermişler:
Erlerin,  dostlarının himmeti onlara verilen ilahi rahmet ve yetki demek, himmeti dağları yerinden oynatır. Yani karşı taraftaki dağı oynatıp altından altın cevher çıkarmak için değil, keramet onun için gösterilmiyor, himmet onun için verilmemiş, işaretleri neye oldu, kalplerin üzerine dağlar gibi çullanmış
hastalıklar vardır. Gaflet vardır, cehalet vardır, kin vardır, haset vardır.

               Böyle dağlar gibi büyük derdiniz olsa, gelseniz bu hastaneye ü Teâlâ Sadat’lara öyle bir yetki vermiştir ki; o dağ gibi şeyleri temizlerler.

               Bu himmetin sebeplerine yapışmalıdır.

               Bunun için: Teslim olunuz, İhlaslı olunuz, Muhabbetli olunuz, Salih amel işleyin, Mürşidinizi sık sık ziyaret ediniz... Sebeplere yapışarak bu rahmeti alınız, çekiniz, buyurdular.

yüceler yücesi mevlam razı olsun....


Allahım atmasına izin verdiğin kalbim,
aşkın ile atsın,aşkın ile dursun....

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.086
  • Konu: 605
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 42
Cevaplandı: Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #9 : 08/09/10, 19:24 »
İman karışıklık istemez. İhlâs riyayı kabul etmez. Müminin ameli noksan da olsa, imanı sağlam olmalıdır. Ameldeki kusur bağışlanır, fakat ihlâs bozulmamalıdır. Yüce Allah'a iman ve itimat tam olmalıdır. İmanı samimi, fakat ameli sakat olana acınır, rahmet edilir, destek verilir. Yüce Allah, konuşunca hak söyleyen, hakkı tasdik eden,

devamlı haktan yana olan kimselerin geçmiş kusurlarını bağışlayacağını ve onlara kendisinin yeteceğini müjdelemiştir. (Zümer, 33-36)



 X:01    :X06



Çevrimdışı İntisab

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.489
  • Konu: 4
  • Derviş: 9353
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #10 : 09/09/10, 18:48 »
 X:01 :X06 :X06 :X06



Çevrimdışı Mostar

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 886
  • Konu: 21
  • Derviş: 3265
  • Teşekkür: 1
Okundu: Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #11 : 30/11/11, 11:21 »
Allah(cc)razı olsun. :X06


RABBİMİZ " Soracak : " BEN Hep Seninleydim , Ya Sen Kulum Kiminleydin ???

Çevrimdışı NaKşİ_38

  • Üye
  • **
  • İleti: 108
  • Konu: 17
  • Derviş: 17140
  • Teşekkür: 0
Okundu: Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #12 : 30/11/11, 12:28 »
Allah razı olsun sofiyi kendisine getiriyor böyle yazılar...


[Ne olursan ol ! 2 karış mermere 4 satır yazı olacaksın...!!!]

Çevrimdışı Kalender

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.756
  • Konu: 1106
  • Derviş: 1
  • Teşekkür: 89
Yeni: Samimiyet,Teslimiyet,Sadakat
« Cevapla #13 : 30/09/13, 23:07 »
Huuu...
Her cümlesi bir altın, tekrar tekrar okunası bir yazı.
Rabbim sizden ve sevdiklerinizden razı olsun. :X06


"Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez." Mevlana (K.S.)

 

İsim benzeri olan konular aşağıda listelenmiştir...

  Konu / Başlatan Cevap Son İleti
13 Cevap
4783 Gösterim
Son İleti 11/02/14, 13:49
Gönderen: Kalender
Samimiyet

Başlatan İhlas Pusula

5 Cevap
3248 Gösterim
Son İleti 01/08/13, 18:30
Gönderen: merhamet
6 Cevap
1117 Gösterim
Son İleti 04/10/11, 14:11
Gönderen: Muttaki
2 Cevap
998 Gösterim
Son İleti 12/03/13, 00:12
Gönderen: önemsiz
1 Cevap
1112 Gösterim
Son İleti 08/08/13, 12:01
Gönderen: merhamet


www.dervisler.net Etiketler, Arama Sonuçları...



Yalanın küçüğü olur mu ? 94-İnşirah Suresi (Meal) Türkiye'nin ilk kanser kitabı yazıldı Yüreğimi Bir Gül Çizdi.... Parasut İnternet Explorer Giriş Sayfası Değişmiyorsa.. Türkiye günlüğü Ebu Saîd Kaylavî Baba olmak zor iş Islak yufka böreği Hangi ilde kaç camii var? Hiç israf ederler miydi dil hanesini... Uzun evliliğin sırrı: İyi kavga! Rızık ve Bereket Celbi İçin Tavsiyeler Nafile Namazlar... ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| sitemap.html| sitemap.xml| sitemap2.xml| sitemap3.xml| sitemap4.xml| sitemap5.xml| sitemap10.xml| urllist.txt| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.55 saniyede oluşturulmuştur


Samimiyet,Teslimiyet,SadakatGüncelleme Tarihi: 21/08/14, 03:22 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) | Site Haritası | Facebook | Twitter | İletişim