Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z- - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.049 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.590 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22896 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2324 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-}   Okunma sayısı 2324 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-
« : 27/04/09, 18:19 »
TASAVVUFÎ TERİMLER (Z)
..:: 1 ::..

   ZÂCİR: Arapça, engel olan demektir. Mü'minin kalbindeki Allah'ın vaizi. Bu vaiz, mü'minin kalbine atılmış olup, onu Hakk'a çağırır.

   ZÂHİD: Arapça, takdir ve tahmin eden rağbet etmeyen gibi çeşitli anlamları olan bir kelime. Kur'an-ı Kerim'de sadece bir yerde, Hz. Yusuf'un satılması konusunda geçen bu kelime, onun satın alımı konusunda insanların rağbetsiz olduğunu gösteren (Yusuf/20) bir manaya sahiptir. Kendisini dünyadan çeken ve dinî hayata veren âhirete yönelen kişiler için kullanılır bir tâbirdir. Dünyaya gönül vermemek de zühddür. Mevlânâ'nın para gönülde değil cepte olduğu müddetçe, zengin kişilerin de zâhid sayılacağını ileri sürmesi, bu terime yüklenen enteresan bir tanımdır. Zühd çeşit çeşittir: 1. Dünyadan yüz çevirme, 2. Halktan yüz çevirme, 3. Haram ve şüphelilerden yüz çevirme, 4. Helâllerden yüz çevirme (yani haramdan kaçınmanın da ötesinde, helâl konusunda bile perhizkâr bir tutum içinde olmak).

      Zâhid Hû demeyi inkâr eyleme.
      Ya niçin bağırır insan Hû deyü,
      Hû demenin aslı nedir, nedendir,
      Eyleyim sana iyân Hû deyü.
      Kul Himmet

      Harabatı görenler her biri bir haletin söyler
      Safâsın nakleder rindân, zâhid sıkletin söyler.
      Koca Râğıb Paşa

   ZÂHİD-İ BÂRİD: Arapça, soğuk, kuru zâhid anlamında bir tamlama. Dini azimetle, katı bir sertlikle yaşayan kişiler hakkında kullanılan bir tâbir.

      Seçilmiş âşık ile şimdi zâhid-i bârid,
      Gözünde halk-ı cihanın ne eşk kaldı, ne hâb.

   Hallaç kendisini asmaya götürenlere "siz de cennetliksiniz, Zira, beni dindeki taassubunuz sebebiyle öldürüyorsunuz, Allah, dininde taassub gösterenleri sever" diyerek, onları acı bir dille aklar.

   ZÂHİDİYYE: Tâcüddin İbrahimü'z-Zâhidi'l-Geylânî (ö. 690/1291 )'ye dayandırılan bir tasavvuf okulu. Ekberiyye'nin kolu.

   ZAHİR: Dış, dışa ait, zuhur eden, ortaya çıkan, görünen gibi anlamları olan Arapça bir kelime. ez-Zâhir, Allah'ın güzel isimlerinden biridir. Allah bu isim gereği, hikmeti, kudreti, sıfatlarıyla görünür, zuhur eder. Zahir, görünen âleme de denir. Mukabili Bâtın'dır. Zâhirü'l-ilm: Mümkinatın a'yânlarından ibarettir. Zâhirü'l-vücûd: isimlerin tecellîlerinden ibarettir. Zâhirü'l-mümkinât: Mümkinlerin Hakk'ın sıfat ve aynları suretinde tecellî etmesidir. Zahir, bâtının aynasıdır: Dışı temiz, edebli, nazik ve kibar olan kişinin, içi de temiz ve güzeldir, anlamında bir atasözü, içi dışına uymayana, "zahiri bâtınına uymaz" denir.

   ZAHM: Farsça, yara, bere demektir. Kudüm çalınan iki karış uzunluğundaki çubuklara, zahme denir. Erenlerin aleyhinde konuşan kişi, eğer bir kaza belaya uğrarsa, "erenlerin zahmine uğradı" veya "zahm yedi" denir.

   ZÂKİR: Arapça, anan, hatırlayan, zikreden demektir. Tekkelerde âyin esnasında, dervişlerin zikirlerini hareketlendirmek için, ilahî okuyan kişilere zâkir denir. Ayinde, zikir çeken diğer dervişlere de zâkir denir. Zâkirleri idare eden kişiye ser-zâkirân denir. Bu, zâkirbaşı diye Türkçeleştirilebilir. Zakirler arasında, def, zilsiz def, kudüm ve ney çalanlar da bulunurdu. Aleviler, saz çalıp nefes okuyanlara zâkir derler.

   ZÂLİM: Arapça, zulmeden demektir. Bela gelince fer-yad eden, gaflet ve alışkanlık üzere ibadet eden, Allah'ı dilden (kalbten değil) zikreden, Allah'ı dünyevî sebeplerden dolayı seven kişiye, zâlim denir.

   ZAMAN: Türkçede de aynı mânâda kullanılan Arapça bir kelime. Hakîmlere göre, Atlas feleğinin hareketinin sayısına zaman denir. Sultan anlamında da kullanılır. Kâşânî'ye göre, indiyye mertebesine izafe ve nisbet edilen ân-ı dâime zaman denir.

   ZARF: Kap, maharet, ustalık, hal, durum anlamlarında Arapça bir kelime. Kötü huylardan uzaklaşmak, iyi huyları kazanmaya çalışmak. Allah için çalışmak ve bunu fazla görmemek. Beden zarf, ruh mazruftur.

   ZÂT: Arapça, öz demektir. Bir şeyin kendisi, bir şeyi, o şey yapan ve öteki şeylerden ayıran mâhiyet. Zât, isimlerin ve sıfatların vücudlarında değil aynlarında kendisine dayandığı emr. Her isim veya sıfat bir şeye dayanır. Bu şey, o zâttır. O şey Anka gibi ma'dûm veya mevcud olsun, her iki durumda eşittir. Mevcut iki çeşittir: Biri sırf mevcuttur, bu, Allah'ın zâtıdır. Diğeri, ademe bitişmiş mevcuttur. Bu da mahlukatın zâtıdır. Allah'ın zatı, kendinden ibarettir ki Allah kendi (nefsi) ile mevcuttur. Zira O, nefsiyle kâimdir, (kendi başına varlığını sürdürür). İsim ve sıfatlara müstehak olan bu şey, kendi hüviyetiyledir. Allah'ın zâtı, ehadiyyete ait gaybdır, her-hangi bir ibarenin mefhûmu ile idrak edilemez, bir işaretin malûmu ile de anlaşılamaz. Varlıkta O'nun zatı için münasib, mutabık, aykırı veya zıt bir şey yoktur.

      Sırr-ı zâta âşinâ Allah 'di r, Allah beş.
      Ahmed M. Giribî

   ZAVİYE: Arapça, açı, köşe, evin küçük bir köşesi veya odası gibi manaları ihtiva eden bir kelime. Tekkenin küçüğüne verilen isim. Zaviyeler genel olarak, şehir ve kazaların kenarlarında, uzakça yerlerde kurulurdu. Mecaz olarak dünyaya da zaviye denir.

   ZAVİYE-DÂR: Arapça, Farca, zaviye sahibi anlamını ihtiva eden bir tâbir, iki kelimeden oluşmuştur: Zaviye ve dar. Dar: Sahip anlamındadır. Küçük tekke denilen zaviye şeyhlerine zâviye-dâr denirdi.

   ZÂVİYE-NİŞÎN: İki kelimeden meydana gelen bu tâbirdeki nişîn kelimesi Farsça, oturmak manasına ism-i faildir. Arapça- Farsça iki kelimeden mürekkeb bu tabir "zaviyede o-turan" anlamına gelir. Zaviyede oturan derviş veya şeyh için, zâviye-nişîn denirdi.

   ZEBAN: Farsça, dil anlamına demektir. Sırlar. Zebân-ı şîrîn: Takdire uygun iş. Zebân-ı Tein (Acı dil): Sâlikin meşrebine uymayan iş.

   ZEBH: Arapça, boğazlama demektir. Nefsi öldürme, ancak bu, nefsi terbiye etme manasındadır. Peygamberimizin "benim de nefsim vardı. Ancak o müslüman oldu, artık bana kötülüğü emretmiyor" ifâdelerindeki gibi bir terbiye, tasavvufta zebh ismini alır. Tasavvuftaki zebh-i nefis, maddî ölüm değil, onu sahip olduğu kötü sıfatlardan kurtarma eğitimine denir. Buna tezkiye, arınma, gibi farklı isimler de verilebilir. Bakara suresinin 54. âyetindeki "nefislerinizi öldürünüz" ibaresinden kastedilen de, bu manadır. Maddî ölüm değildir.

   ZEBUR: Hz. Davud'a indirilen mukaddes kitabın adı. Tasavvufta fiillerin tecellîlerine Zebur, denirken; zatî sıfat ve isimlerin icmâlen tecellilerine de, Tevrat adı verilir. Kur'an ise sırf zâttan ibarettir.

   ZEFÎR: Arapça, merkebin yüksek sesle bağırmasının başlangıcına zefîr, nihayetine de şakîk denir. Aşıkın, aşk ateşi sebebiyle ah, vah diye inlemesi.


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/tasavvufi-terimler-sozlugu-z-t14334.0.html




Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-
« Cevapla #1 : 27/04/09, 18:19 »
TASAVVUFÎ TERİMLER (Z)
..:: 2 ::..

   ZEHÂB: Arapça gitme anlamında bir kelime. Şarkavî, zehabı, Allah'a duyulan temiz, katışıksız, hâlis sevgi olarak tarif eder. Kul onunla meşgul olması sonucu, O'nda fâni olur. Zehâb, ilâhî aşkın meyvelerinden bir meyvedir. Fena halindeki kişi, görme, işitme, hissetme ile ilgili idraklerden tamamen sıyrılmıştır. Bu durumda o, kötü sıfatlardan uzaklaşmış, Hakk'ın sıfatlarıyla sıfatlanmıştır. Bu bakımdan zehâb, gaybetten daha mükemmeldir. Zira zehab halindeki kişi, sevgiliyi görünce, hisleri geçer, gider. Allah'ın zâtında fâni olan kişi, gaybetini ve fâniliğini hissetmezse, o, sonu, hududu olmayan zehâb halindedir.

   ZEHÂİRU'LLAH: Arapça, Allah'ın zahireleri, demektir. Allah'ın zahireleri, O'nun veli kullarıdır. Zahirenin yoksulluğu kaldırdığı gibi, bu zevatın hürmetine Allah kullarına gelecek be-laları kaldırır.

   ZEHEBİYYE: Hoca İshâk el-Hatlanî (el-Huttalanî) tarafından (ö. IX y.y) kurulan bir tasavvuf okulu.

   ZE'KA: Arapça, ses, nara demektir. Vecde gelen sûfilerin, okunan Kur'an âyetinin manasındaki derinliğin sarsması sebebiyle, na'ra atmaları.

   ZEKÂT: Fazlalık, temizlik, her şeyin hâlis ve temiz olanı anlamında Arapça bir kelime. Allah'ın, muhtaçlara nasib ettiği Rabbani feyz ile olgunlaşan nefsin temizliğine, zekât denir.

   ZEKN: Arapça, çene demektir. Sâlikin tabiatına uygun iş.

   ZEMİSTAN: Farsça, kış demektir. Keşf ma-kamı. Yeniçeri Ağalarının kışın aldıkları bir maaş vardır ki buna, ze-mistanî derlerdi. Yine kışın ocak ağalarına verilen elbiselere zemistâniyye, yazın verilen elbiselere de bahâriyye denirdi.

   ZEMZEM: Arapça, çok su, zemzem suyu demektir. Bu kelime ile, hakikatlerin bilgilerine işaret edilir. Bu bilgilerden içmek de, bundan nasib almaya delâlet eder.

   ZEMZEMLİK: Ağızlarına kapak geçirilen, Çin sürahilerine zemzemlik denirdi. Bunların içine zemzem suyu konur, misafirlere küçük fincanlarla ikram edilirdi. Bu küçük sürahiler Hindistan'dan Mekke'ye, oradan da istanbul'a gelirdi.

   ZENB: Arapça, günah demektir. Cürcânî, bunu, seni Allah'tan ayıran şey, diye tarif eder.

   ZENFELİYYE: Ali Zenfalî Lebîdî el-Ahmedî'nin kurduğu bir tasavvuf okulu. Ahmediyye'nin kollarından biri.

   ZER : Farsça, altın demektir. Riyazet, çile ve mücâhede.

   ZERAFET: Zarif, zeki olmak, belağatli konuşmak, hazakat gibi anlamları olan Arapça bir kelime. Maddeden sıyrılmak suretiyle görülen Hakk'ın nurları.

   ZERDÎ: Farsça, sarılık anlamında bir kelime. Sâlikin zayıflığı.

   ZERKUBİYYE: İzzeddin Ebû Mevdûd b. Mu-hammed el-Muînu'z-Zerkûb tarafından kurulan bir tasavvuf okulu. Şihâbiyye'nin kollarından biri.

   ZERRÂK: Çirkin ve hoş olmayan laflar eden, anlamında Arapça bir kelime. Tasavvuf ıstılahı olarak, riyakâr ve hilekâr demektir.

   ZERRÛKIYYE: Ebu'l-Abbâs Zerrûk (ö. 899/1493) tarafından kurulan bir tasavvuf okulu. Şaziliyye'nin Fas kolu.

   ZEVAHİR: Arapça, çiçek kelimesinin çoğuludur. Kaşanî bunu şöyle tarif eder: Bu, tarikat bilgileridir. Çünkü o Hakk'a ulaştıran ilimlerin en şereflisi ve nurlusudur.

   ZEVAİD: Arapça, fazlalıklar, fazla olanlar, ziyade olanlar anlamında çoğul bir kelime. Kalpteki nurlara zevâid denir. Bu, gaybe inanma ve yakînden fazla olan bir şeydir. İman ve yakîn arttıkça, haller, makamlar ve muamelattaki samimiyet ve doğruluk da fazlalaşır.

   ZEVK: Arapça, lezzet ve tad anlamına gelen bir kelime. Manevî haz ve lezzet. Mânâdan duyulan lezzet. Vehbî olan zevke dayalı ilimler çeşitlidir: İçmek, kanmak, müşahede etmek, mükâşefe ve muhadara. Bunların hepsi, genel manada bilinen ilmin dilince ifade edilemeyen bir takım sırlar ve marifetlerdir. Zira, zevki bilgiler (aklın değil) kalbin etrafında oluşur. Bayezid Bistamî bu bilgi için, "siz bilgiyi ölüden, alırken, biz, onu, ölmeyen diriden aldık" der. Yine Cüneyd'e, bu mertebeye nasıl ulaştın? diye sorulunca "otuz yıl şu durumumu korumakla: Nefis ile mücadele eden, gayret ve himmete yapışan, nefsin nevasına itaat etmeyen bir hal ile. Bu ilim mücahede, sıkıntılara katlanmak, riyazet ve Allah için ihlaslı olmak, O'na itaat etmekle elde edilir." diye karşılık verir. Cürcanî bunu tarif ederken şöyle der: Marifetullah konusundaki zevk, Hakk'ın tecellî yolu ile, veli kullarının kalbine yerleştirdiği irfan? bir nurdur. Allah dostu, bu nur ile Hakk'ı bâtıldan ayırır. Bunu bir kitaba dayanmadan yapar. Bu nur bir tür firaset, sezgi gücü anlamında düşünülebilir. Kaşanî'nin konu ile ilgili yaklaşımı şu şekildedir: Tecellî nurlarının ar-darda geldiği, ancak azaldığında, Hakk'ı Hak ile müşahede etmenin ilk derecesine zevk denir. Bu durum biraz ilerlerse, buna şürb (içme), son sınıra ulaşırsa buna da reyy (kanma) denir. Bu, sırrın Allah'tan gayri şeylerden sıyrılmış olabilme derecesine göre, farklı farklı ortaya çıkar. Şürb sahibine sekrân (sarhoş), reyy sahibine de hoşyâr (ayık) denir. Sûfî İlâhî gerçekleri bizzat tadarak ve yaşayarak öğrendiği için, ehl-i zevktir. O, eşyayı ve onun hakikat-larını zevkle kavrar.

   ZEYLA'İYYE: Şâfiüddin Ahmed b. Ömeri'z-Zeyla'î tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu. Kadiriyye'nin kolu.

   ZEYL MEŞAYİHİ: Vaizler hakkında kullanılan bir tâbirdi. Bâb-ı Meşihatta tutulmakta olan ilmiyye sicilinin sonuna yazıldıkları için, bu adı almışlardır. En yüksek derecesi Ayasofya kürsüsü olup, derecesi otuz idi.

   ZEYNİYYE : Zeynüddin Hâfî (ö. 838/1434) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu. Suhreverdiyye'nin Bursa'daki kolu.

   ZEYT : Arapça, zeytin yağı demektir. Nefsin aslî yetenek nuru.

   ZEYTUN veya ZEYTUNE: Arapça, zeytin demektir. Tefekkür gücü ile, kutsal nuru tutuşturabilme kabiliyetine sahif nefs.

   ZID: Türkçe'de de aynı anlamda kullanılan bir kelime. Allah'ın gazab-rıza, ceza-af, kahr-lutf gibi celâl ve cemal sıfatları. Harraz "Allah'ı, iki zıddı birleştirerek tanıdım, Allah, zıdları birleştirdiği için O'na camiu'l-azdad veya mecmau'l-azdâd denir.

   ZİL: Arapça, gölge demektir. Kendisine mensup harici vücûdu olan nur ismi aracılığı ile ortaya çıkan madumlardan ibaret mümkinlerin aynlarının ta'ayyünlari (belirmesi) ile zuhur eden izafî vücûd. Nur, onun suretleriyle yokluğu (ademiyeti) nün karanlığını örter. Ve bu gölgenin nurla ortaya çıkmayı nedeniyle zili adını alır "Görmüyor musun Rabbini, gölgeyi nasıl uzatmış?" (Furkan/45) Bu ayette zıllî (gölgesel) varlığın mümkinlerin üzerine yayılması anlatılmaktadır. Nurun tam karşısındaki bu zulmet, adem (yokluk) dir. Her zulmet ise, aydınlatma özelliğine sahip nurun adem (yokluk) inden ibarettir. Aydınlatma özelliğine sahip kalpteki iman nurunun adem (yokluk) inden ötürü, küfre zulmet (karanlık) denmiştir.    "İnananların dostu olan Allah, onları karanlıklardan nura (aydınlığa) çıkarır." (Bakara/257).

   ZILÂLÂT: Arapça, gölgeler demektir. İlâhî isimler.

   ZILL-I EVVEL: Arapça, ilk gölge demektir, ilk akıl. Bu, Allah'ın nurundan ilk olarak ortaya çıkıp vahdet-i zâtiyye şuûnundan olan çokluk suretini ilk kabul eden ayndır.

   ZILL-I İLÂH: Arapça, İlâhın gölgesi demektir. Va-hidiyet hazretini gerçekleştiren kâmil insan.

   ZILL-I SÂNİ: Arapça, ikinci gölge demektir. Dünya. Hakk'ın mümkinlerin suretlerinde ortaya çıkışı.





Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-
« Cevapla #2 : 27/04/09, 18:19 »
TASAVVUFÎ TERİMLER (Z)
..:: 3 ::..

  ZILLU'LLAH: Arapça, Allah'ın gölgesi demektir. Padişahlara, sahip oldukları güç ve kuvvetten dolayı "zıllu'llah fi'l-ard" Allah'ın yeryüzündeki gölgesi, denirdi.

   ZİKR: Arapça, unutmanın zıddı olan hatırlamayı ifade eden bir kelime. Korku (havf) veya sevginin çokluğu sebebiyle, gaflet meydanından müşahede alanına çıkış. Zikir, ariflerin yaygısı, mu-hiblerin sağlamca bastığı yer, âşıkların şarâbıdır. Zikrin hakikati, zikredilen (Allah) den başkasını unutmaktır. Kısımları a) Lisanın zikri: Bu, kalpten yardım görür, muhib sürekli tekrarla bundan tad alır, onun adını işitmekten hoşlanır, b) Kalbin zikri: Havassın zikridir. Sevilenin hakikatinin kalpte tasavvuru ve bu tasavvurda yoğunlaşmaktır, diye tanımlanır. Bu münacattır. Her ne kadar, nefs-deki mananın tercümanı olsa da, böyle münacaatlara "tefrika (ayrılık, ayrı bulunma) münacâtı" denir, c) Sırrın zikri: Havâssû'l-havasdan olan vuslat erbabının makamı budur. Bu, zikredenin topyekûn mezkûrda yani zikredilende erimesi ve sonunda da, izinin kaybolması şeklinde tecelli eder. Bu durumda zikredilen zikreden olur. Zikrin belirli bir vakti yoktur. "Ekimi's-salâte li-zikrî" (Beni zikretmek üzere namaz kıl) (Taha/14) âyet-i kerimesine göre namaz bir zikir olduğu gibi, "Allah'ı zikretmek çok büyüktür" (Ankebut/45) âyetiyle de ilâhî bir değerlendirme ile yeri tesbit edilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de cihad, namaz, oruç, zekat, hac vs. gibi dinin temelini teşkil eden i-badetler için, "ekber" ifadesi kullanılmamışken, sadece "zikr" için bu durumun söz konusu olması, üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir husustur. Ancak, bu arada şu hüküm cümlesini kullanmaktan geri duramayacağız: Zikir, her ibadette öz olarak bulunmaktadır. Zikir bütün ibadetlerin ortak paydasıdır. Adeta zikir kaplam, ibadetler içlem konumundadır. Namazla Allah'ı zikir, zekatla Allah'ı zikir, oruçla Allah'ı zikir, cihadla Allah'ı zikir... İbadetler, sanki Allah'ı zikretmenin farklı şekilleri gibidir. Zikr mastarı, Kur'an'da çeşitli kalıplarda 291 kere kullanılmıştır."Beni zikrediniz ki, Ben de sizi zikredeyim..." (Bakara/152). Bu tür mukabele olayı, sadece zikirdedir ve âyet (Bakara/152) ile sabittir. Her ibadette bir şekil sayı söz konusu olmadığı gibi (Ahzab/41), Allah'ı zikir, günlük hayatın hemen her safhasında, ayakta, otururken, yatakta, yan yatarken (Al-i İmran/ 191) mümkündür. Yani zikrin icrasında diğer ibadetlerde olduğu gibi, bir şeklîlik ve belirli şartlar söz konusu değildir.Kalp ehli bir zat şöyle der: "Üç şeyde nefsinizin tatlılık duyup duymadığını araştırınız. Bunlar namaz, zikir ve Kur'an okumaktır. Eğer bunlardan tatlılık duyar, lezzet alırsanız ne âlâ! Lezzet alamazsanız, hakikat kapısı size kapanmış demektir". Zikrin insanın varoluşa katılmasındaki incelik kısaca şu şekilde gerçekleşir: Kişi çok zikrettiğini sever, sevdiğini tanır, tanıdığına teslim olur, teslim olduğuna da dost olur, kul olur.

      Kurtulmağa girdab-ı batardan zikret
      Lahavle velâ kuvvete illâ billâh.
      Fanî

   ZİKR-İ ALENÎ: Arapça, açıktan yapılan zikre denir. Buna"zikr-i cehrî" de denir. Tarikatların bir kısmında, (mesela Kadiriyye, Rifaiyye vb. gibi) zikir, dil ile sesli olarak çekilirken, bir kısmında da kalbden (tefekkürî olarak) icra edilir, ilkine cehrî tarikat, ikincisine de hafî tarikat denirdi. Ancak, zikir, bireysel "dûne'l-cehri mine'l-kavli" (Araf/205) âyetinde de işaret olunduğu gibi hafif sesle yapıldığı gibi, halaka oluşumlarıyla toplu halde de, yine sesli tarzda icra edilir.

   ZİKR-İ ERRE: Arapça-Farsça, bıçkı zikri demektir. Buna "zikr-i minşârî" de denir. Minşâr, Arapça'da, "erre", Farsça'da "testere", bıçkı anlamlarına gelir. Zikir sırasında hançereden odun kesen bıçkıyı andırır gibi ses geldiği için, bu türe "bıçkı zikri" denmiştir.

      Sol cennetin ırmakları akar Allah deyu deyu
      Çıkmış islâm bülbülleri öter Allah deyu deyu
      Yunus Emre

   ZİKR-İ HAFÎ: Gizli zikir, anlamını içeren Arapça bir ifade. Bu zikir de, "tadarru'an fi nefsike" (Araf/205) şeklindeki
   Kur'an ifâdesinin gösterdiği üzere, kalbden yani tefekkür? olarak uygulanır. Zihinsel olarak kalbin üzerinde bir "Allah" yazısı teşekkül ettirilir (yani hayal edilir) ve bu yazı, hayalden silinmeden, sürekli sabit tutularak, zihnen, aklen tekrarlar hâlinde okunur. Bu okunuş, dudak kıpırdatmadan gazete veya kitabı gözle okumamıza benzer. Ancak bu uygulamada maddî gözle okumak gündemde iken, ilkinde hayal gücü ile (veya üçüncü gözle) okumamız söz konusudur. Zikr-i hafî için, zikr-i kalbî tâbiri de kullanılır.

   ZİKR-İ KIYAM: Arapça, ayakta çekilen zikir demektir. Yüce Mevla zikrin ayakta çekilebileceğine "ellezine yezkürünellahe kıyâmen..." (Al-i imran/191) yani "Allah'ı ayakta zikredenler..." âyetiyle işarette bulunmuştur. Buna "kaimen zikir" de denir. Ayakta zikr, gözlemlediğimiz uygulamalarda, halaka halinde a-yakta yapılır. Ancak bir kısım uygulamalarda halka sabit, bir kısmında dairesel olarak deveran (dönüş) halindedir. Dönme halindeki uygulamaya devr veya deveran adı verilir. Birde Celvetîlikte yarı ayakta çekilen nisf-ı kıyam zikri vardır.

   ZİLLET: Arapça, meskenet demektir. Kibir duygusundan uzaklaşmaya matuf, bir tür tevazuya zillet denir. Bir hadis-i kudsî'de Allahü Zülcelâl "Büyüklük benim hırkamdır. Onu Ben'den başkasının giymesini kabul etmem" buyurmuştur. Sûfiyye bu ve benzeri hadislere bakarak büyüklenmede, (kibir'de) bir tanrılık iddiası ve gizli şirk gördükleri için, alçakgönüllülük ifâde eden tevazu ve zilleti, yaşama tarzı haline getirmişlerdir. Ancak, tasavvuf, insan izzetini küçük düşürücü zilleti kabul etmez.

   ZİNDE: Farsça, diri demektir. Ölmeden önce ölmeyi gerçekleştiren kişi, ebedî hayatla dirilmiştir.

   ZİNDEĞİ: Farsça, hayat, dirilik demektir. Hakk'ın kulunu kabul edip, ona, derece derece ebedî olarak sürecek şekilde yönelmesi.

   ZİVÂC: Arapça, evlilik demektir. Sûfiler evlilik konusunda Hz. Resûlallah (s)'ı izlenmiştir, ilk devrin bazı sûfilerinin marjinal tavrı bir kenara bırakılırsa, tasavvuf tarihinde bekar sûfi tipi fazla gözükmez. Hatta bir kısım velilerin, evlilikteki fazileti bilmelerinden kaynaklanan itici bir güçle, son nefeste kendilerine nikah yapılması isteğinde bulundukları vakıadır. Şah-ı Nakşbend, Abdülkâdir Geylani başta olmak üzere, bu yolun büyüklerinde bekarlık, görülmez. Evlenmeyi tercih etmeyenlerin de kendi durumlarına göre, haklılık arzeden açıklamaları vardır.

   ZİYA: Arapça ışık demektir. Kaşanî, bu terimi şöyle açıklar: Eşyayı, Hakk'ın ayn'ı ile Hakk'ın belirmesi olarak görmek.

   ZİYANİYYE: Şaziliyye'nin Mağrib kolu. Bu kol XIX. yüzyılda kurulmuştur.

   ZİYAFET: Arapça olan bu kelime Türkçemizde de aynı manada kullanılır. Yemekleri topluca yiyen sûfiler bunun için bir hayli adab geliştirmişlerdir. Bkz. Nemed.

   ZUHUR-ZUHURAT: Arapça, ortaya çıkmaya zuhur derler. Sâlikin kendi katkısı olmadan ortaya çıkan olaylara, zuhurat denir. Bu tür zuhuratlar, tevekkül erbabı için, mutlaka uyulması gereken uyarılar olarak değerlendirilir. Rüyalara da, zuhurat denmektedir.    "Zuhuratla geçinmek" deyimi, sağdan soldan gelen sadaka ve adaklarla geçimini sürdüren fakirler için kullanılır.

   ZULM: Arapça, zulmetmek demektir. Bir şeyi kendine ait olmayan bir yere koymak. Konu ile ilgili atasözleri:
   Alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste: Zulme uğrayanın yaptığı beddua mutlaka kabul görür, zalimin yaptığı zulüm, yanına kâr kalmaz.
   Zulm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur: Zulüm ile varlık sahibi olan kişinin sonu, mutlaka felakettir, mahvolmaktır.
   Zâlimin hasmı Allah'tır: Allah zulme uğrayanın dâima yanındadır. Allah'ı sevenler de aynı meslektedir.





Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-
« Cevapla #3 : 27/04/09, 18:20 »
TASAVVUFÎ TERİMLER (Z)
..:: 4 ::..

  ZULMET: Arapça, karanlık demektir. Madde, maddi âlem. Allah'ın nurundan nasibi olmamak, mahrum kalmak.
   "Allah müminlerin dostu olup, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır" (Bakara/257)
Zat-ı ilâhî'yi bilmeye de zulmet denmiştir. Zira Zât-ı ilâhî bilinmez, idrak edilmez, bizim için karanlıktadır. "Basiretler onu idrâk edemez" (En'âm/103).

   ZÜCACE: Arapça, cam demektir. Kalp.

   ZÜHD: Arapça, rağbetsiz olmak yüz çevirmek demektir. Kur'an-ı Kerim'de sadece Yusuf suresinin 20. ayetinde geçer. "Yusuf'un satışı konusunda) rağbetsiz idiler" Tasavvufta dünyaya dolu dizgin dalmamak esastır. Zira Kur'an-ı Kerim'de bunu destekler tarzda çok sayıda ayet-i kerime vardır, işte bir kaçı: "Ey inananlar! Eş ve çocuklarınızdan bir kısmı size düşmandır, onlardan sakının..." (Tegâbün/14), "Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız bir fitnedir." (Enfâl/28), "Dünya hayatı, gurur metaından başka bir şey değildir." (Al-i İmran/185) "Dünyanın metaı azdır. Ahiret ise mutlakiler için daha hayırlıdır..." (Nisa/77), "Dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir." (En'âm/32) "Ahiret dururken dünya hayatına mı razı oldunuz. Dünya hayatının geçimi, Ahirete nisbetle çok azdır." (Tevbe/38). Sûfiler, Zühdü, çeşitli şekilde yorumlamıştır, a) Haramdan zühdetmek, zühddür. b) Helalden de zühd edilir. Bu ikincide, nasibine düşenin azıyla yetinip, artanı fakirlere tasadduk etmek gibi bir fazilet vardır. Süfyan-ı Sevrî, dünya ile ilgili isteği azaltmayı, zühd olarak tanımlar. Cüneyd de "elin boş olduğu şeyden, kalbin de boş olması, yani elde olana kalbin razı olmasıdır" diye bir tanım getirmiştir. Mesrûk "Allah ile beraberken, bir sebebin etkisinde kalmayan kişiye" zâhid der. İbn Muâz "alâka olmadan amel işleme, tamasız söz söyleme, reisliğe ulaşmadan izzetli olmaya ulaşılmadıkça, zühdün hakikatine erilmez" şeklinde farklı bir yorum yapmıştır. Muh-sinlerin, salihlerin müminlerin ve müslümanların zühdü, dünya ve onun zatından dolayı olurken, şehidlerinki, hem dünya, hem de âhiret konusunda gerçekleşir. Sıddıklarınki de diğer mahlûklar hakkındadır; onlar Hakk'ı O'nun sıfat ve isimlerinden başkası olarak müşahede etmezler. Mukarrabînin zühdü de, isim ve sıfatlarla bekada olur, ki bu son grup, zatın hakikatındadır.

      Biz melamet bekleriz
      Sanma keramet bekleriz
      Şöhreti zühdü bıraktık
      Hep nedâmek bekleriz
      Hâşim

   ZÜHD-I HUŞK-ZÜHD-İ BÂRİD: Farsça'da, bârid Arapçada soğuk anlamına gelir. Bu durumda bu iki ifade "soğuk zühd" manasmdadır. Şekilci ve katı din anlayışına sahip kişilerin zühdüne "zühd-i huşk" denir.

      Zâhid, Hû demeyi inkar eyleme
      Ya niçin çağırır insan Hû deyü
      Hû demenin aslı nedir, nedendir.
      Eyleyeyim sana iyan Hû deyü
      Kul Himmet

   ZÜHDİYYAT: Arapça, zühd'e ait olanlar anlamındadır. Zühd konusunu işleyen şiirlere, zühdiyyat denir. Zühd e-debiyatı, gerek sûfilerce, gerekse sûfi olmayanlarca işlenmiştir.

   ZÜHRİYYE: Şeyh Seyyid Ahmed Zührî el-Kayserî (ö. 1157/1744) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu olup, Musli-hiyye-i Halvetiyye'nin kollarındandır.

   ZÜHUL: Arapça, dalgınlık anlamındadır. Kendinden geçmek, gaflet.

   ZÜKÜR ÇELEBİ: Arapça-Farsça, erkek çelebi demektir. Esasen çalap kelimesi, Allah'ı ifade eden bir kelime olup, sonuna nisbet "yâ" sı eklenerek, "Çalâbî" şeklini almış, konuşmada hafifletilince "çelebi" ye dönüşmüştür: "Allah'a bağlı adam" demektir. Mevlevî tâbiridir. Hz. Mevlânâ'nın soyundan gelen erkeklere "zükûr çelebi" hanımlara da "inâs çelebi" denmiştir.

   ZÜ'L-AKL: Arapça, akıl sahibi anlamında bir isim tamlaması. Halkı zahir (dış). Hakk'ı batın (iç) olarak görüp bu şekilde, halkın Hakk'ın aynası olduğunu anlar. Ayna, kendisinde zuhur eden suret ile gizlendiği gibi, mutlak da mukayyed ile örtülmüştür.

   ZÜ'L-AKL VE'L-AYN: Arapça, akıl ve göz sahibi kişiler için kullanılan bir ifade. Hakk'ı halkda, halkı Hak'da gören kişi, bunlardan biri, diğerine perde oluşturmaz. Bilakis, kendi aynı ile vucud-ı vahidi bir yönden Hak, bir yönden de halk olarak görür. Çokluk sebebiyle vahid-i ehad yönünü görmekten perdelenmez. Zuhurların çokluğunu gördüğünde, onda tecellî eden zât-ı eha-diyeti görmekle sıkıntıya düşmez. Yine, Hak yönünün ehadi sebebiyle yaratılmış olan çokluğu görmekten perdelenmez. Tecellî yerlerinde ortaya çıkan zât-ı ehadiyyeti gördüğünde, çokluğu görmekten sıkıntıya düşmez.

   ZÜ'L-AYN: Arapça, göz sahibi demektir. Hakk'ı zahir, halkı bâtın gören kişi. Ona göre halk, Hakk'ın aynasıdır. Hak zuhur edince, halk O'nda, suretin aynada gizlendiği gibi gizlenir.

   ZÜ'L-CENAHAYN: Arapça, iki kanat sahibi demektir. İçi ve dışı mamur olan kişi. Cafer b. Ebu Talib için de kullanılır.

      Zülcenahayn olamaz zâhid-i pindâr perest,
      Perde-i zanda nühüfte kalır iman kanadı.
      Manastırlı Nailî

   ZÜLF: Farsça, yanağın iki yanına sarkan saça denir. Hiç kimsenin ulaşamadığı gaybî hüviyyet. Hakk'ın zâtı ve künhü, Küfr-i zülf: Siyah saç,

      Dila her muyu bir ejder görünür ol zülfün,
      Nice bin ejderi bir yerde tahayyül ne belâ
      Nef'î

   Piç-i zülf : Kıvrımlı saç, İlâhî mûsiki, imkan mertebesi. Uzun, saç, sınırsız varlıklar, çokluk ve ta'ayyünler, celâlî tecelliler.

   ZÜMRÜD: Yeşil renkli kıymetli bir taş. Üzerine, bütün varlıkların suretlerinin nakşolunduğu küllî nefs.

   ZÜMRÜD-İ ANKA: Yeşil renkli Anka kuşu. Güneş ve ateşten yaratıldığına ve semanın 4. katında yaşadığına inanılır. Diğer bir adı da "simurg" (otuz kuş) dur.

   ZÜNNÂR: Arapça, papazların bellerine sardığı kuşağa denir. Sevgiliye hizmet ve itaat etmeye özenmek, hizmet kuşağı kuşanmak. Dünyaya gönül vermek, benlik, bencillik.

      Hayâl-i zülfü rûyunla girerse deyre bir âşık,
      Olur bir Kabe her bir rişte-i zünnardan peyda.
      Yenişehirli Avnî.

   ZÜREYKIYYE: Rafizî bir tarikat.

   ZÜVVAR: Arapça ziyaretçiler demektir. Mevlevî mukabelesini izlemeye gelen ziyaretçiler için kullanılan bir tâbir.
------------------------------Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu------------------------

TASAVVUFÎ TERİMLER
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::A:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::B:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::C:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::_D:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::E:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::F:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::G:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::H:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::İ:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::J:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::K:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::L:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::M:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::N:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::O:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::P:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::R:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::_S:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::T:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::U:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::V:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::Y:::..  

 :flower:
Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  
  ..:::Z:::..  

 :flower:







Çevrimdışı Kalender

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 5.701
  • Konu: 1190
  • Derviş: 1
  • Teşekkür: 212
Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-
« Cevapla #4 : 27/04/09, 18:53 »
Allah (cc) razı olsun. Epey meşakatlı bir hizmet olmuş.
Hayırlara vesile olur inşaAllah
Baki muhabbet... :X06 X:33X



"Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez." Mevlana (K.S.)

Çevrimdışı turab

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 275
  • Konu: 93
  • Derviş: 2817
  • Teşekkür: 1
Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-
« Cevapla #5 : 09/05/09, 10:24 »
Allah razi olsun kardesim kaydedeger bir paylasim hizmetleriniz daim olsun kalbin iman nuruyla dolsun mekanin cennet olsun :X06


BİLİYORSAN KONUS İLİM ALSİNLAR BİLMİYORSAN SUS ADAM SANSİNLAR


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Kur'an cüzü beyninizin hangi tarafı daha çok gelişmiş test edelim.. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.22 saniyede oluşturulmuştur


Tasavvufi Terimler Sözlüğü -Z-Güncelleme Tarihi: 14/10/19, 09:25 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim