Tasavvufta 10 Esas - Tevbe - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.065 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.656 yorum yapıldı. Bugün 1 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 22914 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Tasavvufta 10 Esas - Tevbe , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 4896 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Tasavvufta 10 Esas - Tevbe }   Okunma sayısı 4896 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« : 28/01/10, 20:22 »
Elinizdeki bu risale daha önce yayınlanmış olan “Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye Işığında İslam Tasavvufu ve Nakşibendi Tarikatı Esasları” isimli çalışmamızın “Tasavvufun Esasları” bölümünün müstakil hale getirilmesidir.

   Daha önceki çalışmamızda bu esasların ayet ve hadislerden bazı delillerini de istifadenize sunarak kısa ve akılda kalıcı olmasına çalışmış, meselelerin teferruatına girmemiştik. Elinizdeki bu risalede ise konuların teferruatlı bir şekilde incelendiğini ve çeşitli açılardan ele alındığını göreceksiniz.

   Necmüddin Kübreverdi k.s. hazretlerinin daha önce kaleme almış olduğu ve İsmail Hakkı Bursevi k.s. tarafından şerh edilmiş olan “Usulü’l Aşere – On Usul” adlı eserdeki sıralamaya göre konuları sizlere sunmaya çalıştık.

   Cenab-ı Feyyaz-ı Mutlak cümlemize doğru bir anlayış nasip etsin. Kalblerimizi İslamın ve İmanın nuru ile aydınlatsın. Halen Habibi Edibi Muhammed ’ül Mustafa S.A.V efendimize benzemeyi bizlere nasip etsin. İşte bu risale inşaallah bunlara vesile olur.

   Hidayete erdirecek yalnızca Allahdır. Bizleri de hidayete erdir Ya Hadi.



İthaf: Bu risaleyi asrı saadetten bu yana insanlara birer hidayet rehberi, İslamın, İmanın, Kur’anın, Sünnetin hizmetçisi olan büyüklerin aziz hatıralarına ithaf ediyorum.







1-T E V B E


   Değerli okuyucu! Konuya başlamadan önce Eşrefoğlu Rumi k.s. hazretlerinin şu güzel beyitlerini birlikte okuyalım.


Ey hevasına tapan,
Tevbeye gel tevbeye
Hakka tap Haktan utan
Tevbeye gel tevbeye

Nice nefse uyasın
Nice dünya kovasın,
Vakt ola usanasın
Tevbeye gel tevbeye

Nice beslersin teni
Yılan çiyan yer anı,
Ko teni besle canı
Tevbeye gel tevbeye

Sen teni sandın seni
Bilmedin senden teni,
Odlara yaktın canı
Tevbeye gel tevbeye

Sen dünya perest oldun
Nefsin ile dost oldun,
Sanma dirisin, öldün
Tevbeye gel tevbeye.

Gör bu müekkelleri
Yazarlar hayr-ü şeri
Günahdan olgıl beri
Tevbeye gel tevbeye

Ey miskin adem oğlu
Usan tutma alemi
Esmeden ölüm yeli
Tevbeye gel tevbeye

Ölüm gelicek naçar
Dilin tanını şaşar
Erken işini başar
Tevbeye gel tevbeye

Göçer bu dünya kalmaz
Ömür payidar olmaz
Son pişman ası kalmaz
Tevbeye gel tevbeye

Tevbe suyuyla arın
Dime gel bugün yarın
Göresin Hak didarın
Tevbeye gel tevbeye

Eşrefoğlu Rumi sen
Tevbe kıl erken uyan
Olma yolunda yayan
Tevbeye gel tevbeye

         Eşrefoğlu Rumi



   Tevbe lügatta: “Bir günahı bir daha işlememeye söz verme. Pişman olma. Allahtan af dileme. Estağfirullah deme.” Anlamına gelmektedir.

   Allah c.c. hazretleri kullarının dualarına icabet edici olduğu için kulunun bu yakarışlarına esmasından “Tevvab: Tevbeleri kabul edici Allah. Ve Afüvv: Çokça affeden.” Sıfatlarıyla muamele eylemektedir.

   İnsan yaratılış itibariyle hataya meyyal bir varlıktır. Ama Allah c.c. hazretlerinin vermiş olduğu akıl nimeti sayesinde yapmış olduğu bu hataların farkına varabilmektedir. Bu hatalardan kurtulmanın bir yoludur Tevbe.

   Eğer insan hata yapan bir varlık değil de, hiç hata yapmayan bir varlık olsaydı imtihanın bir anlamı kalırmıydı acaba ?  O zaman Allah c.c. kimleri affederdi ? Kimleri bağışlardı ? O zaman hiç şüphesiz ki bir hadisi şerifte de belirtildiği gibi insan haricinde hata yapan bir varlık yaratırdı da onları affedip, bağışlardı. Rahmetinin genişliğini akıl almaz büyüklüğünü kullarına öyle gösterirdi.

   İşte aczini, kusurunu, hatasını, günahını, gafletini, şükrünün azlığını bilip de pişmanlık duyan kul ile Rahman, Rahim, Tevvab, Afüvv, Mucib, Ğafur, Halim ve Zül Celal-i vel İkram olan Allah c.c. arasında manevi bir rabıtadır (bağ) tevbe.

   Şimdi birlikte Tevbe ve İstiğfarın hükmünü ve önemini daha iyi kavrayabilmek için gönüllerdeki hastalıklara bir şifa olan Kur’an-ı Kerimde Tevvab olan Rabbimiz bizlere neler telkin etmiş bir bakalım. Ve O’nun rahmet kapısına varalım " Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden bir öğüt ve gönüllere şifa, Müminlere hidayet ve rahmet olan (KUR'AN) gelmiştir " (Yunus/57)

Ey rahmeti bol padişah!
Cürmüm ile geldim sana
Ben eyledim hadsiz günah,
Cürmüm ile geldim sana.

Adın senin Gaffar, iken.
Ayb örtücü Settar iken,
Kime gidem sen var iken,
Cürmüm ile geldim sana.

İsyanda Kuddusi şedid,
Kullukta bir battal pelid,
Der: Kesmezim senden ümid,
Cürmüm ile geldim sana.






Kur’an-ı Kerimde ki Tevbe Ayetlerinin Mealleri:



Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı, Allah onun tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır. (Bakara/37)



Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (Allah) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız yaratıcınızın katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O'dur. (Bakara/54)



Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. (Bakara/128)



Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim. (Bakara/160)



Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın. Allah'tan mağfiret isteyin. Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir. (Bakara/199)



Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. (Bakara/222)




Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Resûlü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz. (Bakara/279)



Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir. (Al-i İmran/89)



Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. (Al-i İmran/135)




İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tevbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir. (Nisa/16)



Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; İşte Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. (Nisa/17)



Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca "Ben şimdi tevbe ettim" diyenler ile kafir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa/18)



Ve Allah'tan mağfiret iste, çünkü Allah, çok yarlığayıcı, ziyadesiyle esirgeyicidir. (Nisa/106)



Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, Allah'a sımsıkı sarılıp dinlerini (ibadetlerini) yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte) müminlerle beraberdirler ve Allah müminlere yakında büyük mükâfat verecektir. (Nisa/146)



Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. (Maide/39)



Hâla Allah'a tevbe edip O'ndan bağışlanmayı dilemeyecekler mi? Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir. (Maide/74)





Âyetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selam size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Enam/54)



Kötülükler yaptıktan sonra ardından tevbe edip de iman edenlere gelince, şüphesiz ki o tevbe ve imandan sonra, Rabbin elbette bağışlayan ve esirgeyendir. (Araf/153)



Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir. (Enfal/33)



Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve resûlü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed )! O kafirlere elem verici bir azabı müjdele! (Tevbe/3)



Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir. (Tevbe/5)



Fakat tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz. (Tevbe/11)


Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar. (Tevbe/126)



Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin. (Hud/52)



Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever. (Hud/90)



O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir. (Hud/112)



Sonra şüphesiz Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunu düzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin elbet çok bağışlayan, pek esirgeyendir. (Nahl/119)



Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım. (Taha/82)



Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir. (Nur/5)



Ya Allah'ın size bol lütfu ve merhameti bulunmasaydı ve Allah, tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu)! (Nur/10)



Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. (Furkan/70)



Kim tevbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner. (Furkan/71)



Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara -dilerse- azap edecek yahut da (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Ahzab/24)



Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler). (Mümin/7)

Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir. (Hucurat/11)



Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nurları aydınlatıp gider de, "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin" derler. (Tahrim/8)



Geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi. (Zariyat/17-18)



Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Nuh/10)



Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr/3)



Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır. (İsra/25)

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/tasavvufta-10-esas-tevbe-t18840.0.html;topicseen




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« Cevapla #1 : 28/01/10, 20:25 »
  Kur’an-ı Kerimde ki tevbe ve istiğfarı telkin eden ayeti kerimelerin meallerini okuduk. Birde her zaman ümmetinin hatalarını ve günahlarını düşünerek ağlayıp Allah c.c. hazretlerinden onların bağışlanmalarını isteyen Şanı yüce Hazreti Muhammed  Mustafa S.A.V efendimiz ve onun güzide ashabının sözlerinden tevbenin önemini daha iyi anlamaya çalışalım.





Kütüb-i Sitte Hadislerinde Tevbe:

926 - Hâris İbnu Süveyd anlatıyor: "Abdullah İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) bize iki hadis rivayet etti. Bunlardan biri Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)' dendi, diğeri de kendisinden. Dedi ki: "Mü'min günahını şöyle görür: "O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Fâcir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür" İbnu Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, Şöyle diyerek, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır.

Sonra dedi ki: "Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini duydum: "Allah, mü'min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: "Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: "Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım" der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah'ın, mü'min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır. "

Müslim'in bir rivayetinde şu ziyâde var: "(Sonra adam sevincinin şiddetinden şaşırarak şöyle dedi: "Ey Allah'ım, sen benim kulumsun, bende senin Rabbinim."
Buharî, Da'avât 4; Müslim 3, (2744); Tirmizî, Kıyâmet 50, (2499, 2500).



927 - Zirrü'bnü Hubeyş anlatıyor: "Saffân İbnu Assâl el-Murâdî (radıyallahu anh) bize, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğ'ini rivayet etti:
"Mağrib cihetinde bir kapı vardır. Bu kapının genişliği -veya bunun genişliği binekli bir kimsenin yürüyüşüyle- kırk veya yetmiş senedir. Allah o kapıyı arz ve semaları yarattığı gün yarattı. İşte bu kapı, güneş batıdan doğuncaya kadar tevbe için açıktır. "
Tirmizî, Da'avât 102, (3529).


928 - Ebü Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim güneş batıdan doğmazdan evvel tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder."
Müslim, Zikr 43, (2703).


929 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Son nefesini vermedikçe Allah, kulun tevbesini kabul eder. "
Tirmizî, Da'avât 103, (3531); İbnu Mâce, Zühd 30, (4253).


930 - Ebü Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir. Burada "el", Allah'ın ihsan ve fazlından kinayedir.
Müslim, Tevbe 32, (2760).


931 - Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir râhib tarifedildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânının olup olmadığını sordu. Râhib: "Hayır yoktur!" dedi. Herif onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı. Adamcağız, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânı olup olmadığını sordu. Âlim: "Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir?" dedi. Ve ilâve etti:
" Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zîra orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer. "
Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler. Rahmet melekleri: "Bu adam tevbekâr olarak geldi. Kalben Allaha yönelmişti" dediler. Azab melekleri de: "Bu adam hiçbir hayır işlemedi" dediler.
Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara: "Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin" dedi. Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar."
Bir rivayette şu ziyade var: "Bir miktar yol gidince, ölüm gelip çattı. Adamcağız yönünü sâlih köye doğru çevirdi. Böylece o köy ehlinden sayıldı."
Buharî, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 46, (2766); İbnu Mâce, Diyât 2, (2621).


932 - Bir diğer rivayette (aynı hikaye ile ilgili olarak) şöyle denmiştir: "Allah Teâla beriki köye adamdan uzaklaşmayı, öbür köye de yaklaşmayı vahyetti, sonra da: "Adamın geldiği ve gitmekte olduğu köylere uzaklıklarını ölçüp kıyaslayın" dedi."
Buharî, aynı bab.


933 - Hz.Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İnsanoğlunun herbiri hatakârdır. Ancak hatakârların en hayırlısı tevbekâr olanlarıdır."
Tirmizî, Kıyâmet 50, (2501); İbnu Mâce, Zühd 30, (4251).


7270 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Günahlarınız semaya ulaşacak kadar çok bile olsa, arkadan tevbe etmişseniz, günahınız mutlaka affedilir."


7271 - Ebu Sa'îd radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Allah, kulunun tevbesine şu adamın sevinmesinden daha çok sevinir (yani razı olur): Adam yolculuk halindedir. Bir susuz çölde bindiği devesini kaybetmiştir, onu aramaya koyulur. Sonunda aramaları adamı cidden yorup aciz bırakınca (susuzluk ve sıcaktan olduğu yerde ölmek üzere, yere yatar), elbisesini başına çekip örtünür. İşte kendisi o halde iken, devesini kaybettiği yerde hayvanın ayak seslerini duyar. Yüzünden örtüyü kaldırır ve karşısında devesini görür."


7272 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Günahtan tevbe eden, bir günah işlememiş gibidir."


7273 - İbnu Makıl anlatıyor: "Babamla birlikte Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh'ın yanına girdim. Bu ziyaret sırasında o: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın "pişmanlık tevbedir" dediğini nakletti. Babam: "Aleyhissalâtu vesselâm'dan bunu bizzat işittin mi?' diye sordu. Abdullah: "Evet!" dedi."


7274 - Abdullah İbnu Amr radıyallahu anh arılatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri, kulun tevbesini, can boğaza gelmedikçe kabul eder."

















   Güneş batıdan doğmadan ve ölüm meleği gelip ruhumuzu kabz etmeden önce hatalarının kusurlarının çokluğunu görüp, gaflet içerisinde geçirdiği ömründen pişmanlık duyan kullar olarak Tevbe-i Nasuh ile tevbe edip, yüzyıllardır Kur’anın Tellallığını yapmış olan alimlerimizin eserlerinden ve büyüklerimizin güzel sözlerinden tevbe istiğfar konusuna kısaca bir göz atalım.





Tefsirlerde Tevbe ve Tevbe-i Nasuh:


Elmalılı Muhammed  Hamdi Yazır:

Tevbe: Kulun, günahını itiraf etmesi ve ondan pişmanlık duyup bir daha yapmamaya azmetmiş olmasıdır. (Hakdini Kur’an Dili c.2 s.65)
   (Tahrim/8) 8’inci ayet-i kerimede geçen Tevbe-i Nasuh: Nasuh bir tevbe, yürekten bir tevbe demektir.
   Tevbe, iman makamlarının ilki, hak yolculuğunun başlangıcı, vuslat kapısının anahtarıdır. Lugatta; dönmek, rücu etmek demek olan tevbe, şer’an kabahatten olduğu için nedamet ederek vaz geçmektir. Tevbe, yaptığı kabahatin bir menfaati bile olsa, onun haddizatında çirkinliğini duyup, tiksinerek vaz geçmektir.
   Nasuh: Çok halis ve temiz; çok ıslah edici, hiçbir gedik bırakmayacak şekilde eksikleri düzeltip, iyi onarıcı demektir.
   Şu halde Nasuh Tevbesi; kabahat oldukları için vicdanında nedamet ederek ve irtikabından şiddetli gam duyarak, bir daha bir çirkinlik yapmamaya azmederek, vaz geçmek ve nefsini buna alıştırıp hiçbir sebeb ve engel karşısında dönmemeye karar vermektir. Nitekim Rasulullah S.A.V. buyurmuştur:
   “Nasuh tevbesi, kulun yapmış olduğu günaha öyle tevbe etmesidir ki, Allah’a öylesine özür beyanıdır ki, sonra da öyle dönmemektir ki, tıpkı südün memeye dönmediği gibi. (Hakdini Kur’an Dili c.10 s.69)


İsmail Hakkı Bursevi:

Tevbe, tıpkı sabun gibidir. Nasıl ki sabun insanı tüm kir ve pastan arındırırsa, tevbe de insanın gizli kirlerini siler götürür. Eğer kul, kötülüklerden döner, amelini düzeltirse, Allah’da onun durumunu düzeltir. Bu kuluna, daha önce kaçırmış olduğu nimetleri tekrar verir. (Muhtasar Ruhul Beyan c.1 s.126)
   (Tahrim/8) Tevbe, özür dileme yollarının en üstünüdür. “Ben yaptım, fakat iyi yapmadım” demekle olur.
   Şeriat ıslahatında tevbe şöyle tarif edilir: “Çirkinliğinden dolayı günahı terketmek, işlenen günaha pişman olmak, tekrar işlememeye azmetmek, kaza yoluyla telafisi mümkün olan amelleri telafi etmektir.” İşte bu dört şart bir arada bulunursa, tevbenin şartları tamam olur.
   “Samimi” diye terceme ettiğimiz “nasuh” kelimesi, mübalağa kalıplarından birisidir. Çok sabreden kişiye “sabur”, çok şükredene de “şekur” denilmesi gibidir. “Çok fazla nasihat eden tevbe” demektir. Bu da kişilerin kendi nefislerine tevbeyi tavsiye etmeleri ve usulünce tevbe etmeleridir. Bu kötülüklerden, kötü oldukları için, pişmanlık duyarak, onları yapmaktan dolayı kederlenerek, kılıçla kesilse, ateşte yakılsa bile süt memeye dönmedikçe bir daha kötülüğe dönmemeye azmederek nefislerini bu duygu üzerine, hiç kimsenin çeviremeyeceği bir şekilde yerleştirerek tevbe etmektir. (Muhtasar Ruhul Beyan c.9 s.169-170)


Ömer Nasuhi Bilmen:

Tevbe: Lügatte bir şeyden geri dönmektir. Şeriat lisanında ise günahı bilip itiraf etmek, o yapılan günahtan dolayı nedamette bulunmak ve o günahı bir daha işlememeğe katiyyen niyet eylemektir. Tövbe edene “Taib” denir. Cenabı Hakka isnad edilen bir tövbe ise ükubetten ceza vermekten affetmek, kulunun günahını lütfen bağışlamak manasınadır. Bu cihetle hak Teala Hazretleri “Tevvab” ismi celilini haizdir.
   İnsanlar beşeriyet icabı vakit vakit bazı günahlarda, hatalarda bulunabilirler. Elverir ki kusurlarını bilsinler. Bunları bir an evvel terkedip bir daha işlememeğe azim etsinler ve bu hatalarından dolayı Cenabı Hakka niyaz edip onun af ve mağfiretini istirhamda bulunsunlar. İşte Hazreti Adem kıssası, bize bu hikmet dersini vermektedir. (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri c.1 s.42)
   (Tahrim/8)“Tevbe-i Nasuh” pek halisane bir kasdile yapılan tevbedir ki: İşlenilmiş olan günahtan, kusurdan  dolayı nedamette bulunulup artık ona bir daha avdet edilmemiş olur.
   “Nesuh tabiri de kuvvetli azim, sadıkane kast, halisane hareket, nasihate kıyam edici manalarını ifade eder.
   “İmam Ali R.Anh’dan rivayet olunduğuna nazaran, makbul bir tevbenin husulü, şu altı şeye mütevakkıfdır:
(1)   : Vaktile yapılmış olan bir günahtan dolayı nedamette bulunmalıdır.
(2)   : Terkedilmiş olan farizeleri iade etmelidir.
(3)   : Zulmen alınmış olan bir şey var ise sahibine veya varislerine iade edilmelidir.
(4)   : Kendileri ile haksız yere husumette bulunulmuş kimseler var ise onlardan helallık istemelidir.
(5)   : O measıyetlere bir daha avdet etmemeğe azmeylemelidir.
(6)   : Vaktile masiyetle terbiye ve masiyetten zevkıyab edilmiş olan nefsini tevbeden sonra ibadet ve taatle terbiye ve bunlara tahammül ederek asıl bunlardan zevkıyab etmeğe çalışmalıdır. (Kur’an-ı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri c.8 s.3774)


İbni Kesir:

“Şüphesiz ki Tevvab, Rahim O’dur O.” Yani O tevbe edip kendisine yönelenin tevbesini kabul eder. Netekim Allah Teala şöyle buyurur: “Onlar bilmezler mi ki Allah muhakkak kullarından tevbeyi kabul eder.” (Tevbe,104) Ve yine buyurur ki: “Kim de bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’dan mağfiret dilerse, muhakkak ki Allah’ı Gafur ve Rahim olarak bulur.” (Nisa,110) Ve yine buyurur ki: “Kim de tevbe eder ve salih amel işlerse muhakkak ki o Allah’a tevbe etmiş olarak döner.” (Furkan,71) Daha buna benzer Allah’ın günahları bağışlayıp tevbe edenlerin tevbesini kabul edeceği konusunda bir çok ayet vardır. Bu da Allah’ın yaratıklarına lutfu ve kullarına merhametidir. Muhakkak ki Allah’dan başka İlah yoktur. O Tevvab ve Rahimdir. (Tefsirül Kur’anil Azim-Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri c.2 s.306-307)
   Bu sebeple bilginler dediler ki: Nasuh tevbesi, o anda günahlardan sıyrılmak, geçmişte işlenenlere pişman olmak ve gelecekte de o günahı bir daha yapmamaya azmetmektir. Ayrıca Ademoğlu hakkı varsa onu uygun bir yolla kula hakkını vermektir. (Tefsirül Kur’anil Azim-Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri c.14 s.7968)





Fıkıhta Tevbe

Abdurrahman Ceziri:

Fakat şunu da söyliyelim ki; kişi her ne kadar günahkar olsa da bu geceleri (Bayram Geceleri) dürüst ve içten gelen bir tevbeyle, günahlarından sıyrılarak ihya ederse, bunun elbetteki büyük bir etkisi olacak, günahları da Allah’ın inayetiyle silinecektir. İttifakla kabul edilen görüşe göre tevbe, büyük günahları ortadan kaldırır. (Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı c.2 s.492)
   Tevbe; kendisinden yüz çevirdikten sonra Allah’a dönüştür. Arka döndükten sonra kendisine yönelmektir. Allah’a arka dönüp O’ndan yüz çevirmek, hatta O’nun kutsal dergahından ve rahmet sahasından firar etmek, günah olarak insana yeter de artar bile.
   Dürüst bir nasuh tevbesi üç mana zincirini kapsar. Bu tevbe kalbin temizlenmesine, vücut organlarının temizlenmesine, insanın günahların pisliklerinden ve hataların kirlerinden arınmasına yol açar. (Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı c.7 s.3203-3204)


Ömer Nasuhi Bilmen:

Bir müslüman bir günah işlerse, hemen bundan pişman olup tevbe etmesi lazım gelir. İşte böyle bir kimsenin işlediği günahdan tevbe için güzelce abdest aldıktan sonra kırsal bir yere çıkıp iki rekat namaz kılması ve o günahdan dolayı Allah’dan mağfiret dilemesi mendupdur. Böyle günah işleyip de sonra kalbinde pişmanlık duygusu beliren kimse, bu günahı bir daha yapmamaya karar verip Yüce Allah’dan bağışlanmasını dilerse, Allah’ın onu bağışlayacağına dair bir hadisi şerif vardır. (Büyük İslam İlmihali s.209)


M.Asım Köksal:
İşlenmiş herhangi bir günahtan dolayı, güzelce abdest alınıp iki rekat namaz kılınarak Allah’dan yalığanmak dilenmesi menduptur. (İslam İlmihali s.260)



Rauf Pehlivan:
   İnsanlık icabı bir günah işleyen mü’min hemen günahına tevbe etmelidir. İşlediği günahtan tevbe etmek isteyenin güzel bir abdest aldıkta sonra tenha bir yerde iki rek’at namaz kılması ve Allah’a sığınarak günahını affetmesini Cenab_ı Hak’tan dilemesi menduptur. (Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali s.201)


Mehmed Zihni Efendi:

   İşlenilmekte olan günahların terk edilmesi, tevbenin şartlarındandır. (Nimet-i İslam s.450)




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« Cevapla #2 : 28/01/10, 20:33 »
Alimlerin Tevbe Hakkındaki Görüşleri


Abdül Kerim Kuşeyri:

   Tevbe, saliklerin menzillerinden ilk menzildir. Taliplerin makamlarından birinci makamdır.
   Tevbenin Arap dilindeki hakiki manası dönmektir. “Tevbe etti”, “döndü,” demektir. Şu halde tevbe, şeriatin yerdiği şeyden övdüğü şeye dönmektir. Resulullah s.a.v.: “Pişmanlık tevbedir” buyurmuşlardır. (Kuşeyri Risalesi s.187)


Abdullah Temimi:

   Günah ve hatadan tevbe eden tevbekar ile gafletten tevbe eden tevbekar ve bir de iyi amellerini görüp (ona değer vermekten) tevbe eden tevbekar arasında ne kadar büyük fark var. (Kuşeyri Risalesi s.191)


Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi:

   Bina için arsanın lüzumu ne ise, Allah yolunda yürüyebilmek için tevbe odur. Arsası olmayanın binası, tevbesi olmayanın da hal’i ve makamı olmaz. Tevbenin iki ana kolu vardır.

   1-İnabet
   2-İsticabet

   İnabet; Allah’ü Teala Hazretleri kula her şeyi yapmaya kadir olduğu için O’ndan korkmaktır.
   İsticabet; Kula şahdamarından daha yakın bulunan Allah-ü Teala hazretlerinden haya etmektir.
   Tevbe; Günahlardan geriye dönmek ve geçmiş günahlara pişmanlık duymaktır. Bu şekildeki tevbe de iki kısımdır.

   1-Avamın (cahil halk tabakasının) tevbesi.
   2-Hasların (Bilgi ve Görgü sahibi kimselerin) tevbesi. (Camiül Usul s.119-120)


Aziz Mahmud Hüdayi:

   Allah Teala buyurur: Öyleyse Allah’a koşun, O’na yönelin (Zariyat/50) Mürid, tevbe ile Hakk Tealaya yöneldikten sonra tam bir ihtimamla o tevbeyi korumaya gayret göstermelidir. Çünkü her türlü hayrın anahtarı, ahval ve makamatın esası tevbedir. Tevbeden sonra süluk binasının temelleri, ibadet ve taatları yapmaya, günahlardan kaçınmaya yönelik sağlam bir azimetle pekiştirilmelidir. Mürid insanlık gereği bir kusur işleyecek olsa hemen kusurunu anlayıp tevbekar olmalı ve nefsini nafile ibadetlere zorlamalıdır. (İlim Amel Seyru Süluk s.161-162)


Bayezid-i Bistami:

   İnsan Hakk’a tevbe ile yönelir, Sülukun başlangıcı tevbedir. Salikin uyanık olduğunun alameti günahını hatırlayınca istiğfar ve tevbe etmesidir. (Bayezid-i Bistami s. 76)


Cüneydi Bağdadi:

   Tevbenin üç manası vardır: Birincisi; nedamet, İkincisi; Allah’ın yasak kıldığı şeyi tekrar işlememeye kesinlikle karar vermek. Üçüncüsü; işlenen haksızlıkları telafi etmek için çaba harcamak. (Kuşeyri Risalesi s.190)



Es-Susi:

   Tevbe, ilmin kötü ve kerih gördüğü şeylerden, iyi gördüğüne ve sevdiğine yönelerek tevbe etmektir. (Avarifül Maarif s.606)
Ebul-Hasan En-Nuri:

   Tevbe, Allah’ın dışındaki herşeyden tevbe etmek ve yalnızca O’na dönmektir. (Avarifül Maarif s.606)

   Tevbe, Aziz ve Celil olan Allah hariç her şeyden dönmektir. (Kuşeyri Risalesi s.191)


Eşrefoğlu Rumi:

   Tövbeden maksat, nefsin kötü ve çirkin sıfatlarını yoketmektir. Yani kulun “ircii-dönün” hitabına müstehak olmasıdır. Bu müstehaklık ise ancak tövbe ve ihlas ile mümkündür. Tövbe ettikten sonra iyi amellerde bulunmalı, riyazete düşmeli, zikrullaha devam etmelidir. Bu dört şeyin yapılması, nefs-i emmarenin bütün kötü yönlerini iyiye çevirir. (Müzekkin Nüfus s.401)
   O halde kardeş ne bekliyorsun? Günahların için tövbe etmeye neye gecikirsin? Bu ayeti kerimeyi hiç duymadın mı? “Kullarının tövbelerini kabul eden ve günahlarını affeden o’dur” (Şura/25) Akılları başlarında olanlar bir an bile durmaz, hemen tövbe ederler. (Müzekkin Nüfus s.403)


İbn Ata:

   İki türlü tevbe vardır: İnabe tevbesi, isticabe tevbesi. Kulun, Allah’ın vereceği ceza korkusu ile yaptığı tevbe inabe tevbesi, Allah’ın kereminden haya ederek yaptığı tevbe ise isticabe tevbesi adını alır. (Kuşeyri Risalesi s.191)


İbni Teymiye:

   Tevbe: Tevbenin günahlardan doğacak cezaların bağışlanmasını sağlayacağı, tüm müslümanlarca kabul edilmiş bir gerçektir. (İman Üzerine s.52)
   Yine aynı konuda Sahih-i Müslim de şu hadis buyurulmaktadır:
   “Eğer sizler hiç günah işlemeyecek olsanız, Allah sizi ortadan kaldırır ve yerinize hem günah işleyip hem de istiğfar eden ve böylece günahları affedilen başka bir ümmet getirirdi.” (İman Üzerine s.53)
   İstiğfar tevbe ile birlikte olduğu takdirde onun sonuçları her tevbe eden kimse için geçerli olur. Fakat eğer tevbe ile birlikte olmaz ise o zaman onun müjdeli sonuçları sınırlı bazı istiğfar ediciler, yani istiğfar ederken günahlarının silinmesini sağlayacak şekilde Allah’tan korku duyup O’na sığınan istiğfar ediciler için geçerli olur. (İman Üzerine s.53-54)
   Gerçek din adamı, halkı Allah’ın rahmetinden ümitsiz etmeyen ve ayni zamanda onlara Allah’ın emirlerine karşı gelme cüreti aşılamayan kimsedir. Bu yüzdendir ki, kula her günah işlediğinde tevbe etmesi emredilir. Nitekim müridin biri bir gün şeyhine “Günah işliyorum” deyince şeyhi kendisine “Tevbe et” dedi. Mürid sonra “yine günah işliyorum” deyince şeyhi “Yine Tevbe et” dedi. Mürid yine “Aynı Günahı yine işliyorum” deyince şeyhi yine “Bir daha tevbe et” dedi. Mürid “Ne zamana kadar böyle sürecek ?” diye sorunca şeyhi ona “Şeytanı ümitsiz bırakıp hayal kırıklığına uğratıncaya kadar” diye cevap verdi. (İman Üzerine s.59)


İbrahim b. Edhem:

   “Kul, tevbesine sadık ve samimi olduğu zaman münib olur. Çünkü inabe, tevbenin ikinci derecesidir. (Avarifül Maarif s.597)



İmam Caferi Sadık:

   Tevbesiz ibadet sahih olmaz. (Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi s.51)


İmam Gazali:

   Bil ki, tevbe, Cenab-ı Allah’a rücu etmeye denir. Müridlerin ilk adımı ve Süluk ehlinin yolunun başlangıcı tevbedir. Hiçbir insanın tevbeden müstağni olması mümkün değildir. Zira yaratılışın başlangıcından sonuna kadar günahtan temiz ve arınık olmak olmak meleklere mahsustur. Bütün ömür boyu muhalefet ve günaha gömülmek de şeytana münhasırdır.
   Tevbe hükmü ile günah yolundan taat yoluna dönmek de Adem (a.s.) ile onun çocuklarının halidir. Geçmiş taksiratından tevbe ile kendini hazırlayan kimse Adem’e (a.s) olan nisbetini doğrulamış olur. Ömrünün sonuna kadar, zamanı günahlarla geçiren kimse de şeytana olan nisbetini doğrulamış olur. (Kimyayı Saadet s.521)


İmam-ı Rabbani:

   Günahlardan tevbe etmek, her şahsa vaciptir ve farzdır. Beşer nevinden hiç kimsenin bu tevbeden müstağni kalması tasavvur edilemez. Nasıl böyle bir şey olabilir ki, peygamberler dahi, tevbeden müstağni kalmamışlardır. (Mektubat-ı Rabbani c.2 m.379 s.1148)


İsmail Hakkı Bursevi:

Tevbenin günahın hemen peşinden yapılması gerekir. Çünkü geciktirilmesi, haramda ısrar etmek anlamına gelir. Israr, küçük günahı büyük hale getirir. Tevbenin kabulünün alameti, Allah’ın kişiye günahını andırmamasıdır. Çünkü tevbe günahı bırakmaz, siler. Tevbe eden günahını hatırlarsa onun tevbesi sakattır. (Muhtasar Ruhul Beyan c.9 s.170-171)


M. Es’ad Erbili – Ramazanoğlu Mahmud Sami:

   İnsan cehaleti sebebiyle günah işlemiştir. Sonra fenalıktan ve tevbe ve muamelatını ıslah etmiştir. İşte bu gibiler hakkında Allah Gafurur Rahimdir. Ve bu gibiler için afvını farz kılmıştır. (Musahabe/6 s.168)
   Bir insan halis tevbe ederse hiç günah işlememiş gibi temizlenir. (Musahabe/6 s.168)
   Gözyaşı: Nedamet manasını taşır, Allah’a bir nevi tevbedir. (Musahabe/6 s.170)


Mehmet Zahid Kotku:

j. Tevbe
İnsanın, hayatı içinde işlemiş olduğu günahlara ve ibâdetsiz geçirdiği vakitlere, nedâmet ve pişmanlık duyup, Hakk'a rücu ve ilticasına denir ki, halktan yüz çevirmesine vesîle olur. Bu tevbe, her mü'min için farz-ı ayındır. Bir an evvel tevbe-i nasuh ile tevbe edip, abid, zâhid, sàlih ve Hakk'ın ni'metlerine şâkir, aynı zamanda zâkir kullarının arasında yer almağa sa'y u gayret göstermesi elzemdir.
Tevbeden mahrum, isyan vadilerinde keyfe mâ yeşâ yaşayanların, akıbetlerinin felâket ve husranla neticeleneceğinde şüphe yoktur. Binâen aleyh, evlâda ve iyâle, dost ve ahbaplara her fırsattan istifade ile tevbenin lüzûmunu ve ehemmiyetini duyurmağa çalışmalıdır. (Tasavvufi Ahlak c.1 Hilim ve Sekinet)




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« Cevapla #3 : 28/01/10, 20:35 »
TEVBE VE İSTİĞFAR

Değirmenin dönmesi, nasıl suyun veya cereyanın gelmesine vâbeste ise, insanların ve bilhassa erbâb-ı tarîkin, feyz-i ilâhîye nâil olabilmesi de, bir takım evrad ve ezkâra devam etmeğe bağlıdır. Bu hususta, şimdiye kadar yazılmış bir çok eser mevcuttur. Bu fakîr-i pür-taksir de, bunlardan ve hadis kitaplarından, zikir, tesbih, tahmid ve istiğfara müteallik ve faydalı olanlarından bir miktarını, sabah-akşam okumakta olduğumuz evrâdı toplayarak kardeşlerimizin istifadelerine sunuyorum. Bunlara devam ettikleri müddetçe, Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak Hazretleri'nin sonsuz lütuflarına nâil olacakları ümidiyle ve bazı arkadaşlarımın isteklerine uyarak, bunların faydalarından bazılarını bu kitapçıkta zikretmeyi münâsib gördüm:

İnsan yeni bir çamaşır veya elbise giyinirken nasıl yıkanıp temizlenerek dışını temizlerse, okuyacağı evrad ve ezkâr için de abdest alıb günahlardan pâk olur. Ancak iç kısmının da günahlardan pâk olması için, güzel bir tevbe lâzımdır. İstiğfarlar pek güzel bir tevbedir. Efendimiz SAS Hazretleri de bütün günahlardan àrî olduğu halde, sırf ümmetine ve bizlere örnek ve nümûne olmak için, hem de terfî-i derecâta vesîle olacağından, günde yüz kere istiğfar buyururlardı.
Onun için, bizim de her gün en aşağı yüz kere istiğfar etmemiz bir sünnet-i seniyye olmuş olur.

Sonra Allah Celle ve A'lâ Hazretleri, Kur'an-ı Keriminde istiğfar ile emir buyurmuştur. Binâen aleyh, başı sıkılan ve arzularına nâil olmak isteyen her mü'min ve muvahhid için istiğfardan daha iyi ne devâ olabilir? Bu sebeple büyüklerimiz, kendilerine iltica eden herkese, her dertliye ve her ihtiyaç sahiplerine istiğfarı tavsiye buyurmuşlardır.

Seyyidül-İstiğfar'a gelince:

(Allàhümme ente rabbî, lâ ilâhe illâ ente halaktenî, ve ene abdük, ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü, ezü bike min şerri mâ sana'tü ebûü leke binîmetike aleyye ve ebûü bizenbî, fağfirlî fe innehû lâ yağfiruz-zünûbe illâ ente.) (1)

(1) [Allahım, sen benim Rabbimsin, senden başka ilâh yoktur. sen beni yoktan yarattın. Ben senin kulunum, sana verdiğim sözde gücümün yettiği kadar duruyorum. Yaptığım günahların kötülüğünden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri ikrar ederim, kusur ve günahlarımı da itiraf ederim. Benim suçlarımı ört, bağışla; senden başka günahları bağışlayacak yoktur, ancak sen varsın.] (Zübdetül-Buhàrî, 1377; Şeddâd ibn-i Evs RA'den.)

Bunu iki cihan serveri, sevgili Peygamberimiz Efendimiz SAS Hazretleri, Buhàrî ve Zübdetü'l-Buhàrî ve sâir hadis kitaplarında da beyan buyrulduğu gibi, sabah-akşam üçer kere her kim okursa ve o gün emr-i Hak vâkî olur da ahirete göçecek olursa, cennetlik olacağını tebşir buyurmuşlardır.

İstiğfarları, her namaz sonunda dahi üç kere okumak bir emr-i mesnundur ve emr-i peygamberîdir. (Et-Tergîb, 2/403)

Bu istiğfarlar hakkındaki tergîb ve teşvikler pek çoktur; hattâ sokak, çarşı ve pazarlarda ve bâhusus mü'min kardeşler için yapılan istiğfarların ecir ve mükâfâtı hakkında, pek çok eser vârid olmuştur. Bilhassa cuma namazının arkasından, hem de yerinden kalkmadan yüz kere:

(Sübhànallàhi ve bihamdihî sübhànallàhil-azîm, ve bihamdihî estağfirullàh) (2) dese ve yatacağı vakit de üç kere:

(2) [Allah'ı hamd ile tesbih ve takdis ederim. Azametli Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih eder, kemâl sıfatlarıyla tavsif ederim. Allah'a hamd ve şükür ederek ondan mağfiret dilerim.]

(Estağfirullàhellezî lâ ilâhe illâ hüvel-hayyel-kayyûm, ve etûbü ileyh)'i okusa; (3) Cenâb-ı Feyyâz-ı mutlak Hazretleri'nin o kimseyi mağfûrîn zümresine ilhak buyuracağı gibi, ana ve babasının da bir çok günahlarının afv buyrulacağı beyan buyrulmuştur.

(3) [Kendisinden başka aslâ ilâh bulunmayan, Hay ve Kayyûm olan Allah'tan mağfiret taleb ederim, ona dönerim.]

Onun için, din kardeşlerimin bu büyük nîmetten âzamî derecede istifadede bulunmalarını ümid ederek sözü biraz uzatmış oldum. İstiğfarın fazîletleri hakkındaki rivayetler pek çoktur. Biz burada bu kadarla iktifa ediyoruz. (Tasavvufi Ahlak c.1 Tevbe İstiğfar)


Mahmud Es’ad Coşan:

f. İstiğfarın Faydaları

Tabii, önceden hatalı bir şeyler yapılmışsa ne yapmak lâzım? Tevbe ve istiğfar etmek lâzım. Abdullah ibn-i Abbas RA'ın rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte:

RE. 408/6 (Men eksera minel-istiğfâri) "Kim istiğfârı çok yaparsa, "Estağfirullahel-azîm ve etûbü ileyh... Allahümmağfirlî verhamnî..." filân gibi tevbe ve istiğfar sözlerini çok söylerse; (cealallàhu azze ve celle lehû min külli hemmin feracâ) Allah onu her türlü sıkıntısından sevince, ferahlığa çıkartır. (Ve min külli dìkin mahracâ) Her türlü sıkışıklıktan bir kurtuluş yerine ulaştırır, tasasını dağıtır, üzüntüsünü feraha çevirir, sıkıntıdan ferahlığa çıkartır; (Ve razekahû min haysü lâ yahtesib.) ve ummadığı yerden onu rızıklandırır." diye buyuruyor Efendimiz... Ahmed ibn-i Hanbel ve diğer kaynaklar rivâyet etmiş.

Demek ki, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne çok tevbe ve istiğfar edeceğiz. Evvelce yaptığı hatalar hatırına geldikçe, bu hadisler okundukça, bu vaazlar dinlendikçe, Ramazan geldikçe, Kur'an okundukça, insan kendi kendisini hesaba çekiyor; iyi insanların ne kadar iyi şeyler yaptıklarını, Peygamber Efendimiz'in ne kadar güzel şeyler tavsiye buyurduğunu öğrenince, "Ah, ben ömrümü boşa geçirmişim, nice hatalar etmişim!" diye üzülüyor. Tabii tevbe ve istiğfar etmesi lâzım!..

Tevbe ve istiğfar ederse, Allah üzüntüsünü sevince değiştirir, sıkıntısı ferahlığa değiştirir, genişliğe çıkartır, ummadığı yerden rızıklandırır. Günahlarını da bağışlar, sevdiği kul eder. Tevbe istiğfar kurtarıyor kulu... Onun için tevbe istiğfarı çokça yapalım, aziz ve sevgili kardeşlerim!..

Her zaman da söylüyorum, bakın bu hadis-i şeriflerin hepsi dervişliği takviye ediyor, dervişliğin doğru olduğunu gösteriyor. Bazıları çıkıp bunları inkâr ediyorlar ama, hadis-i şerifler öyle değil. Ya hadis-i şerifleri bilmiyorlar, ya dinin özünü anlamıyorlar. (Doğru İnanç ve Güzel Kulluk/Müslümanın Birbirini Sevmesi)

b. Tevbe Edenin Günahları Silinir

"--Pekiyi, eskiler ne olacak? Adam hak yola geldi; eskiden yaptığı kötülükler ne olacak?.."
Bir insan aşk ile, yâni severek, sevgiyle... Sıdk ile, yâni doğrulukla, samîmî olarak, gerçekten, yapmacık değil, gösteriş değil... Bir insan aşk ile, sıdk ile doğru yola girerse, tam sağlam bir tevbe ile tevbe ederse, Allah geçmiş günahlarını siler.
Peygamber Efendimiz öyle diyor. Silinir. Karatahtanın üstüne, bir ıslak süngerle bir sünger geçer Allah, tebeşirle yazılmış bütün günahlar silinir. Hadisler var, bu hususta Peygamber Efendimiz'in bildirdiği müjdeler var. İnsan doğru yola girmek için tam bir karar verirse, hayatında tam bir dönüşle dönerse, iyi insan olursa geçmiş günahlarını siler Allah.

Adam hapishaneye girmiş oluyor. Hapishanede bir hocayla tanışıyor, hoca ona tesir ediyor, ıslah oluyor. Adam berbad bir adamken, nah bu kadar kamasını belinde taşırken; şu kadar adamı yaralamış, bu kadar adamın gözünü patlatmışken, yüzünü morartmışken; herkes sokakta gördüğü zaman salevat getirip kaçarken; sonra melek gibi bir insan oluyor.

Ben evvelki seneler Amerika'ya gitmiştim. Orda Detroit'ten geriye gelirken cuma günü Klivland diye bir şehirde Cuma namazı kılalım dedik. Yâni cuma günüydü, cumayı kaçırmayalım dedik. Öğrendik bir cami varmış. Adresini aldık, telefonları öğrendik. Yola çıktık, tam cuma vaktinde Klivland'a geldik. Köşe başında üç katlı, bahçeli güzel bir yeri almışlar, cami yapmışlar. Çok güzel, bunun üç misli kadar binası var. Bahçesi de güzel... Arkada da abdest alma yerleri filân var. Orta katı mescid, üst katında da başka odalar var.
"--Cuma namazını sen kıldır hocam, hutbeyi sen oku!" dediler.
"--Benim ingilizcem o kadar akıcı değil, konuşamam!" dedim.
Birisi çıktı; ben söyledim o tercüme etti. Öyle bir Türkçeli, İngilizceli tercümeli hutbe okuduk. Adamlar bizi bırakmadı.
Cemaat:
"--Dur hocam gitme!" dediler.
Bize bir sofra döşediler, yemekler verdiler. Cemaate, herkese ziyafet... Bir adam var, burda onun kadar boylu insan yoktur; geniş omuzlu, boylu poslu... Ama biraz omuzu yamulmuş. Çünkü biraz yaşlanmış, altmış yaşlarında, belki daha fazla... Nasıl hizmet ediyor, delikanlı gibi hizmet ediyor. Kaşık getirilecek, koşturuyor. Bardak getirilecek, koşturuyor.
Tabakları getiriyor, götürüyor... Çocuklar, gençler hizmet edecekken o hizmet ediyor. Böyle bir hizmet için çıktı dışarıya.
"--Hocam, bu adamı tanıyor musun, kim bu?.." dediler.
Ben oraya ilk defa gelmişim, bilmiyorum ki öyle bir kimseyi... Onlar bilmediğimi biliyorlar ama, kendileri söylemek için soruyorlar.
"--Bu adam Klivland'ın mafya çetesinin reisiydi. Öyle belâ adamdı bu..." dediler.
İyi müslüman olmuş, melek olmuş, lokum olmuş, süzme bal olmuş, kaymaklı kadayıf olmuş, çok güzel bir adam olmuş.
Tevbe böyle, İslâm böyle... Zenci, Amerikan vatandaşı. Yâni zenci denmesine kızıyorlar, black müslim denmesine kızıyorlar. Kendilerine: "Bilâl-i Habeşî'nin hemşehrileriyiz." diyorlar, "Bilâlî" diyorlar. Bilâl-i Habeşî de esmermiş.
Demek ki dönebilir. Dönerse, iyi insan olursa, Allah eski günahları siler. Hatta biliyorsunuz, bir insanın yaptığı işlerin şahitleri var.
--Sen bugün ne yaptıysan hepsi kayda geçti mi?
--Geçti.
--Nereye yazıldı?
--Melekler yazdılar defterlere...
--Nerde bu melekler?..
Bir çok melek var ama yazıyı yazan, insanın iki omuzunda iki melek var. Sağdaki melek iyilikleri yazıyor, soldaki melek de kötülükleri yazıyor. Sağdakinin rütbesi daha yüksek. İcabında buna diyor ki:
"--Dur yazma bakalım, belki tevbe eder. Dur bakalım hemen deftere geçme, biraz ağırdan al!.."
Kul tevbe ederse, o zaman deftere geçmeyebiliyor. Hepsi yazılıyor, hiç bir şey eksik değil. Bu benim konuşmalarım, şu videodan bir kaç gün sonra seyredilebileceği gibi, bu dünyada yapılanların yarın hepsi bir bir hesaba gelecek.
--Vay, eyvah, hepsi yazıldı!
Bu melekler şahit; (melekeyni şâhideyni adileyn) adaletli iki şahit melek. Hakkı söyler, başka şey söylemez.
--Başka kimler şahit?..
İnsanın kendi uzuvları şahit... Gözü şahit olacak, kulağı şahit olacak, dili şahit olacak, eli şahit olacak. Diyecek ki gözü:
"Evet yâ Rabbi, bu benimle harama baktı." El diyecek ki: "Evet yâ Rabbi, bu benimle parayı çaldı, içkiyi içti..." filân.
Her azası söyleyecek. Ayak diyecek ki: "Evet yâ Rabbi, meyhaneye benimle yürüdü gitti." Azaları şahit olacak.
Kur'an-ı Kerim'de bu da bildiriliyor. Hatta adam şaşıracak, azalarına diyecek ki:
(Lime şehidtüm aleynâ) "Niye benim aleyhime şahitlik yapıyorsunuz?" Onlar da diyecekler ki:
"--Ne yapalım, Allah konuşturuyor. Yâni, Allah konuşun deyince konuşmamak mümkün değil.
--Başka neler şahit olur?..
Ortamlar şahit olur. Günahı bu odada işlemişse bu oda şahit olur. Ağacın altında işlemişse ağaç şahit olur. Kayanın dibinde, mağarada işlemişse mağara şahit olur. Yâni yeryüzü, mekân, eşya şahit olacak.
"Eğer bir insan aşk ile tevbe ederse, hak yola girerse, Allah defterden günahları siler. Meleklere unutturur, şahit olan mekânlara ve eşyalara da unutturur." diyor Peygamber Efendimiz. Yâni hiç iz bırakmadan siliyor Allah, tertemiz oluyor.
Onun için aşk ile, sıdk ile tevbe etmeye çalışmak lâzım, Allah'ın yoluna girmek lâzım! Allah'ın yoluna girdikten sonra da, çıkmamak lâzım!.. (İmanın ve İslamın Korunması c.2 Ameller Niyetlere Göredir)


Mustafa Kara:

1. Tevbe: Günahtan dönmek, vazgeçmek anlamına gelen tevbe, sadece tasavvuf ve tarikatlerin değil bütün dinlerin ortak özelliklerindendir. Tasavvufa tevbe ile girilir. Şeyh, müridden ilk önce Allah’a karşı işlediği günahlardan tevbe etmesini ister. Tevbe bir uyanış ve silkiniştir. Bu da Allah’ın insana teveccühü ile gerçekleşir. Tevbe günahları unutmayı da içine aldığından şöyle bir prensipte vardır: Tevbeye tevbe. Bazen bir söz, bir satırlık bir yazı, bir rüya tevbeye sebep olabilir. (Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi s.50)


Osman Türer:

   Tasavvuf yolunun başlangıcını teşkil eden tevbe, günahtan dönmek, vazgeçmek demektir. Tevbe bir uyanış, bir silkiniş, geçmişteki hataların bir kabulü, günahlardan duyulan bir pişmanlık, kısacası ruh inkılabının ilk ve en önemli safhasıdır. Onun için, mürşidin müridine ilk yaptırdığı iş tevbedir. Tevbe, pek çok ayet ve hadisle müslümanlara emir ve tavsiye edilmiştir. (Ana Hatlarıyla Tasavvuf Tarihi s.58-59)


Ruveym:

   Tevbe “tevbeden de tevbe etmek” tir. (Avarifül Maarif s.605)


Rabiatül Adeviyye:

   Benim tevbem “Elest bezminde verdiğim sözümdeki sadakat ve samimiyetsizlikten, büyük olan Allah’ım sana sığınırım ve senden affımı isterim” (Avarifül Maarif s.605)


Said Nursi

   İkinci Nükte: İbadetin manası şudur ki: Dergâh-ı İlahîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemal-i rububiyetin ve kudret-i Samedaniyenin ve rahmet-i İlahiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir. Yani rububiyetin saltanatı, nasılki ubudiyeti ve itaati ister; rububiyetin kudsiyeti, paklığı dahi ister ki: Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekaisten pâk ve müberra ve ehl-i dalaletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusuratından mukaddes ve muarrâ olduğunu; tesbih ile Sübhanallah ile ilân etsin.(Sözler 41)

   Ey fahre meftun, şöhrete mübtela, medhe düşkün, hodbinlikte bîhemta sersem nefsim! Eğer binler meyve veren incirin menşei olan küçücük bir çekirdeği ve yüz salkım ona takılan üzümün siyah kurucuk çubuğu; bütün o meyveleri, o salkımları kendi hünerleri olduğu ve onlardan istifade edenler o çubuğa, o çekirdeğe medh ve hürmet etmek lâzım olduğu, hak bir dava ise; senin dahi sana yüklenen nimetler için fahre, gurura belki bir hakkın var. Halbuki sen, daim zemme müstehaksın. Zira o çekirdek ve o çubuk gibi değilsin. Senin bir cüz'-i ihtiyarın bulunmakla, o nimetlerin kıymetlerini fahrin ile tenkis ediyorsun. Gururunla tahrib ediyorsun ve küfranınla ibtal ediyorsun ve temellükle gasbediyorsun. Senin vazifen fahr değil, şükürdür. Sana lâyık olan şöhret değil, tevazudur, hacalettir. Senin hakkın medih değil istiğfardır, nedamettir. Senin kemalin hodbinlik değil, hüdabinliktedir. Evet sen benim cismimde, âlemdeki tabiata benzersin. İkiniz, hayrı kabul etmek,(Sözler 230)

   İkinci merhem: Dinde harec yoktur. ¬w<±¬G7!ö]¬4ö«‚«h«&ö«žö Madem dört mezheb haktır. Madem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise, gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine -böyle vesveseli adama- müreccahtır. Yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır. Madem böyledir, sen vesveseyi at. Şeytana de ki: Şu hal, bir harecdir. Hakikat-ı hale muttali olmak güçtür. Dindeki yüsre münafîdir. °h²,&shy;<ö&shy;w<±¬G7«!ö ¬w<±¬G7!ö]¬4ö«‚«h«&ö«žöesasına muhaliftir. Elbette böyle amelim bir mezheb-i hakka muvafık gelir. O bana kâfidir. Hem lâakal ben aczimi itiraf ederek ibadeti lâyık-ı veçhile eda edemediğimden istiğfar ve tazarru' ile merhamet-i İlahiyeye dehalet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilane bir niyaza vesiledir.(Sözler 277)


Sufi Zade Seyyid Hulusi:

Mümin olan kimsenin kötü durumlarına ve günahkar hallerinde tevbe etmesi afvedilmesi için Allah (C.C.)a yalvarması islami adabdandır. Çünkü mümin her halinde, Allah (C.C.) lütf-u ihsanına, avf-ü keremine muhtaçtır. Onun için günahkar olsun veya olmasın günde yüz kere istiğfar etmesi gerekmektedir. (Mecma’ül Adab s.340)
   Tevbenin şartı üçtür:
   1-İşlediği günahın çirkinliğini düşünüp ilahi gazaba uğradığını idrak ederek pişmanlık duymak.
   2-Hemen o günahtan vaz geçmek.
   3-İlerde bir daha o ve benzeri günahları işlememeğe azm etmek.

   Böyle bir tevbeden sonra, insanlık icabı yine günah işleyebilirse tevbesi kabul edilmez, demek değildir bu. Zira müminin tevbesi ölünceye dek kabul olunur. (Mecma’ül Adab s.342)


Şihabüddin Sühreverdi:

   Tevbe bütün makamların aslı ve özü, bütün hallerin anahtarıdır. Bina için yer nasıl önemliyse, makamlar için de tevbe öyledir. Makamların ilkidir. Yeri olmayan kimsenin binası olmayacağı gibi tevbesi olmayan kişinin hali de, makamı da olmaz. Ben bildiğim, çalıştığım ve gayret ettiğim kadarı ile bütün makam ve halleri, tevbenin bir neticesi ve semeresi kabul ettim. (Avarifül Maarif s.592)

   Nefs tevbe-i nasuh ile tezkiye edildiği zaman, karakterindeki kötü huylar kaybolur. Sabrın azlığı, nefsin kötü huylarından, iyiliklere karşı direnmesi ve isyan etmek istemesindendir. Tevbe-i nasuh, nefsi yumuşatır, ondaki tabii özellik ve kötülükleri çıkararak yumuşaklığa sevkeder. (Avarifül Maarif s.599)
   Tevbe-i nasuh yürekten yapılır ve sahih olursa nefs tezkiye edilir, kalbin aynası parlar, dünyanın kötülüğü ondan uzaklaşır. Bu dereceye eren kimse, zühdü elde eder. Tevekkül, ancak zahid’de gerçekleşir. Zahid, mevcud olana değer vermesi ile değil, kendisine vaadolunana güvenmesiyle zahid olur. Allah’ın va’dettiklerini sükunetle beklemek, tevekkülün ta kendisidir. Kul, tevbe-i nasuhdan sonra kendisinde gerçekleşmeyen bazı makamlar varsa onları da dünyaya karşı gösterdiği zühd ile ikmal eder. (Avarifül Maarif s.600-601)

   Tevbe eden kimse, önce korkar, sonra tevbe eder ve Cenab-ı Hakk’ın mağfiretini ümidle bekler. Tevbe eden bir kul, korkan ve uman bir olmadığı müddetçe tevbe etmiş olmaz. (Avarifül Maarif s.600)

   Kulun tevbe etmesi ve sol tarafında bulunan, kötülükleri yazan meleğin yazacak bir şey bulamıyacağı kadar tevbesinde samimi olmasıdır. (Avarifül Maarif s.602)
Vasıti:

   Nasuh (halis, Allah için olan) tevbe ile tevbekar olan kimsede ne açık, ne de gizli günahtan eser kalmaz, samimi bir şekilde (nasuh tevbesi ile) tevbe eden (hep Hakk ile meşgul olduğu için) nasıl akşamladığına ve sabahladığına aldırmaz. (Kuşeyri Risalesi s.191)


Zunnuni Mısri:

Tevbe geçmiş günahlardan dolayı sürekli ağlamak, bir daha günaha düşmekten korkmak, kötü dostları terketmek, cennetliklerle birlikte olmaktır. (Muhtasar Ruhul Beyan c.9 s.170)
Avamın tevbesi günahdan, havassın tevbesi gafletten, peygamberlerin tevbesi de, diğer peygamberlerin ulaştığı dereceye erişememe konusundaki aczlerini görmektendir. (Avarifül Maarif s.605-606)
Günahı kökünden söküp atmayan istiğfar, yalancıların tevbesidir. (Kuşeyri Risalesi s.191)




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« Cevapla #4 : 28/01/10, 20:38 »
Değerli okuyucu! Ayeti kerimelerde ve hadis-i şeriflerde de bildirildiği üzere Allah Teala kullarından “ölüm meleği gelmeden ve güneş batıdan doğmadan önce” çokça Tevbe etmelerini istiyor. Tevbe yi kısaca tarif edecek olursak, Kişinin gaflet ve hatalar içerisinde geçirdiği ömründen dolayı pişmanlık duyarak, kulun kendi iradesi ile çaresizliğini, acizliğini anlayıp, kendisini affedip bağışlayabilecek yegâne varlık olan Allah'a dönmesidir. Çünkü yüce Rabbimiz bir ayeti kerimede mealen " Sen Rabbinden, Rabbinde senden razı olduğu halde O'na dön. " 16 buyurmaktadır.

   Bütün ibadetlerde olduğu gibi tevbede de ihlas ve samimiyet başta gelmektedir. Bunun alameti ise yaptıklarından dolayı pişmanlık duymak, hak sahiplerine haklarını  iade etmek, o hataları bir daha işlememeye çaba sarfetmek ve hayatın geriye kalan kısmında Allah’ın rızasını kazanmaya yarayacak olan ibadetlere devamlılık göstermektir.

   Bunları teker teker ele alacak olursak:

   1-Pişmanlık (Nedamet): Pişmanlık kulun yapmış olduğu hatalarının farkına varmasıdır. Pişmanlık kulun yapmış olduğu hatalarının ne kadar çirkin ve kötü olduğunu anlamasıdır. Pişmanlık kulun yapmış olduğu kötü iş ve sözlerinin cezasının yakın olduğunu bilmesidir. Pişmanlık kulun acizliğini kavramasıdır. Pişmanlık kulun Afüvv olan Rabbine tevbe istiğfar etmesinin anahtarıdır.

   2-Hak sahiplerine haklarının iade edilmesi: Hak sahiplerine haklarının iade edilmesi belki de bir nevi dil ile yapılan samimi tevbe istiğfarın bir göstergesi ve sadakatinin alameti olarak fiillere yansımasıdır. Tevbe istiğfar hiçbir zaman şer-i cezayı ortadan kaldırmaz. Elbette ki kul samimi bir şekilde Allah’ü Teala hazretlerine tevbe istiğfar edecek olursa Et Tevvab olan rahmeti bol Rabbimiz onu affeder. Ancak kulun üzerindeki haklar kalkmaz. İşte tevbesin de samimi olan kişi bu hakları da hak sahiplerine iade eder. Mesela üzerine yapması farz olup ta ihmal etmiş olduğu ibadetlerini Allah’ü Teala hazretlerinin kendi üzerindeki hakkı olduğunu bilip yapmadığı ibadetlerini kaza ve iade eder. Yine üzerindeki kul haklarını da sahiplerine iade eder. Eğer sahibi hayatta değilse varislerine iade eder. Eğer varisleri de yoksa o zaman hak sahibi adına hayır yapar. Birde haksız yere bir kişi hakkında sui zan da bulunmuş veya bir kişiye iftira etmiş ve hakkında yalan yanlış şeyler söylemişse o kişilerden de haklarını helal etmelerini istemek gerekmektedir.

   3-Aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek: Kul yapmış olduğu şeyleri kötü gördüğü için tevbe istiğfarda bulunmaktadır. Bunu kötü ve çirkin görmesinin alametidir “aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek”. Tevbe edenin tevbesinde ki sadakatinin ve samimiyetinin alametidir “aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek”. Tevbe edenin tevbesinde ki dirayetini ortaya koymasıdır “aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek”. Oruçlunun orucunu tutmasındaki hassasiyeti misali tevbe edenin tevbesini tutması ve hassasiyetinin bir göstergesidir “aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek”.

   4-İbadetlere Düşkünlük: Tevbe eden kulun acizliğini bilmesidir “ibadetlere yönelmek”. Tevbe eden kulun Rabbine bağlanmasıdır “ibadetlere yönelmek”. Tevbe eden kulun gafletten kurtuluşudur “ibadetlere yönelmek”. Haramlarla kararıp katılaşan kalbin, parlayıp yumuşamasının iksiridir “ibadetlere yönelmek”. Manevi halin gelişmesinin ve ilerlemenin sebebidir “ibadetlere yönelmek”. Her şeyden önemlisi Allah’a kulluğun tadını almaktır “ibadetlere yönelmek”.

   Bunları yapan kişinin halinde olumlu değişiklikler meydana geliyorsa bu tevbesinin kabul olunduğunun alametidir. Yok eğer hiçbir değişiklik meydana gelmiyor ve eskiye dönüş başlıyorsa bu onun tevbenin şartlarına riayet etmediğinin ve tevbesin de samimi olmadığının alametidir.

   Bunları yapmakla artık tevbe etmenin lüzumu ortadan kalkarmı? Kâmil bir mü’min hiçbir zaman tevbeyi terk etmez. Gerek peygamber efendimiz, gerek sahabe-i kiram efendilerimiz ve evliyaullah büyüklerimiz tevbeyi hiçbir zaman terk etmemişlerdir. O numune insanlar sürekli tevbe etmekteydiler. Hem o örnek insanlar yalnızca günahlarına değil (peygamber efendimiz müstesnadır) aynı zamanda Allah’tan gafil oldukları anlar için dahi tevbe eder hale gelmişlerdir.

   İşte Tasavvuf yoluna girmek isteyen kişiyi mürşidi talebeliğe kabul edeceği zaman onunla beraber kendiside tevbe istiğfar eder ve talebesine yukarıda saydığımız hususları telkin eder. Mürşidi Kâmiller talebeliğe kabul ettiği kişiye tevbeyi telkin ederken, aynı zaman da kendileri de tevbe etmektedir. Büyüklerden birisi şöyle demiştir “Bilirmisiniz hocamızın makamı niye büyüktü? Cemaat sukût eder – O talebeliğe kabul ettiği her kişiye tevbe telkin ederken kendi günahları içinde tevbe ederdi de Allah’ü Teala hazretleri onun için onun makamını yükseltti.”

Değerli okuyucu! Allah Teala bizlerden kendisine yönelmemizi O'nun razı olduğu kul olarak huzuruna gelmemizi istiyor. İnsanoğlu yaratılış itibariyle her an hata yapabilir, ama bizler bu hatalarımızdan pişman olup, Et Tevvab olan Allah Tealaya yönelirsek hiç şüphesiz ki Rasulullahın haliyle hallenmiş oluruz. Çünkü o bazı rivayetlere göre günde en az 70 veya 100 defa tevbe istiğfar eder ve alimlerimizin seyyidül istiğfar dedikleri duayı okurmuş. Oysa o ki Allah Tealanın habibiydi, o ki alemlere rahmetti, o ki yaratılmışların en şereflisi ve geçmiş gelecek günahları bağışlanmış bir peygamberdi. Ama Rabbine Tevbe etmekten de gafil değildi. O hiçbir zaman amellerine güvenmedi, o ancak Rabbine güvendi. İşte adına Tasavvuf dediğimiz bu tatlı şer-i hal ilmi KUR'AN-I KERİM ve Rasulullahın hayatının bir parçası olan Tevbeyi de temel esaslardan edinmiştir. Tekraren şunu da hatırlamamız gerekir ki zorla tevbe yapılmaz. Tevbe kişinin ancak kendi iradesi ile Rabbını bilip mağfiret talep etmesiyle olur.

Değerli okuyucu! İşte yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadisleri iyi okuyalımda nefsimizi hesaba çekerek HAK azze ve celleye hakkıyla tevbe eden kullardan olmaya çalışalım., Değerli okuyucu! Şunu da unutmayalım ki ehlullah'ın dediği gibi " Bizlerin tevbelerinin dahi tevbeye ihtiyacı var."



Ey rahmeti bol padişah!
Cürmüm ile geldim sana
Ben eyledim hadsiz günah,
Cürmüm ile geldim sana.


Hadden tecavüz eyledim,
Derya-yı zenbi boyladım,
Malum sana ben neyledim.
Cürmüm ile geldim sana.
Senden utanmadım heman.
Ettim hata gizli ayan.
Vurma yüzüme, el’aman!
Cürmüm ile geldim sana.


Aslım çü bir katra meni.
Halk eyledin andan beni
Aslım deni, fer’im deni,
Cürmüm ile geldim sana.


Gerçi kese fısk-u fücur,
Ayb-ü zelel çok her kusur,
Lakin senin adın Gafur,
Cürmüm ile geldim sana.


Zenbim ile doldu cihan,
Sana ayan zahir, nihan,
Ey lutfu bol, kahrı güzel!
Cürmüm ile geldim sana.


Adın senin Gaffar, iken.
Ayb örtücü Settar iken,
Kime gidem sen var iken,
Cürmüm ile geldim sana.



Hiç sana kulluk etmedim,
Rah-ı rızana gitmedim,
Hem buyruğunu tutmadım,
Cürmüm ile geldim sana.


İsyanda Kuddusi şedid,
Kullukta bir battal pelid,
Der: Kesmezim senden ümid,
Cürmüm ile geldim sana.


"Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye Işığında İslam Tasavvufu ve Nakşibendi Tarikatının Esasları" adlı kitaptan alıntıdır.



Çevrimdışı sultanım

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 161
  • Konu: 0
  • Derviş: 6716
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« Cevapla #5 : 28/02/10, 10:31 »
 :X06 Allah(c.c) razı olsun.



Çevrimdışı saytac

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 1
  • Konu: 0
  • Derviş: 9053
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« Cevapla #6 : 03/03/10, 15:54 »
Allah(c.c) razı olsun.



Çevrimdışı burbinos

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 196
  • Konu: 5
  • Derviş: 9880
  • Teşekkür: 0
    • Sayfamızdır inşallah !
Cevaplandı: Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« Cevapla #7 : 29/05/10, 13:30 »
E Allah razı olsun bu kadar uzun yazayı kim okur kurban ?????????????????????????????????? :S :S :S :X001 :X001 :X001 X:04 :kafa: :sas: :X30
 
Değerli okuyucu! Ayeti kerimelerde ve hadis-i şeriflerde de bildirildiği üzere Allah Teala kullarından “ölüm meleği gelmeden ve güneş batıdan doğmadan önce” çokça Tevbe etmelerini istiyor. Tevbe yi kısaca tarif edecek olursak, Kişinin gaflet ve hatalar içerisinde geçirdiği ömründen dolayı pişmanlık duyarak, kulun kendi iradesi ile çaresizliğini, acizliğini anlayıp, kendisini affedip bağışlayabilecek yegâne varlık olan Allah'a dönmesidir. Çünkü yüce Rabbimiz bir ayeti kerimede mealen " Sen Rabbinden, Rabbinde senden razı olduğu halde O'na dön. " 16 buyurmaktadır.

   Bütün ibadetlerde olduğu gibi tevbede de ihlas ve samimiyet başta gelmektedir. Bunun alameti ise yaptıklarından dolayı pişmanlık duymak, hak sahiplerine haklarını  iade etmek, o hataları bir daha işlememeye çaba sarfetmek ve hayatın geriye kalan kısmında Allah’ın rızasını kazanmaya yarayacak olan ibadetlere devamlılık göstermektir.

   Bunları teker teker ele alacak olursak:

   1-Pişmanlık (Nedamet): Pişmanlık kulun yapmış olduğu hatalarının farkına varmasıdır. Pişmanlık kulun yapmış olduğu hatalarının ne kadar çirkin ve kötü olduğunu anlamasıdır. Pişmanlık kulun yapmış olduğu kötü iş ve sözlerinin cezasının yakın olduğunu bilmesidir. Pişmanlık kulun acizliğini kavramasıdır. Pişmanlık kulun Afüvv olan Rabbine tevbe istiğfar etmesinin anahtarıdır.

   2-Hak sahiplerine haklarının iade edilmesi: Hak sahiplerine haklarının iade edilmesi belki de bir nevi dil ile yapılan samimi tevbe istiğfarın bir göstergesi ve sadakatinin alameti olarak fiillere yansımasıdır. Tevbe istiğfar hiçbir zaman şer-i cezayı ortadan kaldırmaz. Elbette ki kul samimi bir şekilde Allah’ü Teala hazretlerine tevbe istiğfar edecek olursa Et Tevvab olan rahmeti bol Rabbimiz onu affeder. Ancak kulun üzerindeki haklar kalkmaz. İşte tevbesin de samimi olan kişi bu hakları da hak sahiplerine iade eder. Mesela üzerine yapması farz olup ta ihmal etmiş olduğu ibadetlerini Allah’ü Teala hazretlerinin kendi üzerindeki hakkı olduğunu bilip yapmadığı ibadetlerini kaza ve iade eder. Yine üzerindeki kul haklarını da sahiplerine iade eder. Eğer sahibi hayatta değilse varislerine iade eder. Eğer varisleri de yoksa o zaman hak sahibi adına hayır yapar. Birde haksız yere bir kişi hakkında sui zan da bulunmuş veya bir kişiye iftira etmiş ve hakkında yalan yanlış şeyler söylemişse o kişilerden de haklarını helal etmelerini istemek gerekmektedir.

   3-Aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek: Kul yapmış olduğu şeyleri kötü gördüğü için tevbe istiğfarda bulunmaktadır. Bunu kötü ve çirkin görmesinin alametidir “aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek”. Tevbe edenin tevbesinde ki sadakatinin ve samimiyetinin alametidir “aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek”. Tevbe edenin tevbesinde ki dirayetini ortaya koymasıdır “aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek”. Oruçlunun orucunu tutmasındaki hassasiyeti misali tevbe edenin tevbesini tutması ve hassasiyetinin bir göstergesidir “aynı hataları tekrarlamama ya azmetmek”.

   4-İbadetlere Düşkünlük: Tevbe eden kulun acizliğini bilmesidir “ibadetlere yönelmek”. Tevbe eden kulun Rabbine bağlanmasıdır “ibadetlere yönelmek”. Tevbe eden kulun gafletten kurtuluşudur “ibadetlere yönelmek”. Haramlarla kararıp katılaşan kalbin, parlayıp yumuşamasının iksiridir “ibadetlere yönelmek”. Manevi halin gelişmesinin ve ilerlemenin sebebidir “ibadetlere yönelmek”. Her şeyden önemlisi Allah’a kulluğun tadını almaktır “ibadetlere yönelmek”.

   Bunları yapan kişinin halinde olumlu değişiklikler meydana geliyorsa bu tevbesinin kabul olunduğunun alametidir. Yok eğer hiçbir değişiklik meydana gelmiyor ve eskiye dönüş başlıyorsa bu onun tevbenin şartlarına riayet etmediğinin ve tevbesin de samimi olmadığının alametidir.

   Bunları yapmakla artık tevbe etmenin lüzumu ortadan kalkarmı? Kâmil bir mü’min hiçbir zaman tevbeyi terk etmez. Gerek peygamber efendimiz, gerek sahabe-i kiram efendilerimiz ve evliyaullah büyüklerimiz tevbeyi hiçbir zaman terk etmemişlerdir. O numune insanlar sürekli tevbe etmekteydiler. Hem o örnek insanlar yalnızca günahlarına değil (peygamber efendimiz müstesnadır) aynı zamanda Allah’tan gafil oldukları anlar için dahi tevbe eder hale gelmişlerdir.

   İşte Tasavvuf yoluna girmek isteyen kişiyi mürşidi talebeliğe kabul edeceği zaman onunla beraber kendiside tevbe istiğfar eder ve talebesine yukarıda saydığımız hususları telkin eder. Mürşidi Kâmiller talebeliğe kabul ettiği kişiye tevbeyi telkin ederken, aynı zaman da kendileri de tevbe etmektedir. Büyüklerden birisi şöyle demiştir “Bilirmisiniz hocamızın makamı niye büyüktü? Cemaat sukût eder – O talebeliğe kabul ettiği her kişiye tevbe telkin ederken kendi günahları içinde tevbe ederdi de Allah’ü Teala hazretleri onun için onun makamını yükseltti.”

Değerli okuyucu! Allah Teala bizlerden kendisine yönelmemizi O'nun razı olduğu kul olarak huzuruna gelmemizi istiyor. İnsanoğlu yaratılış itibariyle her an hata yapabilir, ama bizler bu hatalarımızdan pişman olup, Et Tevvab olan Allah Tealaya yönelirsek hiç şüphesiz ki Rasulullahın haliyle hallenmiş oluruz. Çünkü o bazı rivayetlere göre günde en az 70 veya 100 defa tevbe istiğfar eder ve alimlerimizin seyyidül istiğfar dedikleri duayı okurmuş. Oysa o ki Allah Tealanın habibiydi, o ki alemlere rahmetti, o ki yaratılmışların en şereflisi ve geçmiş gelecek günahları bağışlanmış bir peygamberdi. Ama Rabbine Tevbe etmekten de gafil değildi. O hiçbir zaman amellerine güvenmedi, o ancak Rabbine güvendi. İşte adına Tasavvuf dediğimiz bu tatlı şer-i hal ilmi KUR'AN-I KERİM ve Rasulullahın hayatının bir parçası olan Tevbeyi de temel esaslardan edinmiştir. Tekraren şunu da hatırlamamız gerekir ki zorla tevbe yapılmaz. Tevbe kişinin ancak kendi iradesi ile Rabbını bilip mağfiret talep etmesiyle olur.

Değerli okuyucu! İşte yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadisleri iyi okuyalımda nefsimizi hesaba çekerek HAK azze ve celleye hakkıyla tevbe eden kullardan olmaya çalışalım., Değerli okuyucu! Şunu da unutmayalım ki ehlullah'ın dediği gibi " Bizlerin tevbelerinin dahi tevbeye ihtiyacı var."



Ey rahmeti bol padişah!
Cürmüm ile geldim sana
Ben eyledim hadsiz günah,
Cürmüm ile geldim sana.


Hadden tecavüz eyledim,
Derya-yı zenbi boyladım,
Malum sana ben neyledim.
Cürmüm ile geldim sana.
Senden utanmadım heman.
Ettim hata gizli ayan.
Vurma yüzüme, el’aman!
Cürmüm ile geldim sana.


Aslım çü bir katra meni.
Halk eyledin andan beni
Aslım deni, fer’im deni,
Cürmüm ile geldim sana.


Gerçi kese fısk-u fücur,
Ayb-ü zelel çok her kusur,
Lakin senin adın Gafur,
Cürmüm ile geldim sana.


Zenbim ile doldu cihan,
Sana ayan zahir, nihan,
Ey lutfu bol, kahrı güzel!
Cürmüm ile geldim sana.


Adın senin Gaffar, iken.
Ayb örtücü Settar iken,
Kime gidem sen var iken,
Cürmüm ile geldim sana.



Hiç sana kulluk etmedim,
Rah-ı rızana gitmedim,
Hem buyruğunu tutmadım,
Cürmüm ile geldim sana.


İsyanda Kuddusi şedid,
Kullukta bir battal pelid,
Der: Kesmezim senden ümid,
Cürmüm ile geldim sana.


"Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye Işığında İslam Tasavvufu ve Nakşibendi Tarikatının Esasları" adlı kitaptan alıntıdır.



Yorulmadan mal kazanılmayacağı gibi , sabredilmeden de cennet kazanılmaz . ( kuds-i hadis )

Çevrimdışı Can_Feda

  • Üye
  • **
  • İleti: 148
  • Konu: 3
  • Derviş: 6721
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 10 Esas - Tevbe
« Cevapla #8 : 29/07/10, 17:31 »
emeginize saglik hepsini okuyamadim kurban basdaki ayetleri,ama bazi yerlerde cok güzel anlatiyor..Allah razi olsun insallah... :X06 :X06 :X42


iSte GörDüK seni Dünya
Ne GerCekSiN ne de Rüya
BiR ReSiM CiZiLMiS SuYa
SaHTe IsIk ,SaHTe BoYa
SaHTe DüNYaDaKi GeRCeK "DOSTA" Can_Feda


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Mehmet Akif Ersoy - Bülbül(E. Erkişi, S.Tuncer) Uçurtma Olma Hayali.. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 2.235 saniyede oluşturulmuştur


Tasavvufta 10 Esas - Tevbe Güncelleme Tarihi: 06/12/19, 13:54 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim