Tasavvufta 11 Düstur.. - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 24.997 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.410 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22841 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Tasavvufta 11 Düstur.., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 31387 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Tasavvufta 11 Düstur..}   Okunma sayısı 31387 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kalender

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 5.679
  • Konu: 1188
  • Derviş: 1
  • Teşekkür: 212
Tasavvufta 11 Düstur..
« : 26/03/08, 23:40 »
İslam tasavvufunda çok derin, çok faydalı, çok hikmetli prensipler vardır. Bunlar Nakşibendîliğin 11 esası olarak bilinir.
Bu esas ve prensipler nakşî tarikatının büyüklerinden Abdulhâlık-ı Gucdüvânî efendimizin kısaca formüle ettiği kelimelerdir.
Bu esasları Şah-ı Nakşibend hazretleri ihya etmiştir.

Bu prensipleri kısaca ifade etmek gerekirse :

1. Hûş der-dem : Allah (c.c)'dan gafil olmamak ve her zaman dikkatli, uyanık ve Allah (c.c) ile beraber bulunmaktır.

2. Nazar ber-kadem :Daima ayak ucuna bakıp yersiz bakışlarla düşünce ve fikri bulandırmamak.

3. Halvet der-encümen :Zahiren halk ile ve bâtınen, ruhen Hakk ile olmaktır.

4. Sefer der-vatan : Kemal ve vuslat için manevi yolculuktur. Yani kötü huylardan iyi huylara hicrettir.

5. Yâd Kerd : Hem kalp ve hem de dil ile zikre devam etmektir.

6. Bâz geşt : "İlahî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî" demektir.

7. Nigâh daşt : Kalbi nefsani duygulardan korumak ve onu imar etmektir.

8. Yâd daşt :Masivayı gönülden atmak ve kainattaki kesrette ilahi vahdeti müşahade etmektir.

9. Vukûf-ı zamânî : Vird ve zikri vaktinde eda etmektir ve vaktin kıymetini bilmektir.

10. Vukûf-ı adedî :Vird ve zikrin adedine dikkat etmek, kalb ve bedeni disipline etmektir.

11. Vukûf-ı kalbî : Daima Hakk'ın huzurunda bulunduğunu düşünmek, zikirde başı sağ tarafa eğmek ve gönle yönelmektir.

 

Alıntı: M. Ali Saral
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/tasavvufta-11-dustur-t772.0.html;all



"Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez." Mevlana (K.S.)

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #1 : 28/03/08, 09:42 »
Allah razı olsun ..  :X06


Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı Sofi_Bu.Rock

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 568
  • Konu: 47
  • Derviş: 647
  • Teşekkür: 3
Abdulhalik Gücdevani Hazretlerinin 11 Temel Usulü
« Cevapla #2 : 02/09/08, 21:59 »

Abdulhalik el- Gücdevâni'nin
on bir temel usulü


vukuf-i zamani:yaşanan her anın farkında olmaktır.
Hak yolcusu her anını kontrol etmelidir.


Vukuf-i adedi:çektiği zikrin farkında olmak, adedi korumaktır.
Hak yolcusu zikrin sayısına dikkat etmelidir.


Vukuf-i kalbi:kalbi zikirde toplamak ve bütünüyle zikrettiği varlığa bağlanmaktır. Hak yolcusu zikir esnasında yüce  ile tam bir huzur halini elde etmeye çalışmalıdır.


Nazar ber kadem:gözün ayağın üzerinde olmasıdır.
Hak yolcusu yürürken devamlı önüne bakmalıdır.


Huş der dem:her nefes alış verişte uyanık olmak gaflette olmamaktır.
Hak yolcusu her nefesini  ile huzur içerisinde alıp vermelidir.


Sefer der vatan:halktan kaçıp hakka gitmektir.
Hak yocusu devamlı sehir ve sefer halindedir.


Halvet der encümen: halkın arasındayken  ile beraber olmaktır.
Buna zahiri halk batını hak ile olmak denir. Hak yolcusu kalbi ilahi zikrin
tadıyla dopdolu olmalı ve herşeyi zikre vesile etmelidir.


Yâd kerd:zikretmektir. Hak yolcusunun her an gönlü uyanık olmalıdır.

Bâz geşt: dönüş demektir.
İlahi ente maksudi ve rıdake matlubi kelamının sırrına mazhar olmaktır.


Nigâh dâşt:muhafaza etmektir.
Hak yolcusu zikir esnasında kalbine sahip olmalıdır.


Yâd dâşt :hiç unutmamak; devamlı zikretmektir.
Hak yolcusu her an ve mekanda zevk yoluyla cenab-ı hakk ile beraber olmalıdır.


 :X06  :X06  :X06

(yazı alıntı olduğu için küçük harf kullanamadım hakkınızı helal edin inşaAllah Burak)
düzelttik inşaAlah mavi..



"Gamına gamlanıp olma mahzun,
Demine demlenip olma mağrur.
Ne dem bâki, ne gam bâki, ya hû!"

(Yavuz Sultan Selim)

Çevrimdışı Güle Hizmetçi

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 295
  • Konu: 8
  • Derviş: 438
  • Teşekkür: 1
Allah razı olsun,rabbim dostlarının yolundan ayırmasın ,okurken gözlerim kamaştı ama yazının renginden :X84


kime baksam onu görür oldum....

Çevrimdışı Sofi_Bu.Rock

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 568
  • Konu: 47
  • Derviş: 647
  • Teşekkür: 3
 :) Ecmain can...


"Gamına gamlanıp olma mahzun,
Demine demlenip olma mağrur.
Ne dem bâki, ne gam bâki, ya hû!"

(Yavuz Sultan Selim)

Çevrimdışı Mesakin

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 459
  • Konu: 52
  • Derviş: 899
  • Teşekkür: 3
 X:01   X:02   X:02   X:02   X:33X   X:33X   X:33X



Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Allah (cc) razı olsun ..  :X06


Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı Sofi_Bu.Rock

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 568
  • Konu: 47
  • Derviş: 647
  • Teşekkür: 3
Allah (cc) razı olsun. mavi kurbanım  :X06


"Gamına gamlanıp olma mahzun,
Demine demlenip olma mağrur.
Ne dem bâki, ne gam bâki, ya hû!"

(Yavuz Sultan Selim)

Çevrimdışı KaTre

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 8.468
  • Konu: 1882
  • Derviş: 404
  • Teşekkür: 360
Vukuf-i adedi:çektiği zikrin farkında olmak, adedi korumaktır.

Hak yolcusu zikrin sayısına dikkat etmelidir.

Vukuf-i kalbi:kalbi zikirde toplamak ve bütünüyle zikrettiği varlığa bağlanmaktır.

Hak yolcusu zikir esnasında yüce  ile tam bir huzur halini elde etmeye çalışmalıdır.

Nigâh dâşt:muhafaza etmektir.

Hak yolcusu zikir esnasında kalbine sahip olmalıdır.


Allah razı olsun. :X06


Susmak ne güzeldir; muhatap arifse edep, âşıksa ifade, ahmaksa cevap.

Serdar Tuncer

 

Çevrimdışı yansıma

  • Üye
  • **
  • İleti: 122
  • Konu: 31
  • Derviş: 812
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #9 : 21/11/08, 16:20 »
ON BİR TEMEL USUL

Abdulhalık Gücdevanî (k.s) ve ondan sonra gelen büyükler, manevi terbiye ve kalbi zikirde tutma usullerini on bir temel prensipte ortaya koymuşlardır. Bu prensipler her Müslüman için hedef ahlaklardır. Bütün hak yolcuları için lazım olan usullerdir. Onlar zikrin meyveleridir, güzel terbiyenin sonuçlarıdır. Zikir ayetlerinin tefsiridir. Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin devamlı zikir hâlinin açıklamasıdır. Halk içinde Hak ile olma sünnetinin her devirde yaşanmasıdır. Her an Yüce Allah ile olmanın ispatıdır. Bu usuller şunlardır:



Vukûf-i Zamanî

Manası, yaşanan her anın farkında olmaktır. Hak yolcusu, her anını kontrol etmelidir. O vakit içinde kendisine gereken en hayırlı amelin ne olduğunu bilmeli ve o ameli yapmalıdır. Vakitlerini bir çeşit zikir ile geçirmeye çalışmalıdır. Nefsinin davranışlarını kontrol etmelidir. Eğer yaptıkları hayırlı ve güzel amelse, buna şükretmelidir. Şükür bir zikirdir. Kötü, çirkin ve haram işlere bulaşmışsa hemen tövbe ve istiğfara sarılmalıdır. İstiğfar da bir zikirdir. Geçmişteki noksanlıklarını gidermek için çalışmalıdır. Ayrıca nefes alıp verirken kalbinin durumuna da bakmalıdır. Nefeslerin zikir ve huzur içinde mi yoksa gaflet içinde mi çıktığına dikkat etmelidir. Arifler buna sahv yani manevi uyanıklık hali derler

Hak yolcusu kendisinin devamlı Yüce Allah’ın nazarı ve kontrolü altında bulunduğunu düşünmelidir. Her an Yüce Allah’a gittiğini, ölüme yaklaştığını bilmelidir. Gafletten uyanmaya çalışmalıdır. Şayet uyanamıyorsa, bir gün muhaka uyanacağını bilmelidir.



Vukûf-i Adedî

Manası, çektiği zikrin farkında olmak, adedi korumaktır. Hak yolcusu zikrin sayısına dikkat etmelidir. Zikri, öğretilen edebe uygun yapmalıdır. Sayıyı korumakla birlikte, asıl olarak kalbin huzuruna dikkat etmelidir. Kalbi zikirde toplamalıdır. Özelikle “La ilahe illallah” zikrini çekerken nefsini ve Yüce Allah’tan başka bütün varlıkları unutmalı, aradan çıkarmalı, zikrin tadına ulaşmaya çalışmalıdır. Zikir esnasında kendini aşarak ilâhî cezbeye ulaşmalıdır. Bu aşk ve cezbe, manevi ilimlerin ilk basamağıdır.



Vukûf-i Kalbî

Manası, kalbi zikirde toplamak ve bütünüyle zikrettiği varlığa bağlanmaktır.

Hak yolcusu, zikir esnasında Yüce Allah ile tam bir huzur hâlini elde etmeye çalışmalıdır. Öyle ki, kalbinde O’ndan başka hiçbir varlığa bir meyil ve muhabbeti kalmamalıdır. Kalbin içinde dolaşan dünyevî fikirlere mâni olmalıdır. Zikrin sırrına ve şuuruna ulaşmalıdır. Devamlı kalbe ve içindeki sevgiliye yönelmelidir. Şah-ı Nakşibend (k.s), kalbi zikirde toplamayı ve zikrini yaptığı Yüce Zat’a bağlamayı, sayıya dikkat etmekten daha önemli ve gerekli görmüştür.



Nazar Ber Kadem

Manası, gözün ayağın üzerinde olmasıdır. Hak yolcusu, yürürken devamlı önüne bakmalıdır. Hep kendi işi ile meşgul olmalıdır. Gözünü haramdan ve kalbini karıştıracak şeylerden korumalıdır. Kendisini ilgilendirmeyen şeylere takılmamalıdır. Gözünü korumayanın gönlü karışık olur, ciddi olmayan kimseden ciddi işler çıkmaz, denmiştir.

Hak yolcusunun gözünde tek hedefi olmalı, kalbini o hedefte toplamalı ve girdiği yolda bütün gayretini kullanmalıdır. Allah’tan gayri şeylere iltifat etmemelidir. Hedefine koşarak giden bir kimsenin devamlı önüne bakması gerekir. Yoksa ayağı sürçer, yere düşer.

Hak yolcusunun sözü ile işi bir olmalıdır. İçinde bulunduğu hâle uygun konuşmalı ve davranmalıdır. Ehli olmadığı, bilmediği, tatmadığı hallerden ve ilimlerden bahsetmemeli, onu kendisine mal etmemelidir. Hâlini ve haddini bilmelidir

İmam Rabbani (k.s) der ki: “Nazar ber kadem, hak yolcusunun gözü ayağını ileri geçmez şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu anlayış vâkıaya aykırıdır. Bundan anlaşılması gereken şudur: Göz devamlı ileri bakmalı, ayak da onu takip etmelidir. Çünkü yüksek makamlara önce göz dikilir, sonra adım atılır. İnsan gözünü yükseklere dikmeli ki, gayetini ona göre kullansın. Aza kanaat eden az kazanır. Uçamayan yaya yürümek zorunda kalır.”

Hak yolcusu kendinden ileri gidenleri örnek almalıdır. Zayıf ve geride kalanlara bakıp hâline şükretmeli, ayrıca onlara şefkat gösterip yardım etmelidir.

Bir de mümin mütevazi olmalı, kibir ve çalım içinde yürümemelidir. Sünnete uymalı, önüne bakmalı, gereksiz bakışları ile kimseyi rahatsız etmemelidir.




Çevrimdışı yansıma

  • Üye
  • **
  • İleti: 122
  • Konu: 31
  • Derviş: 812
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #10 : 21/11/08, 16:21 »
Hûş Der Dem

Manası, her nefes alış verişte uyanık bulunmak, gaflette olmamaktır. Hak yolcusu her nefesini Allah ile huzur ve uyanıklık içinde alıp vermelidir. Bütün vakitlerini bir çeşit ibadet ve taat içinde geçirmelidir. Çünkü Allah’ın zikri ve itaati içinde geçen her nefesle kul Yüce Allah’a bağlanmış olur ve böyle nefesler diridir, canlıdır, tatlıdır, feyizlidir. Gafletle çıkan ve isyanda harcanan bütün nefesler ölüdür, feyizsizdir, nursuzdur, tatsızdır. Gaflet anında insan Rabbiyle kalbinin bağını kesmiş olur.

Şah-ı Nakşibend (k.s) der ki: “Bizim terbiye yolumuz, nefeslere varana kadar her anını uyanık geçirme üzerine kurulmuştur. Uyanık sufi, iki nefes arasını bile zikirle geçirir.”

Arifler der ki: Bu çok zor bir iştir. Ancak peşine düşenler ve zâtî zikre geçenler, onun mümkün olduğunu anlarlar. Çünkü bu hâli bizzat yaşarlar.

Hak yolcusu, elindeki ânı iyi değerlendirmelidir. Geçmiş zamanın derdi ve geleceğin endişesi ile eldeki ânını zayi etmemelidir. İşin en doğrusu, sık sık istiğfar etmelidir.



Sefer Der Vatan

Manası, halktan kaçıp Hakk’a gitmektir. Hak yolcusu, devamlı seyir ve sefer halindedir.

O, “Ben Rabbime gidiciyim”52 ayetiyle anlatılan durumda olmalıdır. Gidilecek yer cennettir, aranacak şey ilahi rızadır. Bunun için hak yolcusu kötü huyları terk edip iyi huylarla süslenmelidir. Haramı bırakıp helale koşmalıdır. İsyandan takvaya kaçmalıdır. Bu sefer kalp ile yapılır. Bu yol gönül ile katedilir. Kalp uyanmadan önünü göremez, terbiye görmeden Rabbini tanıyamaz, manevi kirlerden temizlenmeden hakkı müşahede edemez.

Bunun için hakka gitmek isteyen kimse, önce güvenilir bir rehber bulmalıdır. İlk sefer mürşide olmalıdır. Sonra onun terbiye ve nezaretinde kalbin manevi seyri gerçekleştirilmelidir. Mürşid elindeki seyr u sülük ile kalp aynası temizlenir. İlahi sevgi ve feyiz ile kalp kuvvetlenir. Nefsin sıfatları değişir. Böylece insan gösterişten ihlasa, gafletten zikre, zulümden adalete, isyandan itaate adım atar. Buna gerçek hicret denir. Kısaca Yüce Allah’a gitmektir. Tasavvufun hedefi, bu hicreti gerçekleştirmektir.

Bir de Hak yolcusu bir hâlde çakılıp kalmamalıdır. Devamlı hayırlarda yol almalı, güzel ahlakta ilerlemeli, manen terakki etmelidir. Hak yolunda seyir devamlıdır, durmak, usanmak ve oturmak yoktur.



Halvet Der Encümen

Manası, halkın arasında iken Cenab-ı Hakk ile beraber olmaktır. Buna zâhiri halk, bâtını hak ile olmak denir. Hak yolcusunun kalbi ilâhî zikrin tadıyla dopdolu olmalı ve her şeyi zikre vesile etmelidir. Varlıklar kalbe perde yapılmamalı, her şey değerine göre yerine konulmalıdır. Kalp Yüce Rabbini tanıdıktan ve O’nun tecellilerini müşahede ettikten sonra başka hiçbir varlık ile perdelenmez, oyalanmaz, aldanmaz, huzur bulmaz. Zikirle uyanmış ve ilahi nurla cilalanmış bir kalp nereye baksa, kiminle karşılaşsa Yüce Allah’a zikreder. Kalbin bu hâle nasıl ulaştığını İmam Rabbanî (k.s), şöyle belirtir:

“Kalbin Allah’tan gayri her şeyi unutacak derecede zikir içinde kaybolması ancak, ehl-i sünnet akidesi üzere hak mezheplerin hükümleriyle amel etmek suretiyle elde edilir. Bu, peşine düşülecek en büyük hedeftir. Cenab-ı Hak ile huzur bulup selîm hâle gelen kalb sahipleri, herhangi bir varlığa nazar ettiklerinde, ilk olarak onları yaratanı hatırlarlar ve eşya ile perdelenmezler. Ne kadar düşünseler, bizzat eşyaya ait bir vücut ve sıfat akıllarına getiremezler. Her şeyde ilâhî tecellileri müşahede ederler. Buna ‘fenâ-i kalbî’ denir. Tarikatta ilk basamak budur ve diğer velayet makamları bunun üzerine gelişir.” İmam Rabbanî, I, 278. Mektup.

Necmüddin Kübra (k.s) der ki: “İki zikir bir yerde bulunmaz. Devamlı eşyayı zikir ve dert eden kimse Allah’ı gerçek olarak zikredemez. Allah’ın zikrine dalan kimse de kalbini eşya ile meşgul etmez. Hz. Peygamber (s.a.v) devamlı Allahu Teala’yı zikrederdi. Peygamberlerin ve velilerin normal işleri de zikir sayılır. Çünkü, onların bütün davranış ve işleri Hak ile olur, hak ölçülere uyar. Zikirden gaye, kalbin Allah ile huzur bulmasıdır.” (Necmüddin Kübra, Tasavvufî Hayat, 58 )

Nakşi yolunun piri Şâh-ı Nakşibend (k.s): “Bizim yolumuzun esası ‘halvet der encümen’dir, der ve ekler:

“Tarikatimizin temeli sohbettir. Halktan uzaklaşmakta şöhret, şöhrette afet vardır. Hayır, cemiyete girip insanlara hizmet etmektedir. Bu da ancak sohbetle güzel olur. Ancak, hizmetle sohbet birbirini takviye etmeli ve tamamlamalıdır.»

Allah dostlarının bu ahlakı Kur’an-ı Hakimde:



“Onlar öyle erlerdir ki, herhangi bir ticaret ve alışveriş kendilerini Allah’ı zikretmekten, namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymaz.”53 ayetiyle anlatılmaktadır.




Çevrimdışı yansıma

  • Üye
  • **
  • İleti: 122
  • Konu: 31
  • Derviş: 812
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #11 : 21/11/08, 16:21 »
Yâd Kerd

Manası, zikretmektir. Bununla anlatılmak istenen, murakabe dersine geldikten sonra «La ilahe illallah» zikriyle meşgul olmak, tevhidin manasına ulaşmak, devamlı Yüce Allah’ı hatırda tutmak, kalb ile dilin zikrini birleştirmektir. Hak yolcusunun her an gönlü uyanık olmalıdır. Zikir esnasında kalbi Rabbini murakabe ve müşahede etmelidir. Tam bir uyanıklık içinde “lafza-i celâl” veya “kelime-i tevhid” zikrine devam etmelidir.

Şah-ı Nakşibend (k.s), tevhid zikrinin manasını şöyle açıklar: “La ilâhe” nefiy ifade eder. Bununla, kainatta hiçbir ilah olmadığına işaret edilir. Peşinden «İllallah» ifadesi gelir. Bu ise ispattır. Bununla gerçek ilâhın ve ibadet edilecek tek mabudun ancak Allah olduğu ispat edilir. En son «Muhammedu’r-Rasulullah» denir. Bununla, Yüce Allah’a sevilmek ve O’na karşı sevgimizi göstermek için Hz. Peygamber’e uymaya niyet edilir. Çünkü ona uymadan ne tevhid anlaşılır, ne de Allah muhabbeti tadılır.



Bâz Geşt

Manası, dönüş demektir. Bununla anlatılmak istenen; “Nefy u isbat” yani «La ilahe illallah» zikrini çekerken, nefesi serbest bırakma anında, bütün hayalini şu cümlenin manasında toplamaktır: “İlâhi Ente Maksudî ve Rızake Matlubî” Allahım. Benim bütün maksadım sensin, aradığım ise senin rızandır. Sonra zikirdeki kusurunu görüp Cenab-ı Hakk’a sığınmalı ve istiğfar etmelidir. Her zikredişinde nefsinin hiçliğini ve acziyetini anlamalıdır.



Nigâh Dâşt

Manası, muhafaza etmektir. Hak yolcusu zikir esnasında kalbine sahip olmalıdır. Zikir esnasında nefy u isbâtın manasını düşünmelidir. Kalbini, nefsanî düşünce ve endişelerden korumalıdır. Yüce Allah’tan başka düşünce ve arzuların kalbe girmesine mâni olmalıdır.



Yâd Daşt

Manası, anmak, hiç unutmamak, devamlı zikretmektir. Hak yolcusu her an ve mekanda zevk yoluyla Cenab-ı Hakk ile beraber olmalıdır. İlâhî huzur ve neşeden hiç ayrılmamalıdır. Bütün eşyada ilâhî tecellileri müşahede ile kalbini uyanık tutmalıdır.

Gavs-ı Sâni Hz.leri (k.s) buyurdular ki: “Yüce Allah’ı zikre devam ediniz. Zikir çekerken uyanık olunuz. Allah zikrini kalbinizin içine yerleştiriniz. Zikir kalbe yerleşince, siz istemeseniz de kalp Yüce Allah’ı zikreder. Midenizi düşünün; o, siz istemeseniz de kendi işini görür. Siz uyurken bile işine devam eder. İçine zikir yerleşen kalp de böyledir.”
Arifler Yolunun Edepleri (Semerkand Yayınları)



Çevrimdışı sergüzeşt

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 431
  • Konu: 14
  • Derviş: 83
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #12 : 21/11/08, 17:02 »
 X:01



Çevrimdışı Sûfi Seyyâh

  • Üye
  • **
  • İleti: 83
  • Konu: 23
  • Derviş: 956
  • Teşekkür: 1
    • http://sufismen.wordpress.com/
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #13 : 09/12/08, 14:48 »
 

 
BAZI ÖNEMLİ TERİMLER
.   Nakşbendî büyüklerinin büyük hakikatları anlatmakta kullandıkları bazı terimler vardır ki, onların yoluna girenlerin bu terimleri iyi bilmeleri ve gereğince amel etmeleri lâzımdır.
   Bu en büyük tarikat Maveraünnehir beldelerinde zuhur edip bu beldelerin büyükleri de umumiyetle farsca konuşup yazmaları sebebiyle bu terimler farscadır. Biz bunları tercemeleriyle beraber elimizden geldiği kadar açık ifadelerle anlatmaya çalışacağız. Bu yüksek manâlı kelimeler onbir kelime olup Hâce Abdülhâlık Gucduvâni hazretlerine aiddir. Bu kelimeler, bu yüce tarikata girenlere her zaman yol gösterecek kelimelerdir.

   1-VUKÛF-İZEMÂNÎ:
   Sâlik, üzerinden geçen zamanı bilmelidir. Hem nasıl bir zamanda bulunduğunu, hem içinde bulunduğu vakti iyi bilmeli, değerlendirip değerlendiremediğini araştırmalı, kendini sık sık yoklamalıdır.
   İçinde yaşadığı zaman içinde kendi durumu nedir? Huzurda mıdır? Huzur içinde midir? Şükür mü etmektedir, yoksa kendi helakine sebeb olacak bir gaflet içinde midir?
   Sâlik, bütün varlığıyla asıl maksuduna yönelmediği bir zamanın üzerinden geçmesine razı olmamalı, Allah'dan gafil olarak bir nefes yaşamamaya dikkat etmeli, bütün gücüyle her an manevi uyanıklık halinde yaşamaya gayret etmelidir. Buna sahv hali denir.
   Bilmelidir ki, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden hakkıyla haberdar olan Allah onu kuşatmıştır. Sâlik, Allah'ın her an gördüğünü hesaba katmadan hiçbir amel işleyemez. Çünkü,
   "Allah gözlerin hain bakışlarını ve sadırların gizlemekte olduğu her şeyi bilir." (Gâfir suresi/19)
   "Ne yerde ne gökte zerre mikdarı hiçbir şey Rabbmdan uzak ve gizli kalamaz." (Yunus suresi/61 )
   "Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur." (Zümer suresi/63)
   Bunun için sâlik her gece ve her gündüz işlediği amellerini birer birer muhasebe etmeli, iyi amelleri kendine müyesser kılan Allah'a şükredip daha iyilerini ziyadesiyle beraber temenni etmeli, çirkinleri için tevbe ve istiğfar edip pişman olarak Allah'a dönmeli, şayed uyanamazsa bir gün muhakkak uyanacağını bilmelidir.
   Vukûf-i zemânî teriminden anlayacağımızın özeti şudur:
   Sâlik yakinen bilmelidir ki Cenab-ı Hak O'nun yanında hâzırdır ve dâima onu görmektedir.    Kulluk haddini aşmamalı, kendi kulluğunu bilip günahlara karşı her an uyanık bulunmalı, mabuduna ulaşıncaya kadar bu halini bırakmamalıdır. Bu, sâliki yakîne erdirir.

                       

   2- VUKÛF-İ ADEDÎ:
   Sâlik zikrini yaparken mürşidinin verdiği sayıya riayet etmelidir. Bu, sayıya riayetle beraber, hafî zikrin verilen mikdar yapılmasından ibarettir.
   Yoksa kendi başına bir sayı değildir. Bu, gönlü vesvese ve tefrikadan korumak içindir.
   Büyüklerimizden bazıları demişlerdir ki: Vukûf-i adedî zikirde şart değildir. Burada esas olan kalbin zikredilenle beraber olmasıdır. Huzur halinde bulunmasıdır ki zikrin faydası ve neticesi görülsün. Bu da, Nefy yaparken beşerî varlığın yok olması, İsbat yaparken de ilâhî cezbe eserlerinin doğmasıdır. Nefy hali, güneş doğarken yıldızların kaybolmasına, İsbat hali de gecenin güneş doğarken kaybolmasına benzer.

   3- VUKÛF-İ KALBÎ:
   Zâkir zikrederken kalbinin zikredilenden haberi olmasıdır. Zikrederken devamlı murakabe halinde olmalı, bu halini kaybetmemeğe çalışmalıdır. Sâdât-ı kiram hazaratı vukûf-i kalbînin zikirde şart olduğunu söylerler. Zâkir zikir anında kalbine hakim ve sahib olmalı, oraya    Allah'dan başka birinin girmesine izin vermemelidir.
   Kalb, sol memenin altında bir et parçasıdır. Ona kalb denmesinin sebebi, fikirlerin, düşüncelerin ve niyetlerin değişmesi itibariyle çekip çeviren, değiştiren kuvvetin mahalli olmasıdır. Ona sahib olmak demek onun ne halde bulunduğunu her an gözetmek demektir:    Zikirle meşgul mü, değil mi? Kişi kalbini her an kontrol etmeli, kalbinde gaflete açık bir kapı bulundurmamalıdır. Hazret-i Hâce Muhammed    Bahâeddin Nakşbend kuddise sirruh bilhassa vukûf-i kalbî üzerinde durur ve ona dikkat ederlerdi.

  4- HUŞ DER-DEM:
   Akıl sahibine gerektir ki alıp verdiği hiçbir nefesde gaflet etmemelidir. Her an Allah ile olmanın şuuruna ancak böyle erebilir. Ancak, nefeslerini gaflet içinde alıp vermekten muhafaza eden bir kimsenin kalbi Allah ile huzur halinde olabilir. Nefes alıp verirken kalbin Allah ile huzurda olması demek, nefesleri Allah'a itaatle ihya etmek, Allah'a ibadetle onlara hayat kazandırarak Allah'a uluştırmaktır. Kalb, Allah ile huzurda iken girip çıkan her nefes canlandırılmış ve Allah'a gönderilmiştir. Gafletle alınıp verilen her bir nefes de öldürülmüş ve Allah'a ulaşmamıştır.
   Huş der-dem, yani her nefes uyanık olmak, her nefesine sahib olmak, zâkirin zikir esnasında Allah'dan gafil olmaması demektir. Çünkü zikirden maksad zikrettiğinin mânâsını düşünerek zikredilene ulaşmaktır. Mânâsını düşünürse tecellisine mazhar olur. Bu da ancak nefeslerini gafletle alıp vermekten kurtulmakla olur.
   Nefesleri gafletten kurtarmak kalbi huzura erdirir. Huzura eren ise Hak Teâlâ hazretlerinin tecelliyatını her an müşahede eder. Onun tecelliyatı ise mahlûkatın nefesleri sayısıncadır. Nefeslerini gafletten kurtaran kimse artık her an Allah ile beraberdir. Her an O'nun tecellilerini görür.
   Gafletten kurtulup her nefes uyanık olmak çok zordur. Bunun için her gaflet hali geldiği zaman derhal istiğfar etmek gerekir. İyi ameller işlemeğe gayret ederek o gafletin bıraktığı izleri temizlemeğe gayret etmelidir.

   5-NAZAR BER-KADEM:
   Sâlik yolda yürürken ayaklarının ucuna bakarak yürümelidir ki gözü etrafa takılmasın. Çünkü ayaklarının ucuna bakarak yürümezse gözü etrafa takılır, bu ise kalbi perdeler. Kalbdeki perdelerin çoğu birtakım resimler, suretlerdir ki bakmak yoluyla kalbde yerleşir. Bunun için sâlik yolda yürürken gözü şurada burada gezerse zikirden perdelenir. Çünkü mübtedî zâkirin kalbi bir yere takılırsa kalbini meşgul eder, derhal tefrikaya, vesveseye tutulur. Çünkü kalbini muhafaza edecek kadar kuvvet kazanmamıştır. Vesvese ve tefrikaya karşı zayıf bir haldedir. Bu sebeble gafillerin yüzlerine- bak-mamalıdır.
   Sufiyye büyüklerine göre gafillerin yüzüne bakmak büyük zararlara yol açar. Çünkü temizlenmiş kalbler cilalanmış aynalar gibidir. Eğer gafillerin yüzlerine bakılırsa onların katı kalblerinin kasveti, kötü huyları, bozuk fikirleri aynen sâlikin kalbine akseder. Bu ise sâlik için son derece tehlikelidir.
   Sâlik, güzellerin yüzlerine de bakmamalıdır. Çünkü fitneye tutulur. Hadis-i şerifde, "Bakmak şeytanın oklarından bir oktur" buyurulmuştur. Kime bu ok isabet ederse Allah yolunda fitneye düşmüş olur. Bu sebeble sâlik bu oktan kurtulmak için gözleri yerde, yani ayaklarının ucuna bakarak yürümelidir.
   Nazar-ber-kadem sözü, aynı zamanda himmet yüceliğini anlatır. Şöyle ki: Hak yolunun yolcusu olan kâmil insan Allah'dan başkasına nazar etmez. Çünkü mâsivâdan ilgisini kesme yolundadır. Nasıl sür'atle koşan bir kimse sadece ayaklarına bakarsa sâlik de yarı yoldan dönmemek için zahiren ve bâtınen Hakk'a yönelmiş olmalıdır.
   Ayrıca tevazu ehli olan kimseler ayaklarının ucuna bakarak yürürler. Kibirli cahiller de dimdik ve böbürlenerek yürürler.
   Yürüyüşün bu şekli, aynı zamanda Peygamber Efendimizin de yürüyüş şeklidir ki, O, yürürken sağa sola bakmaz, ayaklarının ucuna bakarak ve sanki yokuştan iniyormuş gibi hızlı yürürlerdi. Rasûl-i Ekrem'e tâbi olan sâlikde aynı şekilde yürümelidir.

   6- SEFER DER-VATAN
   Halk arasında, sefer denilince bir beldeden bir beldeye gitmek anlaşılır. Vatan, insanın ikamet ettiği ev yahud memlekettir. Bu terim, sâlikin seferinin yaratıklardan kurtulup Hakk'a gitmek demek olduğunu ifade eder. Hazret-i İbrahim Halilullah demiştir ki: "Ben rabbıma gidiyorum." (Sâffât suresi/99).
   Sâlik, içinde bulunduğu manevi hali kâfî görmeyip daha güzel, daha fazla iyi amellerle dolu bir hale sefer etmelidir. Yahud bir makamdan bir yüksek makama yükselmeğe gayret etmelidir.
   Ebu Osman el-Mağribî Hazretleri buyurmuşlardır ki: "Sâlik, hevâ ve hevesini terkedip Allah'a ibadet ve taata dönmelidir. "Sefer der-vatan" sözünden murad, bir memleketten bir memlekete yolculuk etmek değil, insanın kendi iç aleminde Allah'a dönüş yapmasıdır. Sâlikler, bir kâmil mürşidi buldukları zaman onun her emrini yerine getirmek için zahirî yolculukları bırakır ve onun kapısına bağlanırlar. Bâtınî yolculuklarına başlarlar. Bunlara da ancak bundan sonra mürid denilebilir."
   Şeyh Hakim Tirmizî hazretleri, sâliki zahiri yolculuktan men'der ve buyururdu ki: "Bütün hayır ve bereketlerin anahtarları mürid olduğun yerde sabretmendedir. Mürid denilecek hale gelinceye kadar o kapıda sabredeceksin. Sen o hale gelince bereket zahir olur. Artık sen Allah'a doğru sefer etmeğe başlamışsın demektir. Zahirde sefer etmişsin veya etmemişsin farketmez."
   Sonra unutulmamalıdır ki, meşâyıh-ı kiram hazarâtı sâlikleri zahirî seferden menetmişlerdir. Çünkü meşakkati çoktur. Mihnetlidir. Yolculuk halinde Allah'ın rızasına muhalif iş tutma ihtimali çoktur. Sefer, farzları ve sünnetleri terketmeğe her zaman müsaittir. Bu ise sâliklerin kalblerini tefrika ve vesvese ile harab eder. Kemale eren mürşidler ise bu meşakkatlerin tesiri altında kalmayıp Allah'dan gafil bulunmayacakları için yolculuk yapabilirler. Aksine bu yolculukları onların daha fazla terakki etmelerine sebeb olur. Dereceleri yükselir. Hem yolculuğun mihnet ve meşakketlerine tahammül ederler, hem de gittikleri yerlerde irşadda bulunurlar. Salih selefimiz, gönüllerinin, bir yeri vatan edinmeye meyledip insanlarla ülfetleri ilerlediği zaman, kendilerine onlardan gelen adetleri bırakıp rahatlarını terketmek, onların aşırı ülfetlerinden kurtulmak için yolculuk ederler ki, kendileri için mâsivâdan sıyrılma hali tahakkuk edip yüksek makamlara ulaşsınlar.


ALINTIDIR.. (tasavvufalemi)




eski CANPER

Çevrimdışı Selahaddin

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 7
  • Konu: 1
  • Derviş: 3488
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #14 : 30/01/09, 23:21 »
Allah razı olsun, kendimizin hiç olduğunu gördük...



Çevrimdışı ahmedifaruk

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 26
  • Konu: 4
  • Derviş: 2180
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #15 : 31/01/09, 10:47 »
konuda emegi geçemlerden Allah razı olsun

inşaAllah faydalananlardan oluruz 



evvela ilim olmalı
amel nehrinden dolmalı
ihla bahrine dalmalı
bu işe ihtimam lazım
                          yahyalılı HACI HASAN EFENDİ (ks)

Çevrimdışı oysaki

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 326
  • Konu: 148
  • Derviş: 1447
  • Teşekkür: 2
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #16 : 15/02/09, 14:51 »
11. Vukûf-ı kalbî : Daima Hakk'ın huzurunda bulunduğunu düşünmek, zikirde başı sağ tarafa eğmek ve gönle yönelmektir.


zikirde basi sag tarafa egmek yaziyor ,virdlerde sola egiyoruz kalbe yoneliyoruz,bu maddeyi biraz aciklarsaniz daha faydali olur bizler icin insh.


Görmeden sevebilsem seni üveysi gibi
Aşkınla yok olabilsem anlasam Veyseli!

Çevrimdışı atofina

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 36
  • Konu: 0
  • Derviş: 4312
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #17 : 23/03/09, 18:36 »
Allah razı olsun.



Çevrimdışı Sehl

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.912
  • Konu: 208
  • Derviş: 2261
  • Teşekkür: 16
    • Gönül Hanesi..
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #18 : 09/05/09, 01:05 »
Allah razı olsun :X06 :X06



Çevrimdışı turab

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 275
  • Konu: 93
  • Derviş: 2817
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #19 : 09/05/09, 10:16 »
Allah razı olsun  :X06 :X06


BİLİYORSAN KONUS İLİM ALSİNLAR BİLMİYORSAN SUS ADAM SANSİNLAR

Çevrimdışı resul çınar

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 2
  • Konu: 0
  • Derviş: 7147
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #20 : 07/01/10, 17:26 »
maasallah Allah razı olsun



Çevrimdışı sultanım

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 161
  • Konu: 0
  • Derviş: 6716
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #21 : 28/01/10, 17:03 »
 :X06 Allah(c.c) senden razı olsun kurban.



Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #22 : 28/01/10, 19:56 »
Esselamu Aleykûm

            Kıymetli Forum okuyucuları, uzun zamandır "Nakşibendilik" üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum. Ama bir türlü nasip olmadı. Ülkemizde ve yakın coğrafyamızda çok güçlü bir geleneğe sahip olmasına rağmen, bu tarikatın bağlıları tarafından, tarikatın esasları hakkında olması gerektiği kadar bilgi sahibi olunmadığı da bir gerçektir. Halbuki bunlar, bağlıları açısından, tarikatın onlara verdiği, tarikatın genetik bilgisi, DNA haritası gibidir. Büyükler buna "Nisbet" demişlerdir. Tarikatın bu usulleri bilinmeden, kişinin "Sulûkunu" tamamlaması, dersinin anlamını kavraması, zikrin tadına varması, silsilesine şedit bir muhabbetle bağlanması çok zordur. Şeyh efendilerin devamlı bunları bağlılarına anlatmalarını beklemek, çok aşırı derecede hazırcılık olur. Tasavvufi terbiyede, müridin gayreti çok önemlidir. Bu durumda bizlerinde gayret göstermesi elzemdir. Allahu Alem.

                                ZİKRİ HAFİ - ZİKRİ KALBİ - SESSİZ ZİKİR

            Nakşibendilik, zikir hususun da hafi (sessiz) zikri benimsemiştir. Rabbimiz (c.c) Kur'an-ı Kerimde "İçinden, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma. 1" buyurmaktadır. Nakşibendilik, bu hafi zikir sayesinde, Allah'ın (c.c) zikrinin kalpte güçlenmesi ve yerleşmesini hedefler ve sağlar. Böylelikle, gönül dış etkenlerden bağımsız olarak Rabbini (c.c) zikretmeye çalışır. Bu hal Kur'an-ı Kerimde şu şekilde ifade edilir ve övülür "Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.2". Bu ayet-i kerimede ki kişilerin hallerinin de hafi zikre ne kadar uygun olduğu ehlince malumdur. Tabi bu ayette bir başka husus daha vardır. Bu ayette “kalbin” idraki de söz konusudur. Ayetin son kısmına baktığınızda, göz ve kalp denmiştir. Bildiğiniz gibi göz baktığı görüntüyü beyine iletir. Beyinde aldığı bu görüntüyü değerlendirir, burada aklın idraki söz konusu, fakat, bu zahiri etkileşimin kalpte yankılanması, yani kalbinde idraki söz konusudur. Buda işin hissi kısmıdır. Zaten insan “his” ten yoksun olsaydı, gördüğü görüntünün çok fazla bir anlamı olmazdı. Mesela bir ölüyü görürdü, öldüğünü bilir, ama içerisinde hisse dayalı bir üzüntü olmazdı. Kalbin Allah’ı (c.c) zikretmesi, Allah’la (c.c) irtibatlı olmasının önemini birde aşağıdaki hadis-i şerifleri tetkik ederek birlikte görelim.

İki göz delillerdir. Kulaklar kapılardır. Dil de tercümandır. İki el iki kanattır. Karaciğer şefkat, dalak gülme ve akciğerler nefes yeridir. Böbrekler ise mekir yeridir. Kalb de meliktir. Melik temiz olursa, tebaası da temiz ve sağlam olur. Melik fesada uğrarsa tebaası da fesada uğrar. 3

İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) 4

Kendinde Hikmetten birşey olmayan kalb, harap bir ev gibidir. Şu halde öğrenin, öğretin. Fıkıh tahsil edin ve cahil olarak ölmeyin. Zira Allah cahillik için mazeret kabul etmez. 5

Allah (z.c.hz.) sizin cisminize bakmadığı gibi, soyunuza, mal ve mülkünüze de bakmaz. Kim de ki salih kalb bulunur, ona muhabbet eder ve salih nazarla bakar. Siz Ademoğulları, hanginiz daha muttaki olursanız Bana daha sevgiliniz o olur. (Takva da ilim, irfan ve akla göre olur.) 6

Kalblerde ayın bulutu gibi bulut vardır. Bulut kalkınca ay nasıl parlarsa ve bulut galib gelince ay nasıl kararırsa, kalb de öyledir. 7

"Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Şüphesiz, her derede, âdemoğlunun kalbinden bir parça bulunur (yani kalp her şeye karşı bir ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vadide helak olacağına hiç aldırmaz. Kim de Allah'a tevekkül ederse, kalbinin her şeye (ilgi kurarak dağılmasını önlemek için) Allah ona yeter." 8

Hz. İsa İbnu Meryem aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Allah'ın zikri dışında çok kelam etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah'tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilakis, kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın birkısmı) belaya maruzdur, (birkısmı âfiyete mazhardır, bela (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz afiyete de hamd edin." 9

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Demişti ki:
"Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hasıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı taş gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir." 10

            Bu hadisi şeriflerden de anlaşıldığı üzere, kalbin Allah’la (c.c) irtibatlı olması, O’nun zikrinden gafil olmaması çok önemlidir. Bu konuyu aşağıdaki ayet-i kerimeler ile sonlandırmak istiyorum:

Allah bir bedende iki kalp yaratmamıştır. 11 (Kalbi Allah’a (c.c) adamanın bir yolu, kalbî sessiz zikirdir.)
Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur) 12 (Kalbi Allah’tan başka şeylerden temizlemenin bir yolu, kalpten yapılan sessiz zikirdir.)
Görmeden Rahmân'a saygı gösteren ve(Allah'a) dönük bir kalp getiren herkesin (mükâfatı budur).13 (Kalbi Allah’a (c.c) döndürmenin bir yolu, kalpten yapılan sessiz zikirdir.)
Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur. 14
Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. 15 (Kalbin yaratılış fıtratına döndürülmesinin bir yolu, kalpten yapılan zikrullahtır.)
Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur. 16 (Kalbin körleşmemesinin bir yolu da, kalpten yapılan sessiz zikirdir)
Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).17 (Körleşmiş gözlerin açılmasının bir yolu da, kalpten yapılan sessiz zikirdir.)


Bir sonraki yazımız, bu zikrin tesirinin metodize edilmiş hali olan, Nakşilikte ki 11 esas üzerine olacaktır.

Allah’a (c.c) emanet olunuz.


Dipnot:
1- Araf/205
2- Nur/37
3- Ramuz 224/9. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
4- Ramuz 361/10. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
5- Ramuz 336/2. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
6- Ramuz 92/5. Ravi: Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.)
7- Ramuz 382/10. Ravi: Hz. Ali (r.a.)
8- Kütübü Sitte 7231 – Ravi Amr İbnu'l-As radıyallahu anh
9- Kütübü Sitte 5340 - İmam Mâlik'e ulaştığına göre Muvatta, Kelâm 8, (2, 986).
10- Kütübü Sitte 4733 - Müslim rahimehullah'ın rivayetinde (Huzeyfe radıyallahu anh) anlatıyor: Müslim, İman 231, (144).
11- Ahzab/4
12- Şuara/89
13- Kaaf/33
14 – Rad/28
15- Ahkâf/26
16- Hacc/46
17- Kaaf/8




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #23 : 28/01/10, 19:57 »
Tasavvuf ilmindeki ekollerden bir tanesi olan Nakşibendi Tarikatının, manevi nisbetin muhafazası ve gelişimi, sessiz zikrin yani zikri hafinin kalp’te  yerleşmesi için tespit ettiği 11 tane temel esası vardır 1. Bu esaslardan sekiz tanesi insanları Hakka kavuşturan altın silsilenin onuncusu olan Hace Abdul Halik Gucduvani (k.s) 2 tarafından Kur’an ve Sünnet'e uygun bir şekilde belirlenmiş olup, üç tanesi ise tarikatın tarihi seyri içerisinde diğer üstatlar tarafından eklenmiştir.



                                                                1   Huş Derdem


            Bu kelimeyi bazıları “Hoş Derdem” diye yazıp okusa da, doğrusu “Huş Derdem” dir. Bir önceki yazımızda, hafi zikir hakkında bilgi vermiştik. Dil ile yapılan zikirde, kalbin gaflette bulunması ihtimali vardır. Temel olarak namazlarda bu sorunun yaşandığı da malumdur. Kişi namazda dili ile kıraatta, tesbihte ve salat-u selamdadır, ancak kalbi güncel meselelerde, alış-veriş ve ticarette vs iledir. Oysaki kalben yapılan zikirde böyle bir şey söz konusu değildir. Ancak dış etkenlerin tesiriyle zikir sekteye uğrayabilir. Bu nedenle Nakşilikte Hafi Zikre önem verilmiştir.

             Huş Derdem; her nefes alıp vermede, kalbin uyanık olması yani gaflette bulunmaması, her an zikretmeye hazır bekletilmesi, kalpte başlayan zikrin nefse galip gelmesidir. İlk Dönem Nakşi Saadatları (Silsilenin seyyidleri, efendileri) bu nefesin gafletten muhafazası hakkında şöyle demişlerdir:

Mevlana Sadettin Kaşgarî: Bir nefesten bir nefese geçerken asla gaflete düşmemek ve huzurda olmak’3 tır.

Şah-ı Nakşibend: Bu yolda terakkinin temeli nefes üzerindedir. Her nefeste hale bakmalı ve mazi ile istikbali düşünmekten uzak kalmalıdır. Nefesin giriş ve çıkışında iki nefes arasını öyle muhafaza etmelidir ki hiç biri vücuda gafletle girip vücuttan gafletle çıkmasın. 4

Hoca Ubeydullah Ahrar: Bu yolda nefesi muhafaza ve ona riayet etmeği mühim tutmuşlardır. Gerektir ki her nefes huzur ve bilgi ile alınıp verilsin.. Nefesini koruyamayanlara yolunu şaşırmış gözüyle bakarlar. 5

             Yine Kübreviyye Tarikatının kurucusu Şehit Şeyh Necmüddin-i Kübreverdi ise, nefes alıp vermede gaflete düşülmemesi hakkında şöyle der:

             Allah'ın zat ismi «hâ - he» harfinden ibaret olup başındaki «elif» ve «lam» harfleri tarif edatıdır, işte her nefeste bu harf ve isim cereyan eder. Sahibi ister farkında olsun, ister olmasın. O şey ki, içinde o isim cereyan etmez, hayata müstehak değildir. Şu halde bütün canlıların nefes alış ve verişleri, bilen ve bilmeyen için hep o isimledir. Marifet yolcusuna düşen borç ise bu inceliği bilmek ve her nefeste Allah ile olarak huzuru elde tutmaktır. 6

            Allah Tealâ hazretleri ise, kitabında kendisinin zikredilmesini emrederken, gafillerden olunmamasını da birlikte emretmektedir.7 Ama maalesef insanların bir çoğu bu gaflete düşmektedir, Rabbimiz ise bunu bize “Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!”8 “Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız…” 9 “Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa…” 10 hitaplarıyla ihtar etmektedir.

           Kulun Rabbini (c.c) zikretmekten gafil olmaması için, kalbin daima zikirle meşgul olması, kendisini zikrullah’tan alıkoyacak etkenlerden de uzak durması, daha doğru bir ifadeyle mesafeli olması gerekmektedir. Kalbi gafletten kurtaran ise, hafi zikirdir. Hafi zikrin fazileti hakkında ise efendimiz (s.a.v) şunları söylemiştir:

45- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“İşitilmeyecek kadar gizli yapılan zikir Hafaza (Koruyucu) meleklerin işiteceği yükseklikte yapılan zikirden 70 kat daha fazla sevaplıdır.” 11

46- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Şeytan insan oğlunun kalbine hortumunu sokar, Allah'ı anınca derhal kaçar; unutunca tekrar hortumunu insanın kalbine takar.” 12

30- Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Zikrin (Allahı anmanın), en hayırlısı gizli olanıdır. Rızkın hayırlısı da yeteri kadar olanıdır.” 13

9206- Ebû Hureyre radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)
"Allah Teâla şöyle buyuruyor: 'Ben kulumun zannı üzereyim. Beni andığı zaman, ben onunla beraberim. Eğer beni kendi nefsinde (içinden) anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım… 14


            Sonuç olarak şunu bilmemiz lazım ki, insan lisanen zikredebilir, ama kalben gaflete düşmemesi evla ve efdal olandır. Nakşibendi tarikatında bu kuralla, müridin zikri daim kılması, gaflete düşmemesi, bilinçli ve şuurlu nefes alıp vermesi tavsiye edilmiştir. Allah günlük virdlerini bu şuur üzere yapanlar ve bu kurala uygun nefesine hakim olanlar zümresine cümlemizi ilhak eylesin.


Dip Notlar:
1- Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 24 (Eser Neşriyat)
    Adap – Muhammed  Bin Abdullah el-Hani – S. 220 (Erkâm Yayınları)
2- Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 24 (Eser Neşriyat)
3- Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 24 (Eser Neşriyat)
4- Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 25 (Eser Neşriyat)
5- Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 24 (Eser Neşriyat)
6- Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 25 (Eser Neşriyat)
7- Araf/205 İçinden, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma
8- Necm/61
9- Kehf/ 28
10- Zuhruf/36
11- İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi, Aydın Yayınları: 1/408
12- İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi, Aydın Yayınları: 1/410
13- İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercemesi, Aydın Yayınları: 1/404
   Cem’ul Fevaid Rudani Hadis No: 9213 (Büyük Hadis Külliyatı, meşhur, muteber ve mutedavil olan ondört hadis kitabına dayanarak ve tekrarlardan azami ölçüde kaçınılarak tertip edilmiş bir eserdir)
14- Cem’ul Fevaid Rudani, Muttefikun Aleyh Hadisler Hadis No:1781 – Hüner Kitabevi
 
 




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #24 : 28/01/10, 19:59 »
2 Nazar Ber Kadem


               İlk iki yazımızda, Nakşibendiliğin zikir hakkındaki tercihi olan “Zikri Hafi – Sessiz Zikir” bu zikirde devamlılık ve kalbi, nefes alış verişini gafletten muhafaza anlamındaki "Huş Der Dem" esası üzerinde durmuştuk. Şimdi ise ikinci kural olan “Nazar Ber Kadem” i ele alacağız.

               Nazar Ber Kadem; müridin özellikle kalabalık alanlarda yürürken, dış atmosferden etkilenmemesi için, bakışlarını ve doğal olarak kalbini muhafaza edebilmesi amacıyla, bakışlarını ayak ucuna sabitlemesi demektir. Daha net anlaşılması açısından, sağa – sola, direkt karşıya değil, hafifçe tevazuen yere bakmasıdır.

               Nur suresi 37 ayette Allah (c.c) buyurmuştu ki “Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”. Ayeti kerimenin sonundan da  açıkça görülüyor ki kalp, gönül, gözün bakışlarından, gördüklerinden etkilenmektedir. Yine görme ve görmeye bağlı olarak kalbin etkileşimi açısından şu ayet-i kerime çok anlamlıdır:

(Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı. 1

               Yine insanın bakışlarının istenmeyene meyledebileceği ve bu konuda haddi de aşabileceğini rabbimiz bize şöyle ihtar eder:

Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. 2

               Şunu da unutmamamız lazım ki, insan bu organlarının eylemlerinden sorumludur ve hesaba çekilecektir. “Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur” 3. Aklı selim sahibi kişi böyle bir gerçek karşısında, hem kalbine sahip olmaya gayret eder, hem de gözüne ve bakışına sahip olmaya dikkat eder. Oysaki kalbî zikirde, kalbin gafletten muhafazası esas alınmıştır. Eğer bakışlar bu şekilde kontrol edilmez ise, kalbî zikrin dış etkilerle, yani gözün gördükleriyle sekteye uğrama ihtimali çok yüksektir ki, bu da bir nevi gaflettir. Gaflete düşmüş bir kalbin ne anlama geldiğini ise daha önceki yazımızda belirtmiştik.

               Mü’min zaten yürürken tevazu içerisinde yürür, kibirlenerek, böbürlenerek, sağa sola bakarak yürümez. Allah’ta (c.c) kibirlenerek yürümeyi şu ayetle kötülememiş midir?

Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin. 4

               Peki tüm bunlardan sonra, birde hazreti peygamberin nasıl yürüdüğüne birlikte bakmamız daha güzel olacaktır.

Yürürken öne meyilli düz yürür, yürüyüşü mütevazı ve seri ve de yüksek bir yerden dökülen su gibi idi. Döndüğünde bütün vücudu ile dönerdi. Sükut halinde yere bakışı semaya nazarından fazla olurdu ve ekser bakışı mülahazalı idi. Yürürken ashabını önüne katardı. Karşılaşmada selamı ilk önce kendileri verirdi. 5

Efendimiz (s.a.s.)in renkleri parlak, terleri inci gibi ve yürürken hafif öne meyilli yürürdü. 6


Yolda yürürken sağa sola bakmazdı. 7

                İşte örnek insan (s.a.v), kendisinin yürürken, hafif öne eğildiği, sağa sola bakmadığı, ekseri yere baktığı açıkça görülmektedir. Onun ümmetine yakışanda, yürürken onun gibi yürümesidir. Nakşilikteki bu esas, hem sünnete uymak, hem de kalbin dış etkenlerden muhafazasını sağlamak içindir. Bu sayede, zakir, kalbî zikrinde devamlılık kazanacak ve dış etkenlere dayalı olarak zikrullah’ı terk etmeyecektir. Bu kuralı, bir hadisi şerifle noktalamak istiyorum. Böylece kalbin ehemmiyeti, kıymetli kardeşlerimizce bir kez daha anlaşılır.

Kalbini iman için halis eden iflah oldu. Yine kalbini selim, lisanını sadık, nefsini mutmain, ahlakını mustakim, kulağını dinler, gözünü de görür eden de iflah oldu. Kulak, işittiğini kalbe götüren bir alet gibidir. Göz de kalbin muhafaza edeceği şeyin tesbit vasıtasıdır. İflah oldu o kimse ki, Allah onun kalbini hıfz edici kıldı. 8




Dip Not:
1- Necm/11
2- Necm/17
3- İsra/36
4- İsra/37
5- Ramuz Ravi: Hz. Hind İbni Ebu Hale (r.a.) 520-8.
6- Ramuz Ravi: Hz. Enes (r.a.) 519-10.
7- Ramuz Ravi: Hz. Câbir (r.a.) 540- 13.
8- Ramuz Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) 333-12. 
 
 




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #25 : 28/01/10, 20:00 »
3 Sefer Der Vatan


               Batında başlayan etkileşimin, zahire doğru seyrindeki bir aşama. Pişme namzedi müridin, matluba ve maksuda yolculuk yeri. Nakşibendilikteki bu kural, müridi rabbinden ayıran ne kadar engel var ise, onların sultasından kurtulup hürriyetini elde etmesinin sembolü.

               Sefer Der Vatan, adında anlaşılacağı gibi yolculuk etmekle alakalıdır. Bunda ise dört ana nokta vardır.

1- Öncelikle müridin, yani taliplinin kendisini irşat edecek bir mürşidi kâmili arayıp bulmasıdır. Yani manevi nasibinin olduğu beldeye sefer eylemesidir. Allah’ın (c.c) ezelde kendisine takdir ettiği manevi nasibin öğreticisi, kazandırıcısı olan mürşidini bulması için sefer eylemesidir. Peygamberlerin Seyyidi, Hz Muhammed  (s.a.v) efendimiz şöyle buyururlar:

Kim ilim aramak düşüncesiyle bir yola düşerse, Allah onun cennete olan yolunu kolaylaştırır. 1


                İlimlerin en kıymetlisi, marifetullah ilmidir. Allah’ı (c.c) bilme tanıma ilmidir. Bu ilmin öğreticisine ise Şeyh, öğrenicisine ise Mürit denir. Bu hadisi şerife göre, bu amaçla kişinin kendisine bir mürşit araması, bunun için yollara düşmesi ne kadarda faziletlidir! Bir ayet-i kerimede Rabbimiz (c.c) şöyle buyurur:

Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya irşat edecek bir mürşit bulamazsın. 2

                Ayet-i kerimenin son kısmı o kadar manidar ki, mürşitlerin kişileri hakka irşat ettikleri ayan beyan ortada. Bu ayetin orijinal metninde “mürşit” lafzı geçmektedir, ama Türkçe çevirilerde “dost” olarak çevrilse de, dost kelimesi mürşit kelimesinin karşılığı değildir. Dost yerine “Rehber” diye de çevrilebilirdi. Merhum Ahmed DAVUDOĞLU hoca mealinde mürşit olarak çevirmiş, kelimeyi orijinal olarak kullanmıştır. İnsan hem zahirdeki nasibini rızkını arar, hem de manevi nasibini rızkını arar, bu arayış aşağıdaki ayetlerde nede güzel anlatılmıştır:

Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayıp da şükretmeniz için 3

Allah'ın lütfundan (nasibinizi) aramanız da 4

fazlından (nasibinizi) arayasınız ve şükredesiniz diye 5

Onlar ki; Allah yolunda hicret edip de sonra ölür veya öldürülürler; Allah onlara elbette güzel bir rızık verecektir. Şüphesiz ki Allah; rızık verenlerin en hayırlısıdır. 6


2- Kötü ahlaklarını terk edip, güzel ahlâklara yönelmesidir.

3- Bu kötü ahlâkların sebebi yaşadığı belde ise, o beldeden hicret etmesidir.

4- Ruhen gelişim göstermesiyle beraber, ruhunu ait olduğu lahuti alemle irtibatlandırmasıdır.

               Kıymetli kardeşlerim, kişinin yaşamında bu devrimlerden birisi gerçekleşmezse, istenilen sonuca ulaşılması da o derece müşkildir. Büyüklerin dediği gibi, “bu yolda malı vermek yetmez, gerekirse canı bile kurban etmek gerek” Tıpkı İsmail (a.s) gibi.

Dip Not:
1- Kütübü Sitte 3325 - Müslim, Zikr 38, (2699); Ebu Davud, Edeb 68, (4946); Tirmizi, Hudud 3, (1425), Birr 19, (1931); Kıraat 3, (2946).
2- Kehf/17
3- Fatır/12
4- Rum/23
5- Rum/46
6- Hacc/58




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #26 : 28/01/10, 20:01 »
4 HALVET DER ENCÜMEN



               İşte Nakşibendiliği, nefsani tarikatlardan ayıran en önemli düsturlardan birisi. Tarikatlar, eğitim metotları açısından ikiye ayrılır:

   a-Turuku Ruhani: Nakşibendilik bu sınıfa girmektedir. Bu tür tarikatlar, kalbi zikir yoluyla, kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi, ahlakın tezhibi (güzelleştirilmesini) esas alırlar. Yani ağırlıklı işin başlangıç noktası “Kalbin Tasfiyesi” dir. Kalb, Allah’ın (c.c) haricindekilerden arındırılırken, nefiste terbiye edilmeye başlar, nefsin aşırılıkları kalpteki zikrin kuvveti ile bastırılır. Böylece insan güzel ahlaka yönelir. Bu şuna benzer, sağ elini kullanan birisinde, sağ kol sol kola göre kuvvetlidir. Sağ kolumuz nefsimiz, sol kolumuzda kalbimiz olsun. Biz bütün hareketlerimizde sol kolumuzu kullanmaya başlarsak, ilave olarak ta o kolumuzla ağırlık çalışırsak, zaman içerisinde sol kolumuz en az sağ kol kadar güçlü olur. Hatta daha da güçlü olur. İşte bu şekilde kalbin tasfiyesi neticesinde, rabbine kalbini bağlayan, rabbine gönülden sadakat yemini eden, rabbine ulu bir sevdayla sevdalanan salik, nefsin isteklerine artık iltifat etmez. Kalbin heyecanı ve isteği, nefsin isteklerine galip gelir. Ama yinede bu süreç içerisinde nefsin tezkiyesine yönelik faaliyetler yapılır. Turuku ruhanide, suluk nefsin mertebelerine göre değil, kalbin merhalelerine göredir, lataifler merkezinde tasavvufi eğitim yürütülür. Kalpte başlayan zikir, oradan ruha, ruhtan sırra, sırdan hafiye, hafiden ahfaya, ahfadan nefsi natıkaya ve oradan nefsi külle ve oradan kainata yayılır. Bunlar olup biterken de nefsin tezkiyesi tamamlanır.

   b- Turuku Nefsani: Kadirilik bu sınıfa girmektedir. Bu tür tarikatlar, sıkı bir riyazat ve mücahade ile nefsin tezkiyesinden başlayıp, kalbin tasfiyesine geçer ve oradan da ahlakın güzelleştirilmesiyle işi noktalarlar. Bu yolda öncelikle nefsin dereceleri (emmare - levvame- mülhüme- mutmainne - raziye - marziye - safiye) esas alınır.

               Bu açıklamaları yaptıktan sonra, Halvet; Tasavvuf yolunda olgunlaşmak ve ilerlemek için belli bir müddet tenhâda kalma hali yalnız kalmak anlamındadır. Tasavvufta halvet, vuslat (kavuşma) alâmetidir. Halvetin kitap ve sünnetten delilleri vardır. Kişi halvette az yer, az uyur, çok ibadet eder. Yani riyazat ve mücahade de bulunur. Genelde 40 gün olarak yapılırsa da, Halvetiyye de 40 halvet peş peşe yapılabilmekte, Mevlevilikte 1001 gün olarak yapılmakta yani değişik uygulamaları da bulunmaktadır. Halvetin uzun süreli ve yerleşim alanlarından uzak noktada olanlarına “uzlet” denmektedir.

               Halvetlerdeki zahiri, yani dıştaki yalnızlık, Nakşibendilikte içteki yalnızlık olarak uygulanır. Nakşi geleneğindeki ifadesiyle “Halk içinde Hak’la (c.c) beraber olmak” tır. Nur suresi 37 ayetteki “Onlar öyle kişilerdir ki, ne bir ticaret, nede bir alış veriş onları Allah’ı (c.c) zikretmekten alıkoymaz” hali, Nakşiliğin bu düsturunun Kur’an-ı Kerimde ki ifade ediliş şeklidir. Böylelikle Nakşilikteki genel Halvet tercihi, zahiri halvet değil, batıni halvettir. Bu yolun büyükleri bu kural ve halvet hakkında şunları söylemişlerdir:

   Hoca Evliya-yı Kebir: Toplulukta yalnızlık şudur : Zikir insanı öyle kaplayacak insan kendisini zikre öyle verecek ki, en kalabalık ve şamatalı yere girse hiç bir şey işitemez olacak. 1

   Hoca Bahaeddin Nakşibend: Halvet der encümen, toplulukta yalnızlıktır. Zahirde halk, batında hak ile olmak. Bizim tarikatımızın esası sohbettir. Halktan uzaklaşmakta şöhret, şöhretteyse afet vardır. Hayr cemiyettedir; cemiyet de sohbette.. Elverir ki, her iki tarafın hakkı verilsin ve birinden birine saplanıp kalınmasın. 2

   Hoca Ubeydullah Hazretleri : İnsan kendisini topyekûn zikre verse, beş altı günde öyle bir mertebeye erişir ki, halkın çağrıştığı ve birbiriyle didiştiği hep zikir görünür. Kendi konuştukları da. 3
Hoca Abdülhalik Gucdevânî Hazretleri ve bağlıları, çarşı ve pazarda gezerken halkın ve satıcıların gürültü ve şamataları, kulaklarına zikir gelirmiş. Zikirden başka hiç bir şey işitmezlermiş. 4

   Mevlana Molla Cami: buraya ve bize kadar zahmet etmelerine ihtiyaç yoktur. Horasan'da nur deryası dalgalanırken, halk, küçük bir ateş yakmak için Mâveraünnehr'e geliyor. «Hâcegân» halkasının başı Abdülhalik Gucdevânî Hazretlerinin meşhur sözüdür : «Şeyhlik kapısını kapa, dostluk kapısını aç; halvet kapısını kapa, sohbet kapısını aç!» Sır, bu sözün içinde... 5

   Mevlânâ şeyh Edamullah: Hâlimin başında bâtın terakkisi için hoca hazretlerinin emirleri gereğince çalışmış ve bazı feyizler elde etmiştim. Fakat bir müddet sonra hoca hazretleri (Ubeydullah Ahrar) bana ziraat işlerine ait bazı vazifeler verince, dünya işlerine dalmış olmak bakımından bâtınım da bir fütur hissetmeğe başladım. Bu yüzden büyük bir ıstırap ve inkisara düştüm. Hoca hazretlerine baş vurup derdime derman istemeği düşündüm. Buyurdular : Hâcegân yolunda esas (halvet der encümen) dedikleri, toplulukta yalnızlık usulüdür. Bu kaide, işte, ticarette ve her şeyde Allah'ın zikrinden uzak kalınmamasını emreden âyetten alınmıştır. Bu azizlerin şerefli nisbetleri mahbubluk (sevilmiş olmak) derecesidir ve sevgi gayreti sevilenlerin gizli olmasını gerektirmektedir. Gayretli âşık sevgilinin açıkta olmasını reva görmez. Bu şerefli nisbetin perdesiz göstermek de bu taifenin zevk ve anlayışına uymaz. Onun için, nisbetin bir dış faaliyetle peçelenmesi lâzımdır. Hoca hazretlerinin bu sözlerinden her şeyi anladım, fakat ben takati gösteremem diye de için için yanmaktan kendimi alamadım. Bir hamle eder ve kendimi zorlarsam muvaffak olabileceğimi söylediler ve bana öyle bir iltifatta bulundular ki, içime nur doldu. Bir anda hâlimden ve memur bulunduğum şekilden saadet duyar oldum. Ondan sonra, dışım halkta ve içim Hakta olarak nisbetimi hiç bir an zaafa uğratmadım ve hep terakki ede ede devam ettim.» 6 


               Evet, Nakşibendilikte genel kural olarak Batıni halvetin tercih edilmiş olması, bu tarikatta zahiri halvetin hiç olmadığı ve yapılmadığı anlamına gelmez. Nitekim, Hace Abdulhalîk Gucduvani (bu esasları belirleyen) hazretlerinden sonraki Nakşi şeyhlerinin halvet uygulamaları olmuştur. Bununla ilgili Reşahat isimli kitaba müracaat edilebilir. 7

               Sonuç olarak, halkın içinde ve her nerede olursak olalım, Allah’la olduğunu unutmamak, bu şuur ve bilinci canlı tutmak her müslümanın öncelikli vazifelerinden olmalıdır. Allahu Alem.



Dip Not:
1-Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 26 (Eser Neşriyat)
2-Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 26 (Eser Neşriyat) “ Şahı Nakşibendin bu sözü, başka bir Nakşi kaynağı olan Adab (M.bin.A. el-Hani) eserinin çevirisinde hatalı çevrilmiş ve (celvette şöhret) olarak okunmaktadır. Sözün doğrusu Reşahatta geçtiği gibi (halvette şöhret) dir.
3-Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 26 (Eser Neşriyat)
4-Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 259 (Eser Neşriyat)
5-Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 177-178 (Eser Neşriyat)
6-Reşahat Aynel Hayat – Safi Mevlana Ali Bin Hüseyin – S. 384-385 (Eser Neşriyat)
7- Ali Ramiteni bahsinin 46. sayfası, Seyyid Emir Külal bahsinin 52. sayfası 
 




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #27 : 28/01/10, 20:03 »
5 YÂD-I KERD


               Zikrullah’ın enfüsten (içten) afaka (dışa) yayılmaya başlamasının ilk basamağı. Daha önceki esasları açıklarken kalpte yapılan zikrin üzerinde uzunca durmuştuk. Salikin kalbinde zikrullah yer ettiğinde, dış etkenler onu Allah’ı (c.c) zikretmekten gaflete düşüremediğinde, kalpte başlayan zikir dile de tesir eder. Dilde artık Rabbini zikretmeye başlar. Bu tıpkı şuna benzer; bir musluk düşünün, yalnızca damlıyor, elinizde de kocaman bir kova var. Eğer kovanın hemen dolmasını beklerseniz, hayal kırıklığına uğrarsınız, ama eldeki kovayı damlayan musluğun altına koysanız ve sabretseniz, o küçümsediğiniz damlalar, o kovayı er geç doldurur ve kovadan sular dışarı taşmaya başlar. İşte tıpkı bunun gibi, kalp zikrine devam edilir ve bunda da sabır gösterilirse, kalpteki bu heyecan dışa doğru ivme kazanacaktır, tıpkı dün bahsettiğimiz lâtaif zikrindeki gibi.

               Rabbimiz Araf suresinin 205. ayetinde mealen buyuruyor ki “Kendi nefsinde (içinden), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.”  Bu ayeti kerimeye dikkat ettiğimizde, öncelikle kişinin kendi içinden Allah’ı (c.c) zikretmesini görüyoruz. Daha sonra bir gönül coşkunluğuyla istemek ve ürpermek hali ve sonrasında ise yüksek olmayan bir sesle hafif bir tonda Allah’ı zikretme hali görülür.

               Aslında bu ayet-i şöyle de anlamak lazım, kalpten yapılan zikrullah neticesinde, kişinin kalbinden zikir lisanına akseder. Böylelikle kalp ve dil birlikte zikretmeye başlar. Yani kalpte başlayan ve gafletten uzak olan zikrin ilk sonucu, dilinde gafletten uzak bir şekilde, Allah’ı zikretmesidir. Evet kalp zikrine dilin iştirak etmesine, kalpten yapılan zikrin ilk sonucu dedik, çünkü hedeflenen bu değil. Bu dikilen ağaçtaki ilk meyvedir. Kişi sabrederse ve devam ederse, ağacın diğer dallarında da meyveler olduğunu görecektir. Bunu ana noktalar olarak şöyle sıralayabiliriz:

      1- İlk adım kalpten yapılan zikirdir.

      2- Kalbin gafletten muhafaza edilmesidir.

      3- Zikrin 5 lataife (kalp-ruh-sır-hafi-ahfa) yayılması

      4- Zikrin nefsi natıka’ya geçmesi ki, burada kişi artık nefsin meşru olmayan isteklerinden el çeker. Kulluğun tadına varır.

      5- Zikrin nefsi küll haline dönüşmesi, artık kişinin tüm benliği ile tüm zerreleri ile Allah’ı (c.c) zikretmesi halidir ki, bu halde kişilerden bilerek şeriatin zahirine ve batınına muhalif hal zuhuruna pek rastlanmaz. Dersini yapmak için tesbihini eline alırda, parmağını oynatması ona zikri hatırlatır, tesbih tanesinin çıkardığı ses ona zikir gelir, aklında ve kalbinde zikrullah hissi hakim olur.

      6- Kalp merkezli başlayan zikrin kendisine öğrettiği ortak dil ve hisle, kâinatın ve mevcudatın zikrine mülâki olup, o halde kendinin bile zikrettiğini unutması (fena)

      7- Kalbinde rabbinin kulum hitabını hissederek, kendine dönmesi (beka)


               Fena ve beka için sizlere şu örneği vermek istiyorum ki, ben bu örneği çok sık kullanıyorum; düşünün akşam evinizde oturuyorsunuz, evdeki lambalar açık, aniden elektrikler gittiğinde etrafa ne kadar dikkatli bakarsanız bakınız, göreceğiniz sim siyah bir örtüdür. Halbuki gözünüz az önce orada bir çok cismi temaşa etmekteydi, şu an o cisimlerin yerine tek bir şey görürsünüz siyah bir karanlık örtü. Kendinize baksanız kendinizi bile göremezsiniz. Ama biraz vakit geçtikten sonra, o siyah karanlık örtünün altında daha önce kendi renkleriyle temaşa ettiğiniz varlıkları bu defa siyah örtünün rengi ile temaşa edip görmeye başlarsınız. İşte rengarenk gördüğünüz alem, ışığın sönmesinden önce gözün temaşa ettiği durum gibidir, fena hali ise, ışığın ilk söndüğünde karşılaşılan ilk hal gibidir, beka hali ise her şeyi artık o siyah karanlığın renginin altında temaşa etmeniz hali gibidir. Yani hepsinin hakikatte bir rengi var ama, artık onlar varlıklarıyla size kendini var edeni hatırlatır.

               İşte bazı sufiler, bu fena halinden çıkamamışlardır. Hani etrafınızdan duyarsınız, şeyhe gerek varmı ki, kişi kitap ve sünnete tabi olursa kendi kendine de vuslata erer. Evet bu söz doğrudur, ancak, çok zahmetli olmakla beraber, çokta risklidir. İşte bu fena halinden çıkamayanların ekserisi, % 99,99’u bir mürşidi kâmilsiz bu sülûka yönelen kişilerdir. İdraklerindeki olayları doğru algılayamama neticesinde, bulundukları halden bir sonraki hale geçememişlerdir. Yaşadıkları zevk hali onlara galip olmuştur. İşte bu fena halinden beka haline sorunsuz geçebilmek için, bir mürşit şarttır. Bakara suresi 152. ayet-i kerimede Rabbimiz mealen şöyle buyurur “beni zikrediniz ki, bende sizi zikredeyim” işte fenadan çıkış hali, Rabbin kulunu zikretmesinin kul tarafından bilinmesi halidir. Zakir ve mevcudat hep mezkuru anar, bunda fani olur, mezkurun zikrine mülaki olduğunda bekayı bulur bunun içinde bir mürşit şarttır. Seyyidimiz senedimiz Ebul Hasan Harkani (k.s) hazretlerine zikrullahın ne olduğu sorulmuşta kendisi “senin Allah’ı (c.c) zikrettiğinde, Allah’ın (c.c) da seni zikrettiğini tüm zerrelerinle bilmendir” buyurmuşlardır. Artık bu sözün üstüne söz söylenmez.

               Evet tekrar ana konumuza dönecek olursak, kalp ve dilin birlikte zikrettiği tatlı bir haldir bu durum. Kazananlara selam olsun.




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #28 : 28/01/10, 20:04 »
6 BAZ-I  KEŞT



                Nakşibendilikte Baz-ı Keşt; zikir esnasında kalbe gelen, olumlu ya da olumsuz tüm düşüncelerden yüz çevirip, kalpte yer etmelerine, engel olmaktır. Biz buna başka bir izahatla “Havatır” da demekteyiz.

                İnsan şunu düşünebilir, “Kalbe gelen kötü şeylere iltifat etmemek normal, ama kalbe gelen iyi şeylere neden iltifat etmiyoruz?” Burada şunu iyi anlamak gerekiyor ki, bu terbiyede olan mürit, kendisine gelen düşüncenin, rahmanimi yoksa şeytanimi olduğunu idrak edemeyebilir ve edemezde. Bütün akıl sahipleri kötü bir şeye yönelmenin doğru olmadığını iyi bilir. Ama şeytan her zaman kötüyü telkin etmez. Örneğin siz Allah’ı zikrederken, öncelikle günahlarınızı hatırlatır ve şöyle bir vesvesede bulunur “bak sen eskiden böyle biriydin, sen hangi yüzle Allah’ı zikrediyorsun?” seni vicdanından yakalamaya çalışır. Buna iltifat etmezsen, bu defa sevdiklerini gözünün önüne getirir ve böylelikle seni zikrullahtan koparmaya çalışır. Bunu da başaramazsa, bazı harikulade hallerle seni kandırmaya çalışır, ya da kalbine keramet sevgisi düşürmeye gayret eder. İşte bu havatırların yani, hatıra ve düşüncelerin hiç birine iltifat etmemek lazımdır.

               Bu nedenle de, yapılan zikrin her 100 adetin den sonra “İlahi ente maksudi ve rızake matlubi – Allahım benim maksadım sensin ve benim gayem senin rızanı kazanmaktır” denmektedir. Bu bir niyet tazelemedir, bu düşüncelere dalacak ve dalmış kalbi kendine getirmedir. Maksadından uzaklaşan kalbe patlatılan bir tokattır. Bu durum namazlarda da olmaktadır. Sufi bu terbiye ile aynı zamanda namazında da huşu sahibi olacaktır. Zaten namazda büyük bir zikirdir.

               İşte kalbi zikre hazırlamak için, Nakşi saadatlarının terbiye metotlarından biriside “Rabıta” dır. Zikrin başlangıcından önce yapılacak rabıta ile zikir esnasında olacak düşüncelerin tesiri ya azaltılır, ya da yok edilir. Bu artık kişinin istidadına göre değişir. Öyleyse, zikrullah öncesi yapılan rabıtada büyük önem taşımaktadır. Az önce yukarıda saydığımız kalbe gelen düşünceler, bu defa rabıta yapılırken kalbe gelir. Bu aşamadan sonra gelecek olanlar bayatlamış düşünce olduğundan, salikin bunlara meyli ilk defadaki gibi olmaz.


               Allah kalbimizde yeşerebilecek, zatının ve zatının razı olacağının haricindeki bağlardan bizleri emin-i muhafaza eylesin. Amin Ya Muin 
 
 
 




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #29 : 28/01/10, 20:07 »
  7 Nigâh-ı Daşt



               Bir önceki kuralda, kalbe gelen düşüncelerin (havatır) üzerinde durmuş ve bu düşüncelere rağbet etmemek gerektiğini, kalpte bunların yeşermemesi gerektiğini anlatmıştık.

               Nigâh-ı Daşt ise; bu gönle gelen havatırın murakabe edilmesi, kontrol altına alınması için, sebeplerine bakılmasıdır. Bazı büyüklerin sırf bu nedenle malını mülkünü vakfettikleri de aşikârdır. Böylece rabbini kâmilen anmasına perde olan şeylerden kendisini kurtarmaya çalışmışlardır. Bu her şey olabilir, zaten dünya dediğimiz şey, Tasavvufi açıdan seni rabbinden alıkoyan her şeyin adıdır. İsterse bu senin can paren olsun, yada bir kibrit çöpü olsun. Seni rabbinden ayıran her şey dünyadandır, masivadır.

               İşte Nigâh-ı Daşt ile, bunlar kontrol altına alınır, alınmaya çalışılır. Zikrullah esnasında genelde kalbine havatır gelen kardeşlerimize büyüklerin tavsiyesi şu olmuştur:

               Zikrullah yapılırken, derin birkaç nefes aldıktan sonra, alınan nefes şiddetle bedenden çıkarılır ve nefes tutulur, buna hapsi nefes de denmektedir. Ta ki nefes ihtiyacı zaruret olur o zaman nefes alınır. Nefes rahatlığı oluşunca tekrar zikre geçilir. Bu hapsi nefes esnasında kalbe genelde tek düşünce gelir, oda oksijensizlik.

               Allah cümlemizi, razı olmayacağı düşüncelere kapılmayanlardan eylesin. Amin Ya Muin. 
 
 
 




Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #30 : 28/01/10, 20:11 »
8 Yad-ı Daşt


               Yad-ı Daşt, müridin nerede olursa olsun, Allah’tan (c.c) haberdar olma halidir. Bir nevi Halvet Der Encümen halinin kemal noktasıdır. Başka bir noktadan ise Nigâh-ı Daşt’ta yapılan murakabe neticesinde Yad-ı Daşt ile Allah’a (c.c) kavi bir dönüştür.


                                                                          9 Vukuf-u Zamani


               Mürit, zamanın gereğinin ne olduğunu idrak etmeli, o an ne ile amel etmek gerekiyorsa, o amelle meşgul olmalıdır. Zamana sahip çıkmalı, zamanın gafletle akıp geçmesinden Allah’a (c.c) sığınmalıdır.



                                                                           10 Vukuf-u Adedi


                Zikrullahın şuursuzca değil, özellikle hapsi nefes esnasında, belirli sayılarda Allah’ı (c.c) zikretmek halidir. Bir nefeste en az 3, en fazla 21 adet Allah’ı (c.c) zikretmenin üzerinde büyükler ihtimamla durmuştur. Zikrin sayılarının çok ve gafletle değil, gerekirse tek sayılarda olmak üzere, az ve kâmil yapılması halidir.


                                                                            11 Vukuf-u Kalbi


                Hafi zikrin yapıldığı sırada, iki nefes arasında ya da, her 100 sayı arasında kalbe teveccüh edilip, zikre ara verildiğinde, kalbin zikre devam edip etmediğini, zikrin kalbe verdiği tesiri kontrol etmek halidir.



               Allah’ın (c.c) lûtuf ve yardımlarıyla, boyumuzu aşan bu meseleyi tamamlamak nasip oldu. Umarım okuyan kardeşlerimize faydası olur. Böylece bize de bir sevap kapısı açılır. Cümleten Allah’a (c.c) emanet olunuz.


Esselamu aleykum.



"Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye Işığında İslam Tasavvufu ve Nakşibendi Tarikatının Esasları" adlı kitaptan alıntıdır.



Çevrimdışı sultanım

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 161
  • Konu: 0
  • Derviş: 6716
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #31 : 28/02/10, 10:35 »
 :X06



Çevrimdışı _menzil

  • Üye
  • **
  • İleti: 103
  • Konu: 34
  • Derviş: 8915
  • Teşekkür: 1
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #32 : 27/08/10, 02:08 »

Zikri hafi - zikri kalbi - sessiz zikir

Nakşibendilik, zikir hususun da hafi (sessiz) zikri benimsemiştir. Rabbimiz (c.c) Kur'an-ı Kerimde "İçinden, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma. 1" buyurmaktadır.

Nakşibendilik, bu hafi zikir sayesinde, Allah'ın (c.c) zikrinin kalpte güçlenmesi ve yerleşmesini hedefler ve sağlar. Böylelikle, gönül dış etkenlerden bağımsız olarak Rabbini (c.c) zikretmeye çalışır. Bu hal Kur'an-ı Kerimde şu şekilde ifade edilir ve övülür "Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.2". Bu ayet-i kerimede ki kişilerin hallerinin de hafi zikre ne kadar uygun olduğu ehlince malumdur. Tabi bu ayette bir başka husus daha vardır. Bu ayette “kalbin” idraki de söz konusudur. Ayetin son kısmına baktığınızda, göz ve kalp denmiştir. Bildiğiniz gibi göz baktığı görüntüyü beyine iletir. Beyinde aldığı bu görüntüyü değerlendirir, burada aklın idraki söz konusu, fakat, bu zahiri etkileşimin kalpte yankılanması, yani kalbinde idraki söz konusudur. Buda işin hissi kısmıdır. Zaten insan “his” ten yoksun olsaydı, gördüğü görüntünün çok fazla bir anlamı olmazdı. Mesela bir ölüyü görürdü, öldüğünü bilir, ama içerisinde hisse dayalı bir üzüntü olmazdı. Kalbin Allah’ı (c.c) zikretmesi, Allah’la (c.c) irtibatlı olmasının önemini birde aşağıdaki hadis-i şerifleri tetkik ederek birlikte görelim.

İki göz delillerdir. Kulaklar kapılardır. Dil de tercümandır. İki el iki kanattır. Karaciğer şefkat, dalak gülme ve akciğerler nefes yeridir. Böbrekler ise mekir yeridir. Kalb de meliktir. Melik temiz olursa, tebaası da temiz ve sağlam olur. Melik fesada uğrarsa tebaası da fesada uğrar. 3

İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef'al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)'nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) 4

Kendinde Hikmetten birşey olmayan kalb, harap bir ev gibidir. Şu halde öğrenin, öğretin. Fıkıh tahsil edin ve cahil olarak ölmeyin. Zira Allah cahillik için mazeret kabul etmez. 5

Allah (z.c.hz.) sizin cisminize bakmadığı gibi, soyunuza, mal ve mülkünüze de bakmaz. Kim de ki salih kalb bulunur, ona muhabbet eder ve salih nazarla bakar. Siz Ademoğulları, hanginiz daha muttaki olursanız Bana daha sevgiliniz o olur. (Takva da ilim, irfan ve akla göre olur.) 6

Kalblerde ayın bulutu gibi bulut vardır. Bulut kalkınca ay nasıl parlarsa ve bulut galib gelince ay nasıl kararırsa, kalb de öyledir. 7

"Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Şüphesiz, her derede, âdemoğlunun kalbinden bir parça bulunur (yani kalp her şeye karşı bir ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vadide helak olacağına hiç aldırmaz. Kim de Allah'a tevekkül ederse, kalbinin her şeye (ilgi kurarak dağılmasını önlemek için) Allah ona yeter." 8

Hz. İsa İbnu Meryem aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Allah'ın zikri dışında çok kelam etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah'tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilakis, kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın birkısmı) belaya maruzdur, (birkısmı âfiyete mazhardır, bela (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz afiyete de hamd edin." 9

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim. Demişti ki:

"Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hasıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı taş gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir." 10

Bu hadisi şeriflerden de anlaşıldığı üzere, kalbin Allah’la (c.c) irtibatlı olması, O’nun zikrinden gafil olmaması çok önemlidir. Bu konuyu aşağıdaki ayet-i kerimeler ile sonlandırmak istiyorum:

Allah bir bedende iki kalp yaratmamıştır. 11 (Kalbi Allah’a (c.c) adamanın bir yolu, kalbî sessiz zikirdir.)

Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur) 12 (Kalbi Allah’tan başka şeylerden temizlemenin bir yolu, kalpten yapılan sessiz zikirdir.)

Görmeden Rahmân'a saygı gösteren ve(Allah'a) dönük bir kalp getiren herkesin (mükâfatı budur).13 (Kalbi Allah’a (c.c) döndürmenin bir yolu, kalpten yapılan sessiz zikirdir.)

Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur. 14
Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. 15 (Kalbin yaratılış fıtratına döndürülmesinin bir yolu, kalpten yapılan zikrullahtır.)

Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur. 16 (Kalbin körleşmemesinin bir yolu da, kalpten yapılan sessiz zikirdir)
Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).17 (Körleşmiş gözlerin açılmasının bir yolu da, kalpten yapılan sessiz zikirdir.)

Dipnot:
1- Araf/205
2- Nur/37
3- Ramuz 224/9. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
4- Ramuz 361/10. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
5- Ramuz 336/2. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
6- Ramuz 92/5. Ravi: Hz. Ebû Malik el Eş'ari (r.a.)
7- Ramuz 382/10. Ravi: Hz. Ali (r.a.)
8- Kütübü Sitte 7231 Ravi Amr İbnu'l-As radıyallahu anh
9- Kütübü Sitte 5340 - İmam Mâlik'e ulaştığına göre Muvatta, Kelâm 8, (2, 986).
10- Kütübü Sitte 4733 - Müslim rahimehullah'ın rivayetinde (Huzeyfe radıyallahu anh) anlatıyor: Müslim, İman 231, (144).
11- Ahzab/4
12- Şuara/89
13- Kaaf/33
14 Rad/28
15- Ahkâf/26
16- Hacc/46
17- Kaaf/8





Ey Rabbim, canımızı gafletle alma, kâmil imanla al. Şeytanın şerrinden halas eyle. Karanlık toprağın soğukluğundan haberimiz yok. Işık olarak amel-i salih nasip eyle. Enbiya-i zîşanın şefaatine, evliya-i izamın himmetine nail eyle. Sâdâtın üzerimizdeki emeklerini zayi etme. Amin...

Çevrimdışı Alparslan

  • Teknik Servis
  • *****
  • İleti: 7.996
  • Konu: 4354
  • Derviş: 4
  • Teşekkür: 108
    • .....................
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #33 : 27/08/10, 02:13 »
 X:01



Çevrimdışı cengæver

  • Üye
  • **
  • İleti: 78
  • Konu: 0
  • Derviş: 11479
  • Teşekkür: 0
Cevaplandı: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #34 : 09/11/10, 21:41 »
ne kadar güzel Ne kadar güzel  X:01


-Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeyenler hüsrandadır-

Çevrimdışı me-fa

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 4
  • Konu: 0
  • Derviş: 20828
  • Teşekkür: 0
Yeni: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #35 : 24/02/15, 22:01 »
Ellah (c.c.) razı olsun...



Çevrimdışı YaGavs

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 19
  • Konu: 14
  • Derviş: 22675
  • Teşekkür: 1
Yeni: Tasavvufta 11 Düstur..
« Cevapla #36 : 27/04/18, 22:27 »
kainat derken  insanda bir kainattır. kainattaki kesrette ilahi

vahdeti öyle de bulabiliriz ama gereksiz nazarları bertaraf etmek

lazım.fikri bulandırmamayı Allahı şefaatçi kılarak,istiğfar

ederek,Allahı anarak nazarları ,vesveseyi çevirmeliyiz.




Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Mektûbât-ı Rabbâni 301.Mektup Kalemlerimiz ateş olsaydı da ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.235 saniyede oluşturulmuştur


Tasavvufta 11 Düstur..Güncelleme Tarihi: 25/03/19, 08:52 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim