Teknoloji Kimin Malı - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.059 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.636 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22907 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Teknoloji Kimin Malı, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1421 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Teknoloji Kimin Malı}   Okunma sayısı 1421 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Sabikun

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.779
  • Konu: 671
  • Derviş: 14575
  • Teşekkür: 2
Teknoloji Kimin Malı
« : 22/09/11, 21:29 »
                      Teknoloji Kimin Malı

Ağustos 2007 - 104.sayı

Ali DEMİRTOPUZ kaleme aldı, KAPAKTAKİLER bölümünde yayınlandı.



Her zaman iyi, sağlam ve güvenilir olanı elinde bulunduran öndedir. Diğerleri onu takip eder. Bu nedenle, ön safa geçen milletlerden olmak için bilim ve teknolojide gelişmeyi sağlamak önemlidir.

Bugün dünyada etkin konumda olan milletlere baktığımız zaman, onlara güç veren şeyin sahip oldukları ahlâk ve din anlayışları, dünya görüşleri olmadığını görürüz. Bütün güçleri sahip oldukları bilimsel ve teknolojik üstünlükten kaynaklanıyor. Teknoloji ise onlara atalarından miras kalmış değildir. Bilimi dünyanın her neresinde ise arayıp bulmuş, kullanmış ve geliştirmişlerdir.

Bu durum bize 14 asır önce ilmi, bilgiyi aramamızı tembih eden Efendimiz s.a.v.’in mübarek sözlerini hatırlatmıyor mu? E, hatırlatıyordur tabii de sadece hatırlamak da işe yaramaz, uymak gerekir. Bu tembihe uyduğumuz zamanlar güç bizde olmuş. Uymadığımız zamanlar ise malum...

ÇİN’DE BİLE OLSA...

7. veya 8. yüzyılda Çin’de bir patlama meydana geldi. Görenler, bu hadiseyi muhtemelen şaşkınlıkla karşıladı. Güherçile, kükürt ve odun kömürü karışımından oluşan barutun önemini Çinliler 1280’lerde kavramıştı. Patlama şiddetli bir itme gücü oluşturuyor ve bu şekilde nesneler uzak mesafelere süratli bir şekilde fırlatılabiliyordu. Çin’de ateşli silahların icadından hemen hemen 20-30 yıl sonrasında ise barut kullanımı İslâm dünyasına ve Avrupa’ya yayıldı.

Batı Avrupa barutu 1320’lerde kale kuşatmalarında istifade ettiği toplarla tecrübe etmeye başlarken, bundan otuz yıl sonra top, Macaristan ve Balkanlar’daki savaşlarda yerini almaya başlamıştı. Bu dönemde
Osmanlı tarih sahnesine henüz çıkmaktaydı ve Balkanlarda tutunmaya çalışıyordu. Her ne kadar ateşli silahlar İslâm coğrafyasında 1300’lerin başında görüldüyse bile, Osmanlılar bu yeni teknolojiyle ciddi manada ilk kez Balkanlar’da karşılaşmışlardır.

15. yüzyılın ortalarında ateşli silahgücü, savaşlarda belirleyici bir konuma gelmişti. Peki, Osmanlıların bu teknoloji karşısındaki tavrı ne olmuştur? İçe kapanıp kılıçların önemine inanmaya devam mı etmişlerdir, yoksa bu yeniliği kendi medeniyetleri içine almaya mı çalışmışlardır? Aşağıda vereceğimiz birkaç örnek bu konuda aydınlatıcı olabilir.

İSTANBUL NASIL FETHEDİLDİ?

1453 senesinde Konstantinopolis surları, her biri dört büyük toptan oluşan ve farklı noktalara yerleştirilmiş 14 batarya tarafından dövülüyordu. Bu top bataryalarının kullanım şekli şöyleydi: İkinci atış, ilk atışın isabet ettiği noktanın biraz yan tarafına ayarlanıyor ve üçüncüsü ise ilk iki isabet noktası ile üçgen teşkil edecek şekilde belirleniyordu. Aynı noktalara tekrarlanan bu atışlar sonucunda surlar üçgen kütleler halinde tahrip ediliyordu.

Ateşli silahlar tarihi açısından dünyada ilk kez top bu denli etkin şekilde kullanılmıştır. Yine Fatih Sultan Mehmed Han, kuşatmada havan topları dahil, değişik tarzda toplarıda denemiştir.

İlk zamanlarda Osmanlılar ateşli silahların yapımı ve kullanımı konusunda Avrupalı uzmanlara müracaat ediyorlardı. Bu da kaçınılmazdı. Sonraları ise, imparatorluk çapında muazzam bir yapılanmaya girişildi.
Hammadde çıkarılması, nakil, işleme gibi faaliyetlerin yanı sıra, hemen hemen imparatorluğun her köşesinde top döküm merkezleri kuruldu ve tüm bu işleri yapacak personel yetiştirildi. Düzenli ordunun bir parçası olarak Topçu Ocağı 1400’lerin ilk yarı sında kurulurken, Top Arabacıları Ocağı da 1400’lerin ikinci yarısının ortalarında, yani Avrupa’da ilk düzenli topçu ve top sevkiyat birliklerinin kurulmasından yaklaşık 20 yıl önce kurulmuştu.

Osmanlı tüm bunları gerçekleştirirken Avrupada’ki gelişmeleri de gözden kaçırmıyor, yetiştirilen uzmanlar yabancıların araştırmalarını takip ediyordu. Böylece ilk kez Çin’de yapılan barut temelli ateşli silahları Avrupa yoluyla alıp kendisine mal eden Osmanlı Devleti, kısa sürede kimi tarihçilerin yorumuyla bir “Barut İmparatorluğu” haline gelecektir.

SİLAH TEKNOLOJİSİNİN ÖNEMİ

Bahsettiğimiz dönemde ateşli silahları kullanmayı kabullenmenin o kadar kolay olduğu sanılmasın. Yerleşik yapıları, geleneksel ve alışılmış yöntemleri terk etmek genellikle rahatsızlık uyandırır. Ateşli silahlar da ulaştığı hemen her yerde ilk anda aynı tepkiye maruz kalmıştır. Bu tepkinin sebeplerinden birisi, ilk ateşli silahlarla seri atış yapılamamasıydı. Ayrıca, iki atış arasındaki işlemler uzun sürüyordu. Bunların yanında, gaziler bu silahları kullanmayı düşünce yapıları ve onurlarıyla da bağdaştıramıyordu. Yani, tüfek mertliği bozardı. Ayrıca taşıma zorlukları bakımından toplar sıkıntı veriyor, her yere götürülemiyordu.

Bütün bunlara rağmen Osmanlı Sultanları gelecekte savaşları biçimlendirecek olan silah teknolojisinin önemini kavramakta zorlanmamışlardı. Bu önemli bir zihniyet farkını gösterir. Zira durumu kavrayamayanlar
da vardı. Mesela 1514 yılında Çaldıran’da Safevî Ordusu, Yavuz Sultan Selim’in kullandığı toplar karşısında hezimete uğradı.

Bu silahlarla Osmanlılar’dan daha önce tanışmış olmalarına rağmen, Memlûklar da benzer bir bozguna uğradılar. Çünkü ateşli silahların etkisi fazla olmayan ilk versiyonlarını kullanışsız ve gereksiz görmüşler, eski düzenlerini bozmamışlardı. Yavuz Sultan Selim’in seferleri sonucunda devletleri tarih sahnesinden silindiğinde bazıları şöyle söylüyordu: “Osmanlı, ateşli silah kullanmamış olsaydı bizi asla yenemezdi!”

Elbette, savaştaki başarının yegane sebebi silah teknolojisi değil. Bugün bile üst düzey teknolojiye sahip olmak, savaş kazanmanın garantisi olamıyor. Üstelik Osmanlı Devleti’nin rakipleri de bu silahları çoğu zaman Osmanlı kadar, hatta Osmanlılardan daha etkin bir şekilde kullanmışlardır. Dolayısıyla, Osmanlı Devleti’nin başarısının altında yatan manevi temeller tartışılmaz. Ama şunu da kabul etmemiz gerekir: Çağın maddi araçlarını gereği gibi kullanabilmek, güçlü ve egemen olmanın vazgeçilmez şartıdır.

ARAÇLA AMACI KARIŞTIRMADAN

Osmanlı’nın son dönemlerine doğru şu soru sorulmaya başlamıştı: “Avrupa’nın hangi yönlerini örnek almalıyız? Batı’dan sadece bilim ve teknik bakımından mı faydalanmalıyız, yoksa giyim kuşam gibi toplumsal
ve kültürel özelliklerini de takip etmemiz gerekir mi?” Eğer meselelere ilk dönemki örnekleri gibi bir açıklıkla yaklaşılsaydı, böyle bir tartışma belki de hiç yapılmayacaktı. Ne var ki, ileride bu sorun bir krize dönüşecektir. Zira kafası karışmış zihinler, Batı’dan devşirilmesi mümkün olmayanları da araya katmak isteyecektir. Öyle ki, bunu savunanlara göre böyle bir girişim gerçekleşmezse devlet kurtarılamayacaktır.

Buradaki asıl mesele, kötü yönetimden kaynaklanan çöküşü kendi değerlerine bağlayan körlüktür. 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’nda, neredeyse tamamına yakını İslâmî kural ve gelenekleri toplumsal hayattan
çıkarmaya yönelik olan yeni yasalar sıralanmıştır. Manevi zaaf ve maddi çöküş sonucu kendine güvenini yitiren bu zihniyet, adını ağzından düşürmese bile bütün günahı yine kendi değerlerinde arama hezeyanına düşmüştür.

Bununla beraber, bugün pek çok kişi, Batı’nın ürettiği teknolojik araçları alıp kullanmanın kaçınılmaz bir şekilde İslâm toplumlarının yaşam biçimlerini de batılılaştıracağı kanaatinde. Bu düşüncede bazı haklılık payları elbette var. Ancak, Batı’dan alınan herhangi bir unsurun bizi ve hayat tarzımızı tamamen batılılaştıracağı fikri derinlemesine incelenmeye muhtaç. Mesela, buna göre Batı’nın bilim ve teknolojisi bir felsefe ürünüdür, dolayısıyla bu bilgi ve teknolojiyi kullanmak bizi doğrudan modern felsefeye tâbi kılar. Yani, teknolojik bir ürünü aldığımızda yaşam ve düşünce biçimimizi de değiştirmeyi peşin olarak kabul ediyoruz demektir.

Örneğin, uçak sadece bir ulaşım aracı, internet sırf bir bilgi edinme vasıtası değil, aynı zamanda onları kullanan kişinin, Batı’nın üstünlüğünü kabul etmek zorunda kaldığı birer semboldür. Bu iddiadaki tuzak açık: Müslüman toplumların “modern” kelimesi karşısındaki tereddüdü istismar edilmeye çalışılmaktadır. Sonuçta bize iki seçenek sunuluyor: Ya bu araçları kullanacak ve bu dünyada bir yer edineceğiz, ama bu bizi kaçınılmaz olarak modern düşünce ve yaşam biçimine sürükleyecek; ya da bunlardan uzak duracak, yani sömürülmeye devam edeceğiz. Dolayısıyla, kendi kimliğimizle bu dünyada bir yerimiz olması mümkün olmayacak.

Neden üçüncü bir seçenek kimsenin aklına gelmez? Neden bilimi ve teknolojiyi mutlaka bir yerden almak veya almamak gibi bir ikileme sıkışıp kalıyoruz da kendimiz üretmeyi düşünmüyoruz? O zaman arkadaki
kimi kültürel sorunlarla baş etmemiz daha kolay olacak halbuki.

Yani meselenin altındaki asıl unsurlar gözden kaçırılmaktadır. Batılılaşma veya oradaki bilimsel, teknolojik ve benzeri gelişmeleri takip etmek, görünüşte kalan bir eklemlenme meselesinden ziyade, bir kendine katma, mal etme işi olmalıdır. Barutu belki Çinliler keşfetmişlerdir ama bugünkü silah teknolojisinde Çin yerine Batı’nın adı geçer. Aynı şekilde, zamanında Endülüs İslâm medeniyetinde gerçekleştirilen pek çok şey, mesela beyin ameliyatı da bugün Batı’ya mal olmuş durumdadır.

Ne yapmalıyız? Ne kuru kuruya bilim ve teknoloji aleyhtarlığı, ne de gözü kapalı Batı bilimine ve bunun ürünü teknolojiye râm olmak… Bilimi, teknolojiyi, kültür taşıyıcısı diğer unsurları kendimiz üretmeyi hedeşemeliyiz. Bu Batı’ya sırtını dönmekle olmaz elbette. Fakat sadece aktarım yerine üretimi düşünmek bile başlı başına bir zihniyet dönüşümü demektir. Teknoloji kullanımında kendi değerlerimiz doğrultusunda seçici olmamız da hayatî önem taşır. Bu kolay değil; fakat başka çare de yok.


Konu Adresi: http://www.dervisler.net/teknoloji-kimin-mali-t28315.0.html



Alperen: İmzanızdaki resim adresi görüntülenemiyor. Yeniden yükleyiniz...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Başörtüsü Samsun ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.235 saniyede oluşturulmuştur


Teknoloji Kimin MalıGüncelleme Tarihi: 18/11/19, 01:32 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim