Teslimiyete Engel Olan Maniler - Tasavvufi Bilgiler
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22885 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Teslimiyete Engel Olan Maniler, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2245 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Teslimiyete Engel Olan Maniler}   Okunma sayısı 2245 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İhlas

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 248
  • Konu: 85
  • Derviş: 6693
  • Teşekkür: 1
Teslimiyete Engel Olan Maniler
« : 10/11/09, 02:41 »


Teslimiyete Engel Olan Maniler


İnsan nefsi, kendi cinsinden birisine tâbi olmak istemez. Nefis, kendisini beğenme ve kimseye boyun eğmeme sıfatı üzere yaratılmıştır. Ondaki bu kibir hâli, tevazuya dönüşmedikçe ve insan kendisini muhtaç görmedikçe, marifetullahı tahsil edemez.

Nakşî pirlerinden büyük arif Alâuddin Attâr (k.s), demiştir ki:

“Hak yolcusu daima kendi nefsini ve işlerini kusurlu görmeli, noksanını bilmelidir. Nefsin acizlik hâlini lütuf ve kerem sebebi kabul etmelidir. Hâce Bahaüddin Nakşibend Hz.leri, müritlerine hep bu sıfatta olmalarını emrederler ve derlerdi ki: “Beni her zaman bu sıfatta kullanırlar.” Şeyh Safî, Raşahat, 107.

Nefsin kendisini beğenip karşısındakini küçük görmesi, bu yolda en büyük bir engeldir, perdedir. Bu büyük engeli aşanlar, hedeflerine ulaşırlar. Benlik bağına takılmak en kötü bir azap çeşididir. Şu örnekleri iyi düşünelim: Reşahat isimli kitabın sahibi, Şeyh Mevlanâ Sâfî (k.s), naklediyor:

Büyük ariflerden Zengi Ata (k.s) zamanında, Buhara medreselerinde Uzun Hasan Ata, Seyyid Ata, Sadr Ata ve Bedr Ata isimli dört genç ilim tahsil ediyorlardı. İçlerine bâtın ilminin ateşi düştü. Karar verdiler, kalkıp Türkistan taraflarına mürşit aramaya çıktılar. Taşkent kırlarından geçerken, Zengi Ata’ya rastladılar. Zengi Ata, manevî durumunu gizleyerek, bölgedeki halkın sığırlarını güdüyordu. Rengi siyahtı. Namazlardan sonra açık zikir çekerken, hayvanlar otlamayı bırakıp etrafında halka kurar, zikrini dinlerlerdi. Gençler, kendisini görünce yol sormak için yaklaştılar, selam verdiler. Zengi Ata, selamlarını aldı ve:

-Siz buranın yabancılarına benziyorsunuz! Nereden geliyor, nereye gidiyorsunuz? diye sordu. Gençler:

-Biz, Buhara’da medrese talebesiydik. İlim okuyorduk, içimize bir ateş düştü. Bizi, kötü hallerimizden ve nefsimizin hevasından kurtarıp ilahî huzur ve kemal mertebelerine ulaştıracak bir kamil mürşit arıyoruz. Allahu Teala’nın, bunu bize nasip etmesini istiyoruz, dediler. Zengi Ata:

-Durun! Dünyanın dört bir yanını koklayayım. Eğer kamil mürşitten bir koku alırsam, size bildireyim, dedi ve başıyla bir daire çizerek, her tarafı kokladı, bütün istikametleri yokladı. Sonra gençlere dönüp:

-Her tarafı kokladım ve yokladım. Ancak, sizi, nakıslıktan kurtarıp kemal hallerine ulaştıracak benden başkasını bulamadım, dedi.

Gençler hayret ettiler. Seyyid Ata ile Bedr Ata hemen inkara yöneldiler. Seyyid Ata içinden: Ben Peygamber soyundan gelen bir seyyid ve ilim sahibi bir kimseyim. Böyle siyah tenli bir çobana nasıl bağlanabilirim? diye düşünmeye başladı.

Bedr Ata da içinden, bu kalın dudaklı zencinin yeltendiği iddiaya ve ileri sürdüğü davaya bak, diye düşünmeye başladı

Fakat, öbür iki talebe inkara düşmediler. İçlerinden: “Mümkündür ki, kudret sahibi Allah, bu siyah adamın gönlüne maneviyat nurunu yerleştirmiş olabilir!” diye düşündüler. O esnada, Zengi Ata hepsinin kalbine yönelip tasarrufta bulundu, hepsi birden câzibesine tutulup eline yapıştılar. İlk bey’at eden Uzun Hasan Ata oldu. İlk kemal hali ve halifelik de ona nasip oldu.

Seyyid Ata’nın asıl adı Ahmet’ti. Hakikati gördükten sonra Zengi Ata’ya teslim oldu fakat, ilmi ve seyyidliği yoluna engel oluyor, kendini maneviyat yolunda aciz görüp, noksan bilip kalbini tam açamıyordu. Bunun için de maneviyat denizinde açılamıyordu. Sonunda, mürşidinin hanımı Anber Ana’ya baş vurdu, yalvardı. Aracı olmasını, mürşidinin kendisine yönelmesini ve içini nurlu nazarları ile şereflendirmesini istirham etti. Anber Ana kabul etti. Ona:

-Gece siyah bir örtüye bürünüp , Zengi Ata’nın yolu üzerine yat. Seher vakti abdest almaya çıktıkları zaman seni bu halde görsünler ve merhamet etsinler, dedi. Ayrıca o gece Zengi Ata’ya ricada bulundu. Hazret gülümsedi ve:

-Ahmed’in seyyidliği ve ilmi yolunda engel oldu. Beni ilk gördüğü gün kendimi ona tanıttığım halde, kalp huzuru ile kabul etmedi. Bir seyyidin ve alimin sığır çobanına tabi olamayacağını düşündü. O yüzden yolda kaldı. Fakat, madem ki sen rica ediyorsun, kusurundan geçtim. İnşAllah hâli düzelir, dedi.

Şafak vakti abdest için dışarı çıktığında yerde siyah örtülere sarılı bir şey gördü. Ayaklarını kaldırıp Seyyid Ata’nın göğsüne bastı. Seyyid Ata, mürşidinin ayaklarından öpmeye ve yüzünü gözünü ayaklarına sürmeye başladı. Zengi Ata:

-Sen kimsin? diye sordu. Seyyid Ata:

-Köleniz Ahmed! dedi. Zengi Ata:

-Hadi kalk! Bu kalp kırıklığı ile hâlini düzelttin, dedi ve kendisine öyle bir yöneliş yöneldi ki, Seyyid Ata’ya bütün manevi fetih kapıları açıldı. Kısa zamanda irşat derecesine ulaştı.” (Raşahat, 14-16. (Sâdeleştiren:N. Fâzıl) Verilen bilgiler, kitabın arapça metninden de istifade edilerek özetlendi.)

Kamil mürşitler, Hz. Rasulullah’ın (a.s) varisi olacak ve ileride ümmetin terbiyesini yürütecek müritlerini, benlik ve varlık duygularından temizlemek için bu derece hassâsiyet gösteriyorlar. Bunun için de, müritlerinden, mutlak bir teslimiyet istiyorlar. Teslim olan temizlenir. Hep ben diyenler kendi hâline terk edilir.

Başta zor ve acı olan teslimiyetin, tatlı olan sonucuna bir başka örnek:

Zamanında Bursa kadısı olan Aziz Muhmud Hüdayî (k.s), gördüğü bir sürü cilve ve kerametlerinden sonra, o devrin büyük velilerinden Üftade Hz.lerine teslim ve talebe olmaya karar vermişti. Müritliğe kabulünü istirham ettiğinde Üftade Hz.leri, kendisine, önce mal ve mülkten, ikinci olarak kadılık ve müderrislikten, üçüncü olarak da nefsinden vazgeçmesini emretti. O da bunları yapacağına söz verdi. Sonra sıra, bunları ispata geldi. Malını fakirlere dağıttı. Kadılıktan ayrıldı. Müderrisiliği bıraktı. Nefsini silip temizlemek için, bir zamanlar kadısı olduğu ve yoldan geçerken herkesin hürmet için ayağa kalktığı Bursa sokaklarında omuzunda ciğer sattı. Halk: “Kadı efendi delirmiş! Aklını yitirmiş! Vâh zavallı ne hallere girmiş!” diye acıdı.

Daha sonra, bir derece ileri hizmete sevkedildi. Kendisine dergahtaki tuvaletlerin temizliği verildi. Ona da razı oldu.

Mürşidi, büyük arif Üftade Hz.leri (k.s), onun kalp cevherini kibir ve benlik kirlerinden iyice temizlemek istiyordu. Herkese vermediği bu ağır ve basit işleri ona yaptırıyordu. Gayesi onu alçaltmak değil, Allah’tan başka her şeyin esaretinden ve alçak nefsin kulluğundan kurtararak tam bir hürriyyete kavuşturmaktı. Öyle de oldu.

Bir gün tuvaletleri temizlerken, dışarından davul, zurna ve kös sesi duydu.

-Ne var? diye etrafındakilere sordu.

-Şehre yeni kadı geldi. Onun göreve başlama merâsimi yapılıyor! dediler. Bu sırada nefsi son bir kez: “Ey Mahmud! Şu hâline bak! Kadılığı bıraktın da tuvaletlere hizmetçi oldun! Bu sana reva mıdır?” diye feryat etti. Ancak, hemen kendisini toparladı: “Mahmud! Sen şeyhine, nefsini terk edeceğine dair söz vermemiş miydin?” diyerek, tövbe etti. Hatta bir ara, nefsini iyice zelil etmek ve susturmak için tuvaletleri sakalıyla temizlemeye yöneldi. Ancak, büyük arif Üftade Hz.leri hemen yetişip omuzundan tutarak:

-Evladım! Sakal mübarek şeydir, onunla böyle işler yapılmaz. Gaye bu mertebeyi atlatmaktı, dedi ve kendisini kaldırıp dergaha götürdü. (Geniş bilgi için bkz: Yılmaz Kamil, Aziz Mahmud Hüdayî ve Celvetiye Tarikatı, İst, 1982.)

Şimdi ilacını bulmuştu. En azgın düşmanı olan nefsinin esaretinden kurtulmuştu. İşte, bundan sonra, nice insanların kurtuluşuna vesile oldu. Elindeki makamı, gönlündeki dünyayı terkedip bir kamil mürşide Allah için teslim olunca, ilahî rızayı ve safayı buldu. Yalan tebessümler yerine, ihlas ile göz yaşına kavuştu. Allah aşkıyla ağlamasını öğrendi. Kalbi ilacını buldu, hastalıktan kurtuldu, hasta kalplere doktor oldu. Dünyadan çektiği elini, zengin-fakir herkes hürmetle öptü. Ayağına padişahlar su döktü.

Erkek-kadın, her mürit, intisap ettiği kamil mürşide, Allah için gücünün yettiği kadar teslim ve tâbi olursa, muhakkak bu güzel hallerden bir kısmı ona da ikram edilir.

Arifler, müritlerinden tam bir teslimiyet isterken, bu teslimiyeti, onları kendi hizmetlerinde kullanmak için istemezler. Onları tam bir tedaviden geçirmek, kalblerini gerçek güzelliğine kavuşturmak ve Allahu Teala’ya “ihsan” (Meşhur Cibrîl hadisinde belirtildiği gibi, ihsan; Allahu Teala’yı görüyormuş gibi O’na ibadet etmektir. Her ne kadar biz onu göremiyorsak ta, O’nun bizi gördüğünü bilmektir. Hadis için bkz: Buharî, İman, 37; Müslim, İman, 1; Ebu Davud. Sünnet, 16.)
mertebesinde kulluk yapmaya ulaştırmak gayesiyle, teslimiyet beklerler. Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi.

Eğer bir kimse, dinini kendi bildiği gibi yaşayacaksa, virdini zikrini kendisi ayarlayacaksa, mürşid-i kamile ne için intisap ediyor? Kendisini her hastalığın mütehassısı görüyorsa, doktora niçin gidiyor? İşimi en iyi ben bilirim diyorsa, başkasına niçin akıl danışıyor?

Mürit, Allah için tabi olduğu mürşidinin hizmet ve emirlerini gücü yettiği kadar, sevgiyle yerine getirmelidir. Mürit, mürşidinin hizmetini bir ganimet bilmeli, ondan mahrum kalırım, diye üzülmelidir.

İmam Kuşeyrî (k.s), meşhur Risalesinde, “Şeyhlerin kalblerini koruma ve onlara muhalefetten sakınma” başlığı altında şunları nakletmiştir:

“Mürşidim Ebu Ali ed-Dekkak’ı şöyle derken işittim: “Bütün ayrılıkların başlangıcı, emre muhalefettir.”

Üstadım, bu sözüyle şunu demek istiyordu: “Kim, mürşidine muhalefet ederse, onun yolunda devam edemez, aralarındaki bağ kesilir. Aynı mekanda bulunsalar bile. Kim, kamil bir şeyhin sohbetine girer de, sonra, kalbiyle ona itiraz ederse, sohbet ahdini bozmuş olur. Kendisine tövbe gerekir.” (Kuşeyrî, Risale, II, 633-634.)

Mürşide teslimiyetin kıymeti ve bereketini şu örnek çok güzel ortaya koymaktadır. Cüneyd el-Bağdadî (k.s) anlatır:

“Bir gün, mürşidim Seriyy es-Sakatî’nin yanına girdim. Bana, bir iş emretti. Ben de, süratli bir şekilde hemen dediğini yaptım. Huzuruna döndüğümde bana bir kağıt verdi ve:

-Bunu sana, sözümü hemen yerine getirmene karşılık olarak veriyorum, dedi. Kağıdı açtım, okudum. Bir de baktım ki içinde şunlar yazılı:

Çölde, ağlayıp inleyen birisini işittim; diyordu ki: “Ağlıyorum! Bilir misin beni ağlatan nedir? Ağlıyorum, çünkü, senin benden ayrılmandan ve bağımı kesip beni terk etmenden korkuyorum!” Kuşeyrî, Risale, II, 634

Bir de şu hâdiseyi okuyalım:

Bir gün, Şâh-ı Nakşibend Hz.lerinin hatırı sayılır misafirleri gelmişti. Şâh-ı Nakşibend Hz.leri, müritlerinden Mevlana Şemseddin’e, emir verip:

-Nehre git de suyu bu tarafa bağla! buyurdu. Şemseddin, verilen emri yerine getirmekte ihmalkâr davrandı. Biraz sonra gelip:

-Vücudumda bir halsizlik peydahlandı, suyu bağlayamadım, dedi. Bu söz, Şâh-ı Nakşibend Hz.lerine çok giran geldi. Ona bakıp:

-Mevlana Şems! Kendini boğazlayıp da su yerine kanını akıtsaydın, bu sözü söylemekten daha hayırlı olurdu! diye üzüntüsünü belirtti.

Ondan sonra Mevlana Şemseddin’in dimağında bir hastalık peyda oldu. Hâlini yakınlarına arzetti. Onlar, Alaüddin Attâr Hz.lerine gidip derdini açmasını ve onun Şâh-ı Nakşibend Hz.lerinin huzurunda kendisi için şefaatçi olmasını istirham etmesini söylediler. O, kalktı Muhammed  Parisa’ya gitti. Söylenenleri değil, kendi bildiğini yaptı, hastalığından kurtulamadı. Öyle bir hâle geldi ki, kimseyi tanıyamaz, evlatlarının ismini hatırlayamaz oldu. Şeyh Sâfî, Reşahat, 96.

Buradaki emri yerine getirmeme, haklı bir mazeretten değil, kalpteki gizli bir muhalefetten ve emri ciddiye almamaktan kaynaklandığı için sahibine felaket getirmiştir. Benzeri bir durum, Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) huzurunda da olmuştu. Seleme b. el-Ekvâ (r.a) anlatıyor:

Bir adam Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) yanında sol eli ile yemek yiyordu. Rasulullah (s.a.v) adama:

-Sağ elinle ye! diye uyardı. Adam:

-Sağ elimle yemeye güç yetiremiyorum, dedi. O zaman Rasulullah (s.a.v):

-Bundan sonra da hiç güç yetiremeyesin, diye karşılık verdi. Adam, bir mazeretinden değil, kibrinden dolayı böyle söylemişti. Adamın eli çolak oldu, bir daha sağ elini ağzına götüremedi.” Müslim, Eşribe, 107; Ahmed, Müsned, IV, 45.

Malumdur ki, alemlere rahmet olarak gönderilmiş Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, nefsi hesabına hiç kimseye beddua etmemiş, lanet okumamıştır. Bu hâdisede, adamın hiçbir özrü yokken, kendisinden istenen şey de bir hayır iken, sırf içinde sakladığı kibir ve muhalefetten dolayı, Efendimize (s.a.v) itaat etmemiştir. Bir de alaylı bir tavır ile karşılık vermesi, başına bu belayı getirmiştir. Bu kimsenin münafıklardan birisi olduğu söylenmiştir.

Allah dostlarına karşı kasıtlı muhalefet, insanı felakete götürür. Bu hep böyle olmuştur. Ancak, verilen bir emri, gücü yetmediği için yapamayan, fakat, kalbiyle yapma azminde olan kimse, bir zarar görmez. Bu kimse, sadık ve samimi olduğu sürece, bir mazereti sebebiyle, hizmetten geri kaldığında mazur görülür; günaha girmiş olmaz. Bu hususta, ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur:

“Cihattan geri kalan zayıflar, hasta olanlar ve malî imkan bulamayanlar Allah ve Rasulüne karşı samimi oldukları sürece, kendilerine bir günah yoktur.” Tövbe 9/91.

Kaynaklarıyla Tasavvuf – Dr. Dilaver Selvi

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/teslimiyete-engel-olan-maniler-t17304.0.html



Tasavvuf, cemaat hâlinde ve birlik içinde Allah yolunda yürümektir,topluca tövbe etmektir,topluca Yüce Allah'ı zikretmektir, topluca Hak'ka yönelmek ve birbirini Hak yolunda desteklemektir,bir Kâmil Mürşid nezaretinde topluca Yüce Allah'ın ipine yani dinine, sünnete, takvaya ve ihlasa sarılmaktır.

Çevrimdışı yenidendoğmak

  • Üye
  • **
  • İleti: 141
  • Konu: 1
  • Derviş: 788
  • Teşekkür: 1
Teslimiyete Engel Olan Maniler
« Cevapla #1 : 10/11/09, 10:26 »
Rabbim hakkıyla teslim olanlardan eylesin  :X06 Emeğinize sağlık..



Çevrimdışı ZEZA

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 48
  • Konu: 4
  • Derviş: 6811
  • Teşekkür: 0
Yanıt:Teslimiyete Engel Olan Maniler
« Cevapla #2 : 10/11/09, 10:48 »
Allah razı olsun kurban bunu bizimle paylaştığın için çok ihtiyacım varmış bu sohbete  X:04

Tam teslim bi mürid, sofi ve müslüman olabiliriz inşaAllah....


... BU DA GEÇER YA HU ...

Çevrimdışı Tefeyyüz

  • Üye
  • **
  • İleti: 114
  • Konu: 2
  • Derviş: 6339
  • Teşekkür: 6
Yanıt:Teslimiyete Engel Olan Maniler
« Cevapla #3 : 12/11/09, 20:09 »
Allah razii olsun :X06 X:33X :X06



Çevrimdışı Mostar

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 891
  • Konu: 21
  • Derviş: 3265
  • Teşekkür: 3
Cevaplandı: Teslimiyete Engel Olan Maniler
« Cevapla #4 : 02/03/11, 03:52 »
Allah(cc)Razı olsun. :X06


RABBİMİZ " Soracak : " BEN Hep Seninleydim , Ya Sen Kulum Kiminleydin ???


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Problemlere Odaklanmak ile Çözümlere Odaklanmak arasındaki fark:.. S.Saki(h.z) ile röpörtaj ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.17 saniyede oluşturulmuştur


Teslimiyete Engel Olan ManilerGüncelleme Tarihi: 21/09/19, 12:47 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim