Tevekkül - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Tevekkül, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1820 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Tevekkül}   Okunma sayısı 1820 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Tevekkül
« : 31/08/08, 03:44 »
Tevekkül, insanın her işinde A llah'a güvenmesi
ve O'na dayanmasıdır. Bu inanç insana güç verir, kuvvet verir.
A llah'a tevekkül mü'minin niteliklerindendir.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

“Mü'minler, ancak o kimselerdir ki, A llah anılınca yürekleri ürperir, onlara A llah'ın ayetleri okununca, o âyetler onların imanlarını artırır ve onlar yalnız Rablerine dayanıp güvenirler.''1
buyrulmuş ve
müminlerin niteliklerinden birinin de tevekkül olduğu bildirilmiştir.

İbn-i Abbas (r.a.)'ın rivayetine göre,
Peygamberimiz, kendisine Peygamberlere uyanların gösterildiğini, en kalabalığın kendisine uyanlar olduğunu, bunlardan yetmiş bin kişinin hesap vermeden ve azap görmeden cennete gireceğinin bildirildiğini, söylemiş ve bunların kimler olduğunu açıklamadan sözünü tamamlayarak kalkıp evine girmiştir. Halk, hesapsız ve azapsız cennete girecek bu yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında yorum yapmaya başlamışlar. Bazıları, bunlar Peygamberimizin sohbetinde bulunma şerefi ile şereflenmiş kimseler olsa gerek, dediler. Bazıları, bunlar İslâmiyet geldikten sonra doğmuş, A llah'a ortak koşmamış kimseler olsa gerek, dediler. Bir çok şeyler söylediler.
Bu esnada Peygamberimiz bunların yanına geldi ve:
– Ne hakkında konuşuyorsunuz? dedi.
– Hesapsız ve azapsız cennete girecekler hakkında konuşuyoruz, dediler.
Bunun üzerine Peygamberimiz:
– Bunlar efsun (büyü) yapmazlar, yaptırmak da istemezler, teşe'üm etmezler (uğursuz saymazlar) ve ancak Rablerine tevekkül ederler, buyurdu.2


Değerli mü'minler, görülüyor ki, mü'min, kendisini yaratan ve yaşatana güvenecek
 ve O'na bağlanacaktır. Ölmeyen, sarsılmayan, sonsuz kudret ve güç sahibi olan
ancak O'dur. O'ndan başka her şey fanidir ve yok olacaktır.

Ancak her şeyde olduğu gibi tevekkül konusunda da örnek alınacak yine Peygamberimizdir. Kur'an-ı Kerim Peygamberimize her zaman A llah'a güvenmesini emrediyor ve şöyle buyuruyor:

“(Ey Muhammed      ) karar verip azmettiğin zaman A llah'a dayan.
Muhakkak ki A llah kendisine dayanıp güvenenleri sever."3


Ayet-i Kerime, önce istişare yapıldıktan ve gerekli tedbirler alındıktan sonra karar verilince artık A llah'a güvenip dayanılmasını emrediyor.

Tevekkül demek, görevi A llah'a havale etmek değil, kul kendisine düşeni yaptıktan sonra sonucu yani kararı A llah'a bırakmak ve O'na güvenmektir. Bir çokları bu konuyu yanlış anlıyorlar, tevekkül, görevi terketmek sanıyorlar. Yani kulluk görevlerinin yerine getirilmesini A llah'a havale edip, emir ve komuta mercii olarak kendilerini görmek istiyorlar.

 İsrailoğullarının vaktiyle Hz. Musâ'ya:

“Ey Musa, git, sen ve Rabbin ikiniz savaşınız. İşte biz burada oturup duracağız.''4 dedikleri gibi demek isterler. Bu ise A llah'a tevekkül ve güvenmek değil, O'nun emrine güvensizliktir, tevekkülsüzlüktür.

Tevekküle en güzel örnek çiftçidir. O vaktinde usûlüne göre tarlasını eker, sonrasını  A llah'a bırakır. Böyle yaptığı yani görevini yerine getirdiği takdirde A llah o kimseyi rızıklandırır.

 Peygamberimiz bu konuda kuşları örnek veriyor ve şöyle buyuruyor.

“Sizler A llah'a gereği gibi tevekkül etseydiniz (sabahleyin yuvasından) aç olarak gidip (akşamleyin) tok olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı."5


Dikkat edilirse, tevekkül eden kimsenin önce kendisine düşeni yapması ve çalışması, sonra da A llah'a tevekkül etmesi gerekmektedir. Çünkü yatarken kuşların rızıkları ayaklarına gelmiyor. Karınlarını doyurmak için A llah'ın yarattığı rızkı kendileri arayıp buluyorlar. O halde tevekkül, insanın kendisini ihmal etmesi ve çalışmayı bırakarak, "nasıl olsa A llah benim rızkımı verecektir'' demek, değildir. Bu konuda şöyle bir hikâye de söylenir.

Vaktiyle medresede okuyan öğrencilerden biri şöyle demiş:

"A llah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de:

“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı A llah'ın üzerinedir”6, buyuruyor.

O halde ben rızık için çaba harcamamalıyım, o gelir beni bulur. Yeter ki ben A llah'a tevekkül edeyim'' demiş. Arkadaşları, bunun yanlış olduğunu söyleyerek kendisini uyarmaya çalışmışlarsa da, dinlememiş. Her öğün yemek için öğrenciler tabakları ile birlikte sıraya girip yemek alıyorlar. Bu öğrenci sabah çorbası dağıtılırken sıraya girmemiş, "nasıl olsa aşçı gelir beni bulur ve yemeğimi verir" demiş. Aşçı her zamanki gibi sıraya girenlere yemeği dağıttıktan sonra, "başka yemek almayan var mı?'' diye seslenmiş, cevap alamayınca bırakıp gitmiş. Bu öğrenci aç kalmış. Öğle olunca aşçı gelmiş, yine sıraya girenlere yemeği dağıtmış ve sabah çorbasını dağıtırken yaptığı gibi yine seslenmiş: "Yemek almayan var mı?'' cevap alamayınca tam gitmek üzere iken, odasında yemeğin ayağına gelmesini bekleyen öğrenci, yine aç kalacağını anlayınca, öksürmüş. Bunu duyan aşçı: "Ne öksürüyorsun? Yemek istiyorsan tabağını uzat, yemek vereyim'', demiş. Öğrenci de tabağı ile gelmiş ve yemeğini alıp karnını doyurmuş. Sonra da arkadaşlarına: "A llah rızkımızı vereceğini bildirmiş, ama öksürmeden de vermiyor'', demiş.

Evet, her canlının rızkını A llah veriyor. Ancak kuşlar örneğinde olduğu gibi bu rızkı çalışarak elde etmek de kulun görevi. Kul bu görevini yapmaz da "A llah'a tevekkül ettim, O, benim rızkımı verir'' derse, bunun anlamı, benim görevimi A llah yapsın demek olur ki, yanlış olur ve böyle bir tevekkülü A llah emretmemiştir.

Peygamberimizi ziyarete gelen Bedevî:
"Deveyi bağlayıp ta mı yoksa salıverip de mi A llah'a tevekkül edeyim'' diye sorunca,
Peygamberimiz: "Deveni bağla da öyle tevekkül et"7 buyurmuş

ve Bedevî'ye görevini yaptıktan sonra tevekkül etmesini emretmiştir.

A llah Teala her canlının rızkını vereceğini va'detmiştir. Bu rızkın elde edilmesi içinde bir takım sebepler yaratmıştır. Bu sebeplere yapışmak ve A llah'ın takdir ettiği rızkı arayıp bulmak, insanın görevidir. "Rızkım varsa nasıl olsa beni bulur''deyip oturmak sonra da,'' Ben A llah'a tevekkül ettim, 0, benim rızkımı verecektir'' demek yanlıştır. A llah'ın böyle bir adeti yoktur. A llah, rızkını arayana ve çalışana verir. Bakınız A llah Teâlâ ne buyuruyor:

“İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.”8

Bu ayeti kerime, insanın çalışmasından başka bir şey eline geçmeyeceğini çok açık bir şekilde ifade etmektedir.

Değerli kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim'de tedbir ile ilgili ayeti kerimelerden bazılarını burada hatırlatmak yararlı olur.

Hz. Mûsa Fir'avn'ın zulüm ve baskılarına dayanamayacak hale gelince, kendisine inananlarla birlikte Mısır'dan ayrılmasına A llah Teâlâ izin vermiş, alacağı tedbir konusunda da kendisine şöyle emretmiştir.

“Kullarımı geceleyin yürüt,, çünkü siz takip edileceksiniz."9

Peygamber olan Hz.Mûsa A llah'ın emri ile Mısır'ı terkettiği halde alacağı tedbir konusunda da A llah tarafından uyarılmıştır.

Peygamberimizin de Mekke'den Medine'ye hicret için kendisine A llah tarafından izin verildiği halde benzer tedbire başvurduğunu görüyoruz. Medine'ye gidecektir. Medine ise Mekke'nin kuzeyindedir. Ama bir tedbir olmak üzere Peygamberimiz Medine'ye ters yönde bulunan Sevr dağına geliyor ve burada saklanıyor. Çünkü müşrikler onun Medine'ye gideceğini düşünerek onu o yönde aramaya koyulacaklardır.

İşte Peygamberimiz bu tavrı ile bize, tedbir almadan A llah'a tevekkül etmenin,
A llah'ın emrettiği tevekkül olmayacağını öğretiyor.

Peygamberimizin hayatı incelendiğinde benzer örnekler görülecektir. Hendek savaşında alınan tedbir de bunun bir başka örneğidir. Medine şehrinin etrafına çepeçevre hendek kazıp düşmanın şehre girmesine engel olunmuştur. Bir başka ayeti kerime de şudur:

“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın."10

Kuvvet, savaşta düşmana üstünlük sağlayacak her türlü araç ve gereçtir. Bunları hazırlamadan A llah'a tevekkül etmek gerçek tevekkül değil; A llah'ın bize yapın dediklerini O'nun yapmasını istemektir ki, yanlıştır.

Bir insan her işinde A llah'a güvenirse A llah ona yardım eder ve onu başarıya ulaştırır. Bunun en güzel örneği Peygamberimizdir. O, insanları A llah'ı tanımaya ve yalnız O'na ibadet etmeye çağırdığı zaman yalnızdı. İçinde doğup büyüdüğü toplumun ileri gelenleri, söz sahipleri ona karşı idiler. Sadece amcası Ebû Talip onu koruyordu. Fakat o, amcası Ebû Talip'e değil, A llah'a güveniyordu. Nitekim Ebû Talip, Mekke müşriklerinin kendisine Peygamberimizi himaye etmekten vaz geçmesi hususunda yaptıkları baskıya dayanamaz hale gelmişti. Bunun üzerine Peygamberimizin bu davadan vazgeçmesini isteyen sözler söylemesi üzerine Peygamberimiz: "Amca, vallahi, bu işi bırakmam için bir elime güneşi, diğer elime ayı koysalar, ben yine bu davadan vazgeçmem. Ya, A llah onu bütün cihana yayar, görevim biter, ya da bu yolda ölür giderim", diyerek A llah'a olan sonsuz güvenini gösterdi.11

Peygamberimiz A llah'a öyle güvenmişti ki,
ilk defa kendisine inanan arkadaşlarına bu güvenini şöyle ifade etmişti:

"A llah'a yemin ederim ki, bu din her halde ve muhakkak surette kemale erecektir."12

Peygamberimizin sonsuz bir güvenle A llah'a dayandığını gösteren bir başka örnek de şudur: O, Mekke'den Medine'ye olan hicretinde Hz.Ebû Bekir ile birlikte Mekke yakınında bulunan Sevr mağarasında saklanmıştı. Mekke müşrikleri Peygamberimizi aramaya koyulmuş ve izini mağaranın başına kadar izlemişlerdi. O kadar yaklaşmışlardı ki, ayaklarının dibine baksalar onu göreceklerdi. Bundan endişeye kapılan Hz.Ebû Bekir:

– Bizi görecekler, ey A llah'ın Resûlü, dedi. Peygamberimiz A llah'a olan güvenini ifade eden bir sesle:

"Korkma, gam yeme, A llah bizimle beraberdir.''13


Kur'an-ı Kerim, mağaradaki bu heyecanlı anlardan söz ederken, A llah'ın onlara nasıl yardım ettiğini anlatır. Şüphesiz ki mağarada onları A llah korumuştur. Yoksa her tarafı didik didik arayan Mekke müşrikleri dağın tepesinde bulunan mağaraya kadar gelmişken içeri girip bakmamaları ne ile açıklanır?

Peygamberimiz Necid savaşından dönerken çok ağaçlı bir vadiye geldiklerinde kuşluk vakti olmuştu. Peygamberimiz vadiye indi. Askerler ağaçların altında gölgelenmek için dağıldılar. Peygamberimiz bir Semüre ağacının dalına kılıcı astı ve ağacın altında uyuyakaldı. O esnada bir Bedevî durumdan yararlanarak Peygamberimizin kılıcını almış, kınından çekmiş ve Peygamberimize hücum etmişti. Peygamberimiz uyanmış, Bedevî'nin üzerine yürüdüğünü görmüştü. Bedevî bağırdı:

– Seni şimdi elimden kim kurtarır, dedi. Peygamberimiz cevap verdi:

– A llah kurtarır. Bedevî'nin elindeki kılıç yere düşmüştü.
Peygamberimiz hemen kılıcı aldı ve:
– Seni benden kim kurtarır, buyurdu. Bedevî:
– Cezalandıranların hayırlısı ol, dedi. Peygamberimiz:
– A llah'tan başka ilah bulunmadığına ve benim A llah'ın Resûlü olduğuma şahitlik eder misin? buyurdu. Bedevî "Hayır, fakat sana karşı savaşmamak ve savaşanlarla beraber olmamak hususunda sizinle anlaşma yaparım'' dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz onu salıverdi. O da arkadaşlarının yanına geldi ve: "İnsanların hayırlısının yanından geldim'', dedi.14


 Ümmü Seleme (r.a) anlatıyor.

Peygamberimiz evinden çıkarken şöyle dua ederdi.

"Allah'ın ismine sığınıyor ve Allah'a tevekkül ediyorum.
Allah'ım, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan kaymaktan ve kaydırılmış olmaktan haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım."15


DİPNOTLAR
1 Enfal, 2.
2 Buhari, Tıp, 17; Müslim, İman, 94.
3 Al-i İmran, 159.
4 Mâide, 24.
5 Tirmizî, Zühd, 33.
6 Hûd, 6.
7 Tirmizî, Kıyame, 60.
8 Necm, 39.
9 Duhan, 23.
10 Enfal, 60.
11 İbn-i Kesîr, eI-Bidâye ve'n-Nihâye, c. III, s. 48, Beyrut, 1978.
12 Buhari, Menakıb-ı Ensar, 29.
13 Tevbe, 40.
14 Buhari, Meğâzi, 31; Müslim, Kitabu Salâti'I-Müsafirine ve Kasrihim, 57.
15 Müslim, Selâm, 32.
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/tevekkul-t3859.0.html



Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı Gavsın Gülleri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 291
  • Konu: 73
  • Derviş: 3198
  • Teşekkür: 2
Yanıt:Tevekkül
« Cevapla #1 : 09/08/09, 13:23 »
Tevekkül, insanın her işinde A llah'a güvenmesi
ve O'na dayanmasıdır. Bu inanç insana güç verir, kuvvet verir.
Allah'a tevekkül mü'minin niteliklerindendir.


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Müminin Mümini Hakir Görmemesi Gerek “Kızımı kurtarın!..” ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.222 saniyede oluşturulmuştur


TevekkülGüncelleme Tarihi: 22/09/19, 13:45 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim