Tevekkülü Bırakmadan - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.570 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22883 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Tevekkülü Bırakmadan, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 2674 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Tevekkülü Bırakmadan}   Okunma sayısı 2674 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kararlı

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 7.047
  • Konu: 1851
  • Derviş: 4252
  • Teşekkür: 30
Tevekkülü Bırakmadan
« : 06/07/13, 01:54 »

Vekili Allah Tealâ olana ne mutlu! O, alemlerin sahibinin Allah Tealâ olduğunu bilmiş, kendisine gelen fayda veya zararın O’ndan habersiz, O’na rağmen olmadığını anlamıştır. O’ndan gelen her şeyde de bir hayır olduğuna inanıp huzura ermiştir.

Tevekkül kelimesi Arapçada birine vekalet verip ona güvenmek anlamına gelir. Nitekim aynı kökten gelen vekil ve vekalet sözcükleri dilimizde çok kullanılmaktadır. İnsan bazen güvendiği birisini kendisini temsil etmesi ve onun adına hareket etmesi için görevlendirir. Kurbanımızı adımıza kesmesi için birini görevlendirmemiz gibi… Dolayısıyla vekalette bir itimat söz konusudur.
 
Tevekkül de insanın Allah’a dayanması, ona olan sonsuz güven ile kalbinin huzur içinde olmasıdır. Başka bir ifadeyle kendisini Allah’a teslim etmesidir. Akıbet ne olursa olsun, hale rıza göstermesi, sitem etmemesidir.
 
Önce çalış çabala
 
Tevekkülde asıl olan insanın öncelikle üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesidir. Çalışıp çabalamadan Allah’tan beklemek tevekkül değildir. Bu tembelliktir. İnsan öncelikle üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecek, “takatim yettiği kadar yaptım” diyecek, ondan sonra akıbeti Allah’tan bekleyecek. Dolayısıyla tevekkül çalışma sonrasında devreye giren bir beklentidir. Bir sabır işidir.
 
İnsanın sebeplerden uzaklaşması Allah’ın sünnetine aykırıdır. Sebeplere yapışarak tevekkül etmek ise Allah’ın murad ettiği şeydir. Bu nedenle bir insan dağ başında ibadete otursa ve karnını doyurmak için bir çaba içerisine girmeden vefat etse kendisini öldürmüş hükmündedir. Nitekim Hz. Ömer r.a. boş boş oturan bir grubun yanına varır. “Sizler kimlersiniz?” diye sorar. Onlar da “Bizler mütevekkil kişileriz.” cevabını verirler. Hz. Ömer de onlara şöyle der:
 
– Sizler mütevekkil değil, müteekkilsiniz (yiyicilersiniz). Mütevekkil olanlar tohumu toprağa atıp ondan sonra Allah’a güvenenlerdir!
 
Ormanda yürürken vahşi bir hayvanın saldırısına uğrayan insan nasıl kaçıp kurtulmaya, kendisini emin bir yere atmaya bakarsa, “Allah beni korur” deyip hayvanın kendisini parçalamasını beklemezse, bir takım şeyleri başarmak için de yattığımız yerden Allah Tealâ’nın yardımını bekleyemeyiz.
 
Bebekler gibi
 
Çaresizliklerinden her şeylerini annelerine bağlamış olan bebeklerin tevekkülü ağlamakla gerçekleşir. Çünkü yapabilecekleri tek şey vardır, o da ağlamak… Bu nedenle anneleri onların her şeyidir. Acıktığında karnını doyuracağını, uykusu geldiğinde ayağında sallayacağını, rahatsızlandığında sırtını sıvazlayacağını, altını değiştireceğini bilir. Doğrusu annesi de onu hiç mahcup etmez. Gece uykusuz, gündüz dermansız kalır, yeter ki yavrusu rahat etsin…
 
Bebek açısından bu şekildeki tevekkül doğrudur, çünkü elinden başka bir şey gelmez. Kaldı ki yapabileceğini hakkıyla yapmaktadır da. Ancak yetişkin kul için gereken şey, tevekkülü gayretle süslemektir. Çalışmadan maaş almak nasıl mümkün olmuyorsa, bir çabanın ardından sonucu beklemek, Allah’tan hayırlı akıbet ümit etmek tevekkül sahibi olmaktır. Hz. İbrahim a.s.’ın bir peygamber olarak her türlü sıkıntıya yılmadan katlanması ve sonrasında ateşe atılırken bile Allah’a olan teslimiyetinden zerre kadar şaşmaması tevekkülün zirvesidir. Çünkü üzerine düşeni yapmış, artık iş Allah’a güvenmeye kalmıştır.
 
Kur’an ve Sünnet’te tevekkül
 
Kur’an’a ve hadislere baktığımızda gerekli çabayı göstermeden cenneti elde etmenin mümkün olmadığını anlıyoruz. Haramlar ve helaller belirlenmekte, müminlerden bunlara dikkat etmeleri istenmektedir. Dolayısıyla sadece iman etmenin yeterli olmadığı ortaya konulmuş olmaktadır. Önce eylem, sonrasında Allah’tan beklemek istenmektedir. Konuyla ilgili bazı ayetlerde şöyle geçmektedir:
 
“İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, içinde ebedi kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükâfatı ne güzeldir! Onlar sabreden kimselerdir ve yalnız rablerine tevekkül etmektedirler.” (Ankebut, 58-59). “O’nu vekil tut. Onların söylediklerine sabret.” (Müzemmil, 9-10). “Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkülde sebat etsinler.” (Ahzab, 48)
 
Hz. Peygamber s.a.v. de şöyle buyurmaktadırlar: “Kuvvetli mümin, Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah’tan yardım dile ve asla acziyet gösterme. Başına bir şey gelirse, ‘Keşke şöyle yapsaydım, şöyle olurdu!’ diye hayıflanıp durma. ‘Allah’ın takdiri bu. O ne dilerse yapar.’ de. Çünkü ‘keşke’ kelimesi, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.” (Müslim, 4816)
 
“Bir şey istediğin zaman yalnız Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah’tan dile. Şunu iyi bil ki, bütün yaratılmışlar el birliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, Allah’ın sana yazdığından daha fazlasını bağışlayamazlar. Yine yaratılmışların tümü el birliği ile sana bir zarar vermek isteseler, Allah’ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar.” (Tirmizî, 2440)
 
“Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse, şükreder, bu ise hayırdır. Bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır.” (Müslim, 7692)
 
Böyle buyuran Peygamberimiz s.a.v., son elçi olduğunu Allah Tealâ kendisine bildirmesine rağmen, kendisini tedbirsiz bir şekilde asla tehlikeye atmamıştır. Hicret sırasında müşrikleri şaşırtan bir güzergâh izlemesi ve mağaralarda saklana saklana yoluna devam etmesi O’nun tevekkül anlayışının bir göstergesiydi. O mağarada gizlenerek üzerine düşeni yaparken arkadaşına da “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber…” (Tevbe, 40) diyordu. Bizler Hz. Peygamber s.a.v.’in hayatında bir kez olsun gerekli hazırlığı yapmadan veya tehlike söz konusu olduğunda tedbir almadan hareket ettiğini görmüyoruz. Dünya açısından yaşamın gerektirdiği her önlemi almış, her türlü çalışmayı gerçekleştirmiştir. Bir peygamber bunu yapıyorsa, ümmeti olarak bizlere düşen görev de aynı izi takip etmektir. Başka bir ifadeyle, tedbiri aldıktan sonra gerisini Allah’a havale etmektir.
 
Nitekim Hz. Peygamber “Deveni bağla sonra tevekkül et.” (Tirmizî, 2441) buyurmuştur. İlim tahsil edecek olanın, derslerinden geçmek isteyenin, geçimini temin etmeyi arzulayanın yapacağı şey öncelikle sorumluluğunu yerine getirmek, sonrasında Allah’tan hayırlı bir sonuç beklemektir. Üniversite sınavı gibi pek çok sınavda annelerin dışarıda Yasin okuyarak çocuklarının başarılı olması için Allah’a dua ettiklerini görürüz. Çocuk üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmişse, Allah’tan hayırlı bir sonuç dilemek elbette güzel olur. Ancak çalışmamış olana yapılacak duanın pek faydası yoktur.
 
Aynı şekilde müşterisine iyi davranmayan, güler yüzü eksik eden, dükkânını göze hitap edecek şekilde temiz tutmayan kimse, işlerin kötüleşmesinin nedenini biraz da kendisine sormalıdır. “Ben üzerime düşeni yerine getiriyor muyum?” diye düşünmelidir.
 
Tevekkül hususunda hayvanlardan bile alacağımız önemli dersler bulunmaktadır. Hepsi rızkını elde etmek için üzerine düşen görevi yerine getirirler. İnsana düşen de elbette budur.
 
Gönül huzuru
 
Tevekkülde hale rızalık vardır. Bunu başarabilen insanlar gerçek anlamda kalp huzurunu yakalamış kişilerdir. Allah’ın her şeyi gördüğünü yakinen bilirler. Olan biten şey kendi istedikleri gibi sonuçlanmadığında, bunda bir hayır vardır diyerek hayatlarına devam ederler, orada takılıp kalmazlar. Hep ileriye bakarlar, bu yüzden de mutludurlar. Kahretmezler, her halükârda Allah’a şükrederler. İstemedikleri gibi sonuçlanan işlerin neticesinin bir süre sonra hayırlarına olduğunu görürler. “İyi ki istediğim gibi olmamış” dedikleri çok olur. Rıza onların hayatının temel düsturudur. Bunun mükâfatını hem dünya hayatında hem de ölüm sonrasında görürler.
 
Hayatın her alanında
 
Bizler tevekkül dediğimizde, genellikle kazancımıza şükretmeyi anlarız. Oysa tevekkül hayatın her alanında kuşanılması gereken bir zırhtır. Hem sevinçte hem kederde, kısacası her yerde gereklidir.
 
Örneğin insanın hastalık halinde kendini bırakmaması, tedavi olmak için elinden gelen gayreti göstermesi, tedbir alması tevekkülün bir gereğidir. Çünkü hasta olan bir mümin, Allah Tealâ’nın ölüm hariç her hastalığın şifasını verebileceğini, bunun için de çaba sarf etmek gerektiğini bilir. Nitekim Hz. Peygamber s.a.v.: “Allah’ın kulları, tedavi olun! Allah Tealâ derdi yarattığı gibi dermanını da yaratmıştır.” (Tirmizî, 1961) buyurmuştur.
 
Aynı şekilde cimrilik Allah’a tevekkül etmemenin bir sonucudur. İsrafa kaçmadan etrafında bulunan fakirlere yardım etmeyen, yeri geldiğinde arkadaşlarına bir bardak çay ısmarlamaktan kaçan ve sürekli biriktirme hırsıyla yaşayan insanın tevekkül anlayışı son derece kusurludur. Çünkü Allah için birilerine infakta bulunduğunda veya ısmarladığında, bunu Yaratan’ının göreceğini, onu mükâfatlandıracağını ve infak ettiğinden daha fazlasını ihsan edeceğini yüreğine kabul ettirememiştir. Bu nedenle Allah’a olan güveni tam değildir. Böyleleri biriktirdiklerini yiyemeden dünyadan göçüp giderler. Geride kalanlar onun binbir sıkıntıyla yığdıklarını afiyetle yerler ve belki bir Fatiha dahi okumazlar. Çektiği sıkıntı yanına kâr kalmış olur. Bu yüzden tevekkül infak ettirir. Allah’a güveni tam olan insan malını yığmaz. İhtiyaç sahibi insanları da düşünerek onlara yardımcı olur. Cimrilikten uzak durur.
 
Sufîlere yapılan haksızlık
 
Günümüzde, geçmiş dönem sufîlerini kötülemek için pejmürde bir hayat sürdükleri ve hiç çalışmadıkları yönünde bir anlayış yayılmaya çalışılır. Oysa kendisini tamamen ibadete veren ve dünyadan kopan istisnaî birkaç kişi dışında herkes rızkının peşinde koşmuştur. Günümüzde sufîler nasıl ekmeğinin peşinden koşuyorsa, çabalamadan rızkının kendisine gelmesini beklemiyorsa, eskiden de durum aynıydı, yarın da böyle olacaktır. Bu nedenle günümüzde dünyadan elini eteğini çekmiş birkaç kişiye bakarak genel hükümler vermek nasıl yanlış olursa, geçmiş için benzer şeyleri söylemek de hata olur. Bir meslek grubunda farklı bir yol benimsemiş olanlara bakarak genelleme yapmak nasıl doğru değilse, sufîler için de benzer kalıplar kullanmak yanlıştır. Günümüz sufîlerinin dünyanın dört bir tarafına götürdükleri hizmetler, inşa ettikleri binalar, eğitim çabaları, onların dünya için gerekli gayreti gösterdiklerinin en büyük delilidir. Bunlar malum olduğu üzere para olmadan yapılacak işler değildir. Demek ki dünya bir tarafa bırakılmamaktadır.
 
Nitekim tasavvuf büyüklerinden Hamdûn el-Kassâr k.s.’a tevekkül nedir diye sorulmuş. O da şu cevabı vermiş: “On bin dirhem sermayen ve bir dirhemden az borcun olsa, ‘ben bunu öderim’ diye emin olmamaktır. Bunun aksine hiçbir karşılığı olmadan on bin dirhem borcun olsa da, ‘bunu ödeyemem’ diye ümidini kesmemektir.”
 
Keza büyük sufî önderlerinden olan Ebu Cafer el-Haddâd k.s., tevekkül sahibi olmasına rağmen bir gün pazarda çalıştığını ve günlük rızkını temin ettiğini, akşamleyin ise ihtiyacından fazlasını muhtaçlara dağıttığını belirtmiştir.
 
İmam Gazalî rh.a. tevekkülü anlatırken havastan olan insanların her zaman yanlarında iğne, makas ve dikiş ipliği bulundurduklarını belirtir. Ardında da “Bunlar tevekküle mani değildir.” der ve büyük sufî Havvâs’ın halini aktarır: “Çöllerde akar su bulunmadığını, kovasız ve ipsiz kuyulardan su alınmayacağını, çöllerde ip ve kovanın bulunmayacağını, her gün birkaç defa suya ihtiyacı olduğunu, her gün veya iki günde bir defa su içmek zorunda olduğunu, çölde susuz yürünemeyeceğini bilirdi. Sırtında bir elbisesi vardı. Bunun da yırtılabileceğini, çölde iğne iplik ve makas bulamayacağını bilirdi.”
 
Peygamberlerin ve velilerin hayatlarından alacağımız örnek çok açıktır. İnsan çalışır, hep çalışır… Neye ulaşmak istiyorsa onun gereğini yapar. Üzerine düşeni yapıp yorulur. Bundan sonrası artık Allah Tealâ’nın takdiridir. Kulları için en iyiyi bilen, onların iyiliğini, hayrını isteyen, onlara vekil olan O’dur.


Taha Yıldız

| Mart 2013 |
Konu Adresi: http://www.dervisler.net/tevekkulu-birakmadan-t33657.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Göz Zinası İslâm'ın Çıkışında Arabistan'ın Dinî ve İçtimaî Durumu.. ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.29 saniyede oluşturulmuştur


Tevekkülü BırakmadanGüncelleme Tarihi: 15/09/19, 13:54 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim