Türk-Rus İlişkileri - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.051 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.592 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22896 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Türk-Rus İlişkileri , konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1519 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Türk-Rus İlişkileri }   Okunma sayısı 1519 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alperen

  • Mütevelli
  • *****
  • İleti: 4.734
  • Konu: 695
  • Derviş: 12
  • Teşekkür: 145
Türk-Rus İlişkileri
« : 30/06/11, 08:30 »
Halil AKGÜN kaleme aldı, DÜNYA HALİ bölümünde yayınlandı.

--------------------------------------------------------------------------------

Türk-Rus İlişkileri

Türkiye ile Rusya arasında sıcak diplomasi günleri yaşanıyor. AKP hükümeti, Avrasya'ya açılma ve AB'yi Rusya ile dengeleme politikası geliştirmeye çalışıyor. Bunun için Başbakan geçen ay Rusya'ya resmi bir ziyaret yaptı. Ziyaret neticesinde Rus başkanı Putin , Kıbrıs üzerindeki baskıların kaldırılması çağrısında bulundu. Bu önemli bir gelişme. Fakat Türkiye-Rusya ilişkilerinin iyileşmesi kolay olmayacak. Rusya'nın Balkanlarda Sırp milliyetçiliğini desteklemesi ve Çeçenistan'a bir ‘terör hadisesi' olarak bakması, Türkiye ile ciddi manada ayrıldığı konulardan sadece ikisi. Daha yakınlarda ise bir boğazlar sorunu var. Boğazlar, Rusya'nın Akdeniz üzerinden dünya denizlerine açılabileceği tek kapısı. Rusya öteden beri boğazlar üzerinde sınırsız kullanım hak ve imtiyazına sahip olmak istiyor. Türk yetkililer ise boğazların ve İstanbul sakinlerinin güvenliği için boğazların kullanımını kontrol altında tutmak istiyor. Zira büyük tankerlerin boğazlardan kontrolsüz bir şekilde geçmesi önemli bir tehlike oluşturuyor. Boğazlardan Çeçenistan'a kadar Türk-Rus ilişkilerinin geliştirilmesi zorlu bir yolculuk olacak.

Filistin'de Yeni Bir Dönem?

Filistin'deki seçimleri Filistin Kurtuluş Örgütü'nün lideri Mahmud Abbas kazandı. Böylece geçtiğimiz Kasım ayında vefat eden Yaser Arafat'ın kurduğu FKÖ, Filistin siyasetinde merkez parti olmaya devam edecek. Filistinliler, demokratik yollarla bir lider seçebileceklerini de dünyaya göstermiş oldular. Bu, Mahmud Abbas'ın işini nisbeten kolaylaştıran bir şey.

Hamas ve diğer bazı gruplar seçimleri boykot etti. Gerekçeleri, İsrail'in Abbas'a herhangi bir şans vermeyeceği. Fakat Hamas , seçimleri boykot etmesine rağmen Abbas'la işbirliği yapacağını açıkladı. Yani yeni dönemde Filistin lider kadrosu ortak bir strateji izlemeye çalışacak. Fakat Filistin sorunu, bir sorun olarak kalmaya devam ediyor. İşgal edilen topraklar, Kudüs ve mülteciler sorunu konularında İsrail geri adım atmayı düşünmüyor. İsrail'in başbakanı Şaron'un “ Mahmud Abbas'la görüşürüz” açıklamaları, siyasi bir söylem olmaktan öteye gitmiyor. Çünkü yukarıdaki üç konuda bir anlaşmaya varılmadığı müddetçe Filistin sorunu çözülmeyecek. Bunun anahtar ismi ise Mahmud Abbas ya da başka bir Filistin lideri değil, İsrail devleti. Bu gerçeği bütün dünya biliyor. İsrail ve yandaşları hariç…

Söyleyene Değil, Söyletene Bak!

Rahşan Ecevit geçen ay “Din elden gidiyor, misyonerler her yerde!” deyince ortalık birbirine karıştı. Hepimiz hâl⠓Bayram değil seyran değil, Rahşan hanım bu lafları niye etti?” sorusunun cevabını arıyoruz. Zihinleri karıştıran şey, Ecevit ikilisinin 28 Şubat sürecinde izlediği politikalar. Bu politikalar, insana hakikaten “din elden gidiyor” dedirtecek türdendi. O zamanlar dinî hassasiyetler konusunda nerede durduğu açık-seçik olan Ecevit'in, şimdi birdenbire ‘dinimiz tehdit altında' demesi hakikaten düşünmeye değer.

Rah şan Ecevit'in kaygısının salt manada din olduğunu söylemek pek kolay değil. Muhtemelen kastettiği, misyoner faaliyetlerinin Türkiye'de derin sosyal yaralara yol açacağı. Elhak, bu da doğru bir tespit. Yani Rahşan hanımın kastettiği din değil, genel manada kültür. Devlet elitinin bu konularda ve özellikle misyoner faaliyetleri konusunda belli bir hassasiyetinin olduğunu biliyoruz. Devrim kanunlarının tavizsiz bir şekilde uygulandığı yıllarda dahi misyoner faaliyetleri dış güçlerin bir oyunu olarak görüldü.

Bu anlamda Rahşan hanımın tepkisinin normal karşılamak gerekiyor. Fakat sorun Türkiye insanının bir kimlik ve kültür krizine girmesini önlemek ise, o zaman iş deği ş iyor . Bu krizin boyutlarını görmek için misyonerlerin faaliyetlerini gözetim altına almaya gerek yok. Pek çok ‘yerli misyoner', bizi korkulan sona doğru götürüyor zaten. Bunu anlamak için uzun çaplı bilimsel araştırmalar yapmaya da gerek yok. Türkiye'deki TV ekranlarının, gazetelerin ve sokaktaki vatandaşımızın hali, bize durumun vahameti hakkında yeteri kadar fikir veriyor.

Bir başka yoruma göre Rahşan hanımın bu çıkışının arkasında AB karşıtlığı yatıyor. AB'ye karşı olan siyasi elit, AKP hükümetinin diplomatik başarılarından ve halkın AB üyeliğine verdiği destekten oldukça rahatsız. Fakat gidişatı istedikleri şekilde yönlendirecek bir güce de şu anda sahip bulunmuyorlar. Misyoner faaliyetlerine çekilen dikkat şu anlama geliyor: Eğer AB'ye girersek bu faaliyetler artacak ve belki de legal hale gelecek. Yani halkın AB'ye karşı çıkması için misyoner faaliyetleri gündeme getiriliyor.

Daha önce de bu köşede pek çok defa dile getirdik: Misyoner faaliyetleri, ne Türkiye'nin müslüman halkının ne de Türkiye'de yaşayan gayr-i müslim azınlığın faydasına olan bir şeydir. Din ve vicdan hürriyetinin arkasına sığınarak misyonerlik yapmak, müslüman mahallesinde salyangoz satmaktır. Misyonerler bugüne kadar gittikleri her yere sorun ve acı götürdüler.

Türkiye'nin müslüman insanı bir avuç misyonere dinine kaptırmayacak iman ve basirete sahiptir. Bu anlamda ne misyonerler ne de 28 Şubatçılar Türkiye'de dinin elden gitmesine yol açabilirler. Bu yüzden Rahşan hanımın bu beklenmedik açıklaması, halk üzerinde beklenen etkiyi yapmadı. Çünkü bizim insanımız bağırıp çağırmasa da hem misyonerleri hem de 28 Şubatçıları sessiz ve derinden izlemeye devam ediyor.

İşkence ve Ödül

Ebu Gureyb hapishanesinde, Iraklı mahkumlara işkence yaptıktan sonra resim çektiren Amerikalı asker Charles Graner , ‘mahkumlara kötü davranmak' suçundan on yıl hapse mahkum edildi. Buna benzer bir kaç cezanın daha verilmesi kuvvetle muhtemel. Fakat bu gerçekten adaletin tecellisi mi, bunu söylemek zor. Ebu Gureyb hapishanesinde sistematik olarak işkence yapıldığı Amerikalılar tarafından hazırlanan üç farklı raporda teyid edildi. Üstelik bu raporlar, Amerikalıların idaresi altında bulunan Amerika dışındaki bütün hapishanelerde işkencenin ‘normal prosedür ' olduğu yolunda önemli ipuçları sağladı. Bu açıdan bakıldığında Bush yönetiminin alt rütbeden birkaç askeri hapse mahkum etmesi, aslında bir saptırma politikası olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor. Irak işgal altındayken ve her gün onlarca insan hayatını kaybederken, birkaç önemsiz askerin hapse atılması adaletin tecellisi olarak görülemez. Dünya kamuoyu bunun farkında. Bir de Amerikan yönetimi bunu farkedebilse!

Amerika'ya Yeni Başsavcı

Beyaz Saray geçtiğimiz ay yeni bir başsavcı atadı. Ba şsavcılık görevine getirilen Alberto Gonzales, büyük tartışmalara yol açtı. Tartışmanın sebebi, Gonzales'in Hispanik (Güney Amerika) kökenli olması değil. Asıl sebep, Gonzales'in kabarık sicil dosyası. Gonzales , Teksas'ın başsavcısı iken önemli bazı kararların alınmasında aktif rol oynamıştı. Afganistan ve Irak'ın işgali sırasında ele geçirilen kişilerin “savaş esiri” olmadığı fikri ona ait. Bu yoruma göre “terörle mücadele” adı altında esir alınan kişiler, uluslararası anlaşmaların esirlere sağladığı haklara sahip değil. Ayrıca Gonzales , Guantanamo ve Ebu Gureyb hapishanelerinde yapılan işkencelere hukuki meşruiyet kazandıran kişi olarak da biliniyor. Böyle bir “hukuk” sicili olan bir kişinin Amerika'nın başsavcısı olarak atanması, Bush yönetiminin bundan sonraki politikaları hakkında önemli ipuçları veriyor. Bush yönetiminin hukuk ve demokrasi söyleminin hiçbir inandırıcılığının olmadığı bir kez daha teyid edilmiş oldu.


Kısa Kısa Dünya Turu

“Dünyanın en yüksek binasını yapma” furyasına Tayvan da katıldı. 508 metre yüksekliğindeki “ Taipei 101” adlı gökdelen, Malezya'daki Petronas Kuleleri'nden 56 metre daha yüksek. Anlaşılan, Tayvanlılar en yüksek bina rekorunu ellerinde tutmakta kararlılar. Gökyüzüne doğru bir roket gibi yükselen bu binaların ne kadar insanî mekânlar olduğunu ise kimse tartışmıyor. Gelişmiş ülkelerin bu gösteri merakı bakalım bizi daha ne “yüksekliklere” götürecek.

***

Türk lirasından 6 sıfır atarak yeni bir döneme girdik. Artık milyon ve milyarlarla değil, kuruş ve binlerle hesap yapacağız. Belki de ‘kuruşun hesabını' soracağımız günler geri gelecek. Bunu, Türk parasının itibarını kurtarma operasyonu olarak görmek mümkün. Fakat uzmanlar sıfır atmanın psikolojik etki yapmanın ötesinde fazla bir anlamı olmadığını söylüyorlar. Umarım halkımızın kafası bu kuruş hesaplarından fazla karışmaz.

***

Bütün mesele, ufuk sahibi olabilmek. 65 yaşındaki R.N.D. adlı bir Türk ev hanımı, kırk yılda tam 161 ülke gezmiş. Dünyada 202 tane ülke var. R.N.D. hanım biraz daha devam ederse bütün dünyayı karış karış gezme rekorunu kıracak. R.N.D ., bir ev hanımı olmasına rağmen kışları biriktirdiği parayla yazları başka ülkelere gidiyor ve bunu tam 40 yıldır yapıyor. İbn Battuta'yı kendine imrendiren bu hanımefendiye bravo doğrusu!

***

Amerika'da kilo verme muazzam bir sektör olmasına rağmen, Amerikalılar zayıflamayı bir türlü beceremiyor. Son olarak Annals of Internal Medicine dergisi, Amerika'da meşhur olan 10 zayıflama programından birisi hariç, hiçbirinin kilo vermede başarılı olamadığını yazdı. Yani Amerikalıların zayıflamak için harcadığı milyarlarca dolar para boşa gitmi ş. Allah akıl fikir versin! Zayıflamak için bu kadar zaman ve para harcayacağına, insanların önce kilo almamak için gayret göstermesi daha anlamı bir iş olmaz mıydı ?!



--------------------------------------------------------------------------------



Konu Adresi: http://www.dervisler.net/turkrus-iliskileri-t27655.0.html



Değildir bu bana lâyık bu bende. Bana bu lutf ile ihsan nedendir?
Bu köleniz layık olmadığı halde, bunca ikramlar ve iyilikler nedendir?

Alvarlı M. Lütfî Efe . . .

Çevrimdışı 0005

  • Üye
  • **
  • İleti: 149
  • Konu: 5
  • Derviş: 18984
  • Teşekkür: 0
    • BURAKAYGUNZAFERBENLİ site daha açılmadı yapım aşamasında
Okundu: Türk-Rus İlişkileri
« Cevapla #1 : 05/06/12, 12:17 »
Teşekkürler



Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!..
                                        NECMETTİN HALİL ONAN


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Kur'an'ın Kokusu Gelecek robotların dünyası mı olacak? ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 2.156 saniyede oluşturulmuştur


Türk-Rus İlişkileri Güncelleme Tarihi: 18/10/19, 00:46 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim