Unutmadan Yaşamak .. - Semerkand Dergisi
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 2 ileti gönderildi.. Toplam : 22884 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Unutmadan Yaşamak .., konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1678 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Unutmadan Yaşamak ..}   Okunma sayısı 1678 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kusva

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 1.083
  • Konu: 379
  • Derviş: 244
  • Teşekkür: 8
Unutmadan Yaşamak ..
« : 03/09/09, 13:50 »
İnsan bu dünyada Allah’a kulluk yapmakla, ibadet etmekle mükelleftir. Kulluğun sınırlarını Cenab-ı Mevlâ’nın emir ve yasakları oluşturur. Buna göre insan, yapması gerekenleri yapmak ve yasaklananlardan da sakınmak zorundadır. Bir de Allah Tealâ’nın mübah kıldığı iş ve ameller vardır. Haram ve helal şeyler sınırları belirlerken, mübahlar ise dünyevî olsun, uhrevî olsun insana oldukça geniş bir sahada hareket imkanı sağlar. Bu vesileyle insan dünyevî ihtiyaçlarını rahatlıkla giderir ve bu noktada herhangi bir eksiklik hissetmez.

Ancak nedense insanoğlu belirlenen sınırlarla yetinmez ve haddi aşar. Zaten nefsin isteği de daima bu yöndedir ve kişi nefsin arzularına boyun eğerek kendini de sınırı aşmaya alıştırır. Fakat aklı başında olan sınırı aştığının farkına varır, bundan pişman olur ve tevbe ederek bir daha yapmamaya niyet eder. Bu yolda gayret gösterir. Nitekim bir hatalı davranıştan dönmek, vazgeçmek Allah katında mükâfat kazanmanın sebeplerindendir.

Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlunun bir vadi dolu altını olsa, bir vadi daha olmasını ister. Oysa onun midesini topraktan başka bir şey doldurmayacaktır. Ancak yine de, Allah tevbe edenlerin tevbesini kabul eder.” (Buharî, Müslim). Hadis-i şerifte buyrulduğu üzere, insanın talepleri bazen haddi aşabilir. Hata yapar. Fakat tevbe kapısı daima açıktır. Müslüman kimse Allah Tealâ’nın adaletine kayıtsız şartsız inanır ve bu yüzden samimi bir kalple tevbe eder.

İnsan, bazen bu dünyada adaletin kusursuz işlemediğini düşünür ve zalimlerin haklı, mazlumların ise haksız yerine konulduğunu görür. Ancak Cenab-ı Mevlâ, hakikatin bu dünyada sanıldığından farklı olduğunu yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’deki şu ifadeleriyle açıklamıştır:

“Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan, bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu getirir ortaya koyarız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya, 47)

İnsan bu dünyada yapmakla yükümlü olduklarını hakkıyla yapıp, mükellefiyetlerini yerine getirerek göçüp giderse ondan daha bahtiyar kimse yoktur. Çünkü imtihanı geçmiş, zor olanı başarmıştır. Aslında akl-ı selim sahibi müslüman kimse, hakikatte zor olanın kulluk yapmak ve ibadet etmek değil de, istikamet değiştirmek, yoldan sapmak olduğunu bilir.

Müslümanın istikameti müberra dinimiz İslâm’ın gösterdiği istikamet üzere olmalıdır. Dinimizin haram ve helallar konusunda sınırları bellidir. Bu sınırlar müslümanın vazgeçilmez düsturudur. Ayrıca dinimizin beşerî ilişkilerde gösterdiği titizlik, müslümanın muamele noktasında ilişkisini kolaylaştırmaktadır. Zira Fahr-i Kainât Efedimiz s.a.v.’in ifade buyurduğu gibi, dinimiz insan ahlâkını tamamlamaktadır. Bir müslüman dinin gereğini yerine getirdiği sürece hem dünyevî hem de uhrevî hususlarda sorun yaşamaz.

Müminin bu dünyaya karşı alacağı tavrı dinin emirlerine göre tayin etmesi, önemli hususlardan biridir. Bu sayede nefsin arzularının peşinde koşmaktan kurtulur ve ömrünü heba etmekten kurtarır.

Hz. Ebu Bekir r.a. vefatına yakın bir zamanda Hz. Ömer r.a.’a şu tavsiyelerde bulunmuştur: “Hak ağırdır, uygulaması zordur ama sonu hoştur. Bâtıl ise hafiftir, kolaydır ama sonu kötüdür. Şüphesiz Allah’ın emirleri zamanında ve hakkıyla yapılmalıdır. Sen insanların hepsine adaletle davransan, sadece birine zulmetsen neticede bu zulüm sana dönüp gelir. Vasiyetime uyarsan sana ölümden daha sevimli bir şey olmaz. Zaten ölüm mutlaka sana gelecek. Eğer vasiyetimi zayi edersen, yerine getirmezsen, bu sefer ölüm sana zor gelir. Fakat istesen de ölümün gelmesine engel olamazsın.”

İnsanoğlu gaflet içinde dünya hayatına dalar ve sanki dünyadan sonra bir hayat yokmuş gibi bütün yapmak istediklerini bu dünyada yapmaya çalışır. Bu da nefsin arzularına denk düşen bir davranıştır. Zaten nefsin yarını unutturmaya çalışan bir özelliği vardır. O, daima yaşadığı anın zevkiyle meşgul olmak ister, kişiye daima bunu tembihler.

Hazreti Ömer r.a. şöyle buyurmuştur: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz mizanda tartılmadan önce siz onları vicdanınızda tartınız. Allah’a arz olacağınız büyük hesap günü için kendinizi salih amellerinizle süsleyiniz. ‘Hepiniz ilâhi huzura arz olursunuz. Sizin bir şeyiniz gizli kalmaz.’ ayetini unutmayınız. Şüphesiz kendilerini dünyada muhasebe edenler için ahiret hesabı kolay olacaktır. Dünyada ölçülü yaşayan ve vazifelerini yerine getirenlerin mizandaki sevapları ağır olacaktır. Sadece gerçeğin konulacağı bir mizanın ağır gelmesi kesindir.”

Neticede, mümin kimse İslâm’ın emir ve yasaklarında sebat etmeyi amaç edinir ve hayatını böylece devam ettirir. Böyle bir hayat için bizim ilk örneğimiz Allah Rasulü s.a.v.’dir, O’nun sünnetidir. Daha sonra İslâm’ın güçlenip bütün dünyaya yayılmasında büyük hizmetleri olmuş Sahabe-i Kiram efendilerimizdir. Sonra alimlerdir, velilerdir yani Allah dostlarıdır. Allah’a varmak için, O’nun dostunu dost edinmek gerekir.

Allah dostları, dünya hayatımızda bizi doğruya, hakikate ulaştıran en doğru rehberlerdir. Mümin onların çevresinde, yolunda olduğu sürece, aslında Allah Rasulü s.a.v.’in yolundadır. Yani Allah’ın yolundadır, istikamet üzredir. Bu yolda olmak da, nihayetinde her müminin asıl maksadıdır.

Dünya hayatı geçici, fâni... Hepimiz bir gün öleceğiz. Biliyoruz ki bu dünyada imtihandayız. Bir de şükrediyoruz ki bu imtihanın farkındayız. Farkında olmayanlar da var. Onlar için üzülmek ise imanımızın gereklerinden biri. Farkında olmamızı sağlayanlar var, doğru yolda yürümemize vesile olanlar var. Ardına düşüp Hak yolunda yürüdüğümüz büyüklerimiz var.

Allah hiç kimseye pişmanlık vermesin. Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Kuvvetli mümin Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir. Bununla birlikte zayıflıkta da, güçlülükte de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah’tan yardım dile ve asla acizlik gösterme. Başına bir şey gelirse ‘Şöyle yapsaydım, böyle olurdu.’ diye hayıflanıp durma. Allah’ın takdiri bu; O, ne dilerse yapar de. Zira ‘eğer’ kelimesi, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.” (Müslim, İbn Mâce)

Bizim yapacağımız Hak yol üzere yürümek ve bu yolun sınırını aşmamaktır. Ebedi saadete kavuşmak için, bu dünyadaki geçici saadete gönül kaptırmadan, bizi ebedi pişmanlığa sevk edecek işleri terk edip, Hakk’a giden, Hakk’a varan yolda yürümektir.

Rabbimizin tevfik ve inayeti ile...
Mübarek EROL • 128. Sayı / BAŞYAZI / Semerkand

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/unutmadan-yasamak-t14540.0.html





Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Semerkand Aile Dergisi Şubat 2014 Husûmet ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.147 saniyede oluşturulmuştur


Unutmadan Yaşamak ..Güncelleme Tarihi: 16/09/19, 20:01 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim