Yeri Yurt, Toğrağı Vatan Yapanlar - Tarih Sayfalarından
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.056 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.632 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22906 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Yeri Yurt, Toğrağı Vatan Yapanlar, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1341 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Yeri Yurt, Toğrağı Vatan Yapanlar}   Okunma sayısı 1341 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Evvah

  • Murakıp
  • *****
  • İleti: 1.581
  • Konu: 470
  • Derviş: 2239
  • Teşekkür: 19
Yeri Yurt, Toğrağı Vatan Yapanlar
« : 12/03/12, 03:51 »
Nebevi yolun varisleri

Muhteşem bir ilahi nur membaı idi; O’nu dostça kucaklayan belde bereketlendi, cevherleşti, vatanlaştı. Yesrip’ti, O’nunla (sav) medenileşti; insanlığın hakikatiyle tanıştı, kucaklaştı, kaynaştı. Böylece, toprağa vatan olmayı öğretti; o artık Medine-i Münevvereydi.

Dünyasını değişti, en Yüce Dost’a kavuştu; maddeten gitti ama manen hep bizimleydi. Bir idi, bin oldu; milyonlarca çoğaldı. Manevi bataklığın dibinde buldukları, gökyüzünün yıldızları, gönüllerin muallimleriydi artık…

Muhammedi (sav) nefesle manen canlananlar, ulaşabildikleri her yeri; hidayet, fazilet, insanlık hasretindeki her diyarı ışıttı, ısıttı, Rabbinden haberdar etti.

Bazen at, eşek, deve sırtında, bazen yaya-yapıldak düştüler yollara, girecek gönül aradılar. Gönülleri sevgiye doyurdular. Muhabbet, merhamet doldu yürekler. Yaşanan yer, adaletle emin oldu, yurda dönüştü. Onlar, yaşatmak için yaşadılar…

Eğer gitmek zorunda kaldılarsa, aldıkları vergiyi iade edecek kadar dürüst davrandılar. Kul hakkı yemeyi hem günah hem de şerefsizlik bildiler. Hakka, hukuka hep riayet ettiler. Bu hususta, en yakınlarına da iltimas yapmadılar, ayrımcılığa kaymadılar, ne hak yediler, ne de yedirdiler…

Emrolundukları gibi dosdoğruydular.


Hayatı Müslümanca yaşayanlar

Onların nezdinde kulların kaidesi değil, Allah’ın hükmü geçerliydi. Kendi aleyhlerine de olsa hükme boyun eğdiler. Bu sebeple, “Şeriatın kestiği parmak acımaz!” dediler.

Almayı düşünmeden vermeyi ve Allah’ın kullarını maddi, manevi rahat ettirmeyi düşündüler. Savaşa bile barış getirdiler. Hukuku, en kanlı ve zalim düşmanlarına karşı bile işlettiler. Çünkü onlar, hayatın her anında Müslüman’dı; kızınca ölçü dışına çıkmıyor, sevince taşkınlık yapmıyorlardı. Allah’ın, en zor zamanda bile “Ey iman edenler, bir kavme olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olunuz!” (Maide; 8) emrini hiç unutmadılar.

Esas maksatları, Allah’ın rızasıydı. O razı olduktan sonra, bütün cihan karşı çıksa umurlarında olmazdı. Hakk’ın hatırı yüksekti hem de çok yüksekti… Hiç bir hatıra feda edilemeyen bu hatır için canlar feda idi… Orada hisse, hevese hiç yer yoktu. Bu inanış güzelliği yüzünden, gelişleri bayram, gidişleri hüzün oluyordu. Mesela Sırplar, onların hâkim olduğu dönemi, “devlet zamanı” diye anıyordu.

Dolayısıyla, işgal değildi yaptıkları, sadece fetihti. Fetih, açmaktı, kavrayıp kuşatmaktı, huzur vermekti. İnsanla dostlaşmaktı önce. İnsanla ve yaratılmış olanın bütünüyle dostlaşmak… “Yaratan’dan ötürü, yaratılanı severek” yeryüzünün bir parçasını daha vatanlaştırmaktı. Zira “Vatan, dostların ya da dostluğun bulunduğu yerdi.” Bu yüzden, dostluk geliştikçe, vatanın sınırları da genişledi.


Çanakkale Örneği

Bu dünyada toprağı kanıyla sulayarak vatan yapanların asıl vatanları, Cennet’tir. Buradaki vatanın önemi, asıl vatanı kazanmaya yarayacak yer olmasında… Bu yüzden, doğduğu yerde dinini yaşayamayan, hicret etmiş ve imanına hürriyet verecek, mekân arayışına girmiştir. Yine bu yüzden, vatanına göz dikene, var gücüyle direnmiş, dayanmış, canla, başla karşı koymuş; “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” inancıyla şahlanmıştır.

Dostça yanaşıp yaklaşana da kalbini ve vatanını açmış, böylece bütün dünyaya, bir arada yaşama dersi vermiştir. İspanya’dan kovulan ve ölümden kurtulan Yahudileri vatanında iskân eden Osmanlı, bu gerçeğin en bilinen misalidir.

O muhteşem misal, Çanakkale’de esir aldığı düşmana esir değil, hatırlı misafir muamelesi yapıyordu. Oysaki savaştığı düşman, esirini yakıyordu, diri… Ne fark vardı aralarında? Düşmanlarını bile hayran bırakan bu Osmanlı asaletinin temelinde ne vardı? Bu büyük insanlığın dayandığı kaynak ne idi sahi?


Kur’an’ın gösterdiği hedefte yürüdüler

Şüphesiz ki Kur’an, satırlardaki ve sadırlardaki haliyle… Kitap olarak ve canlı uygulaması olan Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem olarak… Bu güzelliği sağlıyordu. Asıl fark İslam’dı. Milletimizin, Türk’ü ile Kürdü ile Çerkez’i, Laz’ı, Boşnak’ı, Alevi’si, Sünni’si ile bütün mefahiri, İslam’dan kaynaklandı.

Kur’an bir hedef gösterdi Müslüman’a: Yeryüzü salihlerin, iyilerin hâkimiyetinde bulunmalı, böylece insanlık imtihanı başarıya ulaşmalıydı… Yüce Yaratıcının müstesna bir eseri olan dünya, kötülerin, şerirlerin cirit alanı olmamalıydı… Bu yüzden, yeryüzünün bütününden kendini sorumlu tutan bir anlayışla, mümin hayatlar vakfedildi iyiliğe, güzelliğe, dürüstlüğe…

Vakıflar kuruldu, vakıf insanlar yetişti… Kendini aşan, varlığını hayra, hizmete adayan… Zaten, Rabbin emri de böyleydi: “İçinizden iyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk çıksın!” (Âl-î İmrân; 104)

Ve çıktılar. Yollara düştüler nur kervanı olarak, köşe bucak… 40 yılda üç kıtaya ulaştılar: Ne Çin kaldı, ne Kuzey Afrika… 115 bin Sahabeden, ancak 15 bin kadarı Mekke’de, Medine’de, yani memleketinde medfundu, gerisi ise yedi iklim dört bucakta. Çünkü onlar ve onları izleyenler, ekmek aş, araç, imkân, mal mülk, çoluk çocuk düşünmedi o aşkla. Madde değil, maneviyat öncelendi. Her iştiyakın üstündeydi Allah ve Rasulullah muhabbeti…

Asıl yurt cennetti. Dünyayı verip cenneti alma sevdalılarıydı onlar. Bu yüzden, hiç bir engel, zorluk, yokluk duramadı önlerinde…

Ölümden korkmayan bu Hak âşıklarını kim, nasıl durdurabilirdi ki? Ehl-i dünyanın binine bedeldi her biri. Yan yana geldiler mi aynı iman çizgisinde, ikisi en az 11 ederdi. Kan kardeşi olanlardan daha çok kardeşleşmişlerdi. Allah’ın varlığında varlık, birliğinde de birlik bulmuşlardı. Bu yüzden daima iri, diri ve yiğittiler; yenilmezlerdi…


Kim onlar?

Onlar, Hz. Saad bin Ebi Vakkas olup İran’ı nurlandırdılar.
Hz. Ukkaşe olup Maraş’ta bulundular, Hz. Malik bin Eşter’le birlikte…
Hz. Halid bin Velid olup Diyarbakır fethinde şahlandılar.
Hz. Halid Ebu Eyyub el-Ensari olup Kostantiniyye surları önünde Tevhidi temsil ettiler.
Hala Sultan olup İslam’ın ilk deniz seferinde, Kıbrıs’ta şehit oldular.

Cansız, yılgın ve ezgin dünyaya bir ruh getirdiler, hayatlandırdılar, insanlık onlarla yaşama sevincini tattı, mutluluğu öğrendi.

Kuzey Afrika yetmedi Ukbe bin Nafi’ye. Sürdü atını göğsüne kadar Atlas Okyanusu’na ve: “Ya Rab! Eğer önüme bu uçsuz bucaksız deniz çıkmasaydı, Senin adını ötelere, daha uzaklara da götürürdüm” diye hayıflandı.

Tarık bin Ziyad ise İspanya sahiline çıkınca bir avuç mücahitle, gemilerini yaktırdı ve askerini zafere kilitledi: “Önünüzde deniz gibi bir düşman, arkanızda da düşman gibi bir deniz var. Tek dostunuz, Allah-u Zülcelâl! Cihadın hakkını verip Allah’ın adını bu diyarda yükselteceğiz ve burasını yurt edineceğiz ya da arkamızdaki denizde zelilane boğulacağız. Seçim size ait…”


Manen de kahramandılar

Maddi cihad, maneviyatla desteklenerek zafere ulaştı, gönüllere yerleşti ve kalıcı oldu. Endülüs, sekiz asır bir ilim ve irfan merkezi oldu, Avrupa’nın seçkinleri, Endülüs mekteplerinde tahsil yapmakla övündü.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul’a girerken, “Bu fetihte, dualarımızın tesirini unutma” diyen Mollaya, kılıcını göstererek, “Sen de bunun hakkını unutma!” demiştir.

Yesevi dervişleri, hem ‘alp’ hem de ‘eren’ idiler. Bu derviş gaziler, maddi ve manevi kahraman olmayı kendilerinde birleştirerek, din ile dünya işlerinin ayrı ve bambaşka şeyler olmadığını da ispatladılar. Dolayısıyla, 63 yaşından sonra dergâhının altında gün yüzü görmeden yaşamayı seçen ve Efendimizden daha fazla yeryüzünde kalmak istemediğini gösteren Şeyh Ahmed Yesevi Hazretlerine layık oldular.

Bu imanın âşığı olan veli padişahlarımız vardır bizim, ll. Bayazıt gibi, Sultan ll. Abdülhamid Han gibi… Evliya paşalarımız vardır. Gösterdiler ki, manevi makam ile maddi rütbe birbirinden büsbütün ayrı ve bambaşka değildir. Bundan dolayı, manevi makam sahipleriyle maddi makamlar arasında uyum, anlaşma ve destek vardır. Her saltanat sahibinin arkasında, onu tutan ve koruyan bir manevi sultan vardır. Manevi destek çekildiğinde, maddi saltanat asla ayakta duramamıştır.
    
Bundan dolayı, maddi sultanlar, manevi iktidar sahiplerine hep imrenmişler, özenmişler ve daima onların dualarını, yardımlarını almak istemişlerdir.

Bizde paşa gibi şeyhler, şeyh gibi paşalar vardır. Yeniçeri ocağının şeyhi, Hacı Bektaşi Veli idi… Merkez Efendi de “Ordu Şeyhi” diye anılırdı. Beşiktaş’taki Yahya Efendi’yi selamlardı top atışlarıyla denizcilerimiz her sefere çıkışta…

Sakalsız ve namazsız paşamız yok gibiydi. Cami yaptırmayan ya da bir hayır eseri bırakmayanı da olmazdı. Allah’ın mülkünde, Allah’ın adını yüceltmek aşktı onlarda… Gerisi teferruattı.

Sonuç olarak ortaya vatan çıktı. İslam’ın hür olarak yaşandığı o memleketlerde, insan olabilen herkese yer vardı. Çünkü Müslüman’ın gözünde, insanlık dünyası, Allah’ın bir emanetiydi.

Şimdi, manevi cihad zamanı… Zira ilim ve sevgi kılıcı, hiç bir silahın yapamadığını yapıyor; kalpleri ve kafaları kazanıyor. Kafalar ve kalpler Müslüman oldukça, toprak vatanlaşıyor, yer yurtlaşıyor.

İslam; maya, öz, katalizör, kaynaştırıcı temel unsur, manevi harç… İslamsız birlik, dirlik, dirilik asla mümkün değil!



Vehbi Vakkasoğlu    

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/yeri-yurt-togragi-vatan-yapanlar-t30120.0.html



Bir Aaahhh olmalı şimdi.. alıp Sana gelmeliyim...


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Dokunma! “Yedinci İmam” Mûsâ Kâzım ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 1.35 saniyede oluşturulmuştur


Yeri Yurt, Toğrağı Vatan YapanlarGüncelleme Tarihi: 14/11/19, 14:11 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim