Yiğit meydanda belli olur - İslami İçerikli Yazılar
Dervişler.Net Anasayfa

Forumda toplam 25.033 konu paylaşıldı... Bu konulara toplam 145.572 yorum yapıldı. Bugün 0 konu ve 0 ileti gönderildi.. Toplam : 22886 üyeli aileyiz.
Dervişler Mekanında, Yiğit meydanda belli olur, konusunu okuyorsunuz... Bu konu 1900 defa okundu.İsim benzeri konuları sayfanın altından takip edebilirsiniz.
Hayırlı paylaşımlar diliyoruz. Aradığınız konuyu bulamadıysanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. Yazı alıntılarında kaynak(www.dervisler.net) gösterilmesi rica olunur.

Dervişler Mekanında paylaşılan en güzel konu:{Yiğit meydanda belli olur}   Okunma sayısı 1900 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı mavi

  • Dervişkolik
  • *****
  • İleti: 2.494
  • Konu: 741
  • Derviş: 86
  • Teşekkür: 18
Yiğit meydanda belli olur
« : 07/07/08, 02:33 »


“Yiğit meydanda belli olur” diye bir atasözümüz var.
Doğrudur, ciddi bir sınamadan geçmeyince
ne yiğitlik anlaşılır ne de karakterimiz, hakiki madenimiz.

Kişinin Rabbiyle irtibatı da böyledir,
zor zamanlarda kalbimizden ne geçiyor, ona bakmak lazım.

Düşmanlar evini sardı, canını istiyorlardı, O dua ediyordu.
Mızraklarını kapıya doğrultmuş, sabahı bekliyorlardı, O Yasin suresini okuyordu.
Sonra yüzlerine toprak atarak aralarından geçip gidiyor, Sevr dağına çıkıyordu.
Düşmanlar her tarafı köşe bucak arayarak mağaranın önüne kadar sokuluyorlardı.
O, sadık arkadaşına “Üzülme A llah bizimle beraber.” diyordu.
Düşmanları başına ödüller koyuyordu;
O, arkadaşıyla birlikte Medine’ye doğru yol alıyordu.

Rasul-i Ekrem s.a.v., peygamberliği süresince çok zorluklar çekmişti.
 Ama hicret günleri belki de en zor günleriydi.
Hicret geceleri de en tehlikeli geceleri.

Asırlar sonra okurken bizi bile endişelendiren o hicret gecelerini
Rasul-i Ekrem s.a.v. nasıl geçiriyordu? Ne yapıyordu?

Önce şunu bilmek lazım: Efendimiz s.a.v., bütün imkansızlıklara rağmen
gerekli bütün tedbirleri alıyordu. Şartların gerektirdiği istihbaratı yapıyor,
güvenilir bir rehber buluyor, develeri ve yol azığını düşmanlara hissettirmeyecek
şekilde hazırlatıyor ve öylece yola çıkıyordu.

O bir insandı. Gelmiş geçmiş en özel insan. Alemlerin Rabbi’ne kulluğu
en üst seviyede ve her an yaşayan bir insan…

En zor şartlar altında bile imkanların elverdiği tedbirleri alırken,
insanlara kulluğu öğretmekle görevli bir insan; Yüce Yaradan’ın elçisi…

Her zerrenin her an Yaradan’ın elinde olduğunu, hiçbir şeyin
kendi kendine meydana gelmediği anlaşılmalıydı.
Yaradan’ın her an bizimle beraber olduğunu,
her nefesimizi ciğerimize indirenin O olduğunu hissetmemiz gerekiyordu.
Kâinattaki asıl hakikat işte buydu.

İnsanı insan yapacak, yaratılmışların en üstünü kılacak olan düşünce,
bu hakikati anlamak ve bu anlayışı her nefeste idrak etme çabasında yatıyordu.
İnsanın yaradılış sebebi ve hedefi zaten bu değil miydi?

A llah Rasulü s.a.v. bunun için gönderilmişti.
O halde bütün bu zorluklar işte bunun için yaşanıyordu.

İşte O, hayatının her safhasında olduğu gibi Sevr dağındaki mağarada da,
Medine yolunda da bu hakikati teneffüs ediyordu.

Yüce A llah’ın varlığını ve her an beraberinde bulunduğunu ruhuyla duyuyordu.
O’nun şefkatini, adaletini, hükümranlığını en üst seviyede idrak ederek
 yüce huzura duruyordu. Uzun uzun kıyamlarla, gözyaşlarıyla yıkanan secdelerle,
dua ve niyazlarla…

Beş vakit O’nunla görüşüyordu. Kuşluk namazında yalvarıyordu,
gecenin derinliklerinde teheccüd namazıyla dostluğuna sığınıyordu.

Bizim için en önemlisi, Rasul-i Ekrem s.a.v. ruhun dirilişinin tek yolu
olduğunu yaşayarak gösteriyor ve çarenin de kendi örneklediği gibi yaşamaya
çalışmaktan geçtiğini insanlığa öğretiyordu.

Bu ruh diriliğinin oluşabilmesi ve devamlı korunabilmesi için,
iman etmenin yanında çaba göstermek, imanı işlerle, eylemle ortaya koymak
ilâhi bir kanun. İşte hayatıyla bunu insanlığa anlatıyordu.
Gönlünde, gözünde, dilinde hep A llah vardı.
Gündüzü ve gecesi, A llah’ın zikriyle, fikriyle apaydınlık idi.

Rivayet edildiğine göre, büyük velilerden İbrahim Gülşenî Hazretleri irşada
başladığı ilk yıllarda İran’da bulunmaktadır. Şah İsmail’in ordusu şehri kuşatır.
Gülşenî Hazretleri oradan ayrılıp Mısır’a gitmek için ciddi gayret sarf eder
ama maalesef iş işten geçmiştir. Şiî propagandasının önünde bir engel olarak
görüldüğü için Şah İsmail tarafından zindana atılır.
Ertesi gün de idam edilecektir. Yapılacak hiçbir şey kalmamıştır.

Kapıda bulunan gardiyan hayretler içindedir. Ertesi gün idam edileceğini bilen bu mahkûm,sanki hiçbir şey yokmuş gibi abdestini alıyor ve huzur içinde namaz kılıp
ibadet ediyor.Ne küçük bir panik, ne bir şikayet…

Gardiyan merakını yenemeyip Gülşenî Hazretlerine bu halini soruyor.
O da A llah’ın her an ve her yerde hazır olduğunu,
her şeyin O’na ait olduğunu hatırlatıyor, A llah neyi takdir buyurmuşsa
onun meydana geleceğini anlatıyor.
Gardiyan bu sözlerden etkilenip Gülşenî Hazretlerine intisap ediyor
ve zindandan kaçmasını sağlıyor.
Daha sonra Gülşenî Hazretleri Mısır’a yerleşiyor
ve uzun yıllar insanlara hizmet ediyor.

Biz de zorluklar yaşıyoruz.
Hangimizin bir an önce bitse dediği, kendini çaresiz hissettiği zamanlar olmaz ki…

Mesela çocuğumuz ateşlenir, sabaha kadar acilde beklemek zorunda kalabiliriz.
Sene sonu hesaplar sıkışır, birkaç geceyi işyerinde geçirmek zorunda olabiliriz.
Bir sebeple uzun süre sıcak yuvamızdan ayrı düşebiliriz.

Bütün bunlar, ne Efendimiz s.a.v.’in karşılaşmış olduğu zorlukların en küçüğü ile
mukayese edilebilir, ne de yarın infaz edilecek bir idam mahkûmunun haliyle.
Oysa geçici sıkıntılar bizi ne hale getiriyor?
 Bize şahdamarımızdan yakın Rabbimizle irtibatımıza,
 münasebetimiz hangi etkiyi yapıyor?

Yüce Mevlâ her zaman ve halde zikredilmesini, hatırlanmasını istiyor.
Kullarını kâinatın en büyük hakikatı karşısında sürekli çaba içerisinde olmaya
teşvik ediyor.

Mademki Yüce Mevlâ, her an bizimledir, şahdamarımızdan daha yakındır,
bizim de elimizden geldiği kadar bu yakınlığı hissederek, zaten O’nun mülkünde olduğumuzu hatırlayarak yaşamamız gerekiyor.
Yüce A llah’ın yeryüzüne koyduğu sebep sonuç ilişkisini ihmal etmeden,
elden ne geliyorsa tedbire gevşeklik göstermeden…

Alemlerin Rabbi ile bu sürekli ve yoğun irtibat hali çok değerlidir.
Onu elde edebilmek için başta farz ibadetlerimiz olmak üzere dinimizin emir
ve yasaklarına titizlik göstermeli, vird edindiğimiz O’nun güzel isimlerini
bol bol tekrar etmeliyiz.

Ve bütün ibadetlerimizi, hatta zikirlerimizi
şöyle bir niyet terazisinden geçirmeliyiz:

“Rabbim, sensin benim maksadım.
 Ve senin razı olmandır tek aradığım.”

Mehmet IŞIK • Nisan 2008 

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/yigit-meydanda-belli-olur-t2509.0.html



Bulmak değil imiş bilmek, bilmek değil imiş bulmak, Evliyaya gönül vermek, rengine boyanmak imiş...

Çevrimdışı Gavsın Gülleri

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 291
  • Konu: 73
  • Derviş: 3198
  • Teşekkür: 2
Yanıt:Yiğit meydanda belli olur
« Cevapla #1 : 23/10/09, 16:48 »
Her zerrenin her an Yaradan’ın elinde olduğunu, hiçbir şeyin
kendi kendine meydana gelmediği anlaşılmalıydı.
Yaradan’ın her an bizimle beraber olduğunu,
her nefesimizi ciğerimize indirenin O olduğunu hissetmemiz gerekiyordu.
Kâinattaki asıl hakikat işte buydu.


Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  


Paylaş facebook Paylaş twitter
 

Yüreğinde "Bir Cümlelik Yerim" Var Mı? Mürşid-i Kâmil Kimdir ? ||semerkandyayin| semerkand.tv| semerkandradyo| semerkanddergisi| semerkandaile| mostar| semerkandpazarlama| sultangazi.bel.tr| sitemap| Arama Sonuçları| Dervişler Mekanı| Wap| Wap2| Wap Forum| XML| Rss| DervislerNet/Facebook | DervislerNet/Twitter | Forum İletişim| |||www.dervisler.net 0.364 saniyede oluşturulmuştur


Yiğit meydanda belli olurGüncelleme Tarihi: 22/09/19, 13:56 Dervisler.Net © 2008-2014 |Lisans(SMF) |Sitemap | Facebook | Twitter | İletişim